Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 2012 değildi madem, o zaman gerçek tarih nedir?
 Kıyamet Senaryosu Gerçekten İptal mi Oldu?
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Previous Page
Author Previous Topic Topic Next Topic
Page: of 2

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 02/01/2017 :  23:09:12  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote


(Bir üstteki uzun anlatımlı iletime ek olarak)

Dikkat çektiğin nokta bir ışık yaktı ve 9. maddeyi 'kendimize fayda' yerine, 'kendimizi geliştirmek' şeklinde iyileştirdim Oe.

Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 03/01/2017 :  18:33:02  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sapma kavramı distortion olarak geçiyormuş Ra'da.

Bunlar sapma çünkü çokluğa aitler. Birlik'te ise sadece birlik olabilir, çokluk değil. Dolayısı ile birlikten sapma bunlar. Ama ilk 3 sapma aynı zamanda geri dönüşün yolunu da çiziyor gibi.

1. Özgür irade. Bu en önemlisi. Zaten senin ilkelerinde de var. En çok buna dikkat etmek gerekiyor.
2. Sevgi. Bu da sende var.
3. Işık. 5. çakra ışık/bilgelik çakrası olarak geçiyor. Doğruluk da burası ile ilgili birşey. Yani gene var.

---

Aslında bana göre gruplamak istersek ilkelerini;
- Birlik (10. ilke sende)
1. Özgür irade (3. ilke)
2. Sevgi (5, 4, 6, 7, 8, 9 sanki hep bununla ilgili gibi. Sevdiğin için yaparsın çünkü bunları)
3. Işık (1, 2 (samimiyet de bir şekilde dürüstlükle ilgili gözüküyor bana), 4, 6, 9 (bunlarda bilgelik payı da olabilir çünkü))

Denge birlik'e de ışık/bilgelik'e de konabilir geldi bana.

---

Şimdi şöyle birşey var. Bu ilkelerin çoğu çok da bilinmeyen veya tahmin edilemez şeyler değil. 'İyi/doğru adına nasıl olunması gerektiği' herkesin aşağı yukarı bildiği veya vicdanen sürekli hissettiği/hissedebileceği şeyler. Yani bunları bilmedikleri için uygulamıyor değil insanlar. Dolayısı ile esas olay bunların bilinmesi değil, mümkün olduğunca benimsenmesi ve uygulanması. Bir de hangisinin daha önemli olduğu (işte bu çok bilinmiyor olabilir). Benimsenmesi/uygulanması durumu ise insanların kök inanç sistemlerine kalıyor ki, oraya biri dışarıdan çok da kolay nüfuz edemez sanıyorum. Çünkü çok uzun süreler/düşünceler/deneyimler sonucu inşa edilmiş bir yapı. Yani bu da aynı 'bilginin yerinin hazırlanmış olmasına' benzer bir durum yaratıyor.


Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 04/01/2017 :  00:26:01  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote
Ra Bilgileri'ne çok iyi hakim olduğunu ve bu sınıflandırmayı çok iyileştirdiğini görebiliyorum.
Sıralama konusunda izlenebilecek iyi bir yolu bu şekilde keşfedemediğimi de kabul ediyorum.

Aklımda ise şu ayrıntılar var soru olarak:

1.) Ben Ra'ya göre bir kategorileştirme değil, insanların en çok yaşadıkları sorunları, basitten zora doğru izleyebilecekleri ve bu konuda hangi yol haritasının izlenmesi gerektiğini düşünmüştüm. Yani en başta doğru olmayı kabul edip benimsemeli ki bir insan, diğerlerinde anlaşabilelim. Ardından da doğru olmakta samimi olmayı kabul etmek gerekiyor. Sanki ikinci basamak gibi yani. Ancak samimiyeti sağladıktan sonra özgür iradeye samimice saygı göstermesini bekleyebiliriz. Ardından sıralama daha farklı da düşünülebilir. Başkalarına fayda sağlamalı, sevgide kalmalı, başkalarına yerine getiremeyeceği beklentiler vermemeli. (Bu yönde kandırmaca çok sık yapılıyor ve net bir madde olarak yer alması bu yüzden.) Değerler üzerinden kandırmaca da çok yapılıyor. Bunu ülkemizde çok yeni yaşadık. Beyin yıkama da bu şekilde yapılıyor. İşte bunlar sağlandıktan sonra birliğe yaklaşılıyor. Vefa bu nedenle var çünkü maneviyatla da ilgili. Hayat gözlemimle de ilgili. Vefalı bir insan birliğe daha yakındır. Ardından da kendini sürekli geliştirmek konusu var. İçinde bilinci geliştirmeye dair maddeler de var. En sonunda da Birlik maddesi vardı. Dengeyi en son ekleyince de okuyanın her zaman aklında kalacağı ve ara madde olarak yer seçemediğim bir ilke oldu. Ra'ya göre kategori yapılsa, yol haritası ne olacak? Günümüz insanları ne anlayıp, ne uygulayacağını düşünecek? nasıl bir tutum izleyecebileceği sonucuna varacak? Ne fayda sağlayacak? İlk sorum bu.

2.) Ra sınıflandırmasına itirazım yok elbet. Ve tıpkı söylediğin gibi sıraladığım maddeler bilinmeyen şeyler değil. Sorun uygulamada. Daha uygulaması çok çok yüksek oranda sorunlu maddeleri sıralamak yerine tutup Ra kategorizasyonu içinde anlatım, maddeleri gözden kaçar hale getirmez mi? Günümüz insanının sorunlarını ben bu başlıklarda toplamaya çalıştım. Bu başlıklarda başarı sağlayan zaten günümüz dünyasında neredeyse tüm hayat planını gerçekleştirmiş olur. dördüncü yoğunluğa hak kazanabilecek duruma gelir. Bu ana başlıklarda toplayabildiğim sorunları yoğun yaşayan insanlara tutup 6 yoğunluk kategorizasyonunu sunsak, ilkokul öğrencisine yüksek lisans eğitimi vermiş gibi olunmaz mı? Ve önemli başlıklar atlanmış olmaz mı?
Yani tutup "3-4-5. yoğunluklar önemli değil, al Ra felesefesini öğren" demiş gibi olunur. Günümüzde kendini geliştireceği bir ilkeler dizisi olmaz önünde. Elbette biliyorum özgür iradeye saygı en başta olmalı ama onu anlayabilecek bilinç seviyesi doğruluk ve samimiyet konusunda sorun yaşamıyor olmalı. Dr Hawkins'in bilinç haritasından esinlenmedim ama o mantıkla düşündüm. Bilinç yükseldikçe insanlardan beklentiler artar. Amaç birliğe ulaşmak ve onu zaten assolist yapmış durumdayım. Fakat hepsini yaparken -yaşam içinde ve öğretilerde dahi- dengeden şaşılmaması gerektiği de gerçeği var ve zaten o da Bir kavramına işaret ediyor. Bu durumda eğer ki Ra sıralaması dikkate alınsa, bu anlatımım ve sorunlara dair başlıklar nasıl göz önünde bulundurulabilecek? İşte ikinci sorum bu. (Bu bir Ra bilgileri sapmaları açıklaması sitesi değil. Günümüz insanının sorunlarını aşmasına dair düşünülmüş, ilkeler sitesi.) (İslami inanca sahip biri de gelseydi, ne gerek var bunlara al şu şu ayetleri koy, elimizde kitap var derdi. (Hatta bir tane Allah adı geçmiyor diyenler çıkabilirdi ve o yüzden felsefe olarak açıklanan kısımda özellikle koyu harflerle yazdım.) Bir başkası gelse belki 7 ölümcül günaha göre hazırla derdi. Halbuki bir ateist ya da deist yorumlasa da muhtemelen ilkelere yoğunlaşır, eksiğini fazlasını veya içeriğini tarafsız olarak yorumlardı. Ve bu haliyle her inançtan insana fayda sağlar bir durum oluşurdu.)
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 04/01/2017 :  20:35:16  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Aslında Ra'ya göre şöyle olur, ona göre olsa daha iyi olurdu anlamında yazmadım. Fikir olsun diye yazdım. Ra yapsa öyle yapacağından da emin değilim açıkçası. Yani şu an bize en çok hitap eden ilkeler neler olabilir noktası dediğin gibi bence de doğru. (Gerçi Ra 6. yoğunluk için anlatmıyor anlattıklarını. 4 ve sonrasında zaten varoluşun mimarisi, ilkeler vs herkes tarafından biliniyor. Sadece 3'te perdeliyiz biz, dolayısı ile hepsi bizim için.)

Bazı sorunlu kısımlara özellikle ilke koyduğunu farkettim ve bence de uygun.

Şimdi bazı ilginç noktalar var aklıma gelen. Bunları hep fikir olsun, diye yazıyorum, hemen böyle olması gerektiğini düşünüyorum anlamında algılama.

Mesela çakra sistemi belki de birlikten 3 sapma olayından daha da uygun, ilkeler ortaya koymak açısından.
1.Kök çakra. Hayatta kalma.
2.Sakral çakra. Kişisel çakra. Kişisel haz, sorun, gariplik ve kişisel ilişkiler.
3.Solar pleksüs. Toplumsal çakra. Bireyin toplum ve topluluklarla ilişkisi. Toplumsal güç ilişkileri.
4.Sevgi/idrak çakrası. Sevgi, hoşgörü, merhamet, ilgi, anlayış. Duygusal/sezgisel çakra.
5.Işık/bilgelik çakrası. Doğruluk, dürüstlük, yansızlık, iletişim, denge, bilgelik. Düşünsel çakra.
6.Birlik. Sonsuzluğa çıkış kapısı. Birlik. Denge. (Ve sanırım özgür irade). İnanç çakrası.
7.Toplam. Sonsuzluk. Doğrudan müdahale veya geliştirme yapılamıyor, alttaki tüm çakraların sonucu/göstergesi.

Şimdi bu sistem herbirimize çakralar olarak kazınmış. Yani gelişmek isteyen bu basamakları tırmanacak. Her deneyim önce birinci çakrada değerlendiriliyor. Kalan enerji ancak daha sonrakilere çıkabiliyor. Çakra ne kadar dengeli ise, giren enerjiden o kadar çoğu yukarı çıkabilmek üzere serbest kalıyor. Diğer türlü ise, alt çakralar ne kadar dengesiz ise, o derece alt çakralarda çarçur oluyor enerji ve yukarı çakralara pek çıkamıyor ve onları geliştiremiyor.

Yani bu ilkeler fiziksel/enerjisel olarak bize kazınmış ve 'Gelişme Yolu' olarak zaten içimizde var (Hani ilkelere isim bulmakta zorlanmıştın ya, aslında pozitif yol için "Gelişme İlkeleri" bunlar. Eğer bu ilkelere uygun davranırsa kişi ruhen ve çakra bazında gelişir. Ters davranırsa da gelişmez).

Ancak ilginç bazı durumlar var. İlkeler tersten ortaya konmuş gibi. Yani en önemlisi en sonda.
Şimdi hayatta kalma en önemli gibi gözükebilir, yani hayatta değilseniz/kalamayacaksanız, zaten gelişemeyeceksinizdir. Ama hayatta kalma en önemli şey olursa, hayatta kalmak için herşeyi yapan (daha üst tüm ilkeleri hiçe sayan) biri olursunuz. Veya hayatta kalma derdiniz genel olarak pek yok diyelim. Bir sonraki çakrada, kişisel hazlarınız için herşeyi yapan biri olabilirsiniz. Yani bunlar hep dengelenmesi ve anlaşılması gereken birer engel olarak konmuş sanki önümüze.

Yani başta mı sonda mı olmalı olayına çok emin değilim ama önem derecesi belirtilmeli bence. Doğruluk başta olmalı yoksa sonrası birşey ifade etmez olayı gayet mantıklı. Ama özgür iradeye saygının en önemli şey olduğu vurgulanmalı bence. Çünkü bu aslında birçok soruya cevap veriyor. Neden dersen;

- Yüksek pozitif varlıklar (veya tanrı), bizi sevmiyor mu? Burada bu kadar sıkıntı çektiğimizi görüyorlar ve hiç müdahale etmiyorlar. Cevap: Çünkü özgür iradeye saygı, bize olan sevgilerinden daha üst tuttukları bir ilke.

- Birisi için iyi olduğunu bildiğimiz bir şey sözkonusu ise, onun özgür iradesini hiçe sayarak onu zorlayabilir miyiz? Ne sevgi için, ne dürüstlük için, zorlayamayız. Çünkü özgür irade ilkesi onlardan yukarıda.

Bunun gibi soruları/sorunları en iyi yanıtlayan durum bu.

Veya sevgi ile doğruluk tezat düştüğünde, sevdiğiniz bir varlığa, üzüleceğini bile bile doğruyu söylemeli miyiz, gibi bir soruda da, bu önemli. Örneğin burada sapmalar açısından sevgi daha önemli/üstte gözüküyor. Ama çakralar açısından 5. çakra daha yukarıda.

Bir de bunları bu sırayla öğrenmeleri/anlamaları gerekiyor olabilir varlıkların. Örneğin sevgi belki daha önemlidir, çünkü pozitif olan o. Ama daha önce öğrenilmesi de gerekiyor olabilir. Çünkü öbür türlü önce bilgeleşecekler, sonra sevgiyi öğreneceklerdi. Ama sevgi olmadan bilgeleşmek, sevgisiz ama daha akıllı varlıklar ortaya çıkaracak. Sevgi olmadan daha akıllı ve bilge olurlarsa, bu aklı iyiye kullanacaklarının bir garantisi yok. O yüzden sevgi önce gelmeli belki de. Ancak hala doğruluk ve sevgi arasında zorlanıyorum. Belki de her duruma özel düşünmek gerek.

---------------------

Bir de ekstra olarak aklıma gelen olası başka ilkeler şunlar olabilir;

- Hayata pozitif bakmak. İnsanın hayata temel bir bakışı vardır. İyimser olmak ve pozitif bakmak daha verimlidir ve hayatı kolaylaştırır.

- Açık olmak. Yeni düşüncelere, anlayışlara (hatta duygulara, kişilere, durumlara) açık olmak. Onları tarafsız, dengeli şekilde değerlendirebilmek. Düşünceleri sahibinden bağımsız olarak değerlendirebilmek. Düşünceleri toptan yanlış veya doğru olarak kabul etmek yerine; eğer varsa doğru olanın içindeki yanlışı, yanlış olanın içindeki doğru kısmı ayırtedebilmek.

- Bütünlük. Tüm edinilenleri zihinsel haritamızda bütünleştirebilmek, benliğimize yerleştirebilmek. Her öğrenileni diğerleri ile karşılaştırmak, ölçmek, kaynaştırmak, uyan ve uymayan noktaları belirlemek; sonuç olarak da bir önem derecesi belirlemek. İlkelerin ortaya çıkışı da böyle bir bütünleştirme sonucu olsa gerek.


Edited by - oe_ on 04/01/2017 20:49:51
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 04/01/2017 :  21:05:07  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Bir de ilginç bir tesadüf, bu ilkeler olayından bir süre önce nette okuduğum bir yazı vardı, orada da beğendiğim şeyler vardı, fikir vermek açısından ekliyorum;

Şems-i Tebrizi'nin (Sufilerin) 40 Kuralı
http://www.infethiye.net/turkish/notlar/semsi-tebrizi-sufi-mesreplilerin-kirk-kurali.htm
(Sanırım Elif Şafak tarafından Aşk isimli kitapta farklı kaynaklardan derlenmiş olan kurallar)

1. Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendimi, öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende çoğunlukla korku ve utanç içindesin. Eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir

2. Hak Yolu'nda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil

3. Kur'an dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manâdır. Sonraki batıni manâ. Üçüncü batınının batınısıdır. Dördüncü seviye o kadar derindir ki, tarif etmeye kelimeler kifayetsiz kalır

4. Kainattaki her zerrede, Allah'ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O'nu görüp ölen de yoktur. Kim O'nu bulursa, sonsuza dek O'nda kalır

5. Aklın kimyası ile, aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir, adımlarını korka korka atar, "aman sakın kendini" diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: "bırak kendini, koy gitsin." Akıl kolay kolay yıkılmaz, aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var

6. Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur

7. Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat'ı keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin

8. Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükreder

9. Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir

10. Ne yöne gidersen git; doğu, batı, kuzey ya da güney; çıktığın her yolculuğu, içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır

11. "Ebe" bilir ki, sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

12. Aşk bir "Seferdir". Bu sefere çıkan her yolcu, istese'de, istemese'de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp'da değişmeyen yoktur

13. Şu dünyada, semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda, sahte hacı hoca, şeyh şıh var. Hakiki mürşit, seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir, tutup'da ona hayran olmaya değil

14. Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

15. Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldur. Tek tek herbirimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire, eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır, çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler

16. Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki, kişi bir şeyi, ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki, hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü, yaradılanı sevmeden, ne lâyıkıyla bilebilir, ne lâyıkıyla sevebilirsin

17. Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil, kalpte olur. Onun dışındaki her leke, ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik, kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir

18. Tüm kâinat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen, Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükâfat olarak Yaradan'ı tanır

19. Başkalarından saygı, ilgi, ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde, dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir

20. Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek, beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir

21. Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir

22. Hakiki Allah Aşığı, bir meyhaneye girdi mi, orası ona namazgâh olur. Ama bekri aynı namazgâha girdi mi, orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil

23. Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte, Sufi daima orta yerde

24. Madem ki insan eşrefi-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

25. Cenneti ve cehennemi illâ ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarırsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz

26. Kainat yekvücut, tek varlıktır. Herkes ve herşey görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir

27. Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen, o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir lâf çıkarsa, hayırlı lâf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim'ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün- kırk gece, sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin, herşey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse, dünya değişir

28. Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret, gelecek ise, başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi, daima şu an'ın hakikatını yaşar

29. Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip, boyun bükmek, cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını belirler. Güzergah bellidir ama, tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin

30. Hakiki Sufi öyle biridir ki, başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hattâ iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp'da, kimse hakkında tek kelime kötü lâf etmez. Sufi kusur görmez, kusur örter

31. Hakk'a yakınlaşabilmek için kâdife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan, şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp. Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar

32. Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama, kurallarını başkalarını dışlamak, yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma. İnancın büyük olsun ama, inancınla büyüklük taslama

33. Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen bir "hiç" ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan'da, benlik zannı değil, hiçlik bilincidir

34. Hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan, çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar

35. Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrı'ya inanmayan kişi ise, içindeki inananla. İnsan-ı Kamil mertebesine varana kadar, gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır

36. Hileden, desiseden (aldatma, entrika, oyun) endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, Allah da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar, o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O'nun bilgisi dışında, yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan

37. Allah kılı kırk yararak, titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki, sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölme zamanı

38. "Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım" ..diye sormak için, hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an, her nefeste yenilenmeli, yepyeni bir yaşama doğmak için, ölmeden önce ölmeli

39. Noktalar sürekli değişse'de, "Bütün" aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için, bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini, bir dürüst insan alır. Hem "Bütün" hiç bir zaman bozulmaz, hem de, her şey yerli yerinde, merkezinde kalır. Hem de bir günden bir güne, hiçbir şey aynı olmaz. Ölen her Sufi için, bir Sufi daha doğar

40. Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilâhi aşk peşinde mi koşmalıyım, mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi, ya da cismani mi?.. diye sorma. Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk'ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındır, ya merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.



Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 05/01/2017 :  21:07:54  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote

Şems'in ya da Sufi'lerin 40 kuralını okumuştum önceden ama şimdi tekrar okuduğumda, uygulamaya geçirmem gereken yeni birkaç nokta dikkatimi çekti. O sebeple teşekkür ederim.

İlkeleri çakralar doğrultusunda mı sıraya koysak fikri benim de mükemmeliyetçi bakış açıma uygun düşüyor. Yani istiyor ki insan bir düzeni olsun ki içimize sinsin. :) Bununla beraber başka bakış açılarını da düşünüyorum. Diyelim enerjinin akışını bir su borusunda en fazla tıkalı yerin suyun geçişini yavaşlatan, zincirin en zayıf halkası gibi mi görmeliyiz? Veya çakraların çalışmasının bütünselliği içinde bir sinerjinin de oluştuğunu mu düşünmeliyiz? Ya da herkesin farklı hayat deneyimleri için farklı bir hayat planıyla geldiğini düşünüp, başka bir yol mu izlemeliyiz? Ben bu konuda şöyle düşünüyorum. Amacımız fayda sağlamaksa, en iyi faydayı nasıl sağlayabileceğimizi öncelikli olarak göz önünde bulundurarak, hepsini olabildiğince dikkate almaya çalışmalıyız. Fakat en faydalı durum için bir başka açıklama da var aklımda. Bunu örnekle açıklayayım. Elimize bir cep telefonu aldığımızda, onun en kullanışlı hali için donanımdan da önemli bir ayrıntı var. Menüsünün kullanışlı olması. Aynısı günümüzdeki internet siteleri için de geçerli. Bundan birkaç sene önce hatırlıyorum, sitesinde köklü bir yenilik yapan firma, giriş sayfası için güzel bir görünüm elde etmişti. Fakat eski klasik sitesindeki hali aradığını bulmak için çok daha kolaydı.

Şimdi biz çok boyutlu kavramları iki boyutlu olarak kağıt üzerine dökmeye çalışırsak, bunun en kullanışlı olan halini belirlemeye çalışmak, en iyi durum olur diye düşünüyorum. Sınıflandırma menüsünü en kullanışlı hale getirmek kadar, zihinlerde en kolay anlaşılır hali de düşünmek gerekir. Tabii ki bir çok şeyi birden düşünmek kolay fakat hepsini birden barındıran bir sonuç elde edilmesi o kadar da kolay değil.

Bu ayrıntılardan neden bahsettim? Çünkü ben de aynı şeyi başta düşündüm. En başa 'özgür iradeye saygı' ve ardına da 'başkalarına hizmet' diye yazdım. Bu defa baktım ardına doğruluk yazınca kafamda bir şeyler oturmadı. Arka arkaya dizilimi de olabildiğince tümünün bütünlüğüne katkı sağlaması daha iyi olurdu. Sanki bir roman yazılsa, hikayesi hangi bölüm başlıklarında toplanabilirdi gibi de düşündüm. Daldan dala gibi de olmamalıydı. Sonunda hedefe ulaşılmalıydı.

Diğer taraftan eğer ki kafada tartmak gerekse, hangisine öncelik verilmelidir anlatımındaki örneklere de hak veriyorum. Özgür iradeye saygının verdiğin örneklerdeki bir çok konuya açıklama getirdiği de doğru. Şu yönüyle de düşünüyorum. En başa alınırsa, bu defa diğerlerinin de net bir sırası olması gerektiği gerçekliği ile karşı karşıya kalınacak. Bir'lik ilkesi de var işin içinde. Bu sebeple o ilkenin öneminin nereden geldiğini en öz haliyle açıklamasına eklemek belki de daha doğru. Çünkü çok boyutlu ve iç içe geçen kavramları bir ipe dizer gibi dizebilmek mümkün değil. Hatta her biri aynı kategorinin kavramları bile değil diyebiliriz. Elmayla armudu aynı kefeye koymaktan da öte farklı kavramları kafamızda çakralarla eşleştirip de ona göre dizmeye çalışırsak, olmayan bir şeyi varmış gibi kendimizi de kandırmış duruma girebiliriz. Bu sebeple en kullanışlı, en iş görür menü örneğine daha ağırlık vermek daha iyi bir yol olabilir. En kullanışlı menü her zaman önem sırasını da içermeyebilir. İçerirse de içimize daha çok siner, o da ayrı. Tabii bu sadece bir bakış açısı. Akla yatacak farklı bir bakış açısı sunulabilir elbette.

Bunların gelişmeye dair ilkeler olduğu ve isminin bu şekilde nasıl olabileceğini de düşündüm evet önceden. Peki neden o ismi kullanmayı seçmedim?
- Kendini geliştirmeye sevk etmek isteyen insan oranı az,
- Bu haliyle ilgi çekmeyecekti, çünkü zaten gelişime dair o kadar çok kitap var ki, okunup geçilecekti en fazla,
- İlkeler benimsendiğini söylendiğinde, kişinin kendini tanıtmasında bir referans olmasına daha uzak olacaktı isim olarak,
- Türkçe karakter barındırdığı için domain ismi olarak uygun değildi,
- İnsanların birbirini iyi davranmaya davet etmesi için bir referans ilkeler göstermesine yeterince uygun olmayacaktı,
- Bir başkasını gelişimi üzerinden eleştirmek, kişisel saldırı gibi olur. (İçten içe ilkelere düşman dahi yapabilir.) Ancak tutumuna eleştiri yapılırsa daha kolay uzlaşılır.
Bu ek faydalarla birlikte yine gelişimi sağlayacak olması konusunu düşündüm. 'İyi tutum ilkeleri' en uygun olur diye aklımda yer etti. Ardından bunun uzun vadede gelişim kazandıracağını ve kazanma sözcüğünün çekimini de düşündüm. 'kazanan tutum ilkeleri' de bu şekilde aklımda oluştu ama pozitif algılanmaktan uzaklaştı mı diye de düşündüm. Bunlarla birlikte, topluca bu yönde çaba sağlayacak insanlar olsa, bir sinerji oluşacağını ve kritik kütle eşiğinin aşılmasında basamak olabileceğini de düşündüm. Bu defa da Hakanizm sitesinde felsefi bir anlam yükleyen açıklama ekledim altına. İlk hali daha farklıydı üç sitenin de. Sonradan en son hali ile yeni tarihli sayfalar haline getirdim.

Yazdığın üç ilke maddesini biraz daha tartabilmek için belki dönüp dönüp farklı zamanlarda tekrar gözden geçirmek gerek. Bunlar başlı başına bir ilke mi olabilir, ya da kendini geliştirmek ilkesinin altında ayrı maddeler yapmak daha mı doğru olur diye aklımdan geçti ilk anda.

- Söz gelişi 'bütünlük' ilkesinde, benim döne döne anlatmak istediğim şeyi çok öz olarak yazabilmişsin. Aslında felsefe olarak bakıldığında işin bütününün anlatımı olmuş bu anlatım.

- 'Açık olmak' ise ilk cümlesini doğruluk ilkesinin en başına eklemiştim yaklaşık anlam olarak ve "Onları tarafsız, dengeli şekilde değerlendirebilmek. Düşünceleri sahibinden bağımsız olarak değerlendirebilmek. Düşünceleri toptan yanlış veya doğru olarak kabul etmek yerine; eğer varsa doğru olanın içindeki yanlışı, yanlış olanın içindeki doğru kısmı ayırtedebilmek." cümleleri yine çok iyi ve gerekli bir anlatım.

- 'Hayata pozitif bakmak' yine çok önemli. Bir ilke mi olmalı, kendini geliştirme anlatımında mı geçmeli ya da alt maddesi mi olmalı diye, üzerinde bir düşünmek gerek.

Ancak her üç anlatım da çok faydalı gerçekten ve bir şekilde yer almalı hepsi de diye düşünüyorum. (Esasen sitedeki tüm anlatımımın cümle yapılarının iyi bir editlenmesine gereksinimi var.)

- - -

"Veya sevgi ile doğruluk tezat düştüğünde, sevdiğiniz bir varlığa, üzüleceğini bile bile doğruyu söylemeli miyiz, gibi bir soruda da, bu önemli. Örneğin burada sapmalar açısından sevgi daha önemli/üstte gözüküyor. Ama çakralar açısından 5. çakra daha yukarıda."

Şu cümle de son yıllarda hep üzerinde düşündüğüm bir konu. Ben hep söylemenin güven sağlayacağını düşündüm ve uyguladım şimdiye kadar. Fakat tersi yönünü de düşündüm. Bu bir huy özelliği mi bilemiyorum ama söylüyorum hala. Bana da söylenmesini seçerdim. Karşıdaki ne seçerdi diye de düşünülebilir belki. Ancak yine de senden hiç bir şey saklanmadığını bilmek daha iyi hissettirir diye düşünüyorum. Çünkü aksi olacağına ihtimal vermek dahi, bilinmezi ifade eder, ya da başka anlamda baksak, bilinmezliğin korku yaratıcı ve pozitif olmayacağı sonucuna vardırıyor beni. Elbette farklı bakış açıları olsa, üzerinde düşünülür.

(Yazarken bazen ara vermek zorunda kaldım. Anlatım bozukluklarım olabilir.)
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 05/01/2017 :  22:53:12  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Benim kafamda da nasıl olması gerektiğine dair net bir fikir yok. Ekstra söylediğim şeyler dediğin gibi bir alt başlıkta da yer alabilir. Ve aslında kendini geliştirme altına çok fazla şey giriyor/girebilir. Bir yandan da yazdığım şeyler sadece aklıma gelen şeyler...

Patanjali'nindi sanırım orada da bir ilkeler/uygulamalar grubu vardı 8 aşamalı. Mesela ilk aşama önce "zararlı olmayı bırakmak", ikinci aşama "faydalı şeyler yapmak". Yani insanın ilk önce zarar vermeyi bırakması gerekiyor, fayda sağlamayı uygulamadan önce.

Belki de ilkeler tersinden kurulmalı, en sona en önemlisi bırakılmalı, hatta bir ilkeyi başarana kadar bir sonraki öğrenilememeli, en basit ve az önemlisi yani en kolayı gerçekleştirilince sonrakine geçilmeli, gibi bir fikir de var aklımda. İnsanlar ellerine toplu olarak geçen şeylerin kıymetini pek bilmezler, hem de bir merak unsuru işin içine girer.

Sevgi ve dürüstlük açısından, olay herzaman yalan söylemeye dayanmıyor zaten. Herşey karşımıza soru olarak çıkmaz. Bazan, şu konuda düşündüğümü söylesem mi, söylemesem mi diye düşündüren durumlar olabilir.

Aslında şöyle bir test olsaydı, şu durumlarda ne yapardınız, diye. Önce bir durum anlatılıyor, sonra seçenekler sunuluyor. Sanırım insan geliştikçe tercihleri de değişir/gelişir. Hatta ilkeler birer birer verilmeli düşüncesi ile bu test birleştirilebilir. Yani ilk ilkeyi anlayıp uyguladığını gösteren bir teste verilen doğru cevaplar ikinci ilkenin öğrenilmesini sağlayabilir.

Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 06/01/2017 :  17:52:50  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote

Her bir ilkenin hangisinin birbirine göre üstün olacağını saptayabilmek çok daha ayrıntıcı düşünenler için önemli olabilir fakat ben daha öncelikli olarak şu iki kriteri görüyorum:

1. Günümüz dönemi ve önümüzdeki dönemler için, insanlığın aşması gereken önemli sorunların ana başlıklarını en sade haliyle öne çıkarmak.

2. İlkeleri benimsediğini söyleyecek biri için, bunun iyi ve geçerli bir referans sayılabilmesi.

Bu iki kriter göz önünde bulundurulursa, ilkelerin geliştirici gücü de maksimum fayda sağlar düşüncesindeyim. Amaç da zaten fayda sağlamak.

Nasıl fayda sağlar? Söz gelişi "ben hümanistim" diyen biri karşındakine belli bir ölçüde kendini tanıtır. Ben şu dindenim diyen biri kafalarda kategorize edilebilir. Ancak yine de dinin şartlarına göre her konuda güvenilebileceği belli değildir. Eğer biri "iyi tutum ilkelerini benimsiyorum ve uyguluyorum" derse, hiç duymamış kimse, açıp baktığı zaman o kişi hakkında çok fazla fikir sahibi olabilir. Bu ilkeleri benimsemiş kimselerden zarar göreceğini düşünmez. Aksine bir davranış görmedikçe bu güven devam eder. Ayrıca kendi için de aynı kavramları kafasında sorgulama şansı bulur. Başkalarının davranışlarının ilkeli bir iyi tutum olup olmadığını da sorgular. Eğer ilkeler yaygın olarak benimsenecek olsa, toplumlara dair her davranışın iyi bir tutum olup olmadığı konusunda kafalarda sorgulama oluşup, bu yönde toplumsal bir bilinç gelişir. Pozitif kutuplaşma eğilimi artar.

Düşüncem böyle. O sebeple o iki kriteri ön planda tutuyorum kafamda.

Bazı ilkeler aynı başlıkta da toplanabilir olmasına rağmen özellikle toplamadım. Mesela Vefa, denge ve birlik idraki tek bir ilke altında toplanabilirdi. Ya da doğruluk ve samimiyet tek bir ilkede toplanabilirdi. Ancak amaç insanlara olumlu düşünce kalıpları aşılayabilmek aynı zamanda. Yani genele zarar verecek düşünce kalıplarının yerine, herkese daha çok fayda sağlayacak, daha üstün düşünce kalıplarını birer ilke olarak benimsenebilecek şekilde ortaya koymak amaç.

Bu sebeple faydalı bir düşünce kalıbı oluşmasına etki edecek bir ilkeyi diğeriyle birleştirmek yerine, ayrı olarak ortaya koymayı seçtim. Diyelim ki 'vefa' pek de bir kaynakta özellikle öne sürülmez. Ancak öne sürülmesi birlik anlayışını çok iyi destekler. Bu yönde çokça kişide oluşacak düşünce kalıpları, önceden kafamızda kolayca canlandıramayacağımız, gizli bir maneviyat etkisi yaratır.

Test konusu ise belki metnin devamında ayrıca olsa olabilir. Çünkü ortada bir bulmaca olsa, çözen bir daha arkasına dönüp bakmayabilir. Bulmaca çözme hedefi olanların ilgisini çeker ve referans olma amacına uygun düşmez.

Kolayca ulaşan bilginin değerinin yeterince anlaşılamadığı da doğru. Fakat zor ulaşılsa, iki vakit sonra biri kopyala yapıştır yapıp, başka yerde gayet kolaylaştırır internet ortamında.

Yapabileceğimiz şeyler ilk aşamada;
- Ana başlıkları belirlemek,
- Açıklamalarını kısa ve öz olarak yapmak (bu konuda zorlandığımı itiraf etmeliyim.)

İkinci aşamada;
- İlkelerin daha çok insan tarafından benimsenmesini sağlayacak çözüm düşünmek
- İlkelerin bir referans ölçüsü de olabilmesi için çözümler düşünmek
- İlkelerin çokça insana gitgide daha çok faydalı olmasını beklemek

Ben böyle bakıyorum. Böyle bir fayda sağlamayı başarmanın ise, başkalarına hizmet doğrultusunda fikren ve bilinç gelişimi olarak önemli katkı sağlayacağını düşünüyorum.
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 07/01/2017 :  00:39:48  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Şu an seni sanırım daha net anladım.

Referans olarak aslında, "ben ruhsal/spiritüalist (veya birliğe inanan) bir insanım" dediğinde hem dinlerin hem de 'iyi insan olma' kapsamında birçok kavramın kapsandığı bir şey söylemiş oluyor zaten insan. Ve hatta arkasında hangi mekanizmalara inandığı ile birlikte.

Öte yandan böyle bir ilke grubunun benimsenmesi/kullanılması (ki bu daha önemli bence), tümüyle bunlarda anlam bulmasına bağlı insanların. Anlam bulmaları da inanç sistemlerine bağlı. Yani olayın arkasındaki şeyleri/düşünceleri/mekanizmaları anlar ve kabul ederlerse ancak ilkeler bir anlam ifade eder, diye düşünüyorum.

Bir hayat yaşayıp yokolacağına inanan bir insanın bu tip ilkelerde bir anlam bulması bana zor geliyor. Çünkü hiçbirşeyin (yaşamın ve ölümün bile) bir anlamı yokken ilkelerde anlam bulmak zor. Yokolmayacağına inanan biri de belli bir süreklilik mekanizmasına inanıyor veya inanmak istiyor demektir. O durumda da içsel olarak zaten bu tip ilkelerin olması durumuna açıktır.

Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 07/01/2017 :  13:22:44  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote
"Spiritüalistim" dendiği zaman acayip bir şeye inanan uzaylıya bakar gibi bakan da çok olabiliyor. Arkasından ne çıkacağını kestiremiyor çoğu kimse. Ya da biri "ben hristiyanım derse" hemen kafada bir yargı oluşuyor. Ateist olduğunu söyleyenin işi ise çok zor. Bir çok ateist gayet insani doğruları zaten kendi kendine benimsemiş oluyor.

Burada önemli olan, farklı inançtan insanları pozitif ortak paydalarda birleştirebilmek. Deist olan biri inancı sorgulandığı zaman "inançlardan konuşmayı sevmiyorum, iyi tutum ilkelerini benimsiyorum" dediği zaman kendini ortak bir paydada tanımlamış olabilir bu şekilde.

İnsanlığı bölme etkisi olan, birbirine düşman gibi bakmasına neden olan inanç faktörünün etkisi zayıflayıp, temel inancı farklı insanların aynı çatı altında bir arada birbiri ile saygı çerçevesi içinde bulunması sağlanmış olur.

Kısaca; pozitif ortak paydalarda anlaşma ve birleşme sağlanabilir her zaman. Bu yönüyle de aklımdaydı ama yazışırken daha bir baskın yön olarak göründü şu an gözüme.


Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 15/01/2017 :  18:04:32  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote


Aklımdakileri ifade edebilmek için çala kalem yazdığım onca iletiyi okuyup anladıktan sonra, ana metine geçmesi için özenle seçip, derli toplu cümleler olarak düzenlediğin bölümleri ana metnin 'kendini geliştirmek' bölümündeki anlatım akışına uydurmaya çalışarak ekledim Oe. Anlatım bütünlüğüne uydurabilmek için cümleleri sağından solundan kırpıp ekleme yapmaya çalıştım.

Olabildiğince az ve öz anlatım olsun istiyordum ama o bölüm başlı başına yüzlerce kitap bilgisi olsa yine yetmez. O sebeple bu haliyle daha bir içime sindi. Ve yukarıda yaptığın bu katkı için teşekkür ederim. Tabii ki yine her an her şekilde iyileştirme yapmaya açık her şey. Son halini buraya da kopyalıyayım 9. ilkenin:

- - -

"09. Kendimizi geliştirmek: Her olabilirliğe gözümüzü açık tutmalıyız. Bilincimizi geliştirmek, ufkumuzu açmak ve bilgimizi artırmak önemlidir. Bütün alemlerin bilgisinden faydalanıp, en iyi ve en doğru ayrıntıları aralarından seçebilme yetimizi irademizle gitgide artırmak bizi sürekli geliştirir. Özgür irademiz bunun için vardır. Pozitif olmayan her şeyden uzak durmak ve bununla birlikte esnek düşünceli olabilmek, gelişim için fayda sağlar. Bu sebeple yeni düşüncelere, anlayışlara açık olabilmek, onları tarafsız, dengeli şekilde değerlendirebilmek, düşünceleri sahibinden bağımsız olarak değerlendirebilmek, düşünceleri topluca yanlış veya doğru olarak kabul etmek yerine; eğer varsa doğru olanın içindeki yanlışı, yanlış olanın içindeki doğru kısımlarını ayırt edebilmek önemlidir. Her öğrenileni diğerleri ile karşılaştırmak, ölçmek, uyan ve uymayan noktaları belirlemek, uyanları kaynaştırabilmek, bütünleştirebilmek, içindeki doğruları benliğimize yerleştirebilmek, bilincimizin gelişimine katkı sağlar. Tüm bunları yaparken iyimser olmak ve hayata pozitif bakmak hayatımızı kolaylaştırır. Yapabileceğimiz en büyük yatırım kendimize yaptığımızdır. Çünkü tamamen kendi isteğimizle ve kendimiz için yapabiliyoruz ve biz ne kadar iyi olursak, başkalarına da o kadar fayda sağlayabiliriz. Tüm bunlarla birlikte bilelim ki; sadece bilgiye sahip olmaktan öte, onu ne kadar benimsediğimiz, özümlediğimiz, uyguladığımız ve yaşadığımız önemlidir. Bahaneler, mazeretler değil, çözümler üreten yol alır. Zihinsel ve bedensel sağlığımızı üst düzeyde tutmamızda; içerdiği yapı taşları bozulmamış doğallığa sahip, organik ve dengeli bir beslenme çok önemli bir rol oynar. İrademizi hiç bir illüzyona teslim etmemek anlamında uyanık olmak gereklidir. Yüksek şuurlu olmak hedeflenmelidir. Her an kendimizi temsil ettiğimizin farkında olmamız gerekir. Kendimizi bilmeli ve kendimiz olabilmeliyiz. Şimdiye kadar doğru olmayan çok şey de yapmış olabiliriz. Önemli olan bir karar verip, şu andan itibaren ne yaptığımızdır. Samimi bir tövbe çok değerlidir.

- Tövbe cennetin kısayoludur.


* Pozitif tekamülde bilinç yükseltme haritası:

- Egodan adım adım uzaklaşma isteği,
- Doğru, evrensel ve sağlam ilkelere bağlılık,
- Çok açılı bakabilme ve değerlendirebilme yetisi,
- Kendi öz muhakeme gücüne bağlı irade sergileme,
- Her bilgiye açık olmak ve zihni sonsuza açma arzusu,
- Bilincini yükseltme hedefi ve aydınlanmaya adanmışlık,
- Uygulamaya geçmek ve gelişimi tamamen hayata geçirebilmek.

- Aslolan bilinç gelişimidir."

- - -

Bu arada 'tövbe' konusuna sadece dini anlamda değil, daha geniş kapsamlı olarak baktığımı da söylemek istiyorum. Olumlu huy ve düşünce kalıplarını benimsemiş olanlara pozitif varlıklar daha yakın oluyor diye zaten biliyoruz. Ancak bunun tersi de geçerli. Bu sebeple samimi bir tövbe niyeti, o kişi için bir anda metafizik alemde çok ciddi değişikliklere neden oluyor.

Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 07/03/2018 :  18:54:14  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote


Kıyamet senaryosuna dair olan başlığın altında yazmak daha iyi olur.

Ra Bilgilerine göre düşünce durum şuydu. 1981 yılında Ra'nın aktardığı kanal bilgilerinde 30 yıllık bir süreçten bahsediliyordu. Bu hesaba göre yuvarlama payını da dikkate alınca 21 Aralık 2012 olan maya takviminin bitiş tarihi akla gayet yatıyordu. Yine Ra Bilgileri'nin ilk cildinin 74. sayfasında şöyle diyor:

" Bu genç varlığa zengin bir
tanrının adını çağrıştıran “Ammon” adı verilmişti. Ama bu varlık,
tanrılardan birine gösterilen saygıyı içeren bu adın kendi adı
olamayacağına karar verdi. Böylece, ismini, güneş küresini onurlandıran
bir isim olan “Aten”e çevirdi. Bu isim, bizim kendi varlığımızın doğasını
anladığımız şekliyle, bizim gerçeğimize daha yakın bir isimdi. Adına
İkhnaton da denilen bu varlık, Bir’in titreşiminin gerçek spiritüel titreşim
olduğuna inandı ve Bir’in Yasası’nı yürürlüğe koydu.
Ama, bu varlığın inançlarını paylaşanlar çok azdı. Rahipleri de gerçek bir
ruhsal araştırmadan yoksun bir biçimde, sadece yüzeysel olarak
inanıyorlardı. Halkı eski inançlarını sürdürüyordu. Bu varlık bu katı terk
ettikten sonra, birçok farklı tanrı üzerine kutuplaşan inançlar ortaya çıktı
ve ta ki Muhammed diye adlandırılan bir varlık gelip de insanları daha
idrakli ve anlaşılır akıl/beden/ruh ilişkilerine sokana kadar bu durum
böyle devam etti.
Daha fazla ayrıntıya girmemizi istiyor musunuz?"

Daha sonra kanallık eden ekip hristiyan inancının yaygın olduğu bir kültürden oldukları için olsa gerek, Muhammed'e dair hiç bir ayrıntı sormuyorlar. Fakat dikkat çeken önemli ayrıntı şu ki Ra Muhammed'in insanları idrakli ve anlaşılır bir akıl/beden/ruh ilişkisine soktuğundan bahsediyor. Dinde sonradan olan büyük çarpıtmaların olumsuz etkilerinden bahsetmeye burada gerek yok, zaten farkındayız.

Burada dikkate almak istediğim nokta, Ra Bilgileri ile islami öğretideki paralelliklerin yakalanmaya çalışılması gerekliliği. Konu başlığına göre düşündüğümüzde, dikkati çeken en önemli nokta, hasat zamanı ve kıyamet günü bilgisi arasındaki benzerlik. Ra'nın ifadelerine göre baktığımızda süre aşıldı. İslami bilgilerin yorumlarına bakınca da Mehdi ve İsa'nın yeniden dönmesi gibi bilgiler mevcut. Şöyle bir yorum gördüğümü hatırlıyorum ve Kuran'dan yola çıkarak yapılan cifir hesabına göre olduğundan ve bu hesabı yapan kişinin daha önce yaptığı çeşitli hesaplamaların tuttuğu için dikkate alınabilir olduğundan söz ediliyor. Bu senaryoya göre yakın zamanda Mehdi ortaya çıkacak ve İslamiyet bütün dünyaya hakim olacak. 2080 yıllarına kadar bu hakimiyet zayıflayarak belli belirsiz devam edecek. Sonrasında ise bir nevi şeytan hakimiyeti ele alacak. Gitgide herkes tamamen yoldan çıkacak. Bir zaman bu bu şekilde artarak devam edecek. Sonra da kıyamet kopacak.

Hatta bu hikayelere uygun senaryoyu hazırlamak için bilinçli olarak yönlendirme yapılmaya çalışıldığından bahsedildiğini de görüyoruz. "Tanrıyı Kıyamete Zorlamak" isminde kitap var mesela.


Ra Bilgileri'nde görmüştük. Dünya gezegeninin farklı bir özelliği var. Tek bir yerden değil, çok farklı yerlerden gelen ruhlar enkarne olmuş dünyada. Ra'nın bu konudaki yanıtı şöyle:

"Gezegeninizin halkı, Maldek gezegeninden hasat edilenlerin yanı
sıra, ikinci yoğunluk derecesindeki ve bir devreyi sona erdirmiş üçüncü
yoğunluk derecesindeki gezegenlerden hasat edilen değişik gruplardan
meydana gelmiştir. Hepiniz tek bir ırktan ve aynı başlangıç noktasından
gelmediniz. Paylaştığınız deneyim, bu zaman/uzay sürekliliği içinde
benzersizdir."

Bu son cümleden çıkarmaya çalıştığım sonuç şudur ki; varoluş makro düzeyde de benzersiz yenilikleri denemeye ve düzenlemeye açık.

Hatta Darwin'in evrim teorisi ile yaratılıma inananların hep nasıl farklı bir durumu savunduklarını da hep görmüştük. Ra Bilgileri evrimleşmeye dair bir soru için ne diyordu, bir hatırlayalım:

"SORU: Bu varlıklar nereden gelmişlerdi? Bunlar, bizim bilim adamlarımız
tarafından anlaşıldığı şekliyle evrimin birer ürünü müydüler? Dünya
üzerinde bulunan ilk maddelerden evrim yoluyla mı meydana
gelmişlerdi?

RA: Evet, öyle."

Yani yaratılma sürecinin de ilk maddeden geliştirilerek ve evrimleştirilerek daha yukarılara taşındığı sonucuna varabiliyoruz buradan. Yani zeki sonsuzluk da sürekli gelişimi destekliyor. Her yaratılım üzerine sonra basamak çıkılıyor. Ya da elde edilmiş sonuçlar üzerinde farklı farklı geliştirme denemeleri ve süreçleri uygulanıyor.

Bütün bunları anlatmamın nedeni şu ki, kıyamete dair geçmiş döngülerden sonra farklı bir denemenin aniden uygulamaya sokulduğu bir nokta bulunmamız olasılığı yok değil. Kryon'un bu yöndeki ifadelerini de bu sebeple dikkate almaya değer buluyorum.

Mantık yürüterek gidilirse de özgür irade varoluşundaki, yeni bir gelecek yaratma iradesinin ortaya konulabilecek olması bana tamamen anlaşılabilir geliyor. Elbette neyin ne olduğundan emin olabilmek zor ama olabilecek her duruma hazır ve kabul içinde olmalıyız. Birlikte yaratan olduğumuz bilgisini de unutmayarak elbet.

* * *

Evrim kavramına tekrar dönmek istiyorum. Başlangıçta akıllı müdahale olmadan bir evrimden söz etmeyi ben zihnimde yerli yerine oturtamıyorum. Mutlaka akıllı müdahalelerle sürekli gelişim kaydedildi ve sonra eldeki mevcut olanda kopyalamalar da mümkün oldu. Her bir kopya üzerinde yeni çalışma yapmak da mümkündü elbet. Ra Bilgileri'inde insanın da kopyalanarak dünyaya taşındığı gibi bir anlatım hatırlıyorum. Eğer dünya gezegeni 4. yoğunluktaysa ve kıyamet senaryosu yerine yeni bir senaryo devredeyse, daha yüksek bilinçteki ruhlara uygun daha gelişkin bedenlere evrimleşme de zaman içinde gerçekleşecektir bu durumda. Nitekim yeni gelen nesillerde 20 yaş dişlerinin kaybolmaya başladığına dair bilgiler de birkaç yıldır var.

Bir diğer konu da iki sarmallı DNA yerine 12 sarmallı DNA'nın devreye girmesi konusu. Ra Bilgileri'nden biliyoruz ki, ritüeller önemli. Bununla birlikte uyumlamalar da mümkün. İşte günümüzde 12 DNA'nın aktive edilmesine dair uyumlama yaptığını söyleyenler de gitgide artmaya başladı. Fakat iş sadece bu kadarla kalmıyor. 24-36-48-60-72-144 sarmala kadar sırasıyla uyumladığını söyleyenler de var. Tüm bunlarla birlikte akla zarar yüzlerce uyumlama yapıldığına dair internet siteleriyle karşılaşmak mümkün.

Elbette reddetmek de olmaz ama uyumlama yapan hocanın yetkinliği ve ritüelin başarılı olup olmayacağına kadar bir dolu tereddütlü nokta var. Spiritüelliğin maddi enerji karşılığı elde edildiği tartışmaları da düşünülünce insanın kafası gerçekten de karışıyor. Ra ne diyordu? "Doğru ya da yanlış yoktur."

Go to Top of Page
Page: of 2 Previous Topic Topic Next Topic  
Previous Page
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.17 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits