Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 2012 değildi madem, o zaman gerçek tarih nedir?
 Global Ekonominin Hayat Deneyimlerine Yansımaları
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Author  Topic Next Topic  

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 05/06/2018 :  23:01:24  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote


Kıyamet anlatımlarına bakarak, ileride nasıl bir gerçekliğin insanlığı beklediğini tam olarak bilebilmemiz zor.

Ancak varlıkların pozitif ve negatif eğilime yönlenmeleri bilgisi için itiraz edecek bir nokta görünmüyor. Negatif eğilimin zirve noktasında da şeytanın yer aldığı görüşüyle hareket edersek, dünyadaki yeni çağ senaryosu için hazırlıkların gitgide hızlandığı ve bu anlamda şeytanın rolünü oldukça iyi oynadığını inkar edemeyiz.

Tüm kurguları birleştirmeye çalışma anlayışıyla ortada olup biteni anlamaya çalışırsak da, bir taraftan kapitalist sistem kendi hakimiyetinin kurallarını yeniden tesis etmeye çalışırken, diğer taraftan da bir çok dini eğilim kurtuluş için kutsal metinlerdeki kurtarıcıyı bekliyor.

Yine büyük manada bakarsak, sadece manevi değerlerin içi boşaltılmıyor. Maddi değerlerin de içi epeyce boş artık. Bundan kastım nedir? Dolanımdaki sıcak paranın aslında bir karşılığı yok. Geçmişteki, kağıt paranın altın cinsinden karşılığı olması geleneği 1971 yılında ABD tarafından bozulunca, buna yavaş yavaş tüm dünya uyum sağladı ve elimizdeki kağıt paralar aslında bir borç senedi hükmünde olmaya başladılar. Faiz kredi döngüsü içinde ise aynı para defalarca bankaya gidip, tekrar tekrar kredi oldu. Sonuçta durum öyle oldu ki; kişilerin, kurumların devletlerin çoğu borç içinde. Dolanımdaki sıcak paranın 10 katına yakın borç var ortalıkta. Üstelik dolanımdaki bu sıcak paranın bir karşılığı da yok. Karşılıkları sadece kendi ülkelerinin ekonomik ve silahlı gücü.


Kripto paralar konusu için çokça konuşuldu, karşılıkları olmayan bir balondan ibaret bunlar diye. Bir anlamda nakit para da aynı bu durumda. Ekranda görünen rakamlardan ibaret hepsi. Birbirlerine karşı değerleri üzerinden alışveriş yapılıyor. Ancak dünya üzerindeki tüm ekonomik değerleri şu anki mevcut değeri üzerinden satmaya kalksak, ortadaki toplam borcun sadece dokuzda birini ödeyebiliyor.


Burada sorun nerede? O borçların bir de alacaklıları olması ve borcu olanın ister istemez sistemin kölesi durumuna düşüyor olması. Gitgide özgürlüklerin kaybolması.


Güce hizmet edenler de varlıklarını sürdürebilmek için gitgide daha güçlü olmak zorundalar. İşte burada sorunlar ister istemez oluşuyor. Ortada çalışan ama gitgide tıkanan bir büyük sistem var. Bir yerden ufak bir hasar alması kelebek etkisi halinde tüm sisteme yayılabilir. Bu durumda sistem aniden öyle bir tıkanır ki, her şey birbirine karışır. Karşılığı olmayan değerlerini kim nasıl güvenceye alabilir? Kimi ülkeler bu sebeple fiziki altın stoklarını sürekli artırmaya çalışıyor. Kişisel olarak da bu yönelim var.


Nitekim amerikan para birimi olan doların rezerv para olmasının diğer ülkelere negatif yansıması sebebiyle, diğer ülkeler sürekli kendince yöntemler düşünüyor. Bu anlamda ekonomik bir savaş zaten var.


Ülkemiz nasıl ekonomik anlamda bir sorun yaşıyorsa, avrupa ülkeleri ve ABD de benzer sorun içerisinde. Doları güçlü kılmak için fazini yüksek tutma eğilimine gidiliyor.


Neden spiritüel bir forumda bu denli maddesel bir konuya değindim? Çünkü her şey ucundan bucağından birbiriyle etkileşimlidir. Ekonomik değerler anlamında küresel bir çöküş süreci bir zaman sonra gerçekleşirse, bunun sonuçlarının zorlu hayat deneyimlerine yol açmaması ve içinde ruhsal dersleri barındırmaması mümkün değil. Büyük savaşlar hep ekonomik nedenlerle çıkmıştır denir. Mevcut durum bilinemeyen bir vadede çeşitli ülkelerin anlık kararları nedeniyle ciddi ekonomik tetikleyicilerin devreye girmesine ya da kelebek etkisi oluşturmasına açık gibi duruyor. Ülkemiz de zorlu bir süreçte. İstanbul için yıllardır beklenen sarsıntı konusu da hep aklımızda. Zaman gösterecek bu karşılıksız ekonomik döngü çok büyük sorunlar oluşmadan bir çıkış yolu bulabilecek mi diye. Faizlerin artması dönemsel olarak soruna geçici bir ilaç olurken, gerçekte karşılıksızlığın ve dolayısıyla sorunun hızla büyümesine yol açıyor.

Olumlu yönünden bakmalı elbet hayata. Ancak zamanın birinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçlara da önceden hazırlıklı olmak her zaman faydalı. 'Tanrının kıyamete zorlanması' denilen ifadeyi de kafada canlandırıyor ortadaki görüntü. Hem her şeye ruhen hazırlıklı olmalı hem de dünyaya pozitif bakabilmeliyiz. Dünya bir okul.

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 22/06/2018 :  01:22:46  Show Profile  Reply with Quote
Cehennemin ortasinda cenneti yaşamak, negatifliğin içinde pozltif kalabilmek mümkün mü? Olabilir pekala. Dünya derslerden ibaret. Kendimiz dahil dışımızda ki canli cansız herşey bir ders aracı. Ekonomik sistemlerin rejimi ne olursa olsun onllarda birer araç. Karşılıksız ekonomik döngü den anladigim içi sürekli şişirilen bir balon gibi eninde sonunda patlayacak. Tarım ve hayvancılığın bilinçli bitirildi ülkemizde elimizde sadece yer altı madenlerimizin kaldığı aşikâr.onlarida pazarlayacaklardir son perdede.

Bir kurtarıcı yok kendi içimizden başka. Herkes kendini düzeltirse düzeltilmesi gereken bir durumun kalmayacağı gibi. İşimi kuralına uygun yapmaya çalışırken işlerin bazen dahada karıştığına tanık oluyorum. Yardımcı olmaya ve elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışırken de istemediğim bir karmaşaya yol açtığım için kendime fene küfrediyorum. Burdan anliyorum ki iyilik her zaman işe yaramıyor. Şeytanın işi bu noktada ele almasına izin vermeli.

Oluruna bırakmalı ve yeni karmaşaya yol açmadan icten geldiği gibi davranmalı. Ve sesizlik en büyük eylemdir yolunu yöntemini bilmediğin zaman.Tek bir gerçek bana güç veriyor. Herkesin birgün ölecegi,iki metre bir çukura gireceği. Çektiklerimizde çektirdiklerimizde çekeceklerimizde aldigimiz nefeste bir gün yaşanmış ve bitmiş olacak. Yine sessiz kalamadım ve şimdi şu anda yine belki bir dalga yarattım iyi yada kötü.

Edited by - zer-zivi on 22/06/2018 01:33:26
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 07/07/2018 :  14:32:02  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote


Şöyle bir kısa öykü vardı geçmişte internet ortamında okuduğum. Arayıp aynısını olmasa bile benzerini buldum:

- - -
Yaşlı Kızılderili reisi ve torunu kulübelerinin önünde oturmuşlar, az ötede birbirleriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyorlardı.
Köpeklerden biri beyaz, öteki siyahtı ve on iki yaşındaki çocuk kendisini bildiğinden bu yana o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı. Dedesinin sürekli gözününde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki kurt köpeğiydi bunlar. Çocuk kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, dedesinin neden ikinci köpeğe gereksinim duyduğunu ve renklerinin neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık.
Torununun bu yöndeki sorusunu, yaşlı reis bilgece bir gülümsemeyle yanıtladı:
"Onlar benim için iki simgedir yavrum." dedi; "Biri iyiliğin, öteki kötülüğün simgesidir. Aynen bu köpekler gibi, iyilik ve kötülük de içimizde sürekli bir savaş içindedir. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için sürekli yanımda tutarım onları."
Çocuk sözün burasına bir nokta koydu;
"Onların arasında bir savaş varsa, kazananı, kaybedeni de olmalı" dedi; yeniden sordu: "Dede, sence hangisi kazanıyor bu savaşı?"
Reis, şu yanıtı verdi:
"Ben, hangisini daha çok beslersem, savaşı o kazanır."

- - -

Şu an benim internette bulduğum versiyonunda siyah ve beyaz rengin neyi temsil ettiği açıklanmış. Benim daha önceden okuduğum daha geniş versiyonunda o açıklama yoktu. Bu öykü diyelim bir çocuk grubuna ya da insan grubuna anlatılıp, sonra öyküden ne anlam çıkardıkları soruluyordu. Ancak tek tek bireylere sorulduğu zaman herkes kendine göre bir yorum çıkarıyor ve öykünün içinde geçen ana fikirden farklı anlamlar çıkıyordu. Sonra da öyküye dair yorumu dinleyen kişi, kişiye özgü yoruma bakarak aynı durumu neye yorduğunu gözlemliyordu. Genelde durum şuydu ki insanlar o an yaşadığı olayların etkisinde kalarak yorumlamaktan uzak duramıyordu.

Genelde negatif eğilimin en üst mertebesini işaret etmek amacıyla 'şeytan' sözcüğünü kullanıyorum. Bu direkt olarak yaratıcının emrine uymayarak insanları yoldan çıkarmaya çalışan şeytanı ifade ediyor. Aslında bu sözcüğü kullanmak dahi pozitif durmuyor. Ancak insanların kolayca anlayacağı bir başka tanımlama da aklıma gelmiyor. Bu sebeple sanırım "şeytan tahtında sağlam oturuyor" şeklindeki başlığı değiştirmeliyim. Çünkü farklı yorumlanıyor.

"Daha pozitif kalabilmek için nasıl yaklaşım izlemeliyiz" sorusu için ise şöyle düşündüm. Şu sorulara yanıt aradım: Pozitif kalmaya çalışarak tutumlarımızı belirlerken elden geldiğince nasıl davranabiliriz? Hangi soruların yanıtıyla hareket etmeliyiz?

Sorunları çözmeye çalışırken;

- Daha dar manada algılamak mı daha köklü bir çözüm sonucu yaratır, yoksa en geniş manada algılamak mı?

- Ayrıştırıcı şekilde ele almak kime hizmet etmek olur, birleştirici şekilde ele almak kime?

- Fiziki çatışmaya yol açacak yolları seçmek kime hizmet eder, fikren sorgulama yaratacak paylaşımlar kime?

- Fanatik yaklaşımları kınayıp geçmek mi daha iyi sonuç verir, farklı farklı bakış açılarını sunmak mı?

- Dayatmacı olmak mı daha doğru bir yaklaşım, özgür iradeye saygılı olmak mı?

- Değerlerin kötüye kullanılır şekilde dayatılmasına tepki vermek mi daha iyi sonuç verir, yoksa o değerin neye (ve sanki bir nevi şeytana ya da egoya) hizmet eder şekilde -üzerinde düşünmeden- kötü amaçla kullanımının farkına vardırabilmek mi?

- Arkasında durulan bir konuyla zıtlaşmak mı daha iyi sonuç verir, yoksa ayakları yere basan gerçek nedenleri sorgulatabilmek mi?

- Bir konunun ego ile savunulduğunun farkındalığını yaratabilmek mi daha iyi sonuç verir, tüm kutsal kitapların ve pozitif öğretilerin iyiliği savunduğu ve akla mantığa dayalı olduğunu anlatmak mı?

- Sorunun gelişmesini izlemek mi daha iyi sonuç verir, içinde bulunulan gerçekliği kabullenip ortalama bilinç düzeyine elden geldiğince katkı sağlamak mı?


Aklıma gelenler bunlar.
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 08/07/2018 :  20:46:17  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote

Bir ayrıntıdan daha bahsetmeliyim. Yazdıklarıma bakınca çıkan sonuç sanki bulutların üzerinde yaşayan pembe gözlüklü biri gibi izlenim yansıtabilir. Ancak herkes dünyanın zorlukları içinde kendi deneyimlerini yaşıyor. Bu aralar sokaklarda insanlar birbirlerine bakıp, ne yönde oy kullandıklarına kadar kendince yargıda bulunuyor. Gözlemledikleri kişilerin halinden memnunluğu hakkında kafasında fikir oluşturuyor. Varılan bu yargılar da çoğu kez yanılabiliyor. Pahalı olmasa dahi uyumlu bir tişört ve kot pantolon bile güler yüzlü bir ifade ile birlikte olursa, karşıdan gözlemleyende ona göre yargı oluşturabiliyor. Bu durum mutlaka şehirler ve semtler arasında da farklı. Karmaşık dönemlerin içindeyiz ancak umutsuzluk aşılayan satırlar mı paylaşılmalı?

En azından kendim için, bardağın dolu tarafına bakmayı uzun zamandır alışkanlık edinmeye çalışmam sebebiyle belki de durum karşıdan gözlemleyenler için farklı algılanıyor. Bu davranış sebebim de tahmin edilebileceği üzere, kitapların mutlu olabilmek için önerdikleri yöntemi izlemeyi alışkanlık haline dönüştürmeye çalışmış olmam. Uzun vadede etkisi oldu mu? Evet oldu. Eksi yönü de bu tip yanlış anlaşılmalar.
Go to Top of Page
   Topic Next Topic  
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.09 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits