Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 2012 değildi madem, o zaman gerçek tarih nedir?
 Yaklaşırken... Günlüğü
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Previous Page
Author  Topic Next Topic
Page: of 4

burake
Gezgin

Turkey
0 Posts

Posted - 07/05/2017 :  12:29:57  Show Profile  Reply with Quote
3'te yaşayan ve büyük oranda 3 bilincine sahip bizlere 4'e geçiş nasıl olacak anlatmak çok zor olmalı. Bilincimizin sınırları nedeiyle. Bu yüzden belki de bu konuyu çok fazla anlamaya çalışmamalı. Şu da var: Kendimizi geliştirdikçe kendi anlayışlarımız da bize yardımcı olabilir. Bütün bilgi zaten bizde de mevcut değil mi?
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 07/05/2017 :  13:04:48  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote
Olabildiğince fazla kaynaktaki bilginin birbiriyle ortak noktalarını aramaya çalışma alışkanlığım devam ediyor. Şu da var ki, nasıl ki astrolojide yıldızların konumuna göre oluşan etkilere yüzyıllar boyu anlamlar yüklemek bu konudaki gerçekliklerin yaratılımına neden oluyorsa, kim nasıl inanırsa inanıyor olsun dini kaynaklardaki inanışlar da hatta hurafe sayılanlar da bir yere kadar gerçekliğe dönüşmeye neden olacaktır diye düşünüyorum. Çünkü spiritüel anlayış da imgelemenin ve anlam yüklemenin etkilerinden bahseden kaynaklar sunuyor. Ve bu yönde anlatımlar var.

Bu durumda hasat zamanı öncesinde bir Mehdi çıkması, nereden bakılsa yüksek bir olasılık değeri taşıyor diye düşünüyorum. Hatta kimi kaynaklarda şu an hayatta olduğundan söz ediliyor. Bu doğruysa daha yaşı küçük olabilir veya hasat zamanı için en fazla bir insan ömrü kadar uzaklıkta diye de düşünülebilir. En kısa senaryoyu kestirmek ise güç.

Başkaları için ve kendimiz için de ayrı ayrı çalışmalıyız diye düşünüyorum. Saf niyet gerçekte başkalarına hizmetse, zaten önemli olan da odur. Söz gelişi kendi üzerimde daha iyi çalışabilmek için hatalarımın ve eksiklerimin bir vesile ile bana gösterilmesini, bu konuda uyanmayı, uyandırılmayı ve farkındalık kazanmayı diliyorum. Ve aynı zamanda niyet zaten iyi olduğu ve kendini geliştirme yönünde olduğu zaman, bu farkındalığı oluşturacak deneyimlerin, zorlu deneyimler olmak yerine, gözlemlenen her şeyden ibret alabilmek ve kendi adımıza ders çıkarmak şeklinde olabileceğine inanıyorum. Ama kınamadan, yargılamadan ve kibirden/egodan uzaklaşmaya çalışarak ders çıkarabilmek önemli ve bu yöndeki idrakimizi gitgide artırabilmek önemli.


Düzenleme: Bir üstteki iletini görmeden yazmaya başladığım satırlardı ve demek ben arada oyalandığım için iletiler arasında yarım saat fark oluşmuş.
Go to Top of Page

burake
Gezgin

Turkey
0 Posts

Posted - 07/05/2017 :  22:53:33  Show Profile  Reply with Quote
Önümüzdeki salı sabahı hasatın olacağını bilseydik de farklı kaynaklardan bilgi toplamaya ve onun nasıl bir şey olacağını anlamaya çalışır mıydık? Hasatı merak ediyoruz çünkü o bize "uzak ve gizemli" birşey gibi geliyor. Birşey ne kadar "uzaksa" o kadar merak edilmiyor mu? Çok uzak olmayan bir gelecekte olduğunu düşünmeye alıştırıyorum kendimi. Merak edilecek kadar "uzak, yabancı, bilinmedik" değil gibi düşünüyorum.
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 08/05/2017 :  16:32:28  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote
Sanırım kendini geliştirmek hedefi olmasıyla da ilgili zamana dair tahmin merakı. Okunmayı bekleyen onca kitaplarım var mesela rafta beni bekleyen. Sayıları hiç eksilmiyor habire artıyor. Bunu yapmam gerekli dediğim çeşitli egzersizleri ise hep erteliyorum.

Bununla birlikte tabii ki 10 dakika sonrasını bilemiyoruz.

Yeni bilgilerle karşılaşmak da sıraya koymaya çalışılanları erteletiyor. Şu bilgi mesela benim için yeniydi. Günah diye nitelendirilebilecek her tutumumuz bedenimize varlık yerleşmesine kapı açacak enerjileri devreye sokuyor. Bu yönde bir izin çıkıyor olumsuz varlıklara. Daha sonra bunlar yine daha çok olumsuzluk yaratmak üzere bizleri tetikliyor.

Şeytanın çalışma yöntemi bu şekilde. İçsel eğilimimiz pozitif yönde değilse, sanki bir nevi bu varlıklar kontrolü ele geçirmiş gibi oluyorlar. Akıl-beden-ruh-varlık bileşimi gibi oluyoruz. Bedenin kontrolüne varlık da etki etmeye çalışıyor. Akıl ve ruhun eğilimine göre durum değişiyor.

Sanırım obsede olmak kavramı da bu durumla ilişkili. Medyumlar da bedenlerine nüfuz etmiş bu varlıkların etkilerine maruz kalıyorlar. (Bunlar benim yorumum.) Kolay etkilenenler için tavsiye etmem ancak youtube da islami yöntemle cin çıkarma videoları bu durumun yaygın olmaktan öte hayatın tamamen bir gerçeği olduğuna işaret ediyor. Adeta bedenine nüfuz etmiş varlık olmayan yok gibi diye düşünülebilir. Çünkü herkesin aklına gelmedik farklı bir noktada olumsuzluğu olabiliyor. (Belki inanç şekline göre de etkiler değişiyordur.) Sayik Erol Tangut diye youtube da aratınca çok sayıda video var ve hepsinin birden kurgusal olduğu düşünülemez. Bu tip şeylerden etkilenenler izlemese daha iyi.

Önemli olan yardımseverliğe, iyiliğe, pozitife yönelmek. Ve günah sayılan her şeyden uzaklaşmak. O zaman yerleşmiş varlıklar güçten düşüyor. Etkileri kalmıyor. Bu konudan bahsetmemin nedeni, konunun beni daha çok sorgulamaya itmiş olması. Ve bu anlamda başkaları da fayda görebilir diye düşünüyor olmam.

Üzerinde düşünülmesi gereken, çalışılması gereken yeni bilgiler çıktıkça, ne kadar zaman var acaba diye akıldan geçiyor elbet. Belki uzak, belki salı günü, belki salıdan da yakın. :)
Go to Top of Page

burake
Gezgin

Turkey
0 Posts

Posted - 09/05/2017 :  11:00:27  Show Profile  Reply with Quote
İşaretleyici geçildi. Hasata çok fazla kalmış olamaz sanıyorum. Kendimizi toparlama zamanı.
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 10/05/2017 :  19:02:47  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote

Salı gününü belki de hasat günü olarak düşündüğün zaman olarak söylemiştin.

İşaretleyiciden kastedileni biraz açamaz mısın?
Go to Top of Page

burake
Gezgin

Turkey
0 Posts

Posted - 11/05/2017 :  22:23:18  Show Profile  Reply with Quote
İşaretleyiciden kastım 2012. Yani bu zamanlara denk gelen bir hasat olmalı. Öyle düşünmüyor muyduk? Ra Bilgileri de aşağı yukarı bu zamanlara işaret etmiyor muydu? Salıyı tamamen kafadan attım. Kastım her an olabileceğiydi. Birazdan da olabilir. Evvelden hissedebileceğimizi sanmıyorum. Her an olabilir sanırım. Olmazsa da çok sıkıntı olmaz. Çünkü önemli olan sistem. Sistemle ilgili detaylar o kadar önemli değil diye düşünüyorum. Hasatın ne zaman olacağını hatta olup olmayacağını bilmek ruhsal yolculuk açısından çok da önemli değil. Gelişmek gerekli. Enerjimizi, elimizde olan her anı bu yüce ve tek gerçek hedefe ulaşmak uğruna kullanmalı. Bizi bizden başka kimse geliştiremez. Hasat bizden daha çok bizden yüksek yoğunluklarla ilgili bir kavram.
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 12/05/2017 :  01:02:00  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote

2012 sembolik bir tarihmiş diye düşünmüştük o tarih geçtikten sonra. Hasat zamanı yaklaşık 51 bin yılda olan bir döngüydü. (51'i yanlış hatırlamadım umarım.) Bu durumda yüzde yarımlık bir küsurat farkı bile varsa, 250 yıla karşılık gelir. Bunun beşte biri bile 50 yıla karşılık gelir.

Her an olabilir görüşünü de göz ardı edemeyiz. Ancak sanki bir şeyler daha tamamlanmadı gibi de düşünüyorum. Bir de üç gün gece üç gün gündüz gibi ya da güneşin batıdan doğması gibi anlatımlar vardı. Sanki böyle şeylerin olabileceği bir ön işaret yok. Dünya dışı varlıklar tarafından erteleyici bir müdahale söz konusu olabiliyor mudur diye dahi düşünüyorum. Çünkü kimi dönemlerde bir anda kolektif bilinç sıçraması oluyor ve bu hasat olacak insan sayısını artırır. Bir anda üçüncü dünya savaşının başlaması olasılığı da var. Bu büyük bir felaket de getirebilir, kolektif bir bilinç sıçraması da yaratabilir.

Senin gördüğün vizyonların ise inancını çok yakın zamana bağlamayla ilgisi de olabilir diye aklımdan geçiyor. 2012 den birkaç yıl önce de vizyonlar görenlerin bundan bahsetmesi durumunu hatırladım. Tabii ki iki dakika sonraki ani bir sürprize de açık olmalıyız her an, o da ayrı. Fakat madem 21 Aralık 2012 kesin bir tarih değildi, yanılma payının fazla olma olasılığı da az değil diye düşünülebilir. Ya da en azından ben çok olasılıklı bakmayı tercih ediyorum. Ki daha aklımıza gelmeyen kim bilir ne senaryolar olabilir.

Söz gelişi, bu döngü yazın gündüzlerin uzaması, kışın gecelerin uzaması gibi bir durum içeriyor olsa, hesabı Mayalar zamanında o dönem (bir şekilde eksik bilgilendirilmiş) insan aklıyla yapılmış olsa, çokça yanılma payı içerebilir.

"Maya takvimi hasat zamanına göre düzenlenmiştir" diye bir bilgi Ra'da geçiyor mu o da var. Belki bin yıllara varan bir hata barındırıyor. Ve biri çıkıp öyle bir bakış açısı sunabilir ki, anladığımızı ve bildiğimizi sandığımız bir konu için, baştan beri ne kadar yanlış düşündüğümüzü de fark edebiliriz.

Her ne zaman ne olacaksa, en hayırlısını dilememiz en iyisi olur. Ve yeri gelip her an her şeye hazır olarak ve her şey en olumluya varacak diye aklımızda kurarak.

Go to Top of Page

burake
Gezgin

Turkey
0 Posts

Posted - 13/05/2017 :  11:08:32  Show Profile  Reply with Quote
İnşallah hasat oluruz. Bir 25.000 sene daha beklemek var, aman Allahım.
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 13/05/2017 :  17:39:44  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote

Doğru, ana döngü 76 bin sene ve aradakiler de 25-26 bin sene gibi bir şeydi sanırım Ra'da bahsedildiği şekliyle.

Yapacağımız da zaten bilgilerimizi tazelemek, yenileri öğrenmek ve bununla birlikte kutbiyetimizi artırmak. Kafamı bir dolu şeyle çok karıştırmışım demek ve 25.000 rakamını görünce hatırladım doğru sayıyı. :)

Olsun ama her defasında daha iyi oturur taşlar yerine böylelikle.
Go to Top of Page

burake
Gezgin

Turkey
0 Posts

Posted - 28/05/2017 :  22:38:05  Show Profile  Reply with Quote
Bir süredir hasat bir çok spiritüel kaynakta yer almıyor diye düşünüyordum. Yani okuduğum kanal bilgilerinde (çeşitli melekler vs.) hep bilincin geliştiğinden bahsediliyor ama ani ve keskin bir hasat olayı yer almıyor diye düşünüyordum. Sonra tek tanrılı dinlerde geçen kıyamet kavramını hatırladım. O güne kadar yaşamış herkesin orada olacağı bir "diriliş" gününden bahsediyorlar. Bir hesaplaşma (aslında muhtemelen RA'nın dediği gibi bir ölçüm) günü. Bu da hasat olmalı dedim kendi kendime.
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 30/05/2017 :  12:49:08  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote

Farklı kaynakların birbirine benzer bilgileri kendi yorumlarıyla sunmaları çokça zamandır ilgimi çeken bir konu. Mesela tasavvuftaki Vahdet-i Vücut kavramı neredeyse tam olarak Bir Felsefesi ile aynı şeye karşılık geliyor. Ancak hiç bir kaynağı kusursuz tek bilgi verici olarak kabul etmemeliyiz diye düşünüyorum. Çünkü kaynaklar da gelişim sürecinde. Ve varoluştaki her şey yaratıcı bilinç tarafından evrimleştiriliyor. Bu fikrimi destekleyen yine Ra'nın cümlesi. Dördüncü yoğunluğa geçişte gezegenin 4b varlıklarının evrimleşme sürecine gireceğinden bahsediyor. Yani Darwinin Evrim Teorisi gibi kendiliğinden evrimleşme değil ama yaratılım müdahalesi ile yürütülen bir evrimleşme süreci var. Ve mutlaka ki bu müdahaleler uzun vadede bir çok konuda var. İşte bu sebeple Kryon'un bilgisini de harmanlamaya çalıştığımda, şu olasılığı kafamda tamamen yok sayamıyorum. Belki de bir müdahale ile yumuşak geçiş süreci tasarlandı. Elbette bu sadece yorum.

Gelişime açık olmaya çalışan bir zihin olasılıklara da açık olmalıdır. Tek bir gerçekliğe bağlı kalan bir inanç tarzı insanın ufkunu kapatır. Nasıldı MS 2150 'deki o cümle? Aklımda kaldığı kadarıyla söyleyeyim: "Bir zihnin gelişkinliği, kabul edilemez olanı kabul edebilmesiyle ölçülür." Bu durumda minik olasılıkları da her zaman göz önünde tutmalıyız. Ama şu durum elbette ki geçerli. Biri hasat (ya da kıyamet) senaryosuna %99 olasılık verir ve %1 başka senaryolar için ayırır. Bir başkası ise kıyamet senaryosu bana göre %30 olabilirlik taşıyor ve geriye de şu senaryolar ve hiç aklıma bile gelmeyenler olabilir der.

Her konuya siyah ya da beyaz şeklinde bakma eğiliminde olanlar ise kolaycılığa kaçıp her şeyi zaten çözmüş olduğuna inanır. Ama yanılabilir.

Maddi dünya dahi bunca yanıltmacalıyken, ne olduğunu tam açıklayamadığımız vizyonlar, rüyalar, bilgi kaynakları vs gibi hiç bir şeye kesin inanç bağlamamalıyız. Ben kendi adıma, gözümle gördüğümde dahi yanılma payı bırakmayı bilinçli seçim olarak benimsiyorum. Evet çok ufak bir olasılık ama belki aklıma gelmeyen bir açıklaması vardır. Emin olduğumuzu düşünmek, uzun süre bizi yanlış bir yola sokabilir.
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 15/06/2017 :  05:20:28  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote
Hasat dönemine ya da kıyamete inanmak bir kabul müdür yoksa irademizi bir senaryoya teslim etmiş olmak mı? Ra Bilgilerinde tam olarak nasıl geçiyordu bilmiyorum ama söz konusu 26 bin yıllık döngü diye bir şey varsa bu acaba bir öncekinde dünya üzerinde ne gibi izler bıraktı diye araştırmak gerekiyor ancak araştırmayı da tarafsız kimselerin yapması gerekiyor. Araştırıcı eğer tarafsız olmazsa, sonuç Darwin'in evrim teorisine inananların ürettikleri kanıtlar gibi olur. Karşıt fikre de hemen bakmalıyız bu durumda. Yaratılıma kanıt nedir? Örneğin düşünüyorum, sayamayacağımız kadar çok atom çekirdeğinin etrafında hiç yorulmadan dönen elektronlardan başlayabiliriz örnek vermeye. Bu bir büyük patlamayla açıklanamaz. Çünkü patlamalar yapıcı değil, yıkıcıdır. Yapıcı bir patlama ancak yüksek bir bilincin etkisiyle birlikte açıklanabilir. Hücrelerin oluşumu da açıklanamaz. Eşeyli üremeye geçiş yine yaratılımsız açıklanamaz. Tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavukdan desek, daha horozu dahi hiç hesaba katmamış oluruz. Biz günümüz teknolojisiyle hala bunların hiç birini oluşturamıyorsak, yaratılımı ister istemez kabul etmek zorundayız.

Çift taraflı bakış açısı konusuna neden bu örnekle girdim? Peşin olarak inancımızı bir şeye bağlarsak ve kanıtları bundan sonra ararsak, kendimizi ikna edecek bir şeyleri mutlaka beynimizle sürekli üretiriz. Sonra da bunları hep kanıt sanırız. Mantıklı görünen aslında aklımızı yanıltmış da olabilir. Sorgudan hiç vazgeçmemek bizi bir yanlışa saplı kalmaktan korur. Ve bu biraz daha zorlu bir yol kesinlikle.

Yanılma paylarını akıldan çıkarmadan ve inancı bağlamadan, kabul kavramını da yeterince geliştirebilmek. Zorluk bu. Peki kabul neye kabul? Oldukça kapsamlı bir konu. Örneğin değiştirilemeyeceği kesin görünene kabul. Ya da ortadaki mevcut durumu kabul. Ama değiştirilmesi mümkün bir olumsuzluğa karşı -pozitif kalmayı da olabildiğince başararak- etkide bulunmaya emek vermek elbette gerekli. Pozitif yönde değişmesi, ileride mümkün olabilecek bir şeyin tohumlarını şimdiden atmaya başlamak da yine gerekli. Çünkü pozitif yönde emek vermek bir (-başkalarına- ve bütüne) hizmettir.

Kabul; aynı zamanda koskoca evrende bir toz zerresi kadar olduğumuza kabul. Diğer taraftan O'ndan ve O'na dahil bir parça olmamız sebebiyle, O'nun tüm gücünü de barındıran bir potansiyele sahip olduğumuzun bilincine varmaya ve işte bu iki durumun olabildiğince dengesini sağlamamız gerektiği algısına ulaşmamız ve bütünle gerçekte bir olduğumuzun idrakine kabul.

İnsan beyni o denli güçlü potansiyellere sahip ki, biz bilgisayar algoritması mantığı gibi kurallara bağlı olmak zorunda değiliz. Bilincimizi sürekli geliştirmek bu sebeple önemli. Sahip olduğumuz potansiyeli kullanabilmesini öğrenmeliyiz gitgide.

Evrimleşme denilen olgu, yaratılımın üzerine sanki versiyon atmak gibi çalışıyor olmalı. Böyle anlamalıyız konuyu. Ve şu da var. Eğer süreç aynı zamanda bir etki dalgası trendi gibi çalışıyorsa, dünyanın son yüzyılda kaydettiği teknolojik ve bilimsel gelişimi de buna bağlıdır belki. Eğer bu bir etki dalgasıysa, ve 26 bin yıllık döngü varsa, (mevcut dalga etkisinde) o da bir versiyon almış olabilir mi? Hasata inanıyoruz ve evrimleşmeye inanıyoruz da toplu etki varsayımına mı inanmayacağız? Elbette sadece varsayım hepsi. Ama yarın güneş tersten doğacak olsa, biz tabii ki kabulümüzü şu an çoktan gerçekleştirmiş olmalıyız. Öte yandan da, bu eğer üzerinde etki oluşturulabilir bir döngüyse, sonraki ana döngülerin yeni versiyonları için fikir tohumlarını atmak yine pozitif yönde bir hizmettir.

Kaldı ki aklımıza gelmeyen olasılıklar da yok mu? Vardır, hem de sayısızca. Ama akla gelebilecekten bahsedeyim. Kıyamet senaryosunun tamamen bir evren efsanesi olması varsayımı. Belki öyle bir negatif safsata ortaya atıldı ki zamanın birinde, şakacı negatifler her türlü kanal mesajlarına dahi bu yönde etki yapmanın açıklarını sonuna kadar değerlendirdiler. Varsayımlar üretmenin sonu yok. Fakat mantığımızın yanılabileceği noktalarda, kör inançlı olmamalıyız. Çünkü beynimiz de bize oyunlar oynuyor. İnanç olunca huzurlu ve güvende hissettiği için, tutunacak dal arıyor. Burada imansız olmayı kastetmiyorum.

Son varsayıma dair konuyu başka yönüyle düşünelim. Eğer kıyamet zamanı ya da hasat zamanı konusu geçmişte uydurulan bir evren efsanesi idiyse, bunca zamanın inanmışlığı bu gerçekliği yaratabilir mi? Çok güçlü tezahürlerin oluşması için öncelikle çok güçlü bir bilinç etkisi gerekir diye yorumluyorum bunu. Bir diğer yönü ise, imgeleme ile oluşacak tezahürlerin, gelecekten geçmişe olacak şekilde imgelenerek yaratılması mümkün, mevcut bilgilere göre. "Ol" diyerek olduracak bilinç düzeyinin durumu tabii yine farklı. Yani, ileride şöyle bir şeyler olacak şeklinde bir inanış, çeşitli etkiler yaratabilir ancak bu denli güçlü bir tezahürü gerçekleştirmek için çölde kum tanesi kalır.

İmanlı olma konusuna gelirsek de, iman öyle 'imanın şartı altıdır' diyerek geçiştirilebilecek kadar basit değil. Aslında diyebiliriz ki, 'imanın şartı tektir ve iman tahtası sağlam olmaktır'. Bu öyle tarifle falan mümkün olan bir şey değil. "Bir'in ve evrenin gücüne inanmak ve mutlak kabul göstermektir" diye de açıklanabilir iman. Çünkü 'iman tahtası sağlam olmak' yaklaşık olarak bunu kastediyor.

Beynim ya da mantığım sanırım oyun oynuyor ve şunu da düşünüyorum: "Eğer Ra Bilgileri tamamen doğruysa ve içine hiç negatif etki karışmamışsa, bana onca farkındalık kazandıran Ra'ya bir nevi saygısızlık mı ya da vefasızlık mı ediyorum. Bir anlamda kabul kavramıyla da mı çelişiyorum?" Neyse ki çok açılı bakma huyum karşıt yanıtları üretiyor: "Ra zaten irademizi özgür bırakmıyor muydu? Kendine bağlı kılacak bir köleleştirme faaliyeti içerisinde miydi? Amacı zaten bize farkındalık kazandırmak, sorgulamamızı sağlamak değil miydi? Sorgulamak zaten bizi geliştirmiyor mu? Ra zaten körü körüne teslimiyeti değil de sorgulayarak ve hazmederek ve aklımızı da kullanarak gelişmemizi istemez miydi?"

Daha pek çok yanıt verilebilir. İnancını bağlamamış araştırmacı konusuna geri dönebilmek için ne çok farklı düşünce aktarmak gerekti. Evet, biz kendi yorumumuzla Maya takvimini Ra'nın hasat zamanı anlatımına esas aldık. Ama belki de diyelim bin yıla kadar hatta daha fazla fark vardır ikisi arasında. En son gerçekleşmiş olan ara hasat ya da ana hasat dönemlerine dair dünya tarihinde izler var mı? Söz gelişi Mu kıtası M.Ö. 12 bin yılında yok olmuş. Yani günümüzden 14 bin yıl önce. Bu en son ara hasat zamanı olacak olsa, daha önümüzde 12 bin yıl var diye düşünmek gerekirdi. Daha öncelerinde dünya tarihinde büyük vakalar var mı bilmiyorum. Varsa bilmek isterdim ancak yine de bunu bir kesin kanıt olarak göremezdik. Ra Bilgilerinde belki ilgili ayrıntılar vardır ancak aklımda yok.

Bir ayrıntıya daha değinmek istiyorum. Ramtha da bir kitabında insanlara denizlerden yüksek yerlerde, enerji gereksinimi ve yaşam gereksinimleri sağlanmış korunaklı barınaklar inşa edilmesini öneriyordu. Ve bu da yakın zamana dair bir beklenti algısı yaratıyordu. Ama bunu (bu konuda) algıda seçicilik mi acaba diye de düşünebiliriz. Belki de sebebi farklı bir olumsuzluk içindir.

Bir konudan daha önce bahsetmiştim ve yine söylemek istiyorum. Günler sanki çocukluğumuza göre daha çabuk geçiyor. Bir anda akşam oluyor bir anda sabah. Çocukken sanki sabahtan öğleye kadarki arada dolu dolu bir zaman vardı. Öğlenden akşama kadar ise yine upuzun saatler vardı. Şu an zaman iyice hızlandı ya da belki teknoloji öyle gelişti ki, sıkılmaya fırsat bulamıyoruz. Su gibi akıp gidiyor zaman. Bu durum daha da mı hızlanacak acaba gitgide? Bu da bir alamet midir? Ve şu olasılık da söz konusu. Zaman hızlandı konusunu iki kişi burada yazılı şekilde onaylayacak olsa, hemen bir grup normu oluşur. Okuyan kişilerden kafasında her onay veren kafasında senaryonun biletini keser. Kıyamet günü geldi der. Ve belki de bu doğru bir tespittir. Belki de "sıkılmaya fırsat bulamıyoruz" tezi doğrudur. :) Belki de bizi önümüzde, zamanın ivmeli bir hızlanması süreci bekliyordur. Bir anda öyle hızlanırız ki, bir bakarız güneş tersten doğar. Ya da anlayamadığımız şekilde üç gün gece olur. Veya bir bakmışız sabah olmuş uyanmışız. Bunlar sadece bilinçaltımızın eseri olan bir rüyaymış hep. Dışarıda yine kuş cıvıltıları ve güneş ışığı varmış her zamanki gibi. :)

Sakin kafayla aklımda birikenlerden bahsetmek istedim. Çünkü bir başkası bir ayrıntıya dair farklı bir pencere açabilir. Ya da kendi bakış açısını paylaşabilir. Veya bize ışık tutacak bilgileri olabilir.

Go to Top of Page
Page: of 4  Topic Next Topic  
Previous Page
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.08 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits