Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Konulu Sohbet ve Paylaşım ile Forum Gündemi
 Yargı/yargılamak ve Özgür İrade
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Previous Page
Author  Topic Next Topic
Page: of 3

secretdream
Akik

12 Posts

Posted - 31/07/2010 :  12:59:58  Show Profile  Visit secretdream's Homepage  Reply with Quote
Oe;
Gerçek,kendisinden pek bahsedilebilir bir alan değil ama deneyimlenebilir bir alan bana göre.BİR i,zihnin ötesini,deneyimleyebiliriz ama bunlardan bahsedince,deneyimlediğimizi birebir anlatmamız mümkün olmaz.
quote:
oe;
İlişkileri belirsiz değil aslında. Belki zıt denebilir. Gerçek 'teklik' üzerine, oyun ise 'çokluk' üzerine.

Bence ilişkileri zıt değil…sadece zıt olduğuna dair sanılarımız var. Yani oyunda da,asıl kural teklik ama teklik değil de çokluk olduğuna dair yanılsamalarımız var.
Her şeyin bir olduğu noktasına akıl aracılığıyla geldik diyorsun ama akıl bunu akıl edebilmek için “oyun”u kullandı… yani akıl akıl,hiç yoktan BİR liğe ulaşmadı ,ulaşamaz. Aklın eleştirilmesi,onun “kör” oluşuyla ilgilidir. Akıl yol göstermez ama bulunmuş bir yolu tekrar edebilir. Akıla,rehber /yol gösterici fonksiyonunun verilmesi eleştirilmektedir akıl eleştirilerinde.
Aklın birleştirici olduğunu düşünmediğimi tekrar belirteyim. Aslında bu konuda daha önce konuşmuştuk,o yüzden pek fazla bir şey demek istemiyorum.
Senin yaptığın yoruma katılan Qaanın şöyle bir cümlesi var:
quote:
qaan;
Ama içinde yaşadığımız 3. yoğunluk gerçekliği içindeyiz ve bu gerçekliğin kurallarına tabi olduğumuzu da unutmamalıyız. Yani şu an 3. yoğunluk bedenli bir insanız. Sahip olduğumuz bilgilerle içinde bulunduğumuz gerçekliği karıştırmamamız ve bunun ayırdında olarak konuşup anlamamız gerektiği konusunda katılıyorum.

Aslında tam olarak bu bakış açısına katılmıyorum.
Yani böyle bir şey nasıl mümkün olabilir? 3. Yoğunlukta yaşayıp 3. Yoğunluğa ait olmayan bilgiler edinebiliyoruz,gibi bir sonuç çıkıyor buradan… bence bu mümkün değil…ya da nasıl mümkün olabileceğini bir türlü bulamıyorum…
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 31/07/2010 :  13:32:47  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Hepinize emeğiniz için minnettarım ve okudukça kitaplarımı yeniden karıştırdım,düşündüm ve oe,sözlerini tamamlamanı bekledim. Sarıya dair yazmamamın nedeni de buydu.

Çünkü sarı bir 'varlık' değil, 'durum' diye konuşmuştuk.
Yani bir varlık sarı olmaya zorlanmış değil.
'Sarı olmak' diye bir durum var, ve hiçbir varlık sarı olmasa da bu 'potansiyel durum' bir olasılık olarak durmaya devam eder, sonsuzluğun içinde.


Hiçbir varlığın sarı olma durumuna zorlanmadığına eminim çünkü zaten tek bir varlık var ise eğer,bu varlığın sarıyı seçmesine,"kendini sarı olmaya zorluyor"diyemem. Her ne kadar oyun içinde ayrı bir varlık olduğumuz zannı olsa bile,olanı anlayabilmek için(en azından benim anlayabilmem için-tam anlamıyla anlayamasamda)bir'in bakış açısıyla bakıyorum çünkü aksi halde taşlar yerine oturmuyor.

Sarı bir potansiyel olarak var evet ama sarının seçilmiş hali de sonsuzlukta olmalı. Ama anladığım kadarıyla söylemek istediğin şey,sonsuzlukta hiçbirşeyin kesin olmadığı. Herşey değiştirilebilir gibi.

Özgür irade ne kadar özgür,başlığındaki gibi birşey sanırım.

Mesela ben kendimi bildim bileli siyahı ve yeşili severim ama sarı,pembe, turuncu renklerini çok itici bulurum. Annem o kadar bıkmış ki siyah giyinmemden,bana renkli üstelik turuncu renkli bir hırka almıştı bir gün:)

Ama Dünyamın en güzel en sevdiğim varlığından gelince ,beni değiştirmeye çalıştğını bilsem bile,onu kırmamak için o bana göre berbat renkte hırkayı giydim. Fakat yine de turuncuyu sevemedim.
Yani anneme olan sevgim , sevmediğim renkleri sevme konusunda bende değişim yaratmadı.

Şimdi düşünüyorum da,bu zaman diliminde değiştiremediğimiz şeyler yok değil. Sonsuzlukta tüm potansiyeller mevcut olsa bile. Fiziksel görünüşümüz,ailemiz vs... Ve senin de söylediğin şey gibi.
"Çünkü sarı bir 'varlık' değil, 'durum'".

Evet,bu şey bir durum. Bir sonuç. Ama yine de sarı,turuncu arasında bir seçim yapamayacak kadar kısıtlımı irade,neden bu zaman diliminde özgürce değiştiremiyoruz; diye birşey yok. Zira sarıyı sevmeme seçimi,doğmadan önce yapılan bir "seçim".
Yerçekimi,1 güneşi olan gezegene doğmak seçimide,önceden yapılan bir seçim.

Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 31/07/2010 :  14:52:10  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Yani sarıyı sevmemek benim "doğamda" var. Sonradan sarıyı sevmemeye başladım/bunu seçtim ,diye birşey yok. En azından bu yaşam için bu böyle ve ben bunu değiştiremiyorum hatta değiştirme isteği bile duymuyorum yani sarıyı sevme olasılığını seçmiyorum. Eğer sarıyı sevme olasılığını seçmeyi bile düşünmeyeceksem,seçimlerin arasında bir de sarıyı sevme seçimi,özgür iradem olsa ne olur ki?
Sarı bir örnek sadece. Belki tam yerine oturmuş bir örnek olmayada bilir.

Mesela ben çok zenginim ve seçeneklerim sınırsız. Las Vegas'a gidip kumar oynamayı seçebilirim ama ben kumar oynamayı sevmiyorum. Bu nedenle Las Vegas'ı değil seçmek,seçeneklerimin arasına bile katmıyorum.
Benim "doğamda"kumar oynamaktan zevk almak olmadığı için,kumar oynamak için Las Vegas'a gitmeyi düşünmemem,seçeneklerimin arasına sokmamam,benim çok özgür biri olmadığım anlamına gelmez mi?

D:(rahatsız)Bilmiyorum...yalnızca burada oluverdim işte...düşünceyle...
Dr.N:Yaratıldığın sırada zeki bir varlık olarak ilk önce ne zaman düşünmeye başladığını hatırlıyor musun?
D:Var olduğumu...idrak ediyordum...fakat Ahmet'le birlikte bu sakin yere sevk edilene kadar kendimi kendim olarak bilmiyordum.
Dr.N.Yani rehberin dışında başka bir ruh varlığıyla etkileşmeye başladığın zaman bireysel kimliğine daha çok odaklandığınımı söylemek istiyorsun?
D:Evet,Ahmet'le beraber.
---

Ruhların yolculuğundan alıntılar. Ruhlar bireysel kimlikleriyle yaratılmışlar ve kimliğinin farkına varmaları,diğer ruhlar aracılığıyla olmakta.
Dr.N:Shabez,şimdi öldüğüne ve ruh dünyasına geri döndüğüne göre,bana neler hisettiğini anlat.
D.(bağırarak)Kandırılmış! Bu hayat çok zalimdi. Orada kalamazdım. Hiç kimseye yardımı dokunamayacak küçücük bir kızdım. Ne kadar yanlış!
Dr.N:Bu yanlışı kim yaptı?
D:(küskün bir tavırla) Liderim. Onun kararına güvendim,fakat beni hayatımı yaşamaya başlayamadan önce öldürüleceğim bu zalim hayata göndermesi hataydı.
Dr.N:Ama Shabez olarak gelme konusunda hem fikirdiniz?
D.(öfkeli)Yeryüzünün bu kadar korkunç,bu kadar dehşet dolu bir yer olduğunu bilmiyordum,bütün gerçekler bana söylenmemişti,bu aptalca hayat tümüyle yanlıştı bunun sorumlusu da liderim.

Bu bana mantıklı gelmiyor değil. Zira yeni yaratılmış bir ruh,

Edited by - pandora76 on 31/07/2010 16:02:40
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 31/07/2010 :  16:43:15  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ra:Uygundur,ancak yerine getirmenizi istediğimiz iki ricamız var. Önce bir öğrenci olarak her temel modelden ne anladığınızı belirtmelisiniz. Ancak o zaman bu konuda konuşabiliriz. Biz öğrenme/öğretme noktasına kadar öğretemeyiz/öğrenemeyiz. İkinci olarak da,şunu sürekli aklınızda tutmanızı rica ediyoruz:Her varlık her temel modeli kendine göre algılayacaktır ve böyle algılamak zorundadır.

Niye zorundadır? Neden başka bir temel model ile algılayamamakta?
Ben bunun bir zorlama olduğuna inanmıyorum. Her varlığın bir temel modeli olması normal ve bu da seçimlerin sonucu. Sonsuzluğu temsil eden bir kağıda,bir bina resmi yapmayı"seçeyim"(sonsuzum ben burada ve sonlular yok henüz) .Önce o binanın nasıl olacağını belirlemeliyim. Kapı,pencereler,çatı vs...

Hadi diyelimki rastgele boyadım(sonsuzum ya,belirgin birşey yok henüz) ve birşey oldu. Ve ben ona"işte bu şey ev"dedim. Sonuçta ben ona ev dediysem,o evdir. Önceden ev yapıcam demesem,ev nedir bilmesem bile,çünkü ben sonsuzum ve ben o resme ne ad verdiysem ,adı o olmak durumunda.

Resmin 2 penceresi var ve pencerelere baktığımda,pencere dediysem,pencere diye algılamak dumundayım çünkü onun temel modeli bu. Pencere de,kapı da,çatı da her ne kadar ayrı gibi görünse bile,aslında sonsuzlukta hiç de ayrı "yerlerde"olmadıkları için,"pencereye ayrılan yer/alan,pencere olmak zorundaydı"diyemem.

Dr:N:Bu noktada neden-sonuç konusuna girmek istiyorum. Eğer Ashley hayatına seninle değil de başka biriyle başlasaydı,yine de düşecek miydi?
D:(Savunmacı)Birbirimize uygunduk..
Dr:N:Bu benim sorumu yanıtlamıyor.
D:(Uzun ara)Bir ruh olarak benim bilgimin ötesinde güçler var. Ashley'i ilk gördüğüm zaman..onu benim işe karışmadığım bir halde görebilmiştim...sağlıklı...daha yaşlı..başka bir hayat olasılığı...


Ruhların yolculuğu eğilimlerle yaratıldığımızı anlatıyor ve ben eğilimlerimiz olmadan seçim yapabileceğimizi düşünemiyorum. Kaldı ki rastgelelikte bile fiziksel koşullar etken ,o zaman eğilim olmadan ne nasıl seçilebilir? Ve daha da fazlası,"eğilim" de seçim değilmidir?

Ra "sonsuzluk bilinçlendi"diyor. Maharaj da,Ra'ya benzer bir ifade kullanıyor ama zamanın dışından sözediyor,"bilinç daima vardı ama bellekteki kesintiye siz bilinçsizlik diyorsunuz"diyor.

Belki Maharaj'ın da söylediği gibi birşeye benziyor..Seçimlerle kazanılmış eğilim zamanın dışında mevcut(bh-ya da kh)ama Ra'nın anlatımındaki gibi,zamanın içinden bakılınca,tıpkı bilinçlenme ile herşeyin başlamasından sözetmesi gibi birşey varmış gibi anlatılıyor olabilir..
Maharaj belki de bir de bu nedenle "kimsenin oluşu kendi liyakati değildir" demekte.

Zaten sonsuzluk ise herşeyi var eden,tüm görünümleri yaratan..çizdiği resme "ev"dediği için o ev olduğuna göre,varlıklar neyi nasıl hakederek olabilirler..


Edited by - pandora76 on 31/07/2010 16:46:18
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 31/07/2010 :  17:26:29  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Rastgelelik konusuna dair.

Fiziksel koşullarında etkilediğini biliyorum oe. Benim için asıl mesele şu ki,"o fiziksel koşullar nasıl şekillendi".
Üzerinde durmak istediğim asıl konu buydu.

Bir önceki oktav,bir sonraki oktav...
Seninde değindiğin gibi,ilk oktav ya da başlangıç koşulları..

Hawking"en olası geçmiş "diyor. Şimdi en olası geçmiş demek ne demek? Hepsi olabilir iken,neden biri en olası geçmiş?
Demek ki birşey var,o geçmişler arasından "birini en olası "yapan. Sevgi,yönlendirici birşeydi Ra'ya göre.

Şimdi başlangıçta sonsuzluk vardı ve sonsuz olasılık. Bu olasılıklar nasıl şekillendi?
Dünya her an yeniden yaratılır;der Maharaj. İlgimi çeken birşey de,Hawking'inde evrenin her defasında yeniden yaratıldığını söylemesi.
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 01/08/2010 :  03:28:00  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by secretdream

Oe;
Gerçek,kendisinden pek bahsedilebilir bir alan değil ama deneyimlenebilir bir alan bana göre.BİR i,zihnin ötesini,deneyimleyebiliriz ama bunlardan bahsedince,deneyimlediğimizi birebir anlatmamız mümkün olmaz.
quote:
oe;
İlişkileri belirsiz değil aslında. Belki zıt denebilir. Gerçek 'teklik' üzerine, oyun ise 'çokluk' üzerine.

Bence ilişkileri zıt değil…sadece zıt olduğuna dair sanılarımız var. Yani oyunda da,asıl kural teklik ama teklik değil de çokluk olduğuna dair yanılsamalarımız var.
Her şeyin bir olduğu noktasına akıl aracılığıyla geldik diyorsun ama akıl bunu akıl edebilmek için “oyun”u kullandı… yani akıl akıl,hiç yoktan BİR liğe ulaşmadı ,ulaşamaz. Aklın eleştirilmesi,onun “kör” oluşuyla ilgilidir. Akıl yol göstermez ama bulunmuş bir yolu tekrar edebilir. Akıla,rehber /yol gösterici fonksiyonunun verilmesi eleştirilmektedir akıl eleştirilerinde.
Aklın birleştirici olduğunu düşünmediğimi tekrar belirteyim. Aslında bu konuda daha önce konuşmuştuk,o yüzden pek fazla bir şey demek istemiyorum.
Senin yaptığın yoruma katılan Qaanın şöyle bir cümlesi var:
quote:
qaan;
Ama içinde yaşadığımız 3. yoğunluk gerçekliği içindeyiz ve bu gerçekliğin kurallarına tabi olduğumuzu da unutmamalıyız. Yani şu an 3. yoğunluk bedenli bir insanız. Sahip olduğumuz bilgilerle içinde bulunduğumuz gerçekliği karıştırmamamız ve bunun ayırdında olarak konuşup anlamamız gerektiği konusunda katılıyorum.

Aslında tam olarak bu bakış açısına katılmıyorum.
Yani böyle bir şey nasıl mümkün olabilir? 3. Yoğunlukta yaşayıp 3. Yoğunluğa ait olmayan bilgiler edinebiliyoruz,gibi bir sonuç çıkıyor buradan… bence bu mümkün değil…ya da nasıl mümkün olabileceğini bir türlü bulamıyorum…




Gerçek deneyimlenebilir, denebilir. Ama sanırım başka başlıkta yeni söyledin, bilinmeyeni bilinebilir kılmak, bir çeşit dönüştürme de olabilir bu.

"Oyunda da asıl kural teklik" diyorsun. İç sesim buna bir dereceye kadar katılıyor. Ama öte yandan gerçek/mutlak teklikte deneyim ve ayrım olmadığını da düşünüyorum. Belki parça parça giderek şeyler tekleşiyordur.

Akıl derken ben salt kendi akıl düzeyimizi kastetmiyorum. Örneğin logosun da bir zekası var, veya zeki sonsuzluk'taki bağlamıyla zeki olmak da var. Yani akıl, bizim tahmin edebileceğimiz düzeyleri epey aşabilir de belki.

Edited by - oe_ on 01/08/2010 03:43:56
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 01/08/2010 :  03:36:48  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by pandora76

Yani sarıyı sevmemek benim "doğamda" var. Sonradan sarıyı sevmemeye başladım/bunu seçtim ,diye birşey yok. En azından bu yaşam için bu böyle ve ben bunu değiştiremiyorum hatta değiştirme isteği bile duymuyorum yani sarıyı sevme olasılığını seçmiyorum. Eğer sarıyı sevme olasılığını seçmeyi bile düşünmeyeceksem,seçimlerin arasında bir de sarıyı sevme seçimi,özgür iradem olsa ne olur ki?
Sarı bir örnek sadece. Belki tam yerine oturmuş bir örnek olmayada bilir.




Ben bu hayatımda kesinkes yemeyeceğimi/sevmeyeceğimi düşündüğüm birkaç çeşit yiyeceği yemeyi ve sevmeyi başardım.

Her rengin güzel ve kötü tonları olabilir. Saf gökkuşağı tonları genelde göze kötü gözükmez.
Sarıyı sevmemen hayatındaki olumsuz olay ve durumların 'sarı' eşliğinde onunla bilinçaltı bağlantı kurularak meydana gelmesi olabilir.
Sarıyı pozitif şeylerle birlikte düşünmek bunu dengeleyebilir. Yaşam veren güneş, sarı laleler vb. NLP'ye göre bunu değiştirmek olası.
Nerede yaşadığına göre sarıyı sevmemiş olabilirsin. Belki soğuk bir ülkede sıcak renkler dahaçok ilgini çekebilirdi.

Benim doğam dediğin şey, çoğu bu yaşamdaki olay, durum ve bağlantılar olasılıkla. Geçmiş yaşamlardan da gelebilir. Öyle de olsa, doğanı kendi seçimlerin oluşturmuş olur. Zaten sonsuz için 'sarıyı sevmemek' gibi bir alternatif yok. Sonsuz varolan herşeyi sevmek zorunda değil mi? Çünkü hepsi kendisi.

Değiştirme isteği duymaman özgür iradeni senden almaz. O da senin seçimin. Ve istediğin zaman değiştirebilirsin.
Go to Top of Page

burake
Gezgin

Turkey
0 Posts

Posted - 10/08/2010 :  16:49:08  Show Profile  Reply with Quote
Bir şeyi, rengi, insanı, durumu, hatta duyguyu sevmek sadece bir seçim midir?
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 11/08/2010 :  13:11:23  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Doğam dediğim şey,ruhların yolculuğunda da sözü edilen şey gibi anladığım kadarıyla. Ruhların belli eğilimlerle yaratılması gibi.
Maharaj'ın "kimsnein oluşu kendi liyakati değildir"sözlerindeki gibi.

Diyelim ki önceki enkarnasyonlarımdan gelen birşey olsun,sarıyı sevmemiş olmam. Peki ilk enkarnasyonumuza gidelim. O ilk yaratıldığımız an hangi rengi seviyordum veya sonradan nasıl sevmeye başladım? Bomboş,hiçbir eğilimi olmadan,neyi nasıl seçtim?

Hadi anne-baba/evlat örneğini,bizi sevdikleri için seviyoruz;gibi birşeye bağlayayım. Bozadiye sorduğum birşey vardı,genel kanal biilgileri tartışmasında.
Neden bize çok iyi davranan,nazik,güzel/yakışıklı,herkesi değil de,belli bir kişiyi severiz,tabiriyle elektrik alırız? Bu duyguyu hissetmeyidemi seçimlerimizle yaptık?

Yani belli biriyle evlenmeyi/sevgilisi olmayı seçmekten sözetmiyorum. Başlangıçta sadece flört etmek ve çok sevmemek ama zamanla sevmek gibi birşey de değil. Anlık birşekilde,aşık olmaktan. Bu duyguyu o kişiye hissetmeyi,tam o an'mı seçtik ve eğer böyleyse bunu nasıl yaptık?

Sarıyı sonradan sevmemiş değilim,kendimi bildim bileli sevmem. Diğer bazı sonradan kazandığım eğilimler için söylediklerin uygun olabilir ama sarı için değil. Sorun şu ki,sarıyı sevmeye de çabalamadım. Bu da özgür irademle seçtiğim birşey diyeyim ben de. Ama zaten sarıyı da sevsem,sarıyı sevmeyen bir ayrı benlik olamazdım. Herkes her rengi severse,bir farklılık /benlikler olamazdı.

Sonuç olarak,Ra'nın da sözünü ettiği olasılıkların hangilerinin nasıl gerçekleştiğine dair bir bilgimiz yok. "En olası" geçmiş nasıl seçiliyor? Ya da biz nasıl seçiyoruz? gibi..

Ama antropik ilke düşüncelerime uyuyor gibi gözüküyor.
Evren niye böyle? Çünkü evren nasılsa öyledir.
3 boyutlu bir evren olmasa idi,3 boyuttta yaşayan bizler olmazdık. 3 yerine 4 boyutlu olsa idi,ona uygun varlıklar olacaktık.
Go to Top of Page

Cryptos
Gezgin

Turkey
0 Posts

Posted - 12/08/2010 :  03:47:34  Show Profile  Reply with Quote
Bence sevmek sahip olmak demektir.. Yani aslında senin olanın, sana ilham edilmesi sonucu seçilir sevilen herşey.. Ben buna büyük bir azimle inanıyorum .)
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 12/08/2010 :  10:31:41  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by burake

Bir şeyi, rengi, insanı, durumu, hatta duyguyu sevmek sadece bir seçim midir?



Başka ne tür olasılıklar geliyor aklına? Sadece bir seçim değil de başka neler olabilir yani? Neyi/neleri kastetmiş olabileceğini anlamaya çalışıyorum.

Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 12/08/2010 :  10:33:51  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Pandora, senin dediğinin doğru olduğunu düşünelim. Tamam, sarıyı sen seçmiyorsun. Kim seçiyor o zaman? Ne zaman, nasıl?
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 12/08/2010 :  10:36:23  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by Cryptos

Bence sevmek sahip olmak demektir.. Yani aslında senin olanın, sana ilham edilmesi sonucu seçilir sevilen herşey.. Ben buna büyük bir azimle inanıyorum .)



Belki de 'sahip olmak' değil de 'olmak' sözkonusudur. Sahip olmak 'hala dışarıda bırakarak' olan bir eylem.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 12/08/2010 :  11:21:19  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
En çok ilgimi çeken kısımlardan biri,Ra'nın "sonsuzluk bilinçlendi" sözüyle Maharaj'ın"bilinç her zaman var ama bilinçteki kesintiye siz bilinçsizlik diyorsunuz"demesi. Zamanın içinden anlatılırken tanım farklılaşıyor sanki. Zamanın dışında herşey olduğu gibi var olmalı. Tüm potansiyeller,olasılıklar ve seçimler sonuçlar.

Aslında burakenin sözleri üzerine yazdım ve bunları(sarıyı seçen kim gibi) ,buna ait düşüncelerimi,önceki sayfalarda açıkladığımı düşünüyorum. Sarıyı ben seçmiyorum ,biri benim yerime seçiyor;gibi birşey demedim,ben tüm olasılıklar arasında nasıl seçim yaptığımızı(daha doğrusu tek olanın seçimini) düşünüyorum. Ve öte yandan,sezgi-aşk ve bunun gibi anlık şeylerin nasıl seçildiği ya da olduğu konusu da var.

Ve bizler bunları düşünüyoruz (ya da kendi adıma konuşayım)ama sanırım varoluş gerçekten de bir gizem. Ra'mı demişti bunu hatırlamıyorum. Bu müthiş birşey çünkü gizemin ötesine,bilgi ile varamıyorum. Belki de Maharaj'ın,tüm sözcüklerin ötesine geçtiğimiz,onları bıraktığımız zaman aydınlanabileceğimize dair sözleri bu anlamı taşımaktaydı. Belki gerçekten de aydınlanma sadece olmakla olabilecek birşey.
Benim düşüncelerim böyle.

Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 12/08/2010 :  11:28:31  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by oe_

Pandora, senin dediğinin doğru olduğunu düşünelim. Tamam, sarıyı sen seçmiyorsun. Kim seçiyor o zaman? Ne zaman, nasıl?



İşte ben de zaten seçimlerin"nasıl"yapıldığını sordum önceki mesajımda. Sizler biliyor musunuz? Gerçekten soruyorum bunu. Buna dair farklı düşünceler duymaktan çok hoşlanırım. Ben Hawkingten ,olası geçmişler,en olası geçmişler ve onların geleceği,suyun kaynamasına benzeyen bir evren oluşumuna dair düşüncelerini yazdım,bir örnek verdim.
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 12/08/2010 :  14:27:11  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sarıyı sevmemeyi bu hayatında seçmediğini, bunun zaten böyle olduğunu düşünüyorsun.
Anladığım kadarıyla daha önceki hayatlarında da seçmediğini düşünüyorsun.
Ve insandan önceki, hayvan, bitki ve mineral aşamalarında da seçmediğini düşünüyorsun.

Yani 'sarıyı sevmeyeceğin' BİR'den ayrıymış gibi bir varlık görünümü olarak sen, ilk varedildiğinde sana doğrudan yüklenmişti.
Söylemek istediğin bu mu?


Edited by - oe_ on 12/08/2010 14:28:08
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 12/08/2010 :  15:32:01  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Her ruh grubunun belli eğilimlerle yaratıldığını düşündüğümü söylemeye çalışıyorum. Bunun dönüşüme yani reenkarnasyona inanmamakla bir ilgisi mi var? Reenkarnasyonu anlatan Ra bile gizemden sözetmekte ve belki o bile tam anlamıyla bilmiyor olanı.
Zamanın olmadığı yerde,ne neyin nedeni olabilir herşey aynı an'da var ise?

Ağacın nedeni fidan. Oysa zamanın dışında ağaçta var,fidan da.
Ben sadece tek varlığın olduğunu ve seçimleri sadece onun yaptığını,ben denilen de iken,pandora dediği bir benlikte olduğunu düşünüyorum hala. Bir adım olduğuna inandığım sürece,ben sadece bir benlik olabilirim.

Bu konudaki düşüncelerimi yeterince açıkladım. Böyle düşünüyorum ben.
Eğilimler diyorum,belli ruh gruplarının eğilimleri. Bunlar pek çoğunuzun benden önce okuduğu ruhların yolculuğunda var.
Eğilim olmasa,neyi nasıl seçeceğim?
Israrla diyorum ki"zaten tek varlık var ise,bizi bizden ayrı kim programlayabilir".
Daha en başında bir ruhun eğilimlerle yaratılması,belli eğilimleri"seçmesi"demek değil mi ki bunu bir başka varlık programlıyor diye algılıyorsun ve buradan yola çıkarak "bu tanım reenkarnasyon değil"demeye getiriyorsun,benim anladığım kadarıyla?

Doğduk.
Bir kadın/erkek bedeni. Şimdi bu hayatta kadının erkek olamaması onun özgür iradesinin olmaması demek mi? Doğarken seçmiş değil mi?
Bir varlık 3 kerede diğeri 50 kerede tekamül eder ama hangi varlık tekamül etmemeyi seçebiliyor? Özgür irademiz yok muki tekamül etmemeyi seçemiyoruz?
Çünkü varolan tekamülü "seçti" ya da sezdi/idrak etti. Veya her ne olduysa.

Değiştirme isteği duymaman özgür iradeni senden almaz. O da senin seçimin. Ve istediğin zaman değiştirebilirsin.

Ben böyle birşey demedim. Tam tersine,ıspanağı sevdiremeyeceğimizi ancak yedirtebileceğimizi,çünkü tek olan her benliğinde ne olmasını istediyse o olabileceğini söyledim. Ve sizlere soruyorum. Herkese. O seçimleri nasıl yapıyoruz? Ben kendimi bildim bileli sarıyı sevmiyorum ve bunun bilinçaltındaki birkötü anıyla,yaşadığım çevre ile filan ilgisi yok. Ablam benim aksime sarıyı çok da sever ve ikimizde aynı yerde büyüdük.


Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 12/08/2010 :  16:17:26  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Bir de şu vardı,ilgimi çeken:

Soran: Sıradan bir insan öldüğünde ona ne olur?

Maharaj: Ona olan, onun inancına göredir.
Hayat ölümden önce nasıl imgelemeden ibaretse,
ölümden sonraki hayat da öyledir.
Rüya devam eder.

Soran: Yine de ölen insanın ne durumda olduğunu
hiç olmazsa kendi geçmiş hayatlarınızdan bilirsiniz.

Maharaj: Gurum ile karşılaşıncaya kadar, birçok
şey biliyordum. Şimdi ise hiçbir şey bilmiyorum,
çünkü bütün bilgi rüya içindedir ve geçerli değildir.
Ben kendimi biliyorum ve içimde ne hayat, ne ölüm,
sadece varoluş buluyorum-şu veya bu olmak değil,
yalnızca olmak.
Fakat zihin kendi anılar birikimine bürünerek hayal
kurmaya başladığı anda, uzayı nesnelerle, zamanı da
olaylarla doldurmaya başlar.
Ben bu doğumu dahi bilmezken, geçmiş doğumları
nasıl bilebilirim?
Aslında, kendisi devinim halinde olduğu için her şeyi
devinir gören ve zamanı yarattığı için de geçmiş ve
gelecek için tasa çeken zihindir.
Tüm evren bilincin beşiğinde büyür ki orada mükemmel
düzen ve uyum hüküm sürer.
Nasıl bütün dalgalar okyanusun içinde ise, fiziksel ve
zihinsel her şey de farkındalığın içinde (salt bilinç)
yer alır.
Demek oluyor ki önemli olan yalnızca farkındalıktır,
onun içerdikleri değil.
Kendi hakkınızdaki farkındalığınızı derinleştirin ve
genişletin, o zaman bütün hayırlar ve lütuflar
akacaktır.
Bir şeyler arama zorunda değilsiniz, her şey size
en doğal biçimde, zorlamasız ve kolayca gelecek.
Zihnin beş duyusu ve dört fonksiyonu-bellek,
düşünce, anlayış, benlik;
beş unsur-toprak, su, ateş, eter(esir);
yaradılışın iki yüzü-madde ve ruh,
hepsi farkındalık içinde yer alır.

Soran: Ama siz daha önce yaşadığnıza inanıyor
olmalısınız.

Maharaj: Kutsal metinler öyle söylüyorlar, fakat
bunun hakkında hiç bir şey bilmiyorum.
Ben kendimi ben olarak biliyorum, nasıl görünmüş
olduğum ya da görüneceğim benim deneyim
alanıma girmiyor.
Hatırlamıyor değilim.
Gerçekte hatırlanacak bir şey yok.
Tekrar doğuş yeniden bedene giren bir benliği öngörür.
Böyle bir şey yoktur.

"Ben" denilen, bir anılar ve umutlar tomarı, kendisini
ebediyen mevcud gibi imgeleyerek, kendi sahte
ebediliğine yer yapmak için zamanı yaratmakta.
Var olmak için geçmişe ve geleceğe ihtiyacım yoktur.
Tüm deneyim imgelemeden doğmuştur;
ben imgelemem, böylece de bana doğum ya da ölüm
vaki olmaz.
Ancak doğmuş olduklarına inananlar
tekrar doğacaklarını düşünürler.
Siz beni doğmuş olmakla suçluyorsunuz-ben ise
suçsuz olduğumu savunuyorum!.

Her şey farkındalıkta mevcuttur. Ve farkındalık
ne ölür, ne yeniden doğar. O değişmez gerçeğin ta
kendisidir.

Tüm deneyim evreni bedenle doğar ve bedenle ölür;
o farkındalık içinde başlar ve son bulur, ama farkındalık
ne başlangıç bilir ne de son.
Eğer bunu dikkatle düşünür ve üzerinde uzun zaman
kuluçkaya yatarsanız, o zaman farkındalığın ışığını
bütün berraklığı ile göreceksiniz ve dünya gözlerinizin
önünden silinip gidecektir.
Bu yanmakta olan bir tütsü çubuğuna bakmaya benzer;
önce çubuğu ve dumanı görürsünüz; çubuğun ucundaki
ateş noktasını fark ettiğinizde ise, onun dağlar gibi
çubuk yığınlarını yakıp yok edecek ve evreni dumanla
dolduracak güce sahip olduğunu anlarsınız.
Öz varlık, zaman tanımaksızın ve sonsuz olanaklarını
tüketmeksizin kendini gerçekleştirir.
Tütsü çubuğu benzetmesinde çubuk; bedendir ve
duman zihindir.
Zihin kendi çarpıtmalarıyla meşgul olduğu sürece,
kendi kaynağını idrak etmez.
Guru gelir ve dikkatinizi içinizdeki kıvılcıma çeker.
Doğası gereği zihin dışa dönüktür, o daima şeylerin
kaynağını yine şeyler arasında, şeylerin kendinde
arama eğilimindedir; kaynak için içe bakması
söylendiğinde bu, bir anlamda yeni bir hayatın
başlangıcını oluşturur.
Farkındalık bilincin yerini alır; bilinçte bilinçli olan "ben"
vardır.
Buna karşın, farkındalık bölünmemiştir; farkındalık
kendinin farkındadır.
"ben-im" (var olanım) bir düşüncedir, halbuki farkındalık
düşünce değildir; farkındalıkta "ben farkındayım"
yoktur.
Bilinç bir niteliktir ama farkındalık nitelik değildir;
insan bilinçli olduğunun farkında olabilir, fakat
farkındalığın bilincinde olmaz.
Tanrı bilincin bütünlüğüdür (külli bilinçtir), fakat
farkındalık her şeyin ötesidir-hem varlığın hem yokluğun.
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 12/08/2010 :  17:13:34  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Yani, 'sarıyı sevmeme eğilimi' ile varolduğunu düşünüyorsun.
Neden senin için sarıyı sevmeme eğilimi seçilmiş? Ne zaman seçilmiş? Rasgele mi karar verilmiş, BİR'in hangi görünümünün hangi eğilimde olacağına?

Peki, sence 'şu anda' sarıyı sevebilme seçeneğin yok mu?


Ispanağı yedirtebileceğimizi ama sevdiremeyeceğimizi söylüyorsun. Peki sevebilme ihtimali de yok mu?
Zorlarsak sevmeden yiyebilir. Ama belki sevebilir de, kendi isteği ve seçimiyle.
Bunun olmayacağına emin olabilir miyiz?

Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 12/08/2010 :  17:34:43  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Bu tartışmayı daha önce yaptık ve fikirlerim değişmediğine göre,aynı şeyleri söylemekten başka birşey yapamam.
Ve benim anladığım şey o ki,sen kendi fikirlerinde ısrar ediyorsun ve benim bir şekilde reenkarnasyona inanmadığımı söyleyip duruyorsun.
Sana ne yazarsam yazayım,sanki bana reenkarnasyona inanmadığım gibi birşeyi kabul ettirmek gibi bir niyetin var. Ya da ben böyle algıladım. Ama şu da var ki,reenkarnasyon senin düşündüğün şeyler üzerine olan birşey olmak zorunda değil,bu benim için de geçerli.

Ben eğilimden sözederken,işin içine sarıyı mı dahil ettim sadece?
Sarı,aşk,şu bu vs...sevdiğimiz sevmediğimiz herşeyi aynı kefeye mi koyacağız? Önceki yaşamımda diyelimki farklı bir göz rengim vardı. Niye hep aynı göz rengiyle yaratılmadım ki madem baştan eğilimlerimiz vardı bir göz rengine?

Senin söylemin,sanki ben böyle söylemişim gibi birşeye çıkıyor.
Reenkarnasyonu adalet kavramına dayandıracaksan eğer,önceki sayfalarda bnu konu üzerine tartışmıştık ve ben klavye ille de insan olmalı adalet için;gibi birşeye inanmadığımı anlatmıştım.
Reenkarnasyon konusunu sen buna dayandırabilir ve bu yoldan reenkarnasyon kavramına varabilirsin ama ben öyle düşünmüyorum,bunu yeniden belirteyim.

Maharaj,reenkarnasyon denilen şeyi bile zamanın yarattığını anlatıyor. Zaman olmazsa,seçim de olmazdı diyorum.
Gözlerimiz kapalı iken,görmediğimiz şeyi nasıl seçtiğimizi sormuştum,sen çağrışım ve bunun gibi birşeyler demiştin sanırım. Ben de ısrarla diyorumki,görmediğimi nasıl seçebildim?

Orada elma var ve bir de erik. Görüyorsun ve eriği seviyorsan,eriği istersin.
Ne elma ne de erik yememişsen,hiçbirine eğilimin yoksa nasıl "seçeceksin"?
Ya da eriği seçmek durumunda kalsan bile,eriği "sevme"seçimi neden?
Zamanla elmayı sevme seçimi nereden geliyor peki?

Ruhların yolculuğundan Maharaj'a kadar hepsinde ne deniyor ise,benim söylediklerim onlardan çok farklı değil gibi görünüyor. Tabi bu kitaplardaki bilgiler sana mantıksız geliyorsa ve senin için doğru olan neyse,bu kişisel düşüncen ,buna saygı duyarım ama ben böyle düşünüyorum.
Ve soruyorum,Ra nın sözünü ettiği gizem kısmını. O olasılıkların nasıl gerçekleştiğini.Nasıl seçtğimizi. Fikirlerinizi almak istiyorum.

Edited by - pandora76 on 12/08/2010 17:41:09
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 12/08/2010 :  18:42:38  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Şu an söylediklerimin reenkarnasyonla pek ilgisi yok.
'Nasıl seçtiğimiz' bir gizem. Ayrık görünen küçük ben ile de olsa, BİR ile de olsa. İkisi fark etmese de.
Ben gizem kısmından çok, çözebileceğimiz şeyler üzerinde durmaya çalıştım.
Çünkü gizemi tüketemeyiz.
Ama gizemin tüketilememesi, istenen her şekilde yorumlanabileceği anlamına gelmiyor olabilir.
Yani çözemediğimiz kısma odaklanıp, çözülebilir şeyleri de belirsizlikte bırakmak zorunda değiliz bence.
Bu benim düşüncem.

Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 12/08/2010 :  19:01:32  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ra "herşey gizemle başlayıp gizemle biter"gibi birşey demişti sanırım.
Ama gizemin tüketilememesi, istenen her şekilde yorumlanabileceği anlamına gelmiyor olabilir.
Yani çözemediğimiz kısma odaklanıp, çözülebilir şeyleri de belirsizlikte bırakmak zorunda değiliz bence.


İşte sorunda bu. Gizem ilgisini çekiyor insanın veya kendi adıma bunu söyleyebilirim. Gizemli olanın peşinden gitmeseyedim,bugün burada yazışıyor olmazdık. Ölümden sonra cennetemi gitmişim veya yeniden mi doğmuşum..Bunlarıda merak etmedim /aramadım değil elbette ama benim bugüne kadar ki tüm ruhsal bilgilerimin(doğruları-yanlışları olsun olmasın)esas nedeni,beni ruhsal arayışa yönelten ,o bilinen /çözülebilecek gibi görünen değil,bilinmeyen/çözülmesi zor gibi görünen.
Bu nedenle sizlere sordum:

Ve soruyorum,Ra nın sözünü ettiği gizem kısmını. O olasılıkların nasıl gerçekleştiğini.Nasıl seçtğimizi. Fikirlerinizi almak istiyorum.

Buradaki insanların ruhsal arayışlarının yoğun olduğunu düşünüyorum ve bilgiyle değilde,belki olmak ile anlaşılabilecek olan(bir tahmin sadece)o gizeme dair ruhsal deneyimleri olanlar vardır belki; diyerek soruyorum. Yoksa daha önce tartıştığımız bu konu üzerine senin düşüncelerinden farklı olan düşüncelerimde iddialaşmak amacıyla değil oe. Yanlış anlama diye söylemek istedim. Senin düşüncelerini benden farklı bile olsalar kabul ediyorum ve saygı duyuyorum çünkü seni sen yapan "düşüncelerin".

Mesela Cryptos.

Bence sevmek sahip olmak demektir.. Yani aslında senin olanın, sana ilham edilmesi sonucu seçilir sevilen herşey.. Ben buna büyük bir azimle inanıyorum .)

Ne demek istedin? Kişisel deneyimlerin var mı? Var ise paylaşmak istermisin?
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 12/08/2010 :  19:38:58  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Pekala, anlıyorum.

Düşünürken aklıma gelen son birşey daha var.
Onu da yazmak istedim.

Tek irade varken, bu irade belirleyici olup, kendi görünümlerine eğilimler yüklüyorken,
eğer sadece tek bir irade varsa, görünümler de o teklik.
Ve yüklenen herhangi bir eğilim, gene yükleyicisi tarafından istenen anda değiştirilebilir.
Yani eğilim yükleyip kalıcı olmasını sağlamanın pek bir yolu ve anlamı yok bence.

Tek bir varlık varsa, belirleyen de, yükleyen de yaşayan da, değiştirecek olan da o/biz.
O=biz/ben, çünkü ayrılık yok.
Bizlere eğilim belirleme kısmında birleşik olup, bunları yaşama ve değiştirememe konusunda iki ayrı varlık olduğumuzu varsayamayız.
Tek bir varlık, tek bir an.
O an, bu an.
O varlık, bu varlık.
Hepsi aynı.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 12/08/2010 :  21:36:35  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Aksine;düşüncelerini duymak hoşuma gider. Ben sadece,herkesi ilgilendirmeyen/başkalarına zarar vermeyen kişisel konularda iddialaşmak gibi bir niyetim olmadığını söylemek istedim. Çevremde ateist,deist,panteist, dindar vs...pek çok kişiyle aramda bu kabulden dolayı güzel bir diyalog var. Tutumumu anlatmak istedim.

Bunun dışında..Sen beni yanlış anlıyorsun sanırım. Şu son sözlerinden sonra daha iyi anladım sanırım.

Bir insanda genetiksel olarak kansere eğilim var diye,o ille de kanser olacak diye birşey yok ki?
Ben; sarıyı sevmeyen ,sonsuza dek ya da bu hayatta ne yaparsa yapsın sarıyı sevemez; demiyorum ki? Böyle mi anladın söylemek istediklerimi?

Ben demek istedim ki,sarıyı sadece ben istersem sevebilirim. Bir başkası bunu yapamaz ve bu da benim seçimimdir. Ama şu veya bu şekilde,her an yaratıldığına inandığım şu dünyada,eğilimlerimiz var ve her anın bitişi gibi,eğilimlerimizde değişebilir.

Mesela aklıma gelen ilk örnek. Çok önceden asla yeşil ya da mavi gözkalemi kullanmazdım,"sevmezdim". Daima siyahtı. Siyah rengi hala seviyorum ama bir gün ,"ya bir farklılık,denemekten ne çıkar"dedim,yeşili denedim ve sevdim. Sonra maviyi de denedim ve onu da "sevdim". Kendimi bildim bileli siyahı sevme eğilimim varken,bu değişim niye?

Benim sözünü ettiğim şey bunun gibi birşey değildi eğilim der iken.
Tam sözcüklerle ben de yerine koyamıyorum ama şöyle birşey var.

Doğmadan önce bizlere bazı olasılıklar gösteriliyormuş ve biz onlardan birini seçiyormuşuz.
Mesela pandora.Türkiyede doğdu,filanca şehirde bir ailenin kızı. O sarıyı sevmedi hiç ama sevebilir de ileride fakat böyle bir çabası yok.
Fakat her ne olursa olsun,onun bir yaşam planı var. Ana planlar ve yan planlar fakat bu planların hedefi aynı/yakın. Bunlara olasılık diyorum.
Bu planlar ruhların yolculuğuna göre kişiye gösteriliyor ve pandora onlardan birini(aileyi,ülkeyi,bedenini vs...)seçiyor.
Fakat bu seçimler oldukça ilginç. Seçimi yapan ruh diyor ki(ruhların yolculuğunda)"benim dışımda güçler var".
Ona seçiminde yardım edenler,isteği doğrultusunda bazı planlar gösterseler bile,planları onlar hazırlıyor. Oysaki,rehber bile kişiyi yansıtıyor. Rehber bile aslında kişinin isteklerinin bir yaratımı belki ama ruh dünyasında ayrı bir varlık gibi görünüyor olmalı.
Yani rehber değil seçen,aslında sadece kendisi fakat oyunun içinde,tek olan kendisine bu tür oyunlar yaratmakta.

Bir kere eğilimleri,zamanın içinden bakıldığında "en başta olan ilk şey"gibi düşünerek konuşmuyorum ben. Ona ,zamanın olmadığı bir yerde,an'da,olanların sonuçlarının yarattığı birşeymiş gözüyle bakıyorum. Tam yerine oturmasa da,bunun gibi birşey söylemek istediğim. Kimse bir başkasını zorlamıyor.

Ruhların yolculuğunda bir ruh ailesinden sözediliyor. Ruhlar birbirleriyle konuşurken son derece doğallar,hatta dünyada yaptıklarıyla dalga bile geçiyorlar. Çünkü onlar yaratıldıkları zaman,herşeye çok daha ciddi bakan bir başka ruh ailesinden daha farklı yaradılışa sahipler. Anlatılan bu. Benim kastetiğim buydu en başta.

Tek irade varken, bu irade belirleyici olup, kendi görünümlerine eğilimler yüklüyorken,
eğer sadece tek bir irade varsa, görünümler de o teklik.


Ben de diyorum ki,zamanın olmadığı yerde herşey an da mevcut. Herşey ne olması gerekiyorsa onu oluyor ve daha doğrusu o ve bh ,kh eğilimi de,öyleyse böylelikle mevcut olmalı.

Medyum,bh hizmeti verirken, negatif bir uzay zamana gitmeyi seçebiliyor,negatifler tarafından saldırıya uğrarsa.
Peki bu medyum,eğer eğilimi kuvvetli bir bh olsa idi,bu seçimi nasıl kabullenebilirdi?

Neden mi böyle diyorum?
Mesela ben;çok fazla istediğim birşey,gerçeğin ne olduğuna dair çok yıllardır süren bir arayışım var ve onu aramaktan vazgeçmedim hiç. Ama yeterince güçlü istemeseydim,o zaman bir zaman gelir,bunu sonsuza dek bırakmaya karar verirdim,zamanımı daha çok eğlenmeye,gezmeye ayırırdım. Fakat bir insan olarak beni dünyasal olandan daha çok ruhsal arayışa iten ne? Bunu kuvvetle istemem,eğilimim.
Bu eğilim değişir mi?

Hiç sanmıyorum. Birgün bıraksam bile şu veya bu nedenle,yeterince istek duymasam bile sözde,özümde olan istek değişmezdi hiç.
Bu örneği geçeyim. Bir başkasından sözedeyim.

Hayat planlarımız ne olursa olsun,ruhaların yolculuğunda anlatıldığı kadarıyla ruh daima aynı şeyin üzerinde yoğunlaşıyor. Avukat örneğindeki kişi,bir hayatta erkek ve hayat planını gerçekleştiremiyor ama insanlara yardım etmeyi planlasa da doğmadan önce,bunu yapmak yerine zengin olmayı ve rahat yaşamayı ama diğerlerini umursamamayı seçse de yaşarken,vicdanına yenik düşüyor ve intihar ediyor. Bu konuya dair verdiğim en açıklayıcı örnek bu olduğu için hatırlatıyorum.

Yani,insanlara yardım etmemeyi gerçekten ,yürekten seçti ise,neden çok parayla rahat bir hayat yaşamaya/haksızlık etmeye gönül ferahlığıyla devam edemedi de,intihar etti bu vicdan sızısına dayanamayarak?
Neden yeniden doğduğunda,yine kendine değilde,başkalarına hizmet edeceği bir yaşam seçti daha doğrusu seçmek durumunda kaldı,karma gereği gerçekleştiremediğimiz hayat planını yeniden gerçekleştirmek üzere doğmamız.
Ve Maharaj'ın da dediği gibi,"doğma arzumuz" olmasaydı,doğmayacaktık.

Bir varlık,bh yolunda hizmet ederken,kh yoluna geçmeyi seçmişse bile,bu onun gönlünde "gerçek" bir bh eğilimi olmadığının göstergesi olmalı bana göre.

Bu avukat,bh eğilimi olsa da (benim deyimimle)kh yolunu seçse bile(para için haksızlık/yardım etmemek)intihar etmesi de şart değil,hayat planının aksine olan şeyi yaptığı için suçluluk duygusu duyduğuna dair. Bir çok insan,aslında bh eğilimi taşısa da,kendine göre nedenlerle kh eylemleri uyguladığında,belki de yaşamlarının bir dönüm noktasında,vicdan sızısı çekiyor olmalılar. Ya da daha uygun bir dille anlatırsam,onların içten içe hissettikleri o olumsuz duygu,bunun göstergesi.

Ben çevremdeki kimi insanlarda buna şahit oldum ve kh yolunu ısrarla seçtiğine inandığım insanların da ,her ne kadar kandırılmış gibi görünselerde,gündelik yaşamlarında şefkat ve merhameti kullanmak/kurnazca oyunlar oynamak ve benzer negatif eylemleri kullanmayı yanlış bulmadıklarını gördüm.

Bunun yanısıra,kh yolunda görünen kimi insanlarında ,her nekadar kh eylemi seçse bile,zaman zaman ciddi anlamda kendileriyle çelişkiler yaşadıklarını,vicdanlarının kendilerini rahatsız ettiğini gördüm.
Madem onların seçimleri gerçek bir kh seçimiydi,neden mutsuzlar böylesine?

Şimdi avukata dönelim. O tekrar tekrar ,başkalarına hizmet yolundaki planını gerçekleştirmek için bedenlenicek. Bu karmada anlatılan birşey. Ben söylemiyorum bunu.
En sonunda planı gerçekleştirdi diyelim. Döner mi ciddi anlamda bir kh yoluna?

Ben hiç sanmıyorum. Bir öz birikmişse eğer,o öz bir seçim ise ,ve tekamül geriye değil ileriye ise eğer,ben özümde biriken ne ise,onu seçmek/o yolda devam etmek isterim. Benim yol göstericim/beni itekleyen/motive eden o olur zira bende olan o öz,başka birşey değil. İstemezsem,gerçekten istediğim birşey değildir.

Ve an'dan baktığımda,işte bu beni motive eden öz'e ben eğilimimiz diyorum.
Çok karışık oldu sanırım ama,toparlamaya çalıştım.

Edited by - pandora76 on 12/08/2010 22:29:43
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 12/08/2010 :  22:17:19  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ama biz zaman illüzyonundan bakınca,sanki biri herşeyi birşeye zorlamış gibi bir tablo çıkıyor. "O niye bh eğilimi,öteki niye değil ki" gibi.
Bu nedenle Ra ve Maharaj'ın sözlerini birarada yazmıştım:

En çok ilgimi çeken kısımlardan biri,Ra'nın "sonsuzluk bilinçlendi" sözüyle Maharaj'ın"bilinç her zaman var ama bilinçteki kesintiye siz bilinçsizlik diyorsunuz"demesi. Zamanın içinden anlatılırken tanım farklılaşıyor sanki. Zamanın dışında herşey olduğu gibi var olmalı. Tüm potansiyeller,olasılıklar ve seçimler sonuçlar.

Benim gölgem bana benzer ama tam anlamıyla beni yansıtmaz.
Ve ben dediğim seçimsem eğer,zaten aynanın karşısındaki değil,aynanın kendisi olmalıyım.

Ben ne zaman ayna değilde,aynanın karşısındaki olabilirim? Bir ad ile kendimi tanımlamayı bıraktığım zaman.

İşte Maharaj benim için o düzeye ulaşmış daha da doğrusu tüm düzeylerin bittiği ,adlarla tanımlanamayan ,"o"olduğunu bilmekle kalmayıp aynı zamanda idrak eden biri.

Şu verdiğim örnekteki,en olası geçmişler ve gelecekler.
Ra ;yaradılış sonsuzdur diyor, sonsuzlukta sonsuz olasılık. Dünya yüzeyinin merkezi yok dersek(ya da bir küre diyeyim),başlangıcı olmama durumunu böylece tanımlayabilirim. Bu bana harika bir fikir gibi görünmüştü. Başlangıcı olmayan bir zaman için bir küreyi düşünmek.

Şimdi ben sonsuz olasılık arasından biri isem eğer,diğer olasılıklar da sonsuzluktaki sonsuz bir yaratımda kendini gerçekleştirdiyse an'da.

Maharaj'ın liyakate dair sözleri,bulunduğum yerden yukarı bakarken tamamını görememe ama yukarıdan aşağı bakarken tamamını görmem gibi birşey benim için. Buradan bakarsam yukarıya,istesemde tamamını göremiyorsam eğer,tamamını görememek,"bulunduğum noktadan dolayı benim yapabileceğimin en fazlası".
Bu nedenle kimsenin oluşu kendi liyakati değil;diyor bence Maharaj.
Ama o da kendi bulunduğu noktadan yani yukarıdan bakarken gördüklerinden dolayı böyle söylüyor.

Bulunduğum noktadan bakarsam sonsuzun tamamını göremeyeceksem eğer,(sonsuz bile olsam aslında)daha fazlasını yapamazdım.
Hawking'in kitabında sözü edilen şey Maharaj'ın düşüncesine çok benzemekteydi ve birazda bu nedenle ilgimi çekmişti.
Sonsuz bir yerde,sonsuz olasılık,sonsuz yaratılış ve sonsuz gerçeklik. Hepsi sadece sonsuzun seçimiyse eğer,haksızlık/adaletsizlik diye birşey yok.
Ben beden örneğini bu nedenle veriyordum. Sağ kolumun ,sol kolunu niye kullanmıyorsun çok ;dememesi örneği gibi.
Tekim ben ve hiçbir adaletsizlik yok.

Karma ise,sonsuzun bulunduğu noktadan(sonlu) bakılınca,adalet için gibi görünse bile,sonsuzdan bakılınca,tek olan bedenimde, nasıl ki sağ kolumu çok çalıştırmam adaletsizlik değil sol kolum için,sonsuz için de benlikleri açısından adaletsizlik değil. Ama sonsuz için.

Tekrar doğuş yeniden bedene giren bir benliği öngörür.
Böyle bir şey yoktur.

"Ben" denilen, bir anılar ve umutlar tomarı, kendisini
ebediyen mevcud gibi imgeleyerek, kendi sahte
ebediliğine yer yapmak için zamanı yaratmakta.
Var olmak için geçmişe ve geleceğe ihtiyacım yoktur.
Tüm deneyim imgelemeden doğmuştur;
ben imgelemem, böylece de bana doğum ya da ölüm
vaki olmaz.


Bu sözleri söyleyen,reenkarnasyona inanmıyormuş gibi görünmekte ilk bakışta. Oysa ki maharaj bir başka yerde de,tam aksine tekrardoğuştan söz etmiş. Ben bunu çok düşünmüştüm bir ara. Ve vardığım sonuç o ki,Maharaj,bulunduğu noktadan anlatmakta. Ve gerçektende başlangıcı olmayanın sonu yoksa,sonsuzlukta aslında ben denilen ne doğmuş ne de ölecek olmalı.
Öyleyse ben dediğimiz ne?

Zihin kendi çarpıtmalarıyla meşgul olduğu sürece,
kendi kaynağını idrak etmez.
----
Farkındalık bilincin yerini alır; bilinçte bilinçli olan "ben"
vardır.
Buna karşın, farkındalık bölünmemiştir; farkındalık
kendinin farkındadır.
"ben-im" (var olanım) bir düşüncedir, halbuki farkındalık
düşünce değildir; farkındalıkta "ben farkındayım"
yoktur.
Bilinç bir niteliktir ama farkındalık nitelik değildir;
insan bilinçli olduğunun farkında olabilir, fakat
farkındalığın bilincinde olmaz.
Tanrı bilincin bütünlüğüdür (külli bilinçtir), fakat
farkındalık her şeyin ötesidir-hem varlığın hem yokluğun.


Sonsuzluksa sözkonusu olan,doğum ve ölüm/reenkarnasyon, illüzyondan fazlası olamaz ama öte yandan,illüzyonun gerçeği.

Edited by - pandora76 on 12/08/2010 22:32:35
Go to Top of Page

secretdream
Akik

12 Posts

Posted - 12/08/2010 :  22:38:59  Show Profile  Visit secretdream's Homepage  Reply with Quote
herkes kendi dünyasını yaratmakta. seçimler de bununla ilgili bir konu. dünyayı tümden değiştirmeden,içindeki bazı seçimleri değiştirmek çok kolay değil,hatta manidar da değil.
bence,hepimiz yaşamlarımızı "aklama" becerimizi geliştirmek durumundayız. ruhsal gelişim biraz da bununla alakalı bir şey gibi. zaten bu "aklama" olmadan, dünyamızı değiştirmenin veya dünyamızda olanları anlama,dünyanın /zihnin ötesine bakma gibi davranış biçimleri geliştiremeyiz. ayağımıza çelme takanlar dünyamıza dair sahip olduğumuz en küçüğünden en büyüğüne "olumsuz" hisler. olumsuz hisler, o yöne bakmamızı ve görmemizi engellemekten başka bir işe yaramamaktalar.
bu görüşler ışığında, pandora,verdiğin avukat örneğini,daha farklı yorumlayabilirim. o avukat,belki de, çok parasıyla ve rahat yaşamı aracılığıyla başkalarına yardım etmenin yolunu bulmayı deneyimlemek istemişti...bulamadı , düğümü çözemedi ve intihar etti...
hayatı bütün bütün ele almak gerektiği görüşündeyim.
avukatın yaşamını intiharla sonlandırması,sürmüş olduğu yaşamını "yanlışlamaz"...çünkü yanlış diye bir şey yok aslında...anlamadıklarımız, dönüp bakmadıklarımız,yeterince,titizlikle incelemediklerimiz var. intihar belki,yürüdüğü yolu anlamayıp,hayatını kördüğüm haline getirmesinin göstergesi olabilir.
insan neden nasıl seçer sorusunun cevabı da kişiye özeldir bence. herkese göre değişebilir. neden kendime böyle bir dünya yarattım? nasıl yarattım bu dünyayı? ...genel olarak cevaplarsak,duygularımla,sevdiklerim ve sevmediklerim kategarizasyonu yaptım ve işte "benim" dünyam çıktı ortaya.maharaj gibi düşünürler için,bu ortaya çıkan dünya aslında önemsiz...basit bir imgeleme meselesi gibi konuşuyor bazen maharaj...ama tabii,o kadar da basit olmadığının farkında olarak...sevdiklerim ve sevmediklerim ayırımını sadece "sevdiklerim" e dönüştürdüğümüzde,eski dünyanın yıkılıp yerine tamamen başka ve aydınlaşmış bir dünya geleceğini söylüyorlar...hatta bu dünyanın zihnin ötesinde, başka bir şey olacağını söylüyorlar. çünkü dünyaya ayrımlar yaparak bakmak başka bir şey bütün bütün algılamak bambaşka bir şey...
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 13/08/2010 :  00:03:50  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
avukatın yaşamını intiharla sonlandırması,sürmüş olduğu yaşamını "yanlışlamaz"...çünkü yanlış diye bir şey yok aslında...anlamadıklarımız, dönüp bakmadıklarımız,yeterince,titizlikle incelemediklerimiz var. intihar belki,yürüdüğü yolu anlamayıp,hayatını kördüğüm haline getirmesinin göstergesi olabilir.

Tam olarak ben de böyle düşünüyorum. Sonsuzdan bakılınca herşey tam,iyi ya da kötü aslında hepsi bir bütünün parçaları;diye bir örnek vermem bu düşünceye sahip olmamdandı.

Yalnız avukatın hikayesini tam bilmiyorsun sanırım çünkü kitapta okuduğum kadarıyla avukatın bu planı rahat bir yaşamla insanlara yardım etmek değildi yanlış anımsamıyorsam.

Avukat,diğerlerine yasal konularda yardımcı olma/haksızca olanın karşısında olma planı yapmış ve belki buna parasal destekte dahil edilebilir senin de söylediğin gibi. Ama dünya yaşamında iken,tam aksini yapıp çok zengin olmuş ve iyi bir yaşam adına insanlara haksızlık etmiş/haksızca hükümler için savunmuş. Avukatın kendi rehberinin karşısında kendini yargılamasının nedeni bu. Varoluş sebebinin tam aksini yapması.

Gerçekten mutsuz olduğumuzda,hayat planımıza uygun yaşamıyoruz demektir bana göre ve öyleyse eğer,bizim tarafımızda bir yanlışlık sözkonusu. Yanlışı ben böyle tanımlıyorum bir yerde de.

Niye sarıyı sevmiyorsun? Oysa ki sarı güzel bir renk,ve o zaman sarıyı sevmemen"yanlış"denebilir mi bana?

Ben de derim ki ona"siyah daha güzel bir renk ve asıl sen sarıyı daha çok sevmekle yanlış yapıyorsun".
Böyle şey olmaz tabi.

Maharaj'a göre aslında Dünya o kadar da önemsiz değil,dediğin gibi.
Olsa idi,kendisine soranlara cevap vermezdi. O evine gelenleri reddetmeyen,onlara zaman ayıran biri ve bu insanları ,dolayısıyla dünyayı önemsediğinin göstergesi. Hatta neredeydi hatırlamıyorum şu an ama şunun gibi birşey demişti.

Özgürleşmek,dünyanın zihnin oyunu olduğunu idrak etmek demek ama aynı zamanda o insanların çektiği tüm acıları bilmek(kendisinin diğer benlikleri olduğunu bildiği için)acı verici birşey.

"Nasıl seçeriz" konusuna yaptığın yorum için ayrıca teşekkür ederim.

Bir de birşey daha var.
Bazen bana öyle geliyor ki,dünyamızda gerçekten bir dönüşüm yaşamaya başlasak bile,eski enerjiye sahip olan şeylere tutunuyor(eşya-kişi-iş vs...),ister istemez içimizdeki dönüşümün kendini tam anlamıyla gerçekleştirmesine engel oluyoruz ve yeni dünyamızı tam anlamıyla tezahür ettiremiyoruz. Ama yeterince dönüşebilseydik zaten rahatça bırakabilirdik eskiyi belki;diye de düşünmüyor değilim.



Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 13/08/2010 :  09:50:20  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Ben de her ne kadar daha önceden de çoğundan sözettiysem de, kendi düşüncemi son kez özetleyeyim.

---

Özgür irade olsun, denge/adalet olsun; bunlar çokluğa ilişkin, çoklukla gelen kavramlar. Çoklukla/sonlulukla birlikte mevzu bahis olan kavramlar. Bu yüzden bunların teklik üzerinden düşünülmeleri çok anlamlı değil bana göre. Yani "tek irade var, o yüzden adaletsizlik/dengesizlik yok" diyemeyiz, çünkü adalet/denge diye bir kavram yok, çokluk olmadan.

---

Beden ve kol benzetmesi için, bizim durumumuzda kolun 'kendi' iradesi var ('özgür irade' bu demek. 'Özgür iradeli bir varlık yaratmak' bu demek. Yoksa, "hiçbirşey yaratılmadı" demek durumunda kalırdık herhalde). Gerçek kol için, kolun kendi iradesi yok. Bu yüzden bu benzetme uygun değil bence. Olayı tam karşılayan bir benzetme yok (sonsuzla ilgili konularda genelde böyledir; yani 'tam benzetme' ancak 'olayın kendisi' olur, başka çok benzeyen birşey pek olmaz) ama, şöyle birşey söylenebilir belki. Özgür iradeye sahip olmak demek, tek yönlü bir aynaya sahip bir odada olmak gibi. Bir sorgu odası gibi. Sen yan odayı göremiyorsun, ama yan oda seni görüyor. Yani birlik açısından bakarsan, hepsi bir beden, ama senin açından/odandan bakınca sen birlikle olan bağını göremiyorsun. Yani bir şekilde 'sınırlandırılmış' bir bilinç.

Bu bilinç, benim tüm bu sistemden anladığım kadarıyla sıfırdan başlıyor, hiçbir eğilim olmadan. Ve çeşitli varlık formları içinde yaşadığı deneyimler sonucu eğilimler kazanıyor. Kendi yaşadığı/deneyimlediği, kendi seçtiği, ve sonuçlarını gözlemleyip seçimlerini yeniden ve yeniden yaptığı deneyimler sonucunda. Yani hiçbir yükleme yok. Amacı, 'kendi sonsuzluğunu' tümüyle özgür ve belirlenimsiz/dengeli bir ortamda idrak etmek ve bu idraki hayata geçirebilmek. Bu amacı gerçeklemek üzere gene sonsuzun bir görünümü olan ilk logos/yaratıcıdan, yani evrendeki tüm galaksilerin logosundan, bizim galaksinin logosu ve güneş sistemimizin alt-logosuna kadar tüm bizden daha üst/gelişmiş logos projeksiyonları, bize yardım ediyor. Bizi hem daha özgür/belirlenimsiz/eğilimsiz kılmak için ve bu halimizle amacı gerçeklememiz için bize yardım ediyorlar. Evet, bunlar çeşitli sınırlamalar seçiyorlar, ama bu sınırlamalar dengesizlik veya eğilim yaratmak üzere değil. Örneğin, fizik kanunlarını, canlıların varlık formlarını, onların enerji sistemlerini, yaşamsal yapılarını, içinde yaşayacakları ortamların/gezegenlerin genel özelliklerini bizim adımıza seçiyorlar. Yani insan formunda, şöyle bir gezegende, şu tip deneyimler yaşayacağımız belli. Ama bunlar deneyim geçirmenin ve seçim yapabilmenin gereklilikleri. Ön seçimler/sınırlamalar olmazsa, ortada ne deneyim geçirecek ne de seçim yapabilecek bir ortam olmaz. Belli 'dış gereklilik seçimleri' yapılıyor ama, bunları yaparken de en çok dikkat edilen şey 'bilerek veya yanlışlıkla eğilim yaratmamak'. Böylece, herzaman seçim ve deneyim yelpazesinin dengeli kalması, oyun/bulmaca açısından önemli olan olası tüm zıt kutuplar (Kh-Bh; yavaş-hızlı gelişme, gelişmeyi etkileyen tüm faktörler, olası tüm 'yollar'; hertür duygu ve düşünce karşıt çiftleri vb.) için yelpazenin iki ucuna da eşit düzeyde yayılabilen, dengeli bir 'olası deneyim tayfı' sunması gözetiliyor. Logosların 'deneyim potansiyellerini hazırlaması', bu anlamda. Yoksa varlıklara 'eğilimler yüklemek/programlamak' şeklinde değil. Çünkü öylesi, 'özgür irade'nin birinci prensip olması ile çok çelişkili bir durum olurdu.

Bunun ötesinde saçımız, gözümüz, fiziksel özelliklerimiz, anne/baba, arkadaş ve iş çevremiz, yaşamımızın genel hali ve gelişme planımız, doğmadan önce kendimiz tarafından seçiliyor. Kendi seçtiklerimiz konusunda yardım alabiliriz, ama biz istemeden müdahale edilmiyor. Kendi seçimlerini henüz yapabilecek durumda olmayanlar 'genel bir gelişim planına' dahiller, bunu yapabilecek farkındalığa erişene kadar. Ama bu genel gelişim planı da, eğilim yüklemesi içermiyor. Logosların en dikkat ettikleri nokta; mümkün olan, geliştirebildikleri en yüksek düzeyde, bu özgürlük/belirlenimsizlik/eğilimsizlik ortamını sağlamak ve korumak. Bu yüzden özgür irade birinci prensip. Ve bu durum, tüm sistemin kalbini oluşturuyor, onu canlı kılıyor.

Yani bu logosların ve bizim daha üst benliklerimizin, bize eğilim yüklemek gibi bir amaçları olduğunu düşünmüyorum. Tam tersi; bırakalım bilerek eğilim yüklemeyi, yanlışlıkla ortaya çıkan eğilimleri bile nötrlemeye çalışıyorlar, özgür iradenin yeterince özgür kalamadığını farkettikleri andan itibaren. Şöyle ki; bilinç ve bilinçaltı arasına yerleştirilen perde olmadan, herkes 'herşeyi/birliği' açık bir şekilde görürken KH seçiminin hiç yapılabilir olmaması bile; logoslara, 'kastedilmeden ortaya çıkmış bir eğilim' olarak gözüküyor ve bunu düzeltiyorlar. Gerçeği/'doğru yolu' bilirken kimse 'eğri yolu' seçmiyordu, seçemiyordu. Ve "bunu seçebilecek kadar özgür değiller" diye düşünüp bunu düzeltmeyi seçebiliyorlar. Oysa bu kasti yaratılmış bir eğilim bile değildi. Sadece, gerçeği 'doğrudan/baştan' biliyor/görüyor olmanın getirdiği doğal bir sonuçtu. Kimse cevabını bildiği problemi yanlış çözmeyi seçmiyor. Yani sonuç olarak; özgür irade birinci prensip, ve en çok dikkat edilen nokta.

---

Böyle olunca sağ kol ve sol kolun kendi iradeleri varken, onların 'kendi sınırlı bilinçleriyle yaptığı seçimlerinin ve iradelerinin' ötesinde başka eğilimler yüklemek ve bunları kontrol eden tek bir beyin olduğunu düşünmenin, özgür irade ile çeliştiğini görmek mümkün. Eğer bunu diyecek isek, "(varlıklar için) özgür irade hiç yaratılmadı, öyle birşey yok" dememiz de gerekirdi. Ama oyun içinden bahsediyoruz, ve özgür irade diye bir kavramımız var. Yani oyun içinden bahsederken 'bir oyun dışına, bir oyun içine' zıplayarak kavramlar arasında illegal/uygunsuz geçişler yaparsak; Mark Twain mi idi, hani "bana bir çelişki verin size istediğiniz şeyi ispat edeyim" diyen kişinin durumunda oluruz. O hikayede bir kişi "Tamam. Al sana çelişki; 1=2. İspat etmeni istediğim şey de senin papa olduğun" diyor. Twain de "Ben ve papayı bir odaya koyun. Odada kaç kişi var. İki. 2=1. Demek ki, ben ve papa aynı kişi" diyor. Yani bu durum, oyun kavramlarının 'uygunsuz bükülmesi' sadece. Ben de diyorum, "bana bir tek çelişki ver, sana istediğin şeyi ispatlayayım". Ve ilginç olan şey şu ki; "Herşey birdir" en büyük çelişkidir. Çünkü 'çokluğun olmadığını' söylüyor. Bu bir gerçek ama, bu gerçekle 'oyun' diye birşey kalmaz. Belki de amaç kalmamasıdır, zaten. Ama işte bu ikisi arasında karşılıklı düşünürken, kavramlar çok nazik. Yanlış kullanılmaya ve yanlış düşünülmeye çok açık gözüküyorlar. O zaman "KH=BH" da dersin. Herşeyi ve herhangi iki şeyi birbirine eşitleyebilirsin. Ama bunun, oyunu/bulmacayı çözmeye nasıl bir yardımı olur, olur mu, bunu düşünmek gerek.

Bu bir oyun demek kolay. Ama önümüzdekinin oyun/bulmaca/illüzyon olduğunu söylemek, bulmacayı çözmüyor. Bu, heyecanla bir film seyrederken, duygusal ve kritik bir sahnede "bu zaten film, üzülmeye gerek yok" demeye benziyor. Veya oyunun heyecanlı bir aşamasında, "bu zaten sadece bir oyun" demeye ve oyunu kaale almamaya benziyor. Ama oyundan çıkış yolunu, 'sonsuzluğa dönüşü' bulamadığımız sürece, bulmacayı çözemediğimiz sürece; "bu oyun bizim gerçeğimiz" aynı zamanda. Onun oyun/bulmaca olduğunu bilmek, bulmacayı çözmüyor. Satrancın da bir oyun olduğunu bilirsin oynarken, ama bu seni daha usta bir oyuncu yapmaz. Bir bulmacanın/labirentin içinde olduğunu bilmek, seni dışarı çıkarmaz.

Bu yüzden; " 'Tekamül etmek/gelişmek/bulmacayı çözmek' üzere hangi düşünce tarzı bize yarar sağlar, ileri götürür", bunu düşünmek gerek, diye düşünüyorum.

Benden bu kadar.

---

Bu arada, başlığın adını "Yargı/yargılamak ve Özgür İrade" olarak değiştirebilsek, şu noktada, daha uygun olabilir sanırım. Çünkü yargı konusundan sonra epey bir özgür irade konusunu konuşmuş olduk.



Edited by - oe_ on 13/08/2010 11:33:22
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 13/08/2010 :  11:33:48  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Bir de şunu söylemek isterim. Burada 'görüş belirtmek' bir iddialaşma çeşidi değil. Sadece, doğru olduğunu düşündüğümüz şeyi anlatıyoruz; kendimizin ve başkalarının doğrularının artmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Zaten iddialaşsak ne olacak ki? Güçlü bir şekilde iddialaşmak doğrularımızı arttırır mı, eğriyi doğru yapar mı? Burada iddialaşmanın değil, düşüncelerin gücü sözkonusu. Düşüncenin gücü ne ise odur. Doğru düşüncenin gücü kendisinden gelir, kişiden değil. İddialaşmanın gücü ise kişi ile ilgilidir. Doğru düşünce yıkılabilir değildir. Yanlış düşünceyi ise hiçbir 'güçlü iddialaşma' doğru hale getiremez. Zaman (ve akıl) hepsini çözer.

Bu konunun kimseyi ilgilendirmeyen veya faydalı ya da zararlı olma potansiyeli olmayan bir konu 'olmadığını' vurgulamak isterim. Çünkü öyle bir konu çeşidi yok. Her konu herşeyi etkiler, az veya çok. Bu konu ise, sistemin tam kalbindeki özgür irade olayını inceliyor, ve bunu oturtmadan sistemde hiçbirşey oturamaz, kanımca. Bu yüzden çok önemli. Ve öğrenmek/öğretmek, doğrularımızı arttırmak, yanlış kavramlarımızı azaltmak; herkesi ilgilendiren bir durum bence. Her kavramın/düşüncenin/inancın hayatımızda ve başkalarının hayatlarında yansımaları olması kaçınılmaz. İnsanlar bir şeye inandığı için sorunlarına bazı olası çözümleri göremez durumda olabiliyorlar, veya kendilerini geliştirecek bir seçeneği. Veya birbiriyle çelişkili birkaç farklı kavrama sahip olurlarsa, bazan birine bazan diğerine göre 'bir doğru bir yanlış' seçimleri de uygulayabiliyorlar. Bu yüzden kendi kafamızın içinde netleşmemiz ve birbiriyle tam uyuşmayan noktaları aynı bütüne oturtmaya çalışmamız önemli, diye düşünüyorum.

Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 13/08/2010 :  12:35:59  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Bedenimiz örneğinin tam karşılamadığını ama buradan yola çıktığımı yazmıştım diye anımsıyorum. Konuya girmiycem. Emeğine sağlık oe.
İddialaşmak konusuna gelince.

Ra bir yerde,iddialaşmanın/zıtlaşmanın negatifliğin bir belirtisi olduğunu söylemişti. Daha ilerisini,diğerlerini öldürünce cennete gideceklerini söyleyen sözde din adamları(fanatikler)yapmışlardı. Bugünlerde Kasyopyaya dair tartışmalar sırasında gördüğüm fanatizmden dolayı yazdım biraz da.

Tabi ki her konu herkesi ilgilendirir,herkes tekamül etmekte ve reenkarne olmaktadır ama söylemek istediğim şey başka idi.
Birşeyler öğrenmek/paylaşmak istersem,uzun zaman tartışabilirim fakat etrafına arar vermeyecekse eğer,inançlar kişinin kendisini bağlar;diye düşünür,öğrenme amacını aşan,karşındakini zorla inandırmaya çalışan şeyler,Ra'nın sözünü ettiği özgür iradeye müdaheleye girer diye düşünürüm. Zaten hep böyle düşündüm,Ra'yı okumadan önce de,zaman zaman insan oluşumdan dolayı dozajı şaşırdığım olmuştur elbette.

Senle dün başlayan sohbetimizle alakası yoktu sözlerimin,en başından söylemek ve niyetimin sana zorla ispat etmeye çalışmak olmadığını anlatmak,böylece yazışmak içindi.
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 13/08/2010 :  17:52:03  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote
quote:
Originally posted by oe_

.
.
Bu arada, başlığın adını "Yargı/yargılamak ve Özgür İrade" olarak değiştirebilsek, şu noktada, daha uygun olabilir sanırım. Çünkü yargı konusundan sonra epey bir özgür irade konusunu konuşmuş olduk.
Başlığı "Yargı/yargılamak ve Özgür İrade" şeklinde değiştirdim Oe.
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 13/08/2010 :  19:19:45  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sanırım başlığın adı, özgür irade konusunun da daha kolay aranıp bulunabilmesi açısından şimdi daha iyi oldu. Teşekkürler Qaan.


Edited by - oe_ on 13/08/2010 19:21:57
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 18/11/2016 :  00:26:13  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote
Bu başlık altı sene öncesindeki konu sonrası sessiz kalmış. Yargılamanın bir başka şeklinden bahsetmek aklımdayken burada yazmak istedim.

Yargılayıcılıkla yargılamak konu.


Yargılamak kavramı konusunda kendini geliştirme aşamasında olanların aklına ilk başlarda gelemeyen bir çelişkiyi içeriyor bu durum: 'Yargılayıcılıkla yargılamak'.

Tespit ile yargı kavramını gayet iyi ayrıştırmış olan bilinç seviyesi bunun biraz üzerinde algıya sahip oluyor.
Bilinç seviyesi ile bu ikisini ayırt edebilecek düzeyde olan biri yargılama konusunda kaygısız oluyor genelde konuşurken. Dinlerken ise, ilk anda anlayamadıysa hemen kafasında sorgular duyduğunu, "duyduklarım ya da okuduklarım bir tespit miydi yoksa yargılama mıydı" diye.

Yargılayıcı olmakla yargılanan, söylediğinin bir yargı değil de bir saptama ya da tespit olduğunu açıklamak isterse, karşı taraf hiç inanmayabilir de. Çünkü kendinden bildiği şekliyle anlamıştır durumu ve yargılamıştır.

Algının üzerinde algı var ve idrakin üzerinde idrak diye düşünmekte fayda var her zaman.


Bu konudan şu sebeple bahsetmek istedim. Birkaç gün önce büyük bir kitapçıda ilgi alanımdaki kitapları gören bir kadın yanıma gelip bana bilgi kitabının tanıtımını yapmak ve seminerlerine çağırmak istedi. Olumsuz baktığımı anlayınca, kimi noktalarda yargılayıcı olduğumu düşündüğünü, konuşurken yüz ifadesinden anlayabiliyordum.

Daha ayrıntılı gözlemlemek için kendi yerlerine gitmek istemememi ise kendime güvenim mi olmadığını söyleyerek, çeşitli manipüle etme seçeneklerini kullanmaya çalıştı.

Anladığım kadarıyla bu gibi yerleri avlanma alanları gibi görüyorlar. Ve karşıdan gözüne kestirip de geldi mutlaka yanıma.

Gözlemlediğim şu ki, dört yılda epeyce spiritüel bilgi elde etmiş ancak tek bir bakış açısına sahip. Muhtemelen bana yaklaştığı şekilde bir yerde kendisi avlanılmış. Ve benim kadar açık sözlü olmadığı için (evet buna yargı da denebilir, çünkü bu ayrıntıya göre düşünürsek, eşit şekilde açık durulmadığı için hakkımın yenildiğini düşünüp, bu konuda kızgınlık oluştuğu durumlar oluyor bende) çoğu konuda açıklama yapmıyor. Bunun bir diğer nedeni ise, söyleyeceklerinin yargılama olacağını düşünmesi olabilir. Ya da her bahsedeceği konuda içinde bir olumsuz duygu oluşuyor ve bana göre normal bir değerlendirme, onun açısından bir yargılama.

Halbuki benim düşünceme göre, yargılamak ya da eleştirmek de kişiyi geliştiriyor. Çünkü kafamızda kavramları tartabiliyoruz. Bir noktadan sonra ise o aslında yargılamak olmaktan çıkıyor. İzlediğin filmden bahseder gibi yorumluyorsun konuları.

(Kastettiğimiz) Gerçek yargılamada ise insanın içinde o konuya dair düşmanca duygular oluyor ve arada bazı farklar var.

(Biraz hızlıca ve çalakalem yazdığım için, anlatımım yeterince kolay anlaşılır olmamış olabilir.)

Yani yargılamak konusunda şu ayırım önemli. Kısa çöp ve uzun çöp ayırımı bir yargıdır. Fakat biz bu ayırımı yaparken, kafamızda herhangi birine bir olumsuz anlam yüklüyor ya da düşmanca bir duygu besliyor muyuz veya bir küçümsemede bulunuyor muyuz? Ya da koşulsuz sevgiyi bu farka rağmen her iki duruma da ne kadar eşit sunabiliyoruz. Önemli olan budur.

Şu da mümkün. Bu olayda belki ben de yargılayıcılıkla yargılamakla yargılamışımdır kafamda ve o an farkına varamamışımdır. :)
Go to Top of Page
Page: of 3  Topic Next Topic  
Previous Page
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.17 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits