Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Mistisizm
 Izdırabı feda etmek
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Author  Topic Next Topic  

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 06/01/2009 :  18:45:01  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
İnsan hapishanededir ancak bunun farkında değildir. Farkına varan her aklı başında kişi hapisaneden kaçmak ister, kaçmak için tünel kazmak lazımdır. Bunun dört gerekli şartı vardır;
a) Özgür olmadığını, hapishanede olduğunu kabul etmek.
b) Evvelce hapisaneden kaçabilmiş kimselerden yardım almak.
c) Kaçış organizasyonu asla tek kişi olarak gerçekleştirilemez. Bir grup çalışması elzemdir.
d) Büyük bir çalışma ve çaba gereklidir : “belirli bir amaca yönelik şuurlu çabalar”
22.İnsan yeterince yöntemli ve kararlı ise bir alışkanlığını değiştirebilir. Ancak ; Bir kimse kendi üzerinde çalışıyorsa o kimse mümkün olabilecek ek değişiklikleri hesaba katmalı ve bunları önceden düşünmelidir. (Kendi üzerinizde değişikliğe muvaffak olduğunuz her husus, değişmesini belki de arzu etmediğiniz alışkanlık ya da karakter özelliklerinizi etkiler ve siz farkına varmadan devreden çıkar ya da beklemedikleriniz devreye girer.)

23.Ya da ! Değişmek isteyen fazlalıklarını “terk” etmelidir.
24.İnsanların feda etmeleri gereken en önemli şey “ızdıraplarıdır”. İnsan öyle yapılmıştır ki ; ızdıraba olduğu kadar asla başka şeye o kadar çok bağımlı değildir. Zevklerden daha kolay feragat edilir.
25. Izdırap olmadan birşey kazanılmaz ama ayni zamanda insan ızdırabını feda ederek işe başlamalıdır.


Çalışmamın tamamı için bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=244

Acaba Gurdieff Hoca, ızdıraba bağımlı olmanın da bir zevk olabileceğini bir yerlerde söylemiş miydi? Çünkü bunu düşünmemiş olmasını tahmin edemiyorum. Biliyorum bu fikrimi muhtelif yerlerde dile getirdiğimde sıkça şiddetli itirazlarla karşılaşıyorum, hatta “sen izdırap çekmemişsin, acı nedir bilmeyen bir müreffehsin!” diyenler oluyor. Saygı duyuyorum, belki de öyledir ya da oradan öyle görünüyordur.

Basit örneklerden yanayım ben; kimileri tatlı yemeye düşkünken kimileri de zehir gibi acıya düşkün oluyorlar, bunu neden yapıyorlar? İnsan ağzını dilini, boğazını neden yakmak ister ki! Bu bir zorunluluk filan değil. O halde geriye zevk aldıklarını kabul etmek kalıyor. Aynı şekilde sadece korku filmi izleyenler var, kesik organlar havalarda uçuşuyor, ortalığı kan götürüyor, hep daha çok korkabilmeye çalışıyorlar, neden peki?

Sanırım bütün bunların adrenalin salgılamasıyla bi ilişkisi var.


Edited by - on

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 06/01/2009 :  19:56:22  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Kesinlikle katılıyorum, Agnia.İnsanlar acılarını seviyorlar.Onları acılarında koparmaya çalıştığınızda ise verilen tepki tek "Sen benim içinde yaşadığım acıyı biliyor musun?Bunu yaşamadan bilemessin!":)) Farkında olmadığı ise, bu acıdan zevk almasıdır. Korku da aynı, korkudan da zevk alıyoruz. Izdırap çekmenin, bir getirisi olduğuna inandırılmışız.Çekilen her ızdırabın/acının bir mükafatı olmalı bize göre.Peki böyle mi?Bunun altında yatan neden ise, bana göre, insan mutlu olmaktan çok acı çekmekten hoşlanıyor, bundan zevk alıyor.Çünkü, yaşadığını bu biçimde algıladığını sanıyor.Bize bunu dayatan kimler, adrenalinimizle kim besleniyor acaba?

Edited by - on
Go to Top of Page

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 06/01/2009 :  23:30:38  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
Bu konuda bir de şöyle bir yaklaşımım olmuştu:
http://sibelatasoy.com/?p=136
Belki sorunuza zaten cevap vermişimdir, yine de düşüneceğim

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 07/01/2009 :  20:06:26  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Bazen kendimde yakaladığım bir durum var. Diyelim ki, kendimde veya hayatımda istemediğim/değiştirmek istediğim unsurlar var. Normalde ben bunları değiştirmek/dönüştürmek istiyorum, bunun için çabalıyorum, üstünde düşünüyorum ve çalışıyorum. Görünürde/yüzeyde olan bunlar.

Ama bazı anlarda aslında hep yapmaya çalıştığım şeyleri hiç önemsemeyen, "bırak öyle kalsın" diyen bir benle karşılaşıyorum (onu gözlüyorum). Hani çok uykusuzsunuzdur ve uyumak dışında başka birşey ilginizi çekmiyordur, hani yeni uyanmışsınızdır daha işletim sisteminiz yüklenmemiştir (windows açılmaktadır) o an ne sorsalar anlam taşımaz, veya hani bir de tam böyle kendinizden memnun olduğunuz (sebepsiz bir memnunluk, doğayla/varlıkla uyum gibi birşey) ve hiçbirşey istemediğiniz anlar vardır ya... İşte böyle anlarda aslında sürekli istiyor olduğunuzu düşündüğünüz şeyi "olsa da olur olmasa da" konumunda görmeye başlarsınız. Sanki bir başka siz vardır. O değişmesini istediğiniz noktalardan ıstırap çeken siz değil de, bunu hiç takmayan, acıyı onun yerine sizin çektiği bir siz.

Acaba diyorum, o anların varlığı, ıstırabını feda edememeye mi karşılık geliyor? Düşünün ki kurtulmak için sürekli çalıştığınız ve plan yaptığınız bir zindandasınız. Ve zaman geliyor size tek bir soru soruluyor "Gerçekten çıkmak istiyor musun?". Ee ne düşünürsün be adam. Bunun için delirmiyor muydun? İşte o tek soru, sanki Don Juan'ın bahsettiği bir santimetreküplük fırsat mıdır? İşin ilginç tarafı; toplamda ne kadar çaba sarfetsek de, tam da çabanın bırakıldığı ve artık çaba göstermek/düşünmek vs. için ya fazla yorgun veya durgun veya isteksiz olduğumuz o tek tük anlarda sadece birşeyin değiştirilebileceğini sanıyorum. Bu çok küçük ve çok kısık sesli bir fırsat. Tam da 'hiçbirşeyin farketmediği' o küçük anda hala kararlılığımızı koruyabiliyorsak (ki kararlılığımızı korumak için hiçbir anlamlı sebebin kalmadığı bir andır bu, bir salıverme anı), o zaman bu şansı değerlendirebiliyoruz sanırım.

Dengesizliği değiştirebilmek için dengenin çemberinden geçmek.


Edited by - oe_ on 07/01/2009 20:08:31
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 07/01/2009 :  21:52:04  Show Profile  Reply with Quote
Sevgili agnia aslında bu yazıyı yazdığında kendime dair deneyimlerimi paylaşmak istedim ama sonra vaz geçtim:) Çünkü bende uzun bir zaman kendine acıyan, ızdıraplarından vazgeçmeyen biriydim.Beni sabırla dinleyen dostlarıma ve "sen ne kadar şikayetçi,mızmızsın" diyen güzel dostuma çok şey borçluyum :)) Önce çok sinirlenmişdim dostuma,beni anlamıyor diye kurby'nin dediği gibi.Zaten Kurb'nin dalgası olmamak için vaz geçmiştim yazmaktan :),ama sonra paylaşmak istedim deneyimlerimi.Artık kendime acımaktan yorulduğum bir zaman değişmeye karar verdim.Ve söylediğin gibi,genetik bir durumduda.Ablamda kendine acıyan biriydi.Ve kendimi değiştirdikten sonra ablamın kendine acımalarına sabırla dayandım.Bazen sabır kalmıyordu ve anladım ki dostlarıma ne kadar işkence çektirmişim meğer:)) Sonunda ablamda değişti ve onun gelişimini mutlulukla ,heyecanla izliyorum. Kendisine emek vermesini,kendisini sevmeyi öğrenmesini,hayata dair güçlü ,özgür bir birey oluşunu seyretmek harika bir duygu.Bu yüzdendir ki nerde kendine acıyan birini görsem sabır gösterip onları değişmeleri için yardım ediyorum, sabrımın taştığı anda özür dileyerek yüreklerine şefkatle dokunuyorum.Yani bu aşamaya gelene kadar pek masum değildim:)
O yüzden insan...günahlarla da arınır............

Edited by - on
Go to Top of Page

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 08/01/2009 :  11:21:42  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
Deneyimini samimiyetle paylaştığın için teşekkürler Sevgili Zer-zivi. Senin de bahsettiğin gibi "şikayetçi" yapının çok çok büyük oranda ailesel hatta çoğunlukla anneden bütün aile bulaştığını gözlemledim. Don Juan, bir insan doğduğunda hemen nerdeyse bütünüyle nagualdir der, o halde ona Tonal'i yani dünyasal olanı kazandıran kimdir? Bunları sıkça yazdım daha önceleri, zaten bunu anlamak da o kadar zor değil :)
Bir seyahatim esnasında havaalanında iki saat geçirmem gerekiyordu ve orada Amerikadaki kızını ve torunun ziyerettten dönen bir kadınla karşılaştım, öylesine zarif ve faydalı meraka sahip bir hanımdı ki, önceleri kendimi sınırladım (çoğunlukla belli yaşın üstünde insanların yanında hep yaptığım gibi)fakat hanımefendi sınırları yıkmayı başardı. Ve beni tam bir saat konuşturdu, nasıl? Soruları, etkili bir dikkatle dinleyen ve algılayan gözleri sayesinde! Ve sonunda bana "bunları küçük bir kitapçık olarak yazmalısınız" dedi, ben umutsuzdum "kim okuyacak, ya da takacak ki" diyecek oldum. İtiraz etti ve hatta kitapçığa bir de isim koydu: "kadınlar, Dünya sizin eserinizdir" ve bir de alt başlık vardı "sadece anne olanlar ve olma potansiyeli olanlar için"
Aradan iki sene geçti, hala yazmadım, belki hala yeterli umuda sahip değilim, bilemiyorum. Belki sadece tembelim ve Oe'nin de hatırlattığı gibi 1 cmküplük fırsatı değerlendiremedim. (Aslında o kitapçığı o zarif hanımın yanında bir saatte yazmıştım! Sözler de kaybolmuyor, Don Genaro, Castaneda'ya parmağıyla havaya yazmasını önermişti bir defasında!)

Edited by - agnia on 08/01/2009 11:34:40
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 08/01/2009 :  12:07:21  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
Kişisel gelişimde buna 'acı beden' deniliyor, ve üzerimizden en zor çıkatabildiğimiz, ve aslında çoğunluklada farkedilmeyen, saklanan bir bedendir...
Çünkü kişi acı bedeniyle özdeşleşmiştir ve kendini o sanmaktadır, işte uyanış bu bedeni farketmekle başlıyor, ve üzerimizden çıkartma eylemleriylede devam ediyor zaten...

Kişinin kendini gözlemlemeye başlaması zaten onun uyanışı demektir, ve acı versede gelişen farkındalığı ile uyanışı da tamamlanacaktır.:))))

Edited by - on
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 08/01/2009 :  14:49:18  Show Profile  Reply with Quote
Sevgili agnia,kesinlikle yazmalısın o kitabı.Evet bir sürü yabancı yazarların kişisel gelişim kitaplarını okuyoruz.Ancak içinden değerlerimize uyduğu kadarını alıyoruz,çoğunluklada değer yargılarımızı yıkacak formüller içermiyorlar.Ama yaşadığımız coğrafyanın kültürüne,gelenek göreneklerine, ahlakına,inancına dair kişisel gelişimi ancak bu toprakların evlatları bize daha iyi anlatabilir.O insanlardan biri sensin,evet kitaplarını okumadım ancak kısa kısa bölümler okudum ama içindeki bilgi sevgiyle yoğrulmuş olduğu bir kaç kelimeden de anlaşılıyor.Bunları övmek için yada yağ yakmak için söylemiyorum.Hayal kırıklığına uğramaktan korkuyorsun,peki ya gerçekten umduğundan fazla insan faydalanacaksa ki bunu engellemiş oluyorsan? Bende daha yeni yeni uyanışlarım olduğunda,otobüste (ben de otobüs hikayeleri derleyeceğim:)) yanımda bir genç oturuyor.Kalın dereceli gözlükleri,ezik,kendine güvensiz biri ve onun sohbet etmeye çabalamasına mesafe koymuştum,sonra içimden kendime "neden beğenmedinmi tipini" diyerek kızdım kendime.Çünkü insanların görünüşüyle değerlendirilmesi çok yaygın bir yanlış ve ben onu uygularken kendimi yakaladığım an içimdeki şefkatle sohbete daldık.O kadar mutlu olmuştu ki, heyecenla eliyle ağzını şaşkın şaşkın tutuyordu.İlk defa çok farklı bir insan görüyormuş gibi heyecenla dinliyordu beni.Onun sözlerimden huzur buluşunu ve kendini değerli hissetmesi benide mutlu etti.Yüzünde sanki kalbinin yansıması belirmişti,bakınca hiçte çirkin görünmüyordu.İnsanı güzelleştiren ;saf sevgiden başka hiçbir şey.Yani hayatta her adımı değerlendirmek gerek,yolda giderken bir çocuğun gözlerindeki mutlu bakışla bile kendimizi mutlu hissediyoruz.Hayat derslerden ibaretse bu dersleri zevkle yaşamalıyız.Lütfen kitabını yaz bu gün değerli olmasada,bir zaman sonra çok daha değerli olacak.Hatta burdan başla yazmaya çünkü gerçekten merak ediyorum,bilmek,öğrenmek istiyorum.Sevgilerimle........

Edited by - on
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 08/01/2009 :  16:12:28  Show Profile  Reply with Quote
Sevgili damdam bazen hala içimde acı nüksediyor ama öyle kendine acıyan değilde değişik bir şey.Bazı gerçekleri farkettikçe (oe bahsettiği bu sanırım) derinde acıyan bir şey var henüz keşfedipte çıkartamadığım.Kimbilir insan olmaya dair gerekli bir kırıntıdır.İzin versem sanki büyüyecek ve beni yakıp kavuracakmış gibi hissediyorum.Gerçeği idrak etmektenmi korkuyorum. Bu değişik bir şey,bilinmeyen bir gerçekliğin acısı gibi.Belkide varoluşta tamamlanmaya dair duyulan özlemin acısıdır.Çok fazla düşünmüyorum,kafa yormuyorum.Nasılsa bir zaman gerçeğin kendisini idrak edeceğim.Sevgiler ........

Edited by - on
Go to Top of Page

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 08/01/2009 :  17:32:39  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
Korkuyorum... Sanırım gerçek engel bu ne yazık ki! Yazmayı öğrendiğimden beri onbinlerce sayfa yazdım, bakmayın 4 kitabımın yayımlanmış olduğuna, ben hep yazdım, biriktirmeden, öylesine yazdım. Fakat o zamanlar kendime biraz hakimdim. Çünkü benim oldu olası radikaldir fikirlerim; ama ben onları yumuşatmayı, ehlileştirmeyi biraz da olsa beceriyordum. Bazıları (çok nadir insan)bunu farkediyordu ve kendimi sınırladığım için bana kızıyorlardı. Hatta ben de latife olsun diye "biz az yakılmadık, aklımız başımıza geldi" diyordum, geçiştiriyordum.
Şimdi özellikle 2008 den beri dilimi tutamaz oldum. Bunu dünyanın değişen yeni enerjisine bağlıyorum. Bu sebeple yazmayı bırakmaya bile karar verir gibi oluyorum.
Buna ilaveten ve hatta çok daha önemli bir sebep daha var; -Bunu anlatabileceğimden bile kuşkuluyum- aslında söylediğim ya da yazdığım herşeyi hem doğrulayabiliyorum hem de yanlışlayabiliyorum, yani söylediğim herşeyi anında yıkabiliyorum. Bu sebeple tavsiye niteliği taşıyabilecek bişey yazma fikri beni delice korkutuyor
Böylece yazmayarak kendimi garanti altına alıyorum; fakat fikirlerimin yayılmasına müsaade ediyorum; mesafeler ve zaman önemli değil biliyorsunuz, her gün Dünyanın ayrı bir yerinden insanlar bunu yazıyor ya da filmini çekiyor. Yani mutfaktaki kişilerden biriyim şimdilik.

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 08/01/2009 :  18:15:33  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Şimdi şunu anladım; neden sevgili agnia hep (bak ben bunu daha önceden söylemiştim) türünden eski yazılarından aktarımlar yapıyormuş. Artık aynı şeyleri tekrar tekrar söylemenin de bir bezginlik yarattığını anlıyorum. Şimdi söylemek değil söylenenlerin hayata geçme zamanları, işte bu insanları korkutur. İnsan yapısı gereği varolan durumunu koruma eğilimindedir, çünki yeni olan belirsizlik taşır, beraberinde yeni dengeleri de getirir, bazen bu acı dolu olur.

Sevgili agnia, kalbinizi olanca dürüstlükle açtığınız yukarıdaki yazıya teşekür ederim. Bu kalifiye bir ışık işçisinin olanca dürüstlüğü ile yazdığı bir yazı bence. Teori ve kitaplar "oluş" zamanlarında yetersiz kalır, hiç bir realite yazılara sığamaz. Taşınan kaygılar, korku, olması beklenenlerin yaklaşması karşısnda kendine güvensizlik bunlar olağan şeyler. Yeni realiteyi ortaya çıkaracak olaylar ile o geçiş dönemi miskinliği hepimizde yerini yaratıcı yanımıza bırakacaktır. Yani geçici bir durgunluk yaşıyoruz. "Havadaki" enerjinin değiştiğini iliklerimize kadar hissediyoruz, hepsi bu.

İnsanlığın elinde bir "yol haritası" olmasa da eski kadimlerin söylediği bilinçaltımızda bizleri korkutuyor sanırım. Ancak yolculuğun sonunda biliyor bilinçaltımız. Dünya realitesinin bugünkü durumu zaten bizleri mutlu etmiyor, bunu bu siteye demir atmış herkes için söyleyebiliriz.

Yeni dünyayı kalbinde yine de en fazla isteyen bu sitede bulunan kişiler olacaktır. Kasyopya'lıların dediği gibi "herşey derslerden ibaret" ve varoluş yeni bir realitede devam edecek edecek, ne kadar şanslıyız değil mi bugünlerde burada olmak bence bir ayrıcalık, bir de olaya bunun "maceralı" bir film gibi arkaya yaslanıp bakabilme ve içerisinde olabilmek, evet bence bu bir müthiş bir macera olacak.

Edited by - on
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 08/01/2009 :  19:05:14  Show Profile  Reply with Quote
Sevgili agnia korkunu anlıyorum.Bende yanlış paylaşımlarda bulundum hatta birilerine zarar veren durumlardı ,bu beraberinde bende; suçluluk duygusunu getirdi.Azap çektim,yanlışlarımla zarar vermiştim.Çünkü zihnim beşer mantığıyla doluydu ve hiç bir işe yaramadığı gibi zarar veriyordu.Sonrasın da zihnin mantığıyla değil kalbimin sesiyle yol gitmeye başladım.Önce yanılsamda sonrasında doğru olanı keşfediyordum,öğreniyordum.Çünkü her deneyim bir yere kadar doğru yolu gösterir,bir noktadan sonra yanlıştır ve geçerliliğini yitirir.O yüzden tüm geçmişime tekrar tekrar döner bir yanlış ve ya yanılsama kalmışmı diye yeni öğrendiklerimle tahlil ederim.Bu hayatımın sonuna kadar böyle sürecektir.Her öğrenilen yeni bilgiyle,geçmiş bir kez daha gözden geçirilecektir.Bunu bir labirent gibi düşünebiliriz.Labirentte birsürü yol vardır ve doğru yolu bulana kadar yanlış yolları ve yanlış yolların yanlış sapmalarında çıkmaz sokaklarına dalarız.Ve sonra doğru yolu bulduğumuzda işimiz bitmemiştir.Doğru yolun doğruluğu pek çok yol ayrımına kadar sürer.Ve biz tekrar yol ayrımlarındaki pek çok yolun yine yanlış çıkmaz sokak yollarını deneyimleriz ve doğru yolun;doğru yol ayrımını bulana kadar sürer.Ve Labirent bizim hayatımızdır doğru yolu tamamlayana kadar aynı şekilde deneyimleriz.Diyelim deneyimlerinizden öğrendiğiniz bilginin yanlışlığını kavradınız,bu hayal kırıklığı yaratmamalı çünkü yanlışlar doğru olan hakkında bir fikir edinmemiz içinde gereklidir.Nerden nereye doğru ve nerden nereye kadar yanlış diye tahlil ederken yine doğru noktaya ulaşırız.O yüzden kendinize güvenin ve yazmaktan vaz geçmeyin.Dünyaya dair ne varsa hiç biri değersiz ve aptalca değildir.Biriyle arkadaşlık etmeye başlamıştım.Ve o arkadaşım bir gün arkamdan sessizce gelip beni korkutacakken ben birden ani hareketle irkildim.Ben tam konuşurken suratıma tokat attı."Yapma lütfen Ayşe" dediğim anda ikinci tokadıda çaktı:) Kendisine ani hareketleri sevmediğimi ve canım yandığında sinirlendiğimi söylediğimde birden üzüldü ve benim başka birine sinirlendiğimi ve kendisinden acısını çıkardığımı söyledi.Sesim başkasına göre yumuşak olsaba bana göre sert çıkmıştı.Ayşeye sarılıp gönlünü almaya çalıştım.Yanımdan ayrıldığında biliyordum ki gün boyu yaptığı davranışı neden yaptığını ve ne kadar aptal olduğunu düşünerek kendisini hırpalayacaktı.Ertesi gün karşılaştığımızda neden öyle davrandığını bilemediğini, kendisini aptal gibi hissettiğini ve gün boyu keyifsiz olduğunu söyledi.Hiç önemli değil dedim bazen olur böyle şeyler,kendimize bazen anlam veremyiz diyerek rahatlamasına çalıştım.Çünkü Ayşe'nin kafası çok karışık,konudan konuya atlar,tekrar tekrar aynı soruyu sorar,insanların deyimiyle saçmalar.Onun her hareketinin neyden kaynaklandığını anlıyordum çünkü bende bir zaman aynı yol deneyimlerinden geçtim.İnsanlara merhametimin gelişmesi,yaşadıklarımdan,duyumsadığım acılardan kaynaklıdır hep.Ayşenin durumundayken kimileri ardımdan deli olduğumu,aptal olduğumu söylüyor beni yargılıyorlardı.Kendimi ifade edemiyordum ve aptal gibi hissediyordum.İçim çok acıyordu,mutlu değildim.Yol gösteren kimsede yoktu.Üstelik üzerime üzerime geliniyordu.Ağbimi yeni kaybetmiştik.Öyle bunalımlı bir dönemdiki intiharı bile düşündüm.İlaçları ve suyu alıp karşıma koydum.Kendimle konuşmaya başladım "Ne yapacaksın,içecekmisin ilaçları,ne olacak insanlara vijdan azabımı yükleyeceksin,ne kadar seni anlayacaklar,ya annem,babam,kardeşlerim ne hissedecek.Evlatlarının acısı tazeyken ikinci evlat acısınıda senmi vereceksin onlara.İnsanlardan hayattan intikam almak için aileni neden cezalandırıyorsun,bütün bunları yapmaya eminmisin" diye kendimle konuşmalarımın sonucunda vazgeçmiştim.Yalnızlık insanı mahveden bir duygudur.O yüzden insanların nerde neye ihtiyaç duyduklarını deneyimlerimden bildiğim kadarıyla yardımcı olmaya çalışırım.Nerde kendime benzeyen birini görsem içim acır ve merhametle şefkatle yönelirim ona.O yüzden bildiklerinin yanlış olabileceğinden korkma,endişe etme sevgili agnia.Aptalca diye nitelendirdiğimiz davranışların bile bir derin anlamı vardır.Bende ne kadar çenesi düşük olup çıktım:) Uzun uzun yazmak beni sıkıyor üstelik :) Tekkrar derinden sevgilerimle sevgili agnia............

Edited by - zer-zivi on 08/01/2009 19:14:48
Go to Top of Page

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 08/01/2009 :  19:23:45  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
Bu heveslendirici ve şefkatli yaklaşımınız içimi ısıttı, çok teşekkür ederim. Her ne kadar korksam da "gerekeni yapan" bi yönüm hep olmuştur. Galiba korku ve cesaret birlikte iş görüyorlar (Hep öyle değil midir zaten, bir hayalet bile dualitenin yanında brad pit kadar parlar! )

Edited by - on
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 08/01/2009 :  19:27:43  Show Profile  Reply with Quote
Evet :) ama çabuk olursanız yüreğinizin güneşinden bizlerde ısınalım lütfen,sevgiler......

Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 09/01/2009 :  00:36:20  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
Sevgili zerzivi acı bedeni hissetmek kendine acımak değil tabikide, ama bu konuda kendini verdiğin tepkilerini gözlemle, ve ayrıca bu nedir diye beklentiye girme, vakit saat gelince göremediğin bu acıtan yanın pat diye önüne düşüyor, bende hep böyle olur mesela acıtan bir şey yaşarım, kendimi, hissettiklerimi, verdiğim tepkilerimi gözlemlerim ve bir zaman geçer sonrasında pat diye açığa çıkar o saklanan yanım, büyük blokajlarımda hep böyle oldu çünkü..

takipte kal o nedenle:))))))

Sevgili agnia

Bildiklerini yazmak, paylaşmak gönül işidir ve vakit saat geldiğinde akar kendiliğinden zaten, görünen o ki vakit gelmiş belli ve hayırlısı olsun:)))))

Edited by - on
Go to Top of Page

burake
Gezgin

Turkey
0 Posts

Posted - 28/03/2012 :  20:04:21  Show Profile  Reply with Quote
Acıyı ve ızdırabı neden seviyoruz? Aslında ben sevdiğimizi düşünmüyorum...Ama sevgiyi bulamadığımız için/bulamadığımız oranlarda bunları yaşıyoruz...
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 29/03/2012 :  16:52:44  Show Profile  Reply with Quote
quote:
Originally posted by burake

Acıyı ve ızdırabı neden seviyoruz? Aslında ben sevdiğimizi düşünmüyorum...Ama sevgiyi bulamadığımız için/bulamadığımız oranlarda bunları yaşıyoruz...



Acıyı sevmeyiz, özelliklede yaşarken hiç zevk almayız, ancak acı geçtikten sonra o acıyı anımsayarak kendimize acımaktan ve bunu başkalarıyla paylaşırkende (ki bu paylaşımda karşımızdakinin sevgisini,ilgisini acındırma durumlarıyla sömürmektir) zevk aldığımız inkar edilemez. Vallaha yaşadıklarımın yalancısıyım :)

Bir şekilde negatif bir tutumdur. Pozitif tutum her durum karşısında kendi sorumluluğunu üstlenmek ve hiç bir zaman sorumluluğu başkalarının üzerine atarak kendini aklamaya çalışmaz. Pozitif varlık alıp verdiği tüm nefeste,attığı her adımda sorumluluğunu bilir. Ve başkalarından ilgi ve şefkate ihtiyaç duymadan kendisine artı başkasına sevgi ve şefkat üretir. Bu güce herkes sahip sadece bilmeyen başkasından bekler ve kh tutumu sergiler.

Kimseden sevgi ve ilgiye ihtiyaç duymamak insana büyük bir özgürlükte veriyor.

Epeydir duygu bedenimde acı hissetmiyorum. Yaşadığım acıyı anlık yaşıyorum,bazende acı verecek bir olayı yaşadığımda içim acımadan o süreç geçiyor. Bu harika bir şey. Yani çoğu ızdıraplı olaydan ötürü neden acı çekmediğimi garipseyen olabilir. Evet yaşanırken acı verir, acıyı sürekli kılmanın anlamı yok.Karmalarımızın çoğu acıları sürekli sırtımızda gönüllüce taşımaktan,o duygunun öfke ve pek çok değersiz duygularıylada yükümüzü arttırmasından kaynaklanıyor.


Edited by - zer-zivi on 29/03/2012 16:58:04
Go to Top of Page
   Topic Next Topic  
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.12 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits