Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Doğu ve Uzak Doğu Felsefeleri
 islam felsefesi
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Author  Topic Next Topic  

sirius.melek
Kehribar

Turkey
32 Posts

Posted - 12/10/2008 :  20:10:10  Show Profile  Visit sirius.melek's Homepage  Reply with Quote
Sevgili arkadaşlar ben öyle her konuda ahkam kesecek bilgilere sahip değilim henüz.Ama okudum tanırının doğum günü adlı kitap henüz bitmedi.Eğer inanç din ve özle ilgili merak ettikleriniz varsa lütfen okuyun ... İçinizdeki bir çok sorunun cevabını bulcanızdan eminim Ben buluyorum her öğrendiğimde hayatımla bütünleşiyor.SEVGİYE hayatınızda yer açınnnnnn .... :))))) allahın ve bütünün sevgisi üzerinize olsun

Edited by - on

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 12/10/2008 :  20:19:45  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Selamlar, Sevgiler...

TDG kitabının yazarı ve yazarı tanıyabilmek için yaptığı bir roportaj var, kitabı ben henüz okumadım,aslındaokuma listeme koydum ancak listede yapılacak işler/okunacaklar tamamlanınca okumayı istiyorum, yazar hakkında bir ''bilgi'' parçası elde edebilmek içiin umarım faydalı olur bu alıntı-roprtaj:

*************************
(Alıntı)

Elif, Lam, Mim... Olay Yaratan Kitabın Yazarı, İlk Ve Son Kez Yeni Aktüel'e Konuştu!

Kur'an'ın anahtarını çevirdik!"

Yazar buRAK özDEMİR'in kitabı "Tanrı'nın Doğum Günü", İsla m ve Tanrı'yla ilişkileri yeniden düzenleme iddiasıyla, birkaç ayda tam bir fenomene dönüştü! Yazarı ve birçok okuru tarafından "Kur'a n'ın en kadim sırrını" açıkladığı savunulan kitapla ilgili okuyacağınız bu röportaj da büyük tartışma yaratacak! "Bundan sonra İslam bel ki de en çok Nişantaşı'nın konusu olacak" diyen özDEMİR'in söylediklerine şaşıracak, belki hak verecek belki kızacak ya da inanamayacak sınız. Yazarı içinse tek şart; önyargılarınızı bir kenara bırakmanız#8230;

Birkaç aydır herkes bu kitabı konuşuyor. Gazeteciler peşinde"Tanrı'nın Doğum Günü", 19 Ekim 2006'da, Kadir Gecesi'nde yayımlandıktan sonra hiç reklamsız, sadece kulaktan kulağa yayılarak 7500 sattı ve şu an 5. baskısı yolda. Tanrı ve İslam'la ilgili çarpıcı açıklamalar içeren kitabın çok merak edilen yazarı (kendi adını kullanmayı tercih ettiği şekliyle) buRAK özDEMİR, "kitlelere ulaşma planı"nın parçası olarak ilk ve son kez Yeni Aktüel'e konuştu. 1997'den beri iletişim, marka ve reklam dünyasının içinde olan buRAK özDEMİR, Türkiye'nin önde gelen kuruluşlarına marka danışmanlığı yaptı, reklamlar hazırladı. Sekiz yıl bu alanda çalıştıktan sonra 2002'de kendi marka danışmanlık firması Strategica'yı kurdu. Ajansında arzu ettiği özgürlüğü yakaladıktan sonra, istediğinin aslında bu olmadığını fark etti. "2002'de, 'Yıl2binyüz2' diye bir kitap yazdım; 100 yıl sonra Türkiye'nin ve dünyanın halini anlatan fantastik bir bilim kurguydu. Yazmanın tadını aldıktan sonra bir ikilem yaşadım; reklamcılık ve yazarlık. Bu ikilemi yaşarken reiki ile tanıştım. Başka öğretileri de araştırdım. 2005-2006'da, eve kapandığım, kendimi dünyevi zevklerden uzaklaştırdığım bir dönem oldu. İç dünyamda birtakım şeyler yaşadım ve bu kitap çıktı" diye özetliyor kitaptan önceki yaşamını.

- Bu kitabı yazmadan önce dinle aranız nasıldı? İslam'ı ve Tanrı imajını yeniden konumlandırmayla ilgili bir kitap yazacağınız aklınıza gelir miydi?
Kitabı yazmadan önce dindar arkadaşlarım bana Müslümanlığı anlatıyorlardı, ben de onlara "İslam sizin anlattığınız şeyse ben Müslüman değilim" diyordum. Modern, Batılı yaşam tarzını arzu eden kesim hangi konuda sıkıntı çekiyorsa benim de sıkıntılarım o yöndeydi. Kitap İslam'ın i'si olmayacak şekilde gelişmişti konsept olarak ama adı belliydi: "Tanrı'nın Doğum Günü." Proje, yeryüzündeki Tanrı kavramını, iyi bir yeniden konumlandırmayla istenen yere getirmekti. Meditasyonlarda yaşadığım ilginç şeylerin bana verdiği güvenle buna soyundum. Aslında dünyada çektiğimiz sıkıntıların çoğu, Tanrı'nın dünyadan elini eteğini çektiğiyle ilgili zannımızdan kaynaklanıyor. Biz kendi penceremiz ölçüsünde Tanrı'yı algılıyoruz ve algılattırıyoruz. Normalde kitap yazma sürecini hepimiz biliriz. Bir şeyi öğrenirsin ve onu kaleme alırsın. Ben geceleri yazıyordum ve gece ne öğreneceğimin merakı içindeydim. Kitaptaki "ben" karakteri Tanrı'ya karşı içindeki her şeyi dile getiriyor, bununla ilgili son derece mantıklı, birbirleriyle tutarlı cevaplar alıyor ve Tanrı'yla yakınlaşıyor. Daha önce Kuran'ı çok okudum, araştırdım Türkçe'sini. O günlerde herkesin anladığından farklı bir şey anlamamıştım ama kitabı yazarken öyle bir frekansa girdim ki bunu tarif etmesi zor.

"Ben yazmıyordum, okuyordum"
- Nasıl bir frekanstı bu? Kitabı size Tanrı mı yazdırdı? Eğer O'ysa bunun için neden sizi seçmiş olabilir?
Yıllardır Kuran okuyan insanlar, bu işin uzmanları, ilahiyatçılar, tefsirciler var. Sen kimsin ki böyle bir kitap yazıyorsun, diye yorumlar geliyor. Dolayısıyla "Neden ben" en çok zorlandığım soru. Oturduğunuz yerde, bir anda bir frekansa girdiğinizi, bilmediğiniz şeyleri duyduğunuzu, bilmediğiniz şeyleri yazar ve savunur hale geldiğinizi düşünün. Meditasyon sürecinde muazzam bir bilgi akışı oldu. Yanımda hiçbir kitap yoktu ve yazdıklarım diğer kitaplarda yazılan türden şeyler değil. Kitap, Tanrı'yla ya da Tanrı olduğunu iddia eden bir karakterle, ben olarak adlandırılan bir karakter arasındaki diyalog olarak yazıldı. "Dona" olarak yazılan cümlelerde ben yeni şeyler öğrendim. Cümleler gidiyordu, parmaklarım da hareket ediyordu ama ben okuyordum, yazmıyordum o sırada! Chat'leşme, benim sunduğum bir format. Ben insanlara "Gelin bunun adını birlikte koyalım. Ben böyle şeyler yaşadım. Delirdiysem beni tedavi ettirelim, dediklerim doğruysa bunların gereğini yapalım, ortada sıradışı bir durum var" dedim. Burada da yapacağım şey aynı, buna okuyanlar kendileri karar versinler. Bunu ben mi uydurdum, yoksa bir frekansa girdim ve bunları yazdım mı? Bunlar özünde Kuran'la ilgili benim bilmediğim, insanlığın bilmediği yeni şeyler ve bunları yazmak bana kısmet oldu.
- Tanrı neden Dona adını kullanıyor?
Okumayanlar, Dona'yı mitolojik bir isim gibi algılayabiliyor. Hiç "İslam" bulmadıkları için bana demediklerini bırakmıyorlar tabii. Önyargılar kötüdür diye boşuna söylemiyorum... Okuyanların da çok merak ettiği Dona'nın anlamını ilk defa telaffuz ediyorum: Dona, Doğrudan O'NA'nın gizemli bir kısaltmasıdır...
- Peki neden "Tanrı'nın Doğum Günü" (TDG) dediniz? Bu ilk anda bile insanların olumsuz tepkisine yol açabiliyor.
"Tanrı'nın Doğum Günü" ismi, kitapla ilgili koruyucu bir kalkan. Doğum günü deyince, anne, anne rahmi, ondan çıkmakta olan bir çocuktan başka bir şey hayal edemiyorsan bu kitap henüz senin için çok erken. TDG'yi okumak istiyorsan önyargılarından arınmak zorundasın çünkü içerde, sabitleşmiş inançları kökünden sarsan ciddi şeyler bulacaksın. Müslüman kültür Tanrı kelimesini sevmiyor. Bu bilinen bir şey. Bu sadece Müslümanlar'ı ilgilendiren bir kitap değil. İslam bütün dünyayı etkiliyor. İngilizce'ye çevrilemeyecek kelimelerden kaçındım mesela. İlk etapta İngilizce'ye ve Arapça'ya çevrilecek. (Kitap şu anda çevriliyor.) "Tanrı'nın Doğum Günü", bir test insanlar için. Bu kadar küçük bir noktada takılan bir kimseyle ben zaten kitapta buluşmak istemiyorum. Edebi bir eserde mecazi anlamın kullanılabileceğine ihtimal verilmemesi de çok mizahi bir durum. Ben sabırlıyım, kendimden, bu kitaptan çok eminim.

"En büyük koruma, korkusuzluktur"
- Ve cesursunuzKitaptaki "Tanrı bana gelsin. O'nu yeniden 1 numara yapayım!" Sırf bu sözü söylemek bile cesaret ister. Korkmuyor musunuz?
Bir çevrenin beni korkutması için önce korkunun ne demek olduğunu anlatması lazım. Ben bilmiyorum, bende öyle bir şey yok. En büyük koruma, korkusuzluktur, o boyuta girdiğinizde karşınızdaki sizden korkuyor. Benim için tek bir ölüm olabilir, o da başarısızlık. Bu kitabı taşıyamamak. Değişimin düğmesine basıldı artık. Ben ölsem de kalsam da hiçbir şey değiştirmez. Beni ortadan kaldırsalar da, bu, kitaba hizmet eder. Şu anda sıradan bir insanım ama ölürsem efsane olurum, giremediğim her yere girerim.



Kendini dindar, muhafazakâr diye niteleyenleri bu kitaptan korkutan şey ne olabilir?
Din hep buradaydı. Dün vardı, bugün de var ve yarın da olacak ama dindar kimliği elden gidiyor, onu söyleyebilirim. Dindarlığın aslında ne demek olduğu, bilgelik kimliğinin müminlik kimliğiyle buluşması birtakım insanlar için çok ciddi sürprizler oluşturacak. TDG'nin okunduğu Nişantaşı'nda bir kafede kahvesini yudumlayan insanların, birileri onlara Kuran gösterdiğinde moralleri bozulmayacak. "Gel bak beraber okuyalım, sen Kuran'a sevgi düzleminden baktın mı" diyecekler. Türkiye'nin dengesi bunun üzerine kurulmuş. İslam, Fatih'in konusu olmuş. Nişantaşı'nı markalar işgal etmiş. Bundan sonra İslam belki de en çok Nişantaşı'nın konusu olacak.
- Peki Fatihli dindarlar, Nişantaşılı Müslümanlar'ı kabul edecek mi?
Samimi dindarlarsa, dindarlığı bir kimlik, insanlara karşı bir böbürlenme meselesi olarak görmüyorlarsa bunu memnuniyetle karşılarlar. TDG'nin iki etkisi var. Birincisi bireysel etki; siz okudunuz ve hayatınızı değiştirmeye başladınız, İslam'ı seviyorsunuz. Bu sizin bireysel ilişkiniz. Bu bireysel etkiden uzak dursanız da fark etmez, bu kitabın bir gün bir de sosyal etkisi olacak: Dünyanın değişmesi. İnsanların düşünce yapılarını değiştirdiğinizde dünyayı da değiştirmiş olursunuz. Dindar kesim İslam'la ilgili ne hayal ettiyse o gerçek olacak ama yol konusunda hemfikir değiliz. Türkiye ve İstanbul, dünya için bir laboratuvar. Fatih'le Nişantaşı arasındaki çatışma, Amerika ile Ortadoğu arasındaki çatışmayı doğurur ve biz Fatih'le Nişantaşı'nı ortak bir şemsiye altında, sevgiyle yaşatmayı başarırsak, Fatih ve Nişantaşılıları birbirlerini yargılamaz hale getirirsek, Batı kamuoyu da Müslümanlar'la yaşanabileceğini görecek. Biz dünyanın geleceğinde çok önem arz eden bir ülkedeyiz. Bin Ladin denen ve Müslüman olmayan bu insanın, dünyanın başına sardığı pisliği biz Türkler temizleyeceğiz. Tarihimiz zaten buna hazırlıkla geçmiş. Hep Batı'nın kapısındayız, hep bir tampon görevi görmüşüz ama elimizde hiçbir zaman bir proje olmamış. Artık elimizde TDG var ve bu bütün dünyaya Kuran'daki kriptolar aracılığıyla medeniyetlerin bir gün hayal edilmemiş bir kardeşlik içinde olabileceğini gösteriyor.

"Biz dünyayı kurtaracağız, öbürleri de alkışlayacak"
- Gelecek için iyimser misiniz peki?
Her şey düzeleceği için bugün bu kadar daralıyoruz, bir çeşit doğum sancısı içindeyiz. Şunu da söyleyebilirim, çok iyimserim ama belli koşulları yerine getirirsek, belli adımları atarsak... Bu adımların atılacağını biliyorum ama hiçbir adımın atılmadığını düşünürsek bizi çok korkunç bir senaryo bekliyor. O uçakların sınırımızdan geçmesi, pilotların dalgınlığı filan çok çocukça... Bu uçakların neden uçtuğunu çok iyi biliyoruz. O çuvalları ne için Amerika'dan Irak'a getirdiklerini de çok iyi biliyoruz, bunlar bir projeye hizmet ediyor. Büyük Ortadoğu ProjesiGerçekten çok kötü bir gidişat var. Bir kitap dünyayı değiştirebilir mi, değiştiremez mi? Ben değiştireceğini söylüyorum, okuyanlar da bunu söylüyor. Ben vizyonu açık, ılımlı, aklı selim sahibi, bilge, belki bilge olduğunun bile farkında olmayan insanlara sesleniyorum. Biz onlarla birleşip bu dünyayı kurtaracağız. Ama öbürleri de bizi alkışlayacak.
- Bu kitaba İslam'ın "Secret"ı demek mümkün mü?
Böyle söylersek çok küçümsemiş oluruz. Kitabın içindeki bir sayfanın genişletilmiş halidir o kitap. O tip kitaplar insanlara kendi gücünü fark ettirme, özgüven kazandırma anlamında çok faydalı ama TDG, kişinin Tanrı'yla arasını düzelten, İslam'la olan meselesini çözen bir kitap. Bu kitabı ben hiçbir kitapla kıyaslamam. Bu, farklı enerjisi olan bir kitap. Kitaplar ruh halimizi değiştirmezler, karamsarsanız, iyimser olmazsınız ama bu kitap bir karamsarı, dünyanın en iyimseri haline getirebilecek bir değişim enerjisine sahip ve bunu bir Türk yazdı. Böyle bir eleştiri geldi. Kitapta Tanrı bazı yerlerde Türk milliyetçisi gibi davranıyor, dendi. Tanrı tabii ki Türk milliyetçisi değil ama ben öyleyim. Bugün böyle bir eser yaratmaya vesile olabilmişsem, bu topraklardan aldıklarımı nasıl inkâr edebilirim? Tabii ki bütün milletlerle kardeşiz o farklı bir şey, o çizgiyi taşırmıyoruz ama tarihin, hayat deyin, Tanrı deyin, evren deyin, Türkler'e verdiği çok özel bir konum var ve biz bu konumu nihayet değerlendirmek üzereyiz!
- Her jenerasyon farklı bir Kuran düzlemini mi okur? Kuran'daki dinamik içeriği açıklar mısınız?
1400 yıldır değişmeden duran bir metnin bir anda hareket ettiğini fark etmek inanılmaz bir deneyim. Binlerce yıldır okunmuş bir ayet, anahtarını çeviriyorsun, farklı anlamlar ifade etmeye başlıyor ve bu anlamlar tam da bizim ihtiyacımız olan anlamlar. Sır diye ben buna derim: Kuran'ı Kerim hareket ediyor. Dünyada tutuculuğun, muhafazakârlığın simgesi haline getirilmiş İslam. Buna üçüncü bir kelime daha eklendi: Şiddet. Muhafazakârlıkla değişime direnmekle eş anlamlı hale getirilen bir kelime artık değişimin ta kendisi oluyor. İslam 21. yüzyılda değişimle eşdeğer bir kelime olacak; biz anahtarı çevirdikten sonra. Biz anahtarı çevirdik, ama insanlar anahtarın çevrildiğinden yeni haberdar oluyor
- Arapça bilmediğinizi söylüyorsunuz, kendinize kaynak olarak en doğru çeviriyi seçtiğinizden nasıl emin oldunuz?
20 küsur kaynaktan tek tek kıyaslayarak en doğrusunu bulup kullandım. Bana "Sen Arapça bilmiyorsun" diyorlar. Evet bilmiyorum ve bununla gurur duyuyorum çünkü başımıza ne geldiyse İslam'ı Arap kültürünün bir parçası olarak algılamaktan geldi. Tanrı'yla olan iletişim dili kişinin ana dilidir. Müslüman olmak, Kuran öğrenmek bir dil çalışması değildir. Dolayısıyla hangi dili biliyor olursan ol Kuran'ı idrak edebilirsin. Bu yüzden ona kutsal kitap diyoruz.



**********************
Kitaptan#8230;

Tanrı-Allah
Dona: Allah kelimesinin anlamı "birlenmiş ilah"tır. Kur'an'la birlikte doğan Allah kelimesinin geliş amacı, çok tanrılı dinlerle çoğalan ilahları teke indirgemektir. Sana Allah ismimle değil Tanrı olarak seslenmeme gelince. Şu an seni tek ilah felsefesine ikna etmeye ihtiyacımız yok. Tektanrılı dinler bugün dünyaya zaten hakim. Bugün konumuz, tek olduğundan şüphe duyulmayan "o" ilahın korku veren imajını değiştirmek, onun sevgi dolu yanını insanlara tanıtmak. Tanrı ve Tanrısal, Allah ile kul arasındaki ilişkiden çok daha yakın, çok daha samimi ve çok daha üst düzey bir bağ kurmamız sağlayacak kavramlar. Tanrı ve Tanrısal, aynı kelime DNA'sına sahipler ve bu Tanrısal'ın Tanrı'nın ruhundan üflenmiş bir varlık olduğunu anlatmak için ideal.
Cennet-Cehennem
Dona: Cennetten kovulmadığın gibi cehenneme de sürülmeyeceksin. Yer, gök ve ikisi arasındakiler. Tüm bu yatırım, senden bir günahkâr yaratmak için değildi.
Atatürk
Dona: Rab İslam alemini gönderdiği meleklerle değil yetiştirdiği insanlarla korudu. İslam aleminin halifeliği iptal ederek İslam için çok hayırlı bir iş yapan Mustafa Kemal'e hakkını teslim etmesi gerekiyorHalifelik sembolünü tarihe gömebilmek için çok sağlam bir dini vizyonun olması gerekir. Gerçek İslam ile yaşatılmakta olan İslam arasındaki farka vakıf olman gerekir. Kuran ruhunu biliyor olman gerekir. Mustafa Kemal'i anti İslamcı olarak görenlerin göz ardı ettikleri nokta, onun Kur'an'ın Türkçe'ye tercümesine bizzat talimat vererek gerçekleştirtmiş olmasıdır. Sen olsan hiç okumadığın, hiç inanmadığın bir kitabı halkına açar mıydın?.. Muhammed'i olan toplumların hiçbir zaman bu kadar ilerici bir liderleri, bir Kemal'leri olmamıştı. Kemal gibi ilerici liderlere sahip toplumların ise bir Muhammed'leri yoktu.

Edited by - Tiversonus on 12/10/2008 20:21:01
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 17/10/2008 :  11:31:49  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
herkeze sevgiler

'Tanrının doğum günü ' kitabını henüz bende okumadım, ve okuyacaklarım arasında..

Ben herkezin yaydığı enerji düzeyi, yani titreşimi, hangi noktadaysa, Kuran ı anlama seviyesi de o noktada olacaktır diye düşünüyorum...
Zaten eskinin eren, evliya, uleması bunun bilincinde olduğu için avam ın içinde kuranı onların algıladıkları biçimiyle konuşurlarmış..
Ama ulema kendi içinde Onu, sırlarını anlıyabilmek için en yüksek düzeyde konuşur tartışırlarmış...
Çünkü Kuranda sözü edilen birçok bilgi örneğin ateş, cehennem aslında arınma, nötrlenmenin sembolik anlatımıymış öğrendiğim kadarıyla, ve sıradan insan için bu cayır cayır yanma olarak algılandığında 'korku' verirken, titreşimi yüksek insan bunu 'arınma' olarak algılıyacaktır...

Bu yüzden Hallacı Mansur 'En el Hak' dediği için yani ben yaratıcı gücüm, yaratanım idrakine vardığı için yaradan aşkı o derece yükselmişki Bağdat sokaklarında dönerek bunu zikretmiş...
Bir müddet sonra dönemin devleti yanılmıyorsam Emevi sultanlığı zaten o zamanın aykırı adamı olan Hallacı tutuklıyarak hem idam etmişler, hemde yakmışlar bu Hak aşığını...
Bu yüzden Hocası ve kayınpederi Cüneyd Bağdadi 'ne gerek vardı bunu avama bağırmaya' diye hallacı eleştirmiştir...
Hatta Tasavvuftada kuranı anlamanın idrak etmenin çeşitli seviyeleri var, fakat şu anda isimlerini hatırlıyamadım...

Binlerce yıldır Allahın 'Kul' u olarak yaşadık, ve aslında murad olunan 'Halefi' olma konumumuzdur, ki onada sahip olunmanın yolu artık açılmıştır, sıradan insanlar olan bizler sırların açılmasıyla tüm bilgilere sahip olduk ve devam ediyoruz...

Burak Özdemir in kitabını bu yüzden önemsiyorum, okuduktan sonra kitapla ilgili daha net olabileceğim...

Bilgi ve ışık daima bizimle olsun...

Edited by - on
Go to Top of Page

Süvari
Elmas

Turkey
455 Posts

Posted - 16/11/2008 :  01:32:42  Show Profile  Visit Süvari's Homepage  Reply with Quote
TANRI’NIN DOĞUM GÜNÜ KİTABINDAN ALDIĞIM KISA NOTLAR
Yazar : Burak ÖZDEMİR


1)Kuran Arapçaya göre tasarlanmamış, Arapça Kuran’ın indiriliş dili olmak üzere hazırlanmıştır.

2)Karma temizliği yapmadıkça, olumsuz enerji bağları senin sevgi havuzuna açılmış bir delik olarak boşaltmaya devam edecektir.

3)Kuran’da imam diye bir makam yoktur ki onun kıydığı bir nikâh olabilsin.

4)Manevi bekâret çok daha derinlerdedir. Ruhuna dokunulmamış her kadın bakiredir.

5)Aşk ruhsal bir dokunuştur.

6)İhtiyacı olmak ve muhtaç olmak sevgi ile aynı karede yer almazlar.

7)Aşkta gelinen nokta, bağımlılık halini almış ise Tanrısal Ruh; Özgürlüğü kısıtlayan tüm prangaları er ya da geç kıracaktır.

8)7 Çakra beden ile ruh arasında geçiş tünelleridir.

9)Aşklar çakraların ruhsal olarak birbirine uyumlanmasıdır.

10)Ruhsal ihtiyaçların somut hale geldiği ve ete kemiğe büründürüldüğü haline hastalık denir.

11)Tıp tedavidir, ruhsal farkındalık hasta olmamaktır.

12)Hayat koşuşturmaları içinde ruhun sesini duyamayanlar yaşadıkları sürece çok şey öğrenebilirler fakat insan her öğretinin ruhta bıraktığı lekelerin olası varlığını kabul edip, içine dönerek arınmasını bilmelidir. İhmal edilmesi halinde ağrı ve mutsuzluk olarak hatırlanır.

13)Kanser kızgınlığın hafızasıdır. Eski deneyimlerin topraklanamamasından kaynaklanır.

14)Genetik rahatsızlığın ruh dilindeki karşılığı karmik sıkıntıdır.

15)Dünyada gördüğün cıvıl cıvıl renkler üç ana renkten oluşur. Fakat ruh sonsuz sayıda ana renkten meydana gelmiştir.

16)Sen bir tabelada baskılı bir kâğıtsan tabelanın arkasındaki ışık Ruh, Çakralar ise ışığı geçiren gözeneklerdir. Kâğıt inceldikçe sen daha çok parlarsın ve sürecin sonunda senin yüzün o ışıklı tabelanın kendisinden bir parça olur.

17)Önce ruh yani ( 0) vardı fizikselleşme ile birlikte 1,2,3,4,5,6,7,8 ve 9 doğdu 1 ve diğer rakamlar sıfırın ete kemiğe bürünmüş halidir.1 senin bedenin sıfır (0) ise ruhsallığın.

18)Hayatın ön yüzünde sana sıkıntı veren ruhsal konular kovmaya çalıştığın sineklerdir. Esas kurtuluşa bilincinin arkasındaki bataklığı kuruttuğunda erersin.

19) Ayet ve süreler arasındaki anlam geçişleri kodlanmıştır. Zamanı geldiğinde kuru sandığın toprağın indirilen suyla titreşip, kabarıp bitkilerin hayat bulduğu gibi, sen onu anlama çağına geldiğinde mana çözülür.
20)Enkarnelerin boyunca türlü kimlik taşıdın oysaki varlık adın tektir.

21)Hiçbir hüküm ayeti müteşabih değildir.(Farz olarak altı çizilen hükümlerin esnetilemediği gibi)

22)Müteşabih ayetler, her daim yeni kalabilen kadim bilgilerdir.

23)Kabala şifreli bir metindir, değiştirilmiş İncil’den pasajlar içerir.

24)Yahudi alimler kutsal metin mühendisleridir. Kuran’daki üstü kapalı anlatımların ve Huruf – u Mukatta harflerinin farkına ilk olarak onu dinleyen kabalist Yahudiler varmıştır.

25)İslam kişilerin algı kapasitesinden münezzeh objektif bir hakikattir. O insan eliyle dikilecek hiçbir elbiseye sığmayacak kumaştır.

26) Kutsal Kitap, kusursuz ve eksiksiz bir öğreti olarak bir köşede dimdik dururken Müslümanların bölünerek İslamiyet’in mezheplere ayrılması, hadisler üzerinde yürütülen tartışmalardan doğmuştur.

27) İslam var oluşun bir özetidir. İslam bir yaşam biçimi değil bir felsefedir.

28)Şeytandan Allah’a sığınma zihni ön kabulden arındırma meditasyonudur.

29)Manaya erişmenin yolu zihni çıplak bırakmaktır. Zihni çıplak bırakmanın yolu her şeyin değişmesi gerekebileceği ihtimaline hazır olmaktır.

30)İki denizin kavuşmak üzere “salıverilmesi “ tekamülün1’nci basamağına işaret eder.

31)Musa bilgeliği iki Denizin birleştiği yerde bulmuştur.

32)Dört elle sarılınmış bir kitap, tüm ihtimallere kendini açmış çıplak bir zihin ve tertemiz bir niyet.. Bu üçlü bir araya geldiğinde Rabb’ın gizli tutmasının sebepleri ortadan kalkar.

33)Bilemiyorum demek bir erdemdir. Erdemsizlik olan “Asla bilemeyiz, Kimsede bilemez” demektir. Bu sadece insan aklını kısıtlamak değildir. Bu Rabb’ın ilmini de kısıtlamaktır.

34)Şeytan canavar değil aklın sırtına binen yüktür. O doğrunun yanlış üzerinden anlatımıdır. Şeytanın iş tanımı insandaki Tanrısal aklı dinç tutmaktır.

35)Batılıların bilinmeyenlerle ilgili çabaları daha çok sonuç getirmiştir. İslam toplumlarında ise “biz bilemeyiz onu Allah bilir” düşüncesi, insanları öğrenmeden, ilimden, araştırmadan ve keşfetmekten uzak tutmuştur.

36)Bütün soruların yanıtlarını dinden bekleme; Uzmanlıkların gelişmediği çağlardan kalma eski bir alışkanlıktır. Din adamlarına sorulan soruların büyük bir kısmının muhatabı bilim ve ilim adamlarıdır.

37)Müslümanlık kültürünün en büyük eksiklerden biri şüpheyi reddetmektir. Şüphe insanlar içindir. Kuşku ise bir öğrenme metodudur.

38)Bilge insan sahnede konuşulanlarla o sırada geri planda geçmekte olan tren arasındaki ilişkiyi kurabilen kişidir. Yaşamın arka planında gerçekleşmekte olanların farkında olarak nefes alıp vermeye yaşama sanatı denir.

39)Kapalı olan kapı yanlış kapıdır. Doğru kapı her zaman aralıktır ve etrafı işaretlerle doludur. Ne var ki insan hayatın zor olduğu inandırıldığı için çoğunlukla kapalı olanı, yorulmayı ve çileyi seçer.

40)Tekamül bir yürüyüştür…. Kalabalık bir yürüyüş…. Sen durursan arkandakilerde durur…. Durmamalısın.. Durmana izin yok çünkü arkanda yürüyenlerin sorumluluğunu taşıyorsun ya ileri git…! Ya da kenara çekil….!

41)Kuran’da 29 adet süre başında geçen mukatta harflerini, Hz. Ali kitabın DNA sı olarak tarif etmiştir.

42)Günahkar üstündeki kader yükü ağır olan kişidir. Günah geçmişte yüklendiğindir. Günah gelecekte karşına çıkacak olandır. Hayat sende başlayıp sende biten bir şeydir.

43)Bugün insanlığın en büyük sorunu kendisini ve karşısındakini affedememesidir.

44)Türklerin İslam karmasındaki yeri özgürlüğün öncülüğüdür.

45)Kader geçmişten geleceğe baktığında bir defterdir. İçi senin tarafından doldurulmayı bekleyen boş sayfalarla doludur. Kader gelecekten geçmişe baktığında ise bir kitaptır. O kitabın kapağı holoğramlıdır. Gelecekten bugüne baktığında kapakta “Nasıl tekamül ettim” yazar. Bugünden geleceğe baktığında ise kitapta okunan “Bir şekilde tekamül” edeceğimdir.

46)Yanlış bilinen kader inancına göre insan hazır olan bir senaryoyu oynamakla görevli bir aktördür. Gerçek olan ise insanın kendi filminin senaristi olduğudur.

47)Tanrı insanı suçlamaz iyiyi yaratan kötüdür. Kötü olmasaydı iyi, iyi olmazdı. Tanrı nezdinde Musa ile Firavun sevgisi eşittir.

48)Cehennem olmasaydı, Cennet bu kadar güzel olmazdı. Kir olmadığında arınmanın olmayacağı gibi.

49)İki denizin birleştiği yerde Musa ile bilge kişi arasındaki yaşananlar Rab kavramının ve onun eğitim programının açılımıdır.

50)Azap eksi (-) kader yüklüdür. Doğruluğun edinimi olan “ecir” ise sonraya devretmiş pozitif (+) bakiyedir. Kişisel cennetini yaşayabilmek ve iç barışını tesis edebilmek için eksi yüklerinden arınman şarttır.

51)Mutluluk, ruhun kendisini özgür ve güvende hissetmesidir.
.
52)Beyin haz merkezi sadece yeni algılara duyarlıdır. Yeni algı hazzı geçicidir.

53) Mutluluk hazza koşullandırıldığı için beyin senden kendisini uyaracak yeni haz sinyalleri beklemektedir. Ne var ki beyin aldığı sinyallere alıştıkça artık hazza dayalı mutluluğu sana sunamaz olacaktır. Beynine gönderdiğin sinyallerin seni mutlu edemediğini anladığında ise çareyi onu susturmakda/unutturmakta bulursun….. Uyuşturucu – Alkol….

54)Şükretmek koşulsuz mutluluk boyutudur. Şükretmek hemen şimdi mutlu olmaktır.

55)İnsanın sahip olduğu madde ile bütünleştiği tek yeri egosudur. Hayatın sana sahiplendirdiği şeyleri ruhuna yapıştırmak istediğinde ne yaparsan yap ruhunun üzerinden kayıp düşecektir.


56)Ülken, Dinin ve Irkınla bir kader bağın vardır. Sosyal genlerinin kaderinde bir rolü vardır. Aradığın anavatanında bir yerlerdedir. Mekan seçme özgürlüğün elbette vardır. “Geldiğin yer gittiğin yerde seninle birliktedir.” Kimliğinle barışmadığın sürece hiçbir kıtada sana mutluluk yoktur.

57)Kapitalizm ve Sosyalizm harçlıklarını paylaşmayan iki kardeş gibidir. İkisinin de babası maddiyat felsefesi yani materyalizmdir. Eşitlik mücadelesi etik zeminde yürütülmediğinden, Manevi derinliklere yeteri kadar yer verilmediğinden, oyunun kuralları her zaman güçlü olan tarafından tayin edildiğinden, sadece maddeye dayalı oyunda sonuçlar hiç değişmemiştir. Sorunun çözümü paylaşmak, adil akışa izin vermek ve zenginin, zenginliğinin ruhu tarafından idrak edilmesindedir.

58)Bazı kilolu insanların göbeği bedeninden değil ruhundan aşağı sarkar.

59)Her toplumun “bedevi” olduğu bir dönem mutlaka vardır. Batı dünyasının başarısı medeni olmayan geçmişinin izlerini silecek yeni imajlar yaratabilmesidir. (Vikinkler örnek verilmiş)

60)Mağaraya sığınmak Kuran’da önemli bir semboldür. (Açık olan mağara kapısını gözlerden, zayıf tabir edilen örümceğin ördüğü ağ korur)

61)Kuran hiçbir bilgine Müslümanların inançları üstünde tahakküm kurma yetkisi vermemiştir.

62)Cennet bir labirenttir. Oradan ancak aklını kullanabilenler çıkabilir.

63)Kişilere düşen dini koruma içgüdüsü içinde onu katılaştırmaya çalışmak değil, geliştirme arayışı içinde olmaktır. Sert olan sağlam olan demek değildir.

64)Meditasyonun amacı zihni susturmaktır. Meditasyon : Tefekkür

65)İslam en fazla mürekkebi yalayanın en çok bilen olduğu bir bilgi dağarcığı değildir. Her okumuş kişi bilge kişi değildir.

66)Ruhla bedenin geçiş tüneli dediğimiz çakralar bedenin ruhla buluştuğu yerdir. Şifa muslukları kapalı ve mühürlü çakralar, Ruhun beslenmesine engeldir. Bu da Kuranda anlatılan Cehennem azabı ve büyük acı demektir.

67)Uyku yuvaya dönüştür. Ruh uykuda nefes alır, bedeninden özgürleşir. Uyku, insan özünün beden değil Ruh olduğunun kanıtıdır.

68)Bebekler fizikselleşmekten tedirgin oldukları için doğduklarında ağlar ve çok uyurlar. Yaşlılar ise yaşamları boyunca fizikselleşmeye adapte oldukları için fazla uyumayı sevmezler.

69)Yaşam üzerine geçirdiğin kıyafetlerden sadece birisidir. Zamanla sıcaklığına alıştığın için senden bir parça gibi olmuştur. Ölüm şaşkınlıktır. Boğazı dar bir kazağı üzerinden çıkarmak ne kadar acı verirse ölümde o kadar acı verir.

70)Bir kişinin acı hissedip hissetmeyeceğine karar veren merci beyindir. Beyin bir kazadan sağ kurtulmanın mümkün olup olmadığını saniyenin binde biri kadar bir sürede hesaplar. Kaçışın imkânsız olduğunu tespit ettiği anda bütün fonksiyonları fesh eder. (Uçak kazalarında yolcuların yere düşmeden çok önce yaşamlarını yitirdikleri örnek olarak verilmiştir.)

71)Felsefe sonsuzluğun ortasına çizilmiş bir çemberdir. Dolan sadece çemberin içidir. Çemberin dışı senin için hala boştur. Çizginin ötesine geçebilirsen, sonsuzluğun orta yerindeki çemberini genişletebilirsin öteye geçebilmen için ihtiyacın olan köprü mistiktir.

72)İnsan ölümden korkar çünkü onu anlayamaz.

73)Bir düşün dünyaya geldiğinde avazın çıktığı kadar bağırarak ağlıyordun. Ruhsal yuvadan ayrılmak istemiyordun. Ölüm sende korku unsuru olmasa idi ilk fırsatta geri dönmeye çalışırdın.

74)Kıyamet dönüşümü idrak edemeyen değişime direnen ve kendisini değişime açamayanlar için bir felakettir.

75)Kuran’ın ilmi ve sırları bir anda dökülseydi İslam bir avuç bilgenin dini olur, asla kitleselleşemezdi.

76)Dinler birer geçiştir. Farklı gibi görünseler de gerçekte aynı merdivenin basamaklarıdır.

77)Kuran 3 boyutlu metinler ve düzlemler halinde hazırlanmıştır. Onda her şey apaçık anlatılmıştır denmesine rağmen üstü kapalı mesajların olması antitez değildir. Apaçık olan içinde bulunulan düzlemdir. Daha somut hali ile o düz bir duvar değil kutsal bir tüneldir. Okunması derinliğine inilmesi ile olur. Dizilimi baştan sona yada sondan başa değil dışardan içeriye doğrudur.

78)Kitapta aynı konuların sık sık tekrar edilmesinin veya benzer cümlelerin kurulmasının sebebi şifrelerdir. Onun böyle olmasının sebebi çok geniş bir zaman aralığına sesleniyor olmasıdır.

79) Tanrıda Peygamberde hayvan severdir. Bir karıncayı “bile” incitmem sözün bir karıncayı incitebilir.
…………………………………………………………………………………………………………

Burak ÖZDEMİR’İN “Tanrının Doğum günü” adlı kitabının bazı bölümlerinden, kısaltarak almış olduğum notlardır. Dikkat etmeme rağmen kısaltmalarda kitapta kast edilenin dışına çıkmış olabilirim. Düzeltmem konusunda forum dostlarımın uyarmasını rica ederim.

Sevgiler

Edited by - on
Go to Top of Page

Süvari
Elmas

Turkey
455 Posts

Posted - 31/01/2009 :  09:48:43  Show Profile  Visit Süvari's Homepage  Reply with Quote
31)Musa bilgeliği iki Denizin birleştiği yerde bulmuştur.

Ve iki denizin birleştiği yerde "Tutulan balığın suya düşünce akıllara ziyan verecek şekilde yol alması"

[Balık] Mahlükatlar içinde aynı anda ileri ve geri hareket edebilen.

vE HIZIR zamanı bükebilen, ön görü sahibi

Sevgiler

Edited by - on
Go to Top of Page

owi
Elmas

Turkey
302 Posts

Posted - 31/01/2009 :  21:02:23  Show Profile  Visit owi's Homepage  Reply with Quote
Çok çok çok teşekkürler sevgili süvari..Kitap okuyacaklarım listesinde var ancak öncesinde verdiğiniz çıkarımlar çok yararlı.
Balık konusu ise enteresan.( Özellikle balinalar ve yunuslar benim için çok önemli ve özellikli, derin bir husus )
Bununla ilgili ilerleyen günlerde sizlerle başıma gelen enteresan birşey paylaşacağım..

Sevgiler

Edited by - on
Go to Top of Page

Süvari
Elmas

Turkey
455 Posts

Posted - 01/12/2010 :  20:42:38  Show Profile  Visit Süvari's Homepage  Reply with Quote
Selam can dostlar Levh_i Mahvuz'dan incileri de pc ye aktarıyorum yakında biter, sanırım ilginizi çekecektir. Sevgiler sunuyorum.
Go to Top of Page

Süvari
Elmas

Turkey
455 Posts

Posted - 10/12/2010 :  19:10:03  Show Profile  Visit Süvari's Homepage  Reply with Quote
LEVH-İ MAHFUZ KİTABINDAN İNCİLER

1-Kuran Ankebut 57. Surede Canlıların fiziksel ölümünden değil, nefsin ölümünden bahsedilmektedir. Her nefis arınacak ve ölecek. Her nefis tekamül edecektir.

2-Bakara Suresi 54. de Musa kavmine tövbe edip 'nefsinizi öldürün' demiştir. onlara (kavmine) topluca intihar edin dememiştir.

3-'Hayır'; Kuran'ın olumlu enerjiye verdiği addır. 'Şer' ise negatif enerjidir. Büyü ise enerjisel kötülüktür. Büyü Kuran'daki enerji boyutudur. Büyü Kuran'daki kuantumdur.

4-Felak Suresinde bahsi geçen büyücünün, 'kadın' olarak tanımlanması tercüme hatası olup, kadını şer unsuru gibi gören dünya görüşünün bir eseridir.

5-Yeni bilgiyi sezinleyebilmek, kitlelerin değil çekirdeklerin işidir. 'Bilgi Hazinesi' denilen işte tam da budur.*

6-Bazı şeyleri hayata düz baktığın için kaybedersin. Başaşağı duruş sana yeni bir bakış açısı sunabilir.

7-Tanrı dinlerin faili değil mağdurudur. Dinleri tanrı değil insanlar yaratmıştır. Dinler insanoğlunun en acı çektiği alanların başındadır. Tanrının olduğu yerde dine yer yoktur.Ortada din varsa aramızda tanrı yoktur. İslam herhangi bir din ismi değildir.

8-Tanrı, şeytana git diyerek, şeytani düşünceye varolma izni verdi. Git demek aynı zamanda onun ol emriydi.

9-Kuran'ın değiştirilmemiş olması her şeyden önce Müslüman'ın mahareti değil, Allah'ın sözüdür ve tüm denemelere rağmen söz yerini bulmuş içeriği değiştirilememiştir. Onun değiştirilmemiş olması Müslümanlığın değiştirilmediğinin güvencesini vermez. Müslümanlar Kuran'ın dışında İslam'a ait ne varsa değiştirmişlerdir.

10-Allah katında bazı ruhların tesettüre bürünmesi ve böylelikle diğer ruhların harama bakmalarının önüne geçilebilir mi..? Başka bir deyişle aranızda bir örtünün bir ruhun başına nereden ve nasıl bağlanacağını bileniniz var mı..?

11-İnsan; İnsanların tanrı ile irtibatta olabileceğine inanamaz ama okuma yazması olmayan bir köy insanın bulunduğu yerde tanrı sanatçılığına yükselerek, dizeleri yoktan var edebilmesini olağan karşılar. Muhammed'e Kuranı yazdıran ses ile diğer nice dize ve ezgileri fısıldayan ses aynıdır. Rabbi'nin sesi...1

12-İnsanların yaşam biçimine tarihçilerin karar verdiği tek dünya İslam dünyasıdır. Fakat İslam dünyası film arşivinin tarih filmine doydu. İslam için tarihte yaşamanın tarihi sona erdi. İslam artık geleceğin apaçık ufkunda...

13-İnsanlar takipçisi oldukları Peygamber'leri hiç ama hiç tanımazlar, Peygamber'lik anlaşılabilir ve çözümlenebilir bir psikoloji değildir. Peygamber'ler sırlarıyla gömülürler insanlar tanımadıkları için onunla empati kuramazlar, kendi karakterini onun karakteri ile yerleştiremezler. Bu doğal bariyerde, Senaristin programladığı, rejisörün gerçeğe dönüştürdüğü Aktör/aktristlerin ete kemiğe büründürdüğü filmde çelişkiler olursa o film tutmaz. İkinci nedeni ise insanların Peygamber'in ne demek olduğunu bilememesidir. Bu yüzden Peygamber'lerle ilgili gişe rekorları kıran, Oscar'lık filmler çekilemez.

14-Mümin organlarını bağışlayan kişidir. Beyin ölümü gerçekleşen kişi artık ölmüştür. Fakat gerekli tedbirler alındığında organlar yeterli bir süre için diri kalabilir. Ölümden hayat yaratmak varken kişinin böbreklerinin neden 'diri diri' toprağa gömüldüğünün sorgulanması gerekir.

15-Kurban 'ETMEK'; Vazgeçiştir, en sevdiğin şeyi korumak adına ondan sonraki en sevdiğin şeyin fedasıdır. O en gözde olandır. Gözden çıkarılmış olan feda edilmiş sayılmaz.

16-Kuranda Hac vardır ancak Kabe'de gerçekleşmez. Kabe Haccetmek için haram bir mescittir. Hacc hicretin geri dönüşüdür. Hac olmazsa Hicret tek yönlü bir kaçış olur.

17-Yanlış anlamanın başladığı yer.. Kabe'yi Muhammed inşa etmiş değildir. Muhammed Kabe konseptini yıkan, yerle bir eden kişidir.

18-Kabe, isyan ayaklanmasının Kabe'sidir. Kıyam evidir. Kıyam, kıyamet duruşudur. Kabe'nin sembolik bir anlamı varsa o da İslam isyanının yaşandığı, kıyamet toprakları olmasıdır.

19-Saç auranın hafızasıdır. Yaşanmışlıkların tüm manyetik izleri, statik elektriğe duyarlı bu kök uzantısında birikirler. Kellik bu anlamda karmiktir. Saçsızlığın kişiye çağrısı 'Kafana Takma' dır. Kadınlar, geçmişi bu yüzden unutmakta zorlanır, kalplerin yaralandığı dönemlerinde doğal refleks olarak saçlarına bu yüzden yönelirler.2

20-İnsanlar, hayvan postunun içindekilerinin gerçekte kimler olduğunu bilebilseydi, sokak kedilerinin yanından önlerini ilikleyerek geçerdi. İnsanların hayvanlarla olan ilişkisi İnsan-Tanrı ilişkisinin bir modellemesidir.

21-Varoluşu çarpma ve bölme işlemleri ile algılayamazsın. 3

22-Ruh Tanrıdır. Tanrı, göklerin ve yerin okyanusudur. Su okyanusun özüdür. Gökyüzünde devinen, buz olan donan, su olan yağan ve buhar olan yükselen su, gerçekte ilahi okyanusun devinimidir. Suyun gerçek kimliği okyanustur. Kişi okyanusun sadece bir damlasıdır.

23-İnsanların fazlaca odaklandığı Şems, Mevlana'nın sadece kabuğudur. Sen Mevlana'yı Mevlana yapan özü bulmalısın.

24-Yardımseverin şahsiyeti ile öne çıktığı sürecin adı 'hayır' değil promosyondur.

25- Kuran'daki 'infak' kavram olarak maddiyatın paylaşımı anlamını içerir, asla sadaka değildir.

26-Bu dünyaya para lazım değildir. Aşırı birikimciye parasızlık lazımdır. Para emanet olup, paylaşmanın imtihanıdır.

27-Kuran fakirin tarifini Bakara suresi-A:273 de yapmıştır.

28-'SİGARA' Ruhun soyut sıkıntılarının somut bir uzantısıdır. Hiç sigara kullanmamış olmasına rağmen, ruhu duman üfleme davranışı içinde olan kişilerin sayısı hiçte az değildir.

29-Dumanlar dağılır fakat enerji sonsuz ve yerleşiktir. Enerji kirliliğini kapı pencere açarak dağıtabilmek mümkün olmayacaktır. Negatif enerji dumandan çok daha ölümcüldür.Bir gün negatif enerjinin olduğu bir ortamda bulunmak durumunda kalırsın ki çıktığında sen kansersindir.4

30-İnsan öldüğünde mezarına trilyonlarca ışık yılı uzaklıkta ve böylesi seremonilere vakit ayıramayacak kadar meşgul olacaktır. İntihar edenler hariç.

31-İnsanı intihara sürükleyen o neden; yeni hayatına adım attığı anda yanına tüm arkadaşlarını da alarak terminalde seni karşılayacaklardır. Misafirler bu sefer daha kalabalıktır.

32-Seans mantığı, spritüel bilginin doğasına aykırıdır. Bilgiyi seanslara taksitlendirmek, arkasında maddi dünyanın dünyevi endişe ve beklentilerini barındıracak bir davranış şeklidir. Spritüel gönüllü, kendisini gereksiz kılmak için elinden geleni yapan, gelecekten korkmayan kişidir. Bunun ötesi, spritüel 'kariyer' dir.

33-Şifacı parasal konularda bir doktor gibi davranma hakkına sahip değildir. Mensubu olduğu felsefenin doğası, ona şifada bulunma gücünü veren o doğa, maddi değil manevi değerlerin yüceltildiği bir dünyadır. Spritüel bilge, bilgisinin karşılığını almakla, kişileri kendine bağımlı ve koşullu hale getirmemek arasındaki ince çizgiyi yakalayabilen kişidir.

34-Modern zamanlardaki insanların kavuştuğu konfor atmosferi, kişisel tekamülü yavaşlatan bir koşuldur. Kişisel Miraç basamakları çile mermerleri ile örülüdür.

35-Laiklik kavramının yüzde yüz içselleşmemesi hem dindarların hem de laiklerin maharetidir. 80 yıldır bu kavram "Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması" ifadesinden öteye gidememiştir. Laiklik; İdeolojiler üstü devletler inşa etmektir. Laiklik ve din.. Bu ikisini bir tahterevalliye oturmuş karşılıklı iki kavram olmaktan çıkaramazsak, laiklik, anti-Müslüman bir kavram olacak ve toplumun fazlasıyla kalabalık bir kesiminden şiddetli bir reddediş görmeye devam edecektir.

36-İnsanın her versiyonu güzeldir. Sen içindeki güzelliği açığa çıkarmayı bilirsen. 'Yunanlılar' da güzeldir. 'Ermeniler' de.... Rumlar da güzel komşulardır. Geçmişte 'komünistler' de güzel insanlardı. Dinciler de fikren ayrı düştüğün, fakat özünde kardeş olduğun insanlardır.

37-İslam, maddenin katı halinden derhal çıkarılmak zorundadır. İslam buz değil Buhardır. İslam buhar olursa, dünyaya barışın yağmurlarını ancak o zaman yağdırabilir.

38-Devrim ve evrim bir bütündür. Devrimler evrimlere yön verirler. Evrimler olmazsa devrimler girişim olarak kalır. Evrim yani 'dönüşüm' hiç durmaz, devrimler, dönüşümlerin sadece kırılma noktalarını oluştururlar.5

39-Her çocuk dinsiz doğar. Din bir e-dinimdir. Hangi dinin mensubu olduğunu yaşam içindeki e-dinimler belirler. Doğar yaşar e-dinirsin.

40-Gerçek demokrasilerde toplumlar hükümetlere hükmeder hükümetlerin toplumlara hükmetmeye çalışması demokrasi alanının dışına çıkıştır.

41-Zengin; fakir olandan çok daha köklü ve derin sıkıntıları olan bir sınıftır. Hayat yiyecek, içecek ve yakacaktan ibaret değildir. Yoksunlukta yiyecek, içecek ve yakacağın yoksunluğundan ibaret değildir.Yaşama nedenini kaybetmek, yoksullukların en büyüğüdür.

42-Değişim ve gelişim herkesi içine alan bir halkadır. Hiç bir değişim tek taraflı değildir. Kendi değişmeden sadece karşındakinin değişmesini beklemenin adı fanatikliktir. Sen değişirsen her şey değişir. Değişmediyse, sen değişmediğin içindir.

43-Ufolar, hakikat bilgisinin dinle sınırlandırılmasından ötürü geliyor. UFO, hakikatin bilim ve teknolojiye büründüğü halidir. Tanrının 'din'le kısıtlı olarak idrak edilmesine isyanıdır.

44-NASA: Sovyetlerin uzay çalışmalarına misilleme olarak değil, 1947 yılında gerçekleşen ROSWELL UFO vakası nedeni ile kurulmuştur.


45-ABD ile birlikte dünyaya yön verecek yeni ülke Türkiye'dir.

46-İnsanoğlu, asla Ademoğlu ile sınırlı değildir. İkisi bambaşka bir kavramdır. Adem dünya insanıdır.. Kuran insandan ins olarak ve insan olarak ayrı ayrı bahseder. Birey olarak bahsedeceği zaman 'insan' topluluğu anacağı zaman da 'ins' der.

47-Kuran kitap anlayışıyla değil, dijital mantıkla hazırlandı. kod dili Arapça'dır.

48-Cin ve ins topluluklarının göklerin ülkelerinden ve yerin bucaklarından geçip gitmeye muvaffak olabilmeleri; ancak üstün bir güçle ve türler arasındaki teknoloji transferi ile mümkün olabilecektir.6

49-İnsanlık tarihinin en etkili promosyon biçimi YASAKLAMALARDIR. Bir şeyin yaygınlaşmasını ve ona olan ilgiyi, katlamayı, insanların onu sahiplenilme sinimi istiyorsun, o halde o şeyi, hemen yasaklamalısın. (En lezzetli elma yasak elmadır.)

50-Fiziksel varlık ruhsal varlığın emrindedir. Beden kişiye verilmiştir, kişinin sorumluluğundadır. Dünya, kiralık kostümlerle katıldığın maskeli bir balo değil, kendi kıyafetindir. Hak dinlerde bedensel hiçbir olguya uhrevi önem atfedilmez.

51-Yaratılış sanatı hiç bitmeyen sürekli devam eden yaratımların sanatıdır.Yaratılış bir yada altı günde bitmez yaratılış sanatı ezelden ebede devam eder. Kainat heykeltıraşı, çamuru işlemeye ilk başlayandır. Yaratılış sanatında, tanrının kaldığı yerden heykelin kendisi devam eder.

52-Hızır'ın görevi, Musa'ya aklının yatmadığı hiç bir şeyi itaat etmemesini öğretmekti. İtaat, Musa'yı bir cinayetin ortağı yapmıştır. Acaba işlenmiş olan cinayet ne zamandan beri hikmetinden sual olunamayan bir davranış haline gelmişti. Çocuğu öldüren Hızır ile çocukları öldüren Firavunun Musa'nın hayatına girmesi ne ilginç tesadüftür.

53-Musa Hızır kişisinden, 'ÖZGÜR' olabilmenin ilmini almıştır.

54-Hızır Musa'ya bana tabi olmazsın derken sabredemezsin değil, içyüzünü bilmediğin bir hayata itaatle tutunamazsın demiştir.* *

55-Koşullu sevgi bastırılmış nefrettir.

56-Ellerini gökyüzüne açma boşuna, çünkü ben GÖKYÜZÜNDE değil İÇYÜZÜNDEYİM.

57-Varoluş düzeneğinde değişim Tanrının da üstünde konuşlandırılmıştır. Değişim kainatın en yüce değeridir. Kıyamet anıtmezarları, Tanrının kendini aşamamış sevgili kulları ile doludur. Tanrı O mezarları dolduran değil, o mezarların başında gözyaşı dökendir.

58-Tekamül için farkındalığın yüksekliği kafi değildir. İnsanın farkında olup da olan bitene kayıtsız kaldığı çoktur. farkında olmak yetmez, yapabilmenin farkını görmek gerek.

59-Tanrı sırtına, kolaylıkla taşıyacağın ortalama yükler bindirirse sen bir hamal olursun. Oysa sen bu dünyada; eşyaları oradan oraya taşımak için değil, tekâmül etmek için ve tekâmül çıtanı her geçen gün yükseltmek için olansın. Rab sırtına verdiği yüklerin ağırlığını hafifleten değil seni kuvvetlendirendir.

60-İlahi adalet mahkemesi kişileri yargılamak için mağdurun şikâyetçi olması beklemez. Yanlış işleyen bedel bumerangını fırlatmış olur.

61-Lut'un öyküsü normal kabul edilenlerin anormal kabul ettiklerine tahakküm ettiğinde nasıl cezalandırıldığının öyküsüdür. Bardak Lut kavmi kendi ahlak anlayışını başkalarına dayattığında taşmıştır.

62-Elçilerin geldiği dönemler trenlerin ray değiştirdiği geçiş günleridir.

63-Hakikat geride de değildir, ileride de. Hakikat derindedir. Anlamdadır. O derinlik ise insanın kendisini aşmasındadır.

64-Dünya arsası hisseli bir tapudur ve tüm hissedarlar birbirileriyle kader ortağıdır.

65-Her doğa üstülüğü doğal karşılayan insan, idrak antenleri fişinden çıkarılmış insanlardır. Hakikatin insanı şaşırır.7

66-'Mehdi benim' Yanlış.... 'Ben Mehdiyim' Doğru....Hakikatin mehdisi, işte bu ayrıntıya vakıf olan kişidir.8

67-İnsanın izin günleri için yaptığı tatil yöresine dair seçimler, kavuşmak isteyip de bir türlü değişemediği için kavuşamadığı hayattan izler taşır. İnsan 'otantik' seçimler yapıyorsa 'medeniyet' ile beraberliğini sorgulamasında yarar vardır.9

68-Zengin dünyanın en mutsuz sınıfıdır. Malvarlığı kişiyi belirli sulara mahkum eder. Haddinden fazla malvarlıklı gemi, suya ebedi demir atar. Yoksul zenginden daha özgürdür. Sınıf olarak zenginliğin elinde fakirlerin onlara atfettiği bir mutluluk zannı vardır. Bu zan hem onu dışarıya karşı mutlu gösterir hem de onu mutlu olmaya motive eder.

69-Elinde tuttuğunu paylaşabilmek, mutluluğu satın alma sanatıdır. Modern dünyada mutsuzluk ekonomik koşullara endekslenmiştir. Ekonomik koşulların en düşük olduğu kesim en mutsuz kesimdir yani işsiz sınıftır. Dünyanın en mutsuz insanlarının işsiz insanlar olduğu sanılsa da asıl mutsuzluk sen işe başladığında başlar.

70-Ayrıca insan ben zengin miyim, yada orta halliliğinin ne kadar ortasındayım diye bir kriter arıyorsa kendisinden daha mutlu olanların seviyesine baksın.

71-Kuran'da vahiy ile toplanması istenen balada, sağılarak elde edilen süte de, üzümün fermante edilmesi ile elde edilen sarhoş edici içkiye de övgü vardır.10

72-Kuran alkolizmi ilk gün olduğu gibi bugünde haram kılmıştır. İçki içmeyi modernitenin simgesi olarak ortaya koymak, bağnaz bir düşüncedir.

73-Sözlük sadece manayı ifade edecek doğru kelimeleri bulmak içindir. Sözlük anlamlarını üst üste koyarak manaya erişilmez. Manaya yukardan inilir Sözlük tefsirlerinin günü sona ermiş insan özünün tefsirinin çağı gelmiştir. Artık sözlük mana boyutudur. Manayı tefsirde arayan tefsir, kaoslar. karmaşalar içindedir.

74-Senin bir türlü inanamamakta olduğun şey, görünen gerçeklerin dünyasından, görünmez hakikatler kâinatına geçişimizdeki sarsıntıdır.

75-Sur-a frekansif bir sesten başkası değildir. Sur-a borusu perdesiz çalgı anlamındadır. Rab bedenine bilincini bypass ederek ulaşır. BEN, HÜCRE ÇEPERLERİNDE ÇINLAYAN SENİN ÖZÜNDEN GELEN BİR SESİM.

76-Sen gerçekte, karşındakini değil ondan sana gelen dalga boyutunu görürsün. Senin evrenin görebildiklerinle sınırlıdır. Sen hayatı somut ve soyut olarak iki basamaklı görürsün. Oysaki gerçek varlık katı sonsuzdur. Sonsuz, soyutla somutun toplamı kadardır. Varoloş ise soyut ile somutun ayrışması...

77-Rüyanda bile tekâmül edersin. Rüya paralel tekâmül evrenidir. Bu bilinçle baktığında rüyalarında gerçek olduğunu görürsün. Sana gösterilen her şey gerçektir. Hayallerde gerçektir.

78-Kâinat ve tüm varoluş tanrının kendisini senin yerine koyduğu bir hayal düşüdür. Kainat tanrının bir hayalidir. Uzayda yolculuk tanrının düşüncelerinde bir gezintidir. Uzayın sonsuzluğu, tanrının düşünce gücünün sınırsızlığıdır.

79-Varolmak tanrının bir fikridir. Tanrının varolmak ile kast ettiği gerçekten var olmak değil var olduğunu farz etmektir.

80-Batıl yanlış düşünce demek değildir. Batıl, sıradan yanlış düşüncelerde değildir. Batıl miadı dolmuş hakikattir.

81-Ruh ve derinlik doğunun konusudur. Batının tüm peygamberleri doğuludur. 50 bin yıllık bu hakikat, dünyanın son yüzyılında da değişmeyecektir. Batı girişimcidir, Doğu ise derindir. Batı, doğuya sanatı öğretebilir, teknoloji transfer edebilir ama ruhu öğretemez, ruhsal rehberlik edemez. Derinlik enlemesine olan uzaklık değildir. Hakikate açılan perdeye yakınlıktır. Bu yakınlıktaki tekâmül hızlı ve şiddetli, yaşam çilelidir. Tek bir yaşamda pek çok yaşama bedel miktar çiçek tozu, doğulu tekâmül arılarının kesesinde birikir.


82- Güce tapınan insan kendi 'güçlü' Tanrısını yaratmıştır. İnsan hayatta en çok değer verdiği değer ne ise o değerin en yüksek bulunduğu adrese tapar. Tanrı figürü, güce tapınan insanların manevi totemidir. Kişinin Tanrıda sevgiyi bulabilmesi için, hayatın içinde sevgiyi arıyor olması şarttır. Levh-i Mahfuz, güce değil sevgiye ibadet edenler içindir. Güce tapınanların tanrısı korkunun tanrısıdır. Hakikatin sevgi kelimeleriyle ilişiği baştan kesilmiştir.

83-Uzun yaşama arzusundaki sır, yerleşik sistemi elinde daha fazla tutabilme isteğinde yatar. Hiç kimse başka bir sebepten dolayı daha fazla zamana ihtiyacım var diyerek ömür istemez. Nokta var gücü ile bir çizgi hareketi olmaya adanmıştır. Öyle ki o düz çizgiyi sürdürme içgüdüsünün nerde biteceği belli değildir.

84-Düşünmeye değil, kabul etmeye dayalı dinsel inançlar, peygamberlerine son tabelası asma ihtiyacı içindedirler. Bu birikmiş suyun boşalmaması için bir tıpadır.

85-Kırk yaşında peygamber olan Muhammed için Ahzab süresi 'kırkıncı' ayeti Hatemen Nebbiyyin demiştir. Bu son peygamber demek değil bir peygamberlik mührüdür.

86-İSA Çoğalmak içindi, insanlar asıl onu çarmıha, 'tekilleştirerek' gerdi. Elindeki mühürle; Kuran'la gelen Muhammed, İsalığı çoğaltmak için gönderildi.

87-İnsan mutluluğun nedenlerini aramaz. Mutlulukla karşılaştığı zaman sadece yaşar. İnsanı nedenlerin arayışına iten aşama mutsuzluktur. Tanrı yarattığı hayatta mutsuzluk olgusuna bu yüzden yer vermiştir. Mutluluk modu öğrenme modu değildir. İnsan gülerken değişmez insan ancak 'ağladığında' değişir.

88-Bir kulağından girip ötekinden çıkan ses tanrıdan gelmiş olamaz. O sesi duyduğunda O'nu hissedersin.

89-'SİCCİN' Kuran'daki korku düzlemidir. 'sert ve şiddetli olan' demektir.

90-Müslüman erkeklere kötü haber; Huriler tanrının cinselliğe takıntılı erkekleri dine çekmek için yarattığı sanal kadınlardır. Kadın ile erkeğin el ele yürüdüğü zorlu tekamül yolunda Allah her ikisi içinde güzel karşılıklar hazırlamışken, Müslümanlığın yüzyıllardır yoğurduğu inançlar neticesinde; Cennet Müslüman erkeklerin eğlence merkezi haline gelmiştir.

91-Tekamül yolunun başlangıcı, korku düzlemi olan Siccin den geçer. Finali ise sevgi düzlemine geçiştedir. Bir düzlemden diğerine geçişini günü en büyük gün olan DİN GÜNÜDÜR.

92-Kuran yüzde yüz dinamik bir içeriktir. Kuran kelimeleri hareket eden anlam dişlileridir. Her yöne dönebilirler. Harfler üzerine işaretlenen harekeler, yani sesli harfler kelimenin anlamını çeşitlendirirler.
93-Kuran'da kelimeler sadece sessiz harflerden oluşuyorken farklı milletlerden Müslümanlar Kura'nı anlayamıyor bahanesiyle Emevi'ler döneminde ona sesli harfler eklenerek Kuran'ın mana boyutu bu yolla duvara çivilenerek, çarmıha gerilmiştir. (cracklenmiştir.)

94-İLLİYYİN: Sebebe ait nedenselliğe dayalı demektir. Tekâmül sınavında sona yaklaşmış biri isen Kuran'ı sana hitap eden düzlemi değişir. Siccin geride kalır senin Kuran'ın artık İLLİYYİNDİR. Her şeyi sebepleriyle açıklayan nedenselliğe dayalı manasını sadece sorgulayanlara açan Kuran İlliyyindir.

95-Muhammed Müslümanlara sözlü Kuran'da kelimeleri 'kitap' olarak öğretmiş katiplere ayetleri yazıya döktürürken kelimeleri 'k-t-p lerle yazdırmıştır. Bu yazılı ve sesli senkronizasyon sayesinde Muhammed Kuran'ın anlamını hem vermiş hem de vermemiştir. Kendi döneminin Müslümanlarına sözlü olarak anlamını net biçimde tanımlamışken, tarihe ve gelecek nesillere mal olacak Kuran'ı ise müteşabih anlam çeşitlemelerine açık bırakmıştır.

96-Kuran, 'Kâtip' ve 'Kitap' şeklinde kelimeleri ile kesinleştirilmiş anlamlara kavuşturulan hareketlerle bezelidir. Yani döner dişlilerle yazılmışken, bu döner harfleri, bir gün birileri vidalayarak sabitlemiştir.

97-Kuran sureleri, insan tekâmülüne paralel akar. Gece, eski tekâmül bilgisinin geçerliliğinin sona erdiği, hayatta her şeyin üstüne üstüne geldiği üzerine karanlıkların çöktüğü zamandır. Kuran bu gecenin karanlığı içinde bir yerden sonra tek düzlemli Kurandan çift düzlemli Kuran'a geçiş yapar. İşte o zaman gecenin içinden bir sabahın doğduğu vakittir.11

98-Hakikat çizgisinin kırılma noktaları vardır. Bunlar inançların kıyamet noktalarıdır. Tekten çift düzlemli yapıya geçiş de bu kıyametin eseridir. Tek düzlemli Kuran ile çift düzlemli Kuran arasındaki fark gece ile gündüz arasındaki fark kadardır.

99-ALLAH'ın isimleri sınırlı değildir. Esmaülhüsna..... Evrenin yaratıldığı ilk gün saymaya başlamış olsaydın, hızlı konuşabilen, hızlı sayabilen biri dahi olsaydın kıyametin gününe geldiğinde sadece bir giriş yapabilirdin.


1-Kitapta; Şarkı ve Türkü söylemek ve yazmak konusunda verilen bir örnek üzerine,
2-Kitapta; Hac geleneğinde ihram uygulamasında saçların traş edilmesinin yeni bir başlangıca işaret etmesi anlamı üzerine,
3-Kitapta Ruhların sayısı ve tekamül hakkında,
4-Tanrının doğum günü kitabında; "Kanser kızgınlığın hafızasıdır. Eski deneyimlerin topraklanamamasından kaynaklanır."(önceki kitap notlarında madde:13)
5-Kitapta Atatürk inkılâplarının devam ettirilememiş olması örnek olarak verilmiş.
6-Rahman suresi A:33
7-Kitapta Peygamberin "örtün beni..! Beni örtün" sözü misal olarak verilmiş.
8-(Birinde kişinin kendisi sıfat diğerinde ise mehdi sıfattır.)
9-Tanrının doğum günü kitabı (önceki kitap notlarında 56. madde "mekan seçme özgürlüğü" üzerine tamamlayıcı bilgileri içeriyor.)
10-Kitapta Nahl 66-67. surelere işaret ediliyor.
11-Kitapta Fecr: 1den 10 kadar olan ayetlere işaret ediliyor.

* Kuran Kehf süresi 77. başlayıp nedenselliği Hızır tarafından 82. ayette açıklanan, zamanından önce hayır getirmeyeceği öngörüldüğü için bulunulması, istenmeyen hazinenin aynı zamanda derinlerde olan bilginin idrak edilmesi için tedrici bir sürecin hayrımız için gerekliliğine işaret edildiğini düşündüm.
* *Kehf süresinin baştan sona kadar zamanın sırları ile bezeli ayetlerle dolu olduğunu,
Zaman denen kavramın sırlarına eremediğimizden, bütünü kavrayabilmek adına sorgulamaya çalıştığımız hadiseler konusunda bir öngörü sahibi olamadığımızı bu yüzdende her yeni bilgiye kendimizi açarken yapacak bir şey olmadığı için bilgiyi aktarana koşulsuzca itaat edebildiğimizi,
Sürede aktarılan; Musa ve Hızır arasında iki denizin birleştiği yerden başlayıp devam eden yolculuklarının, Zülkarny, Mağara insanlarının, balığın kaybolma bahsinin, kısa bir ana değil zamanın kesişme noktasında başlayıp çok uzun bir zaman tünelinde yapılan yolculuğa işaret ettiğini tahmin ediyorum.

Yukardaki bilgiler Yazar Burak ÖZDEMİR'İN BİN YILIN KURAN TEFSİRİ LEVH-İ MAHFUZ kitabını okurken sayfalardaki ışldayıveren aldığım notlardan oluşmaktadır. Yazarın; verdiği, vermeye çalıştığı ve aktardığı bilgileri tam manası ile yansıtması mümkün değildir. Böyle bir kitabı bizlere sunduğu için yazara teşekkür etmek bence çok yetersiz kalır, Ancak gönül dolusu sevgiler sunuyorum..

Edited by - Süvari on 11/12/2010 12:14:33
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 11/12/2010 :  12:52:41  Show Profile  Reply with Quote
Sevgili Süvari paylaşımlarınızla ilgili sormak istediklerim var ancak bu gün pek zamanım yok, dönünce merak ettiklerimi sormak istiyorum, sevgiler...
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 11/12/2010 :  21:58:33  Show Profile  Reply with Quote
4-Felak Suresinde bahsi geçen büyücünün, 'kadın' olarak tanımlanması tercüme hatası olup, kadını şer unsuru gibi gören dünya görüşünün bir eseridir.

Burada bahsi geçen tercüme hatası kuran'da mı yapılmış yoksa kurandan çevrilirken mi yapılmış böyle bir talihsiz hata . Aslında o kadar çok kitap okudum bir Kuranı alıp okumadım.Kızkardeşim türkçe mealini okuyor ve öğrendiklerini bana satmaya kalkıyor:) Kendisine karışmıyorum ama gelip ben ilgilenmediğim sürece bana vaazda bulunma diyerek kendi haline bıraktım. Daha öncede Burak Özdemirin "Tanrının doğum gününü" adlı kitabını patronum bana hediye ettmişti,bir yüz sayfasını okudum ama sonra bıraktım.Aslında çoğu spritüel bilgilerin tekrarı, yeni bir şey yok sadece dikkat çekecek,heyecan vereck bir biçimle sunmuş yazar.İçimnde kabul edilecek ve kabul görmeyecek bilgiler var. Birde yazarın röpörtajındaki beyanlarını hoş bulmadım. Şimdişlik bu kadar diyelim.

Go to Top of Page

Süvari
Elmas

Turkey
455 Posts

Posted - 12/12/2010 :  05:16:31  Show Profile  Visit Süvari's Homepage  Reply with Quote
Sevgili zer-zivi:

Yazar Felak süresinin "Düğümlere üfüren-kadınların şerrinden" şeklindeki tercümenin hatalı olduğunu bunun yerine ayet manasının; "Karmaşaya üflenmiş nefeslerin olumsuz enerjisinden" olması gerektiğini, üfleyenden kast edilenin "büyücü" ler olduğunu kadın çevrisinin şer ile özdeşleştirilerek tercüme edilmesinin dünya görüşünden kaynaklandığını söylemektedir.

Diyanetin mealinde de : "VE DÜGÜMLERE ÜFÜRÜP BÜYÜ YAPAN ÜFÜRÜKÇÜLERIN SERRINDEN ,"

şeklindedir.

Tabi hangi kitabın okunası olup olmadığa kendimiz karar vereceğiz. Şimdiye kadar hangi yoldan, hangi kitaptan, hangi kişiden 'ne kadar' bilgi edinmiş isem 'nasıl' lar hep oldu. Çelişkiler çelişki gibi görünenler hala mevcut. Şimdi yukarıda yazarın kitabından madde madde aldığım sözlerinden Madem sence öyledirler ile başlayan birçok sorular çıkacaktır. Ki Yazarda zaten sanki tanrı ile diz dize sohbet ediyormuş gibi okumayla bir türlü içinden çıkamadığı sorulara böylelikle yanıt aramış. Verdiği yanıtlarda yine yeni sorulara neden olacaktır. Madem öyle söylüyorsun da bu neden böyledir. Sanırım bunun ardı arkası hiç kesilmeyecek.

Levh-i Mahfuz önceki kitapla da birleştirilerek kalın kitap haline getirilmiş inanın notları alırken sayfaları bir arada tutmakta (mandal ile) zorlandım diyebilirim. İçindekilerinin okunması gerekip gerekmediğine insanlar karar verecek. Bence yazarda verdiği her bilgi için işte bu budur deyip de zaten yeterince tabularımız varken yeni tabuların olmasını istemiyor. Aksine tutunup kaldıklarımızdan kopamadıklarımızdan ayrılmamızı istiyor.( 25)İslam kişilerin algı kapasitesinden münezzeh objektif bir hakikattir. O insan eliyle dikilecek hiçbir elbiseye sığmayacak kumaştır.

Bir dostum özgürlüğe giden yolun bir süreç olduğunu şu sözü ile anlatırdı.

Atatürk; Kılık kıyafet devrimini yaptığında fesi çıkarın, şapka giyin derken. Şimdi yaptığımız gibi ve başka şekilde yapılmaya devam edilen gibi şapkayı her ortamda başınıza giyin mi dedi....Kel olmaktan gocunmuyorum..:) Üşürsem giyerim. 51)Mutluluk, ruhun kendisini özgür ve güvende hissetmesidir.
55)İnsanın sahip olduğu madde ile bütünleştiği tek yeri egosudur. Hayatın sana sahiplendirdiği şeyleri ruhuna yapıştırmak istediğinde ne yaparsan yap ruhunun üzerinden kayıp düşecektir.

10-Allah katında bazı ruhların tesettüre bürünmesi ve böylelikle diğer ruhların harama bakmalarının önüne geçilebilir mi..? Başka bir deyişle aranızda bir örtünün bir ruhun başına nereden ve nasıl bağlanacağını bileniniz var mı..?

Yazarın şu sözleri hiç hoşuma gitmedi....
ÇOKTU...................................

Rafa bırakabilirdim. O zaman özgürdüm..:)
Şimdi daha özgürüm....:))))
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 13/12/2010 :  14:10:51  Show Profile  Reply with Quote
Tabi ki dinler ilk çıkışlarında bireylere,toplumlara içsel bir yaşamı getirmek içindir ancak her din gibi islamda da kadın yerden yere çalınmıştır. En çok bu yüzden kuran'ı okumak içimden gelmemiştir. Herkes söylüyor,kuranda bu,kuranda şu diye. Hadi uygulayalım ama ya aklımızdan geçen şeytanlıklar ne olacak.Daha kuranı Şeriat mertebesinde uygulayanlar çok.

Ve dikkatimi en çok çeken dünyada din adına insana kıyan zihniyet ve en çok gericiliğin islam ülkelerinde olması enteresan. Üstelik tüm dinlerin ilk çıktığı ortadoğudur ne hikmetse ordan çıkıp avrupası,amerikasına kadar ulaşılmış ve gelişmiş ama nedense ortadoğu hep cahil ve negatif kalmış gördüğüm.Hala yerinde sayıyor kaç tane dine ve peygambere ev sahipliği yapsada.Evet diğer ülkelerin geçmişlerine bakarsak özellikle ortaçağ avrupasında bilge kadınlar cadı diye yakılıyor ve şeytan olarak nitelendiriliyor.Ve avrupa birbirinin kanını içmiştir zamanında, bu gün ki birliğine ulaşana kadar. İslamda ki olumsuz öğretilerin hıristiyanlıktan geçtiği muhtemel. Hem Hz.Muhammed ticarete başladığı süreç içerisinde mutlaka hristiyan rahiplerle karşılaşmış ve onlardan okuma yazmayı, birtakım bilgileri almış olması da muhtemel.Her din birbirinden izler taşımakta ve yazar eminimki iyi niyetle hareket ediyordur ama kendi negatif bakış açısınıda yansıttığı noktalar var. Ve yazarın büyük ihtimal bir cemaatle ilişkisi olabilir ve yazarın misyonu sadece ülkemizde gelişen bir sürecin bir parçası da olabilir. Ilımlı bir islamı kimse red edemez diye senaryoya konulmuşta olabilir yada tüm bunlar benim paranoyalarımda olabilir:) Neden ılımlı çünkü insanlar özellikle muhafazakar kesime bakarsak kara çarşafın şekil değiştirmesi ilginç geliyor. Başları farklı bağlanıyor türbanlarının altında birde küçük fes gibi bir şey giyiyorlar ve bunu boylarını uzun göstermek yada saçlara topuz görüntüsü vererek erkek gözünde daha hoş görünmek için ve artı baş sarılı,üst dar,vücudu sarmış bir kıyafet,altta hemen dizlerin altında bir çan etek ve bacaklarda ten rengi ince bir çorap ve çapraz bağcıklarla bacağını seksi gösteren sandaletler giymeleri yada dar streç pantalon giymeleri ilginç gelmiştir bana. İnanın daha ben öyle giyinmemişimdir,bırak makyajı etek giymeyeli yıllar yılı olmuştur yani ben giyim konusunda daha muhafazakarım :) Ama diskoya,bara giderim, cübbeli Ahmet hoca'yı da dinlerim:))

İslam dini kendisini zamana uyarlamak zorunda ister bu olması gereken,isterse oldurulması gereken bir değişim diyelim. Ama yinede temkinli bakmak en iyisi çünkü ne kadar tabuları hedef aldığı noktalar olsada,hatta insanları bilinç seviyelerini bir basamak yükseltmek amacında olasada bu işin hiç hesaplanmayan bir zararı dokunabilir bizlere özellikle cuhmhuriyetçilere. Farkındalığımızı korumalı ve fikren,vijdanen hür olmaktan vazgeçmemeliyiz.

Edited by - zer-zivi on 13/12/2010 14:19:35
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 13/12/2010 :  14:47:12  Show Profile  Reply with Quote
51)Mutluluk, ruhun kendisini özgür ve güvende hissetmesidir.
Bu düşündürücü,ya bu mutluluk ve huzur başkalarının yaşamlarını tahakküm altına almanın bir ifadesi ise. Çünkü üstü kapalı bir fikir bu. Özellikle negatifler için huzur ve mutluluk başkalarının iradesi üzerine kuruludur.Ben başkalarının mutluluk,huzur ve inanç özgürlüğünü yaşamalarına karşı değilim eğer bu özgürlükleri benim esaretim üzerine kurulu olmayacaksa.

Edited by - zer-zivi on 13/12/2010 14:48:12
Go to Top of Page

Süvari
Elmas

Turkey
455 Posts

Posted - 13/12/2010 :  17:56:01  Show Profile  Visit Süvari's Homepage  Reply with Quote
"Yukardaki bilgiler Yazar Burak ÖZDEMİR'İN BİN YILIN KURAN TEFSİRİ LEVH-İ MAHFUZ kitabını okurken sayfalardaki ışldayıveren aldığım notlardan oluşmaktadır. Yazarın; verdiği, vermeye çalıştığı ve aktardığı bilgileri tam manası ile yansıtması mümkün değildir. Böyle bir kitabı bizlere sunduğu için yazara teşekkür etmek bence çok yetersiz kalır, Ancak gönül dolusu sevgiler sunuyorum.."


--------------------------------------------------------------------------------
Edited by - Süvari on 11/12/2010 12:14:33
Sevgili Zer-zivi;

Kitabın ilk sayfalarından sonra okumaktan vazgeçtiğinizi belirtmiş idiniz. Şimdi ben tek tek maddeler üzerinde Yazar şu maddedeki bu sözü ile şunu kast etti demem bana düşmez zaten kitabında etraflıca izah etmiş, etik ve doğru olacağını bilsem kitabı buraya aktarmak yazanın yaptığının yanında benim için hiç zahmet olmazdı. Zaten böyle bir talebiniz yok ama başka türlü maddelerin izahı mümkün değil.
....................................................................................................................

1-Dünyada gördüğün tüm o cıvıl cıvıl renkler üç ana renkten teşekkül etmiştir.
2-Sana ruhun sonsuz sayıda renkten meydana geldiğini söylesem. Gözünün önüne getirebilmen çok zor çünkü görme duyun bununla sınırlı.
3-Ruh halinden fiziksel haline geçiş zorlu ve ürkütücü, bu sıkılmış bir macunun geri tüpüne girmesi gibi
4-Ruh görkemli bir devinim içindedir asla durmaz. Şu anda senin ruhunu taksim meydanın da sergiliyor olsak o kadar büyük bir ışıma olurdu ki, uydudan çekilmiş dünya fotoğrafları daha açık bir tonda çıkmaya başlardı.İnsanlar ruhun dansını görseler hiç bir havai fişek gösterisine dönüp bakmazlardı...

Seslerde aynen öyle dünyadaki bütün güzel şarkıları tek bir notanın içine sıkıştırdığını düşünmeye çalış.

Örnekler devam ediyor.....................
Sanırım bu örnekler ruh kendini neden özgür hissetmesi gerektiğini açıklıyor.

Edited by - Süvari on 13/12/2010 18:00:20
Go to Top of Page

Süvari
Elmas

Turkey
455 Posts

Posted - 13/12/2010 :  18:19:55  Show Profile  Visit Süvari's Homepage  Reply with Quote
Şayet yorumunuzu Atatürk'ün şapka devrimi ile başlattığı bir sürece ilişkin verdiğim örnek üzereine yapmış iseniz. Kast ettiğim sadece özgürlüklerin tedrici bir evrimi gerektirdiğini anlatmaya çalışmıştım. Atatürk başınızdan fesi çıkarın atın gereksiz bir şey dememiş onun yerine şapka giyin demiş. Ben 'ŞİMDİ' kel olmaktan gocunmyorum üşürsem başıma bir şey takarım diyorum. Takmalarımız takıntı halini almasın. Yazarın kadınların neden bu kadar saça önem verdikleri karmik bir takıntı üzerine yazısı var.Yaşamın bize sahiplendirdiği şeyleri ruhumuza mal etmeye çalışmak mümkün olmayacak, takıntılarımız, kurtulamadıklarımız olacak.Evet kast edilen RUHumuzun hiç bir kaba sığmayacağı... Sanırım farkına vardıkça gelişiyoruz, birlikte sürücü ve at.....İşte sırası geliyor yine kızsanızda TABAK EN TABAKE siz halden hale döküleceksiniz.. Sevgiler

Edited by - Süvari on 13/12/2010 18:22:30
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 13/12/2010 :  20:09:55  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Selam süvari;

İnsanların kimisinin,bir konu üzerinde tartışırken,bazen şöyle dediğinizi duyarız: "Saygı duyuyorum"...
Ve aslında,hiç de saygı duymadıklarını, diğerleri de biliyor olmasına rağmen, bu sözde saygıdan sözedilir çünkü bu iyidir,kabul görünen birşeydir.

Bana gelince.. Başkalarına veya kendine zarar verdiğine inandığım , gerçekten saygı duymadığım birşeye saygı duyuyorum demem. Yani,demem o ki,Burak özdemir'in, O kitaptaki alıntısında sözettiği şeye saygı duymuyorum ama kendisine bir saygı ya da saygısızlık duymam gibi birşey sözkonusu değil gibi şimdilerde. Tabi elbette bana ya da düşüncelerime saygı duymayan insanlar olacaktır haliyle.

Şu saygı konusunu geçtikten sonra söylemek istediğim şey o ki,sizinle farklı görüşlerden bile olsak,en başından beri sizin gerçekten de gerçeği aradığınıza yürekten inanıyorum ve bu yaklaşımınıza hep saygı duydum. Tanrının doğum gününü eleştirdiğim zaman,her karşıt düşünceye"saygı duyuyorum"gibi bir söylemle başlamadığım için,şimdi söylediklerime inanmanız gerekir. Size bunu söylememin nedeni,sizin bakış açınızla ilgisi olmadığını anlamanız için. Ve dediğiniz gibi, tabi hangi kitabın okunası olup olmadığına kendimiz karar vereceğiz.

Sizin emeğinize de teşekkür ederim ayrıca, zira içtenlikle verilmiş emek, benim tarafımda teşekküre değerdir. İnanıyorum ki,çok uğraştınız ve bunda samimiydiniz.
-----

Tam anlamıyla okumadım ama gördüğüm ve en sevdiğim madde şu:

10-Allah katında bazı ruhların tesettüre bürünmesi ve böylelikle diğer ruhların harama bakmalarının önüne geçilebilir mi..? Başka bir deyişle aranızda bir örtünün bir ruhun başına nereden ve nasıl bağlanacağını bileniniz var mı..?

Buna yürekten inanıyorum ve çok sevdiğim bazı dostlarımında tesettürlü olduğunu ama bunun benim için bir sorun olmadığını belirtmek istiyorum. Ve birşey daha var ki; bence baskı başkaldırıyı yaratır..

Aslında buraya yazmayı hiç düşünmedim zira bu konuya girip, çok uzun bir süre de bu konuyla uğraşmayı istemedim daha çok. Düşünmüyorum da zaten.

Sizin de söylediğiniz gşibi:

Verdiği yanıtlarda yine yeni sorulara neden olacaktır. Madem öyle söylüyorsun da bu neden böyledir. Sanırım bunun ardı arkası hiç kesilmeyecek.

İkinci nedeni ise, konunun din ile alakalı olması. Zira din bir kabuldür. Bu kitabı da okumadım, bir de o var. Ama işte tam da anlamadığım şey bu oldu. Zer-zivi,kitabı yarıda bıraktığını söylemiş ve siz şöyle demişsiniz:

Rafa bırakabilirdim. O zaman özgürdüm..:)
Şimdi daha özgürüm....:))))


Bunu gerçekten anlamadım. Kitap elimizde iken onu yarıda bırakmak yerine okumaya devam etmek mi özgürleşmek? Bunu mu demek istedniz? Okuduğum zaman sormak istedim.

Çünkü aklıma eski bir zamandaki tavrımı hatırlattınız. Kuran'ı okumuştum çok önce ve sonraları incil'i,daha sonra eski ahit'i. Fakat eski ahit'i bir süre sonra bıraktım çünkü artık yeni /farklı birşey bulamayacağımı düşünmüştüm o zaman için. Çok ilginç bilgiler de var belki o kitapta,o ayrı.

Şimdi ben bu kitabı yarıda bıraktığım için özgürleşmedim mi? Devam etmem mi gerekiyordu,özgürleşmek için? Bunu mu demek istediniz yoksa ben mi söylediğinizden farklı anladım?
-----
Şunu da anlamaıdm:

Kitabın ilk sayfalarından sonra okumaktan vazgeçtiğinizi belirtmiş idiniz. Şimdi ben tek tek maddeler üzerinde Yazar şu maddedeki bu sözü ile şunu kast etti demem bana düşmez zaten kitabında etraflıca izah etmiş, etik ve doğru olacağını bilsem kitabı buraya aktarmak yazanın yaptığının yanında benim için hiç zahmet olmazdı. Zaten böyle bir talebiniz yok ama başka türlü maddelerin izahı mümkün değil.

Siz,yazarın sözlerini buraya aktarıyorsanız eğer, kendi yorumunuzu da sunmak neden size düşmesin? Yazara,Kuran'ı yorumlayarak ,Allah'ın sözlerini bize izah etmek düşüyorsa eğer,size bir kulun sözlerini "şunu kast etti bence yazar" demenizde ne gibi bir mahsur var?




Edited by - pandora76 on 13/12/2010 21:34:51
Go to Top of Page

Süvari
Elmas

Turkey
455 Posts

Posted - 13/12/2010 :  22:09:10  Show Profile  Visit Süvari's Homepage  Reply with Quote
Selam pandora76;
Sevgili zer-zivi dostumuzun yorumlarını elimden geldiğince paylaştığımı zannediyorum. Kitabı okuyup okumamak konusunda yaptığım seçim değildi kendimi özgür hissetmem.Okuduktan sonra özgür bırakacaklarımın var olduğunu anlamam dı... özgür olmam...
Kişisel yorumlar yapılmalı, zaten paylaşılsın, açılsın diye özellikle buraya aktardım. Fakat yaptığım sadece bazı alıntılar, kitabı okumayı yarıda bırakan dostum için yada hiç okumayan dostlar için her paylaşacağımız konuya yazar ne demişin yanına birde kişisel yorumlarımı eklemek zorunda kalacağım.Haklısınız yeterince uğraştım bende Bu konu ile UZUN uzadıya uğraşmak istemiyorum...Arzu ederseniz yada benim eklediğim bölümleri silme imkanım varsa kaldıralım...
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 14/12/2010 :  00:01:40  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Kaldırmak mı? Rica ederim, ki zaten forumda yazılan herşey bize ait, neden kaldırmak isteyeseniz? Uzun uzun devam etmek istemezseniz siz bilirsiniz ama emek verdiğiniz bu yazılar, gerçekten de hepimize ait. Bunu unutmayın lütfen.

Ayrıca,forum kurallarına göre yazılarımızı kaldırmak yasak yani buna imkanınız yok.

Ben sadece, neden yazarın yorumlarını yorumlamak etik anlamda uygun değil; diye düşünmüştüm. Çünkü, eğer bir insan,Tanrı'nın sözlerini yorumluyorsa, burada genel kanal bilgilerinde Ra'dan Kasyopyaya ,yoga'dan,reiki' ye vs...daha pek çok şey,şu veya bu şekilde yorumlanıyorsa veya bildiklerimiz aktarılıyorsa, Burak özdemir'in kitabının yorumlanmasının da etiğe uygun birşey olmayacağına inandığımı söylemek istedim.

Sizin çok ince fikirlerle,özgür iradeye müdahele etmek istemediğiniz için etik çerçevesinde değerlendirmek istediğinizi biliyorum ve buna gönülden inanıyorum ama inanın şuna, özgür iradeyi elimden alan bir şeye özgür irade adına kalbimde kabul verirsem, asıl o zaman özgür irade kalmaz;diye düşünürüm ben.

Yani benim bakış açımda bu.
---

Yazarın söylediği şu şey gerçekten de ilgimi çekti,onu ve birkaç noktayı geçmek istemem, hazır bakmışken.. siz dilerseniz uğraşmayın süvari, anlıyorum uğraşmak istememenizi çünkü ben de uzun zamanlar boyunca uğraşmak istemiyorum sizin gibi:

72-Kuran alkolizmi ilk gün olduğu gibi bugünde haram kılmıştır. İçki içmeyi modernitenin simgesi olarak ortaya koymak, bağnaz bir düşüncedir.

İçki içmenin modernite olduğunu ben de düşünmedim hiç .İnsanların bir kısmı içki içiyor diye, modern olmak için içenler var mı; bunu bilmiyorum .Hakikaten böyle bir modern olma amacıyla içen var mı? Ben alkol alırım arada sırada ama sadece canım isterse,dost sohbetlerinde vs...modern olayım diye değil.

55-Koşullu sevgi bastırılmış nefrettir.

Ne demek istedi acaba?

39-Her çocuk dinsiz doğar. Din bir e-dinimdir. Hangi dinin mensubu olduğunu yaşam içindeki e-dinimler belirler. Doğar yaşar e-dinirsin.

Ben her çocuk müslüman doğar diye biliyordum ama yazar bunu farklı yorumlamış. Yani,yazar yorumlamışsa ve bunu bize aktarmışsa,yorumlamamızda hiçbir sakınca olmamalı diye düşünmem birde bunun gibi şeylerden. Zaten şu an ,yazarın İslama yönelik yorumlaırnı yorumluyorum ,islamı değil.

49-İnsanlık tarihinin en etkili promosyon biçimi YASAKLAMALARDIR. Bir şeyin yaygınlaşmasını ve ona olan ilgiyi, katlamayı, insanların onu sahiplenilme sinimi istiyorsun, o halde o şeyi, hemen yasaklamalısın. (En lezzetli elma yasak elmadır.)

Baskı,başkaldırıyı yaratır;demiştim ve bu noktada bir yere kadar yazara hak vermek gerek belki de ama sorun şu ki;

72-Kuran alkolizmi ilk gün olduğu gibi bugünde haram kılmıştır.

Haram kılmak,yasaklamak anlamına geldiğine göre... Hangisi doğru ;demeye gerek yok sanırım zira İslam,tüm zamanlar için geçerliyse eğer,içkiyi yasaklamışsa o zamanlar,şimdiki devirde içkinin,'yazarın yasaklama ilgiyi arttırır'; düşüncesinden yola çıkıp, artık yasaklanmaması düşünülemez diye düşünüyorum. İçki yasaklanmalımı yasaklanmamalımı; diye birşey değil üzerinde durduğum ama benim gördüğüm o ki, yazar ,yorumlamaktan çok daha fazlasını yapıyor ve hatta belki bir nevi peygamber rolü oynuyor,emirler getiriyor. Kendisi durumunun farkında mı,onu merak ediyorum ben..

90-Müslüman erkeklere kötü haber; Huriler tanrının cinselliğe takıntılı erkekleri dine çekmek için yarattığı sanal kadınlardır. Kadın ile erkeğin el ele yürüdüğü zorlu tekamül yolunda Allah her ikisi içinde güzel karşılıklar hazırlamışken, Müslümanlığın yüzyıllardır yoğurduğu inançlar neticesinde; Cennet Müslüman erkeklerin eğlence merkezi haline gelmiştir.

İşte bunu hiç mi hiç anlamadım. İlk bakışta yazar,huriler yok; demeye getirerek,kadınlar için güzel birşey söylüyor gibi görünse de,nasıl bir şey bu ki,Tanrı "cinselliğe takıntılı erkekleri dine çekmek için yarattığı sanal kadınlar' yaratmış? Nasıl bir sözdür bu?

Tanrı,nasıl olurda insanları 'dine çekmek' için hurileri yaratır? Zaten huriler için dine çekilen müslüman erkek, huriyi arar,Tanrıyı değil. Tanrı,'ne olursa olsun ama cennete gelsinler' mi demek istemiş?

Tanrı insanları dine çekmek istese,onları ,doğuştan dine inanacak insanlar olarak yaratmazmıydı veya yarattıktan sonra da bunu bir şekilde ? Buna gücü yokmuydu?

Beni affedin ama islamda ne denir:'Haşa,Allah ,herşeye gücü yetendir'.

İbrahim/4
Allah dilediğini saptırır ve dilediğini de doğru yola eriştirir; güçlü olan, Hakim olan O’dur.
----

Rad/33
Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.
-----

Tekvir/29
Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.
-----

Hem Tanrı,nasıl olurda insanları dine çekmek için uğraş vermekte,bu tür yöntemler kulanmakta ki?

Veya 'yazar değilmiydi'İslam herhangi bir din ismi değildir'.
diyen? Öyleyse yazar,neden Tanrının bizi 'dine çekmeye' çalıştığı iddiasında bulunuyor. Heralde o ayrıntıyı şaşırdı, bu da mümkün..

Af buyurun ama bana göre bu sözün hiçbir tutar yanı olmamakla birlikte,bu sadece yazar tarafından ,hani şu modern olmak için içki içenler gibi, İslamın cennetini de hurisiz /modern bir yer yapmak için uydurulan bir laftan öte birşey değil. Eğer yazar, böyle ciddi yorumlar getirmekteyse, bu yorumların cevabı da ortaya konmalı.

Edited by - pandora76 on 14/12/2010 00:38:27
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 14/12/2010 :  00:57:21  Show Profile  Reply with Quote
quote:
Originally posted by Süvari

Şayet yorumunuzu Atatürk'ün şapka devrimi ile başlattığı bir sürece ilişkin verdiğim örnek üzereine yapmış iseniz. Kast ettiğim sadece özgürlüklerin tedrici bir evrimi gerektirdiğini anlatmaya çalışmıştım. Atatürk başınızdan fesi çıkarın atın gereksiz bir şey dememiş onun yerine şapka giyin demiş. Ben 'ŞİMDİ' kel olmaktan gocunmyorum üşürsem başıma bir şey takarım diyorum. Takmalarımız takıntı halini almasın. Yazarın kadınların neden bu kadar saça önem verdikleri karmik bir takıntı üzerine yazısı var.Yaşamın bize sahiplendirdiği şeyleri ruhumuza mal etmeye çalışmak mümkün olmayacak, takıntılarımız, kurtulamadıklarımız olacak.Evet kast edilen RUHumuzun hiç bir kaba sığmayacağı... Sanırım farkına vardıkça gelişiyoruz, birlikte sürücü ve at.....İşte sırası geliyor yine kızsanızda TABAK EN TABAKE siz halden hale döküleceksiniz.. Sevgiler



Sevgili Süvari açıklamanız için teşekkürler elbette ki ruhun mutlu ve huzurlu olduğu sürece özgürdür buna itirazım yok ama buna sadece pozitişf yönden bakarsak yanılırız çünkü negatiflerin sevgi anlayışllarının farklı olması gibi bu negatifler içinde farklılık arz eder demek istedim.

Fesi insanların başından çıkartıp atmak kolay değil. İlla bir şey takmak gerekjmiyor ancak insanların alıştığı bir alışkanlığı dönüştürmek için şapka gerekliydi ve o zamana,çağa ayak uydurmak için ritüellerdir. Fesi insanlar çıkartıp atsalardı ve bir şey takılmasaydı insanlar bunu yadırgayabilirlerdi,tepelerinde bir eksikliği sürekli hissedeceklerdi. Şapka devriminin anlamını sizde bende çok iyi biliyoruz ve yumuşak bir değişim sürecinin parçasıdır. Şimdi ise kış aylarının dışında şapka takana az rastlanır.Buda bir sürecin sonu.


Yazarın söyledikleri bilinen şeyler demiştim önceden evet kendisine has bir uslubu ve kendi içselliğinden gelen orjinal bilgilerde var ama orda olan hepimizde mevcut zaten. Tüm renklerin üç ana renkten oluştuğunu elbette çocuklar bile biliyor. Yazarın okuyup bıraktığım kitabında din ve milliyet ayrımına dair yargılarının izlerini gördüğüm için okumaktan vazgeçtim en çok.

Öyle bir kitap olmalı ki hiç bir etnik yapıyı,dini milliyeti özel statüde değerlendirmeden bütünden bahsederek çıkmalı. Spritüalizim bence tam anlamıyla tüm dinlerden ve milliyetlerden bağımsız,etkisiz ortaya çıkmış ve kabul görmüştür.Tüm inançların bir harmanlanmış biçimi diyebiliriz.Olması gereken çizgi budur yoksa biz dersekki islam dini tüm dünya insanlarına hitab ediyor ,diğer dinlerde ki insanlar demeyecekmi "Kardeşim nerden biliyorsunuz bizim için en iyi olanın sizin dininiz olduğunu?" der derler. Aynı şeyi deseler ki hristiyanlık tüm dünya için uygun din bunuda red ederim. Din ve milliyet konularında daha aşılması gereken çok şeyler var. Bir yandan bütünlükten birlikten bahsederken diğer yandan ırkçı,ayrımcı yaklaşılabiliniyor.

Ama şu kesin mevcut islam anlayışından çok çok daha farklı ve güzel zamana uyarlamış yazar. Ondan öğrenecelkerde vardır mutlaka. Dünyada çok farklı bilinç düzeyleri var. Heleki islam ülkelerindeki bilinç seviyelerinin yükseltilmesinde çok iyi basamak oluşturuyor yazar buna bir dşiyeceğim yok elbet. Peygamber yazarın ifade ettiğiğ gibi kendi zamanında ifade etseydi kaç insan onu takip ederdi ki. Parmakla sayılırdı herhalde çünkü o zamanın ki bilinç düzeyine ancak şeklen ifade etmek uygundu. İslamında yenilenmesinin zamanı gelmiştir ister olması gereken olsun ister oldurulması gereken derken bunu kasdettim. Din daha ılımlı,insanı daha rahat ettirecek şekle bürünecek yoksa çağa uyamamaktan yokolup gidecek birden.insanlar tarafından kabul görmesi için yenilenmesi ve pazarlanması gerek. Yada diyebiliriz ki birden yok olmak yerine yavaş yavaş yok oluşu tercih etmek durumunda.

bende içimde ki içselliğe dayanarak bir şey söyleyeyim :)

Zamanı geldiğinde ortada ne din kalalacak ne milliyet farklılığı hatta sınırlar bile olmayacak,mülkiyet kalkacak,öyle bir zaman gelecek ki artık hiç birimiz iletişim için sesimizi kullanmayacağız,sadece bakıp gülümseyeceğiz ve hatta bir zaman gelecek ki bedene ihtiyaç duymayacağız.Bizi birbirinden ayıran ne varsa silimnip gidecek ve ortada sadece Birlikten gelen bütünlük kalacak. Bu salt benim bildiğim bir şey değil bu herkesin bildiği bir şey.

Size neden kızmam gerekiyor ki bunu anlamadım ve şu Tabak en tabake espirisini vallaha anlamadım. Gerçekten diyorum,iltifat olmadığı kesin ama :) Sevgiler...


Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 14/12/2010 :  01:47:35  Show Profile  Reply with Quote
Tanrı neden erkeklerin zayıf yanlarına yönelik bir huri kandırmacasına girsin ki? Gerçekten bu kadar acizmi. Kandırmaca,cezbetme şeytanın işiydi tanrının değil. Tanrının tek beklentisi kullarının kendisini gerçekten saf bir inançla bulması,inanması değilmi. Yani şimdi ben kızımın evde ders çalışması için ona rüşvet vermem ne kadar doğruç.. Sonuçta bu onun geleceğiyle ilgili gereken sorumluluğu. Bunu ne zamana kadar ödülle yürütebilirim?

Birde sadece cennette erkekler için huri yoktu hatırladığım kadınlar içinde gılman veriyorlardı:) Kadınlar içindemi aynı kandırmacayı yaptı tanrı! Tüh bende sevinmiştim:)

İçkiden daha tehlikeli,daha önemli ve öldürücü uyuşturucular var.Onlara dair ayetler varmı kuranda bilmiyorum.

Neyse aklımıza geldikçe ,farkettikçe sohbete devam ederiz. Şimdilik nbu kadar diyeyim.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 14/12/2010 :  20:48:31  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Konuya dikkatim odaklandığında, biraz düşündüm ve anneme sordum, acaba kızıyla benzer/farklı bir şey mi düşünür , yaklaşımı nedir ;diyerekten'. Tanrı,erkekleri cennete çekmek için sanal huriler yaratmış olabilir mi';sorusuna;olur mu hiç kızım,Tanrı niye böyle birşey yapsın ki;dedi.

Düşünüyorumda,hurilere kavuşmak için namaz kılan/oruç tutan vs..bu erkekler,cennete gidip uğruna onca çaba verdikleri hurileri göremediklerinde, nasıl bir şaşkınlığa uğrarlardı:)

Tanrı,cinsel takıntılı erkekleri neden cennete almak istesin ki hem? Zaten cinsel takıntılar/zina değil midir insanı cennetten ayrı düşüren?

Adam huriler için ibadet edip nasıl cennete gidebilir öyleyse, gönlünde hurilerle zina etme düşüncesi var iken, zina insanı cennetten alıkoyarken? Hem niyet değilmidir aslolan? Hz.Peygamber,oruç tutan ama dedikodu yapan insanlar için,G'ıybet yapan, ölmüş bir kardeşinin etini yemiş gibi olur';dememişmidir?

Yazar arkadaş,herşeye iyi kılıf bulmuş,eksik gedik kalmasın diye, güzel yöntemlerle,çaktırmayayım gibisine,iyi karıştırmış kavramları. Daha rahat, daha modernize olmuş yeni bir din oluşturmak için,artık tek eşliliğin makul olduğu bir Dünya da,tabiki huriler konusuna da bir çözüm getirmek gerekliydi. Ama gerçekten takdir edilecek bir buluş,huriler için getirilen açıklama.

Aslında levh -i mahfuz'u okusam,daha neler çıkar benim tarafımda bilmiyorum ve zaten bu nedenle okumuyorum.

Ve şunu düşündüm annemle konuştuktan sonra. O ve ben benzer bakış açılarıyla bakıyoruz ve şu şey, bizim için kabullenilemez birşey ama başkaları için değil. Yani kahverengi gözlüye'sen niye kaheverengi gözlüsün'diyemiyor, ela gözlü çünkü kahvererengi gözlerden Dünya kahverengi görünüyor, mavi gözlerin göreceği Dünyanın mavi olması gibi. Ve o zaman ışık ve renkler geldi aklıma. Tesettürlü kadınlar ve taksimde diskoya giden kadınlar..Konya'da Mevlana türbesine gittiğim günü hatırladım ,beni hayran bırakan o sadelik ve sema gösterisinde hissettiğim o güzel duygular. Birşey düşündüm daha sonra,'öyleyse eğer,kahverengi gözlerle baktığımda, mavi rengi görebilmem olası değilse'...Bunu düşündüğüm ve tüm renklermişim gibi imgelediğim zaman, ne kimseye kızgınlık hisssettim , ne olumsuz duygular hissettim. Ama şu da var ki, biz resmin içinde olduğumuz sürece,kahverengi ya da mavi ,yeşil,ela ...renkte gözlerle bakmak zorundayız..

Sonra da ,'Ne olursan ol,yine gel' diyen ve herkesin bir olduğunu dile getiren Mevlana'nın sözü aklıma geldi:

Adâlet nedir? Ağaçlara su vermek. Zulüm nedir? Dikeni sulamak. Adâlet bir nimeti yerine koymaktır; her su çeken tohumu sulamak değil. Zulüm nedir?

Yani,'hepimiz biriz'demek gibi birşey olsa bile, bu Dünyaya aitiz yine de ve yemek yemek,su içmek...yaşamak durumundayız ama öyle birşey var ki, benim diken dediğim bir diğeri için çiçek. Peki o diken mi çiçek mi? Biri diken diyor,diğeri çiçek.

Maharaj ise,'ıstıraba neden olan yanlıştır ' gibi birşey demişti .

Biraz araştırmıştım ve Burak özdemir'in Tanrının doğum günü adlı kitabına yönelik bazı olumsuz eleştirilerde,kimisi kızgınlık duyuyor kimisi de tövbeye çağırıyordu:) Aslında genel anlamda benim gördüğüm o ki,Burak özdemir'in aldığı tepkinin en önemli nedenlerinden biri,her ne kadar aksi söylense de ,peygamber yerine koyması:

Sf; 609
Dona: Beni seni “Son tefsir”i kaleme alman için tuttum.
-------

Daha bir yığın şey var ama son tefsir i yazmasının ,peygamberlik iddiası taşımadığı ,aslında açıklamanın şu şu olduğu vs...gibi yorumlar var ve herkes inancında özgür olmalı bence ama işte Burak kardeşimizin ,bir peygamber gibi getirdiği kesin emirler,zarar verici olduğu için eleştirileri aldı benim tarafımda. Yoksa,en başında da yazdığım gibi, türbanlı dostlarımın da beni seviyor olmalarının nedeni,benim onları ,çevrelerine zarar vermediklerini bildiğim için inandıklarını yargılamamdan geliyor. Bu böyledir ve özgür irade adı altında, sevgiyle hareket ettiğini söyleyen pek çok düşünce, aslında tam tersine ne özgürlüğü savunur ne de kendileri gibi olmayanları da oldukları gibi kabul edebilir.. Sözler yeterli değil, önemli olan ne yapıldığıdır.

Senin de söylediğin şey gibi zer-zivi,okuduklarımdan yola çıkarak gördüğüm o ki,yazar ,İslamı kolaylaştırdığı düşüncesiyle kabul görüyor olabilir. Tanrı iyiyi de kötüyü de yarattı ve sever derken, pek ılımlı bir hava yaratılırken, öte yandan cezaları bildirmek ne öyleyse?

Birşeyi 'yorumlamak' ile,birşeyi 'değiştirmek' farklı şeylerdir. Birşey için' şöyle bir yorumu var' demek yerine,şu şu tarihlerden itibaren bu sözlere uymayanlar cezalandırılacaktır'demek,çok ciddi bir iddiadır. Zaten bu iddia da,ben ceza tehdidine rağmen yine de kişisel felaket yaşamadığım için çürümüş olması /bir delil olması da önemli değil.( tam da aksine ,elime çok para geçti,sağlığım da çok iyi şükür ). Ablamın yaklaşımı geldi aklıma.

Ve bana göre istediği kadar,o sadece bir tefsir yaptı vs...densin, benim açımdan bunun anlamı bu. Çünkü Hz.Musa,on emri getirdiğinde,bunlar kesin bir şekilde uyulması gereken kurallardı. Aynı şekilde Hz. Muhammet için de bu geçerliydi. Ve diğer peygamberler..Hem bir yandan dini yumuşat, hem aralarda ceza göndersin Dona.. İnsanlara ceza göndermenin,tehdit etmenin anlamı,onları birşeye zor-lamak/sınırlamak/sistemi değiştirmektir,sistemi yorumlamak değildir,bana göre.


Reenkarnasyondan,indigolara kadar pek çok spritüalizmle ilgili kavramlar sokularak,yazar 'son tefsiri'yazıyor. Doğal olarak,spritüalistler tarafından kabul edilebilir birşey olması daha kolay gibi bence ve bu nedenle, neden spritüalizmle alakalı forumlarda onun da rağbet görmesini anlıyorum sanırım.


Mikailden ve Kryon'a,Ra 'ya kadar kanallıkla alınan bilgiler var ama benim sözünü ettiğim şey,geçmişteki peygamberler gibi ,toplumun nasıl yaşayacağını bildiren ceza/tehdit gbi unsurların olması. Ve denir ki Ra bilgilerinde, Hz. Musa ile gelen on emir,negatifler tarafından çarpıtıldığı için 'öldürmeyeceksin,zina yapmayacaksın'gibi emirler şeklindedir. Ya da bunu gibi birşeydi. Veya o dönem için belki de böylesi emirler daha uygundu. Bir başka başlıkta,negatif varlıkların,pozitif kaynakları nasıl etkiledikleri anlatılıyordu. Adanmış bir insan,herşeyi yapabilir.


72-Kuran alkolizmi ilk gün olduğu gibi bugünde haram kılmıştır. İçki içmeyi modernitenin simgesi olarak ortaya koymak, bağnaz bir düşüncedir.

Alkolizmimi haram kılmış Kuran? Kuran ;içebilirsiniz ama alkolik olmanız haram;mı demek istemiş,yoksa bir yazım hatası mı var dı,zira kimse ,alkolik olayım diye içmez ki?

Şu da ilgimi çekti:

82- Güce tapınan insan kendi 'güçlü' Tanrısını yaratmıştır. İnsan hayatta en çok değer verdiği değer ne ise o değerin en yüksek bulunduğu adrese tapar. Tanrı figürü, güce tapınan insanların manevi totemidir. Kişinin Tanrıda sevgiyi bulabilmesi için, hayatın içinde sevgiyi arıyor olması şarttır. Levh-i Mahfuz, güce değil sevgiye ibadet edenler içindir. Güce tapınanların tanrısı korkunun tanrısıdır. Hakikatin sevgi kelimeleriyle ilişiği baştan kesilmiştir.

Korkunun tanrısı..Korkutan bir tanrı...Kryon'un,korkularımızın yarattığı Tanrı anlayışı geldi aklma..


Kendisine,daha iyi eleştiriler gelsin ,isteyen yazarın o tarzını hiç sevmemiştim doğrusu. Yani yazar, eleştiriyi cevaplayıp,küçümser bir eda ile, sanki'bunun da cevabını verdim,eleştiremezsiniz beni,ne kadar basit eleştiriler' gibi bir tanımlamayla, bir zafer kazanmış eda ile konuşmuş ,forumunda okuduğum bir yazıda. Acaba,kendini 'güçlü' hissetmişmiydi o sırada yazar? Onu okuduğumda daha da fazla ... üzülmüştüm.

'Biz dünyayı kurtaracağız, öbürleri de alkışlayacak"

Dünyayı kurtarmaya gelen bir yiğit... Diğer yiğitleri çağırıyor ve onun kurtaracağı dünya içinde mutlu olmayı bekleyen diğer insanlar..

Doğrusu beni bir insan olarak,yazara inananlardan çok,yazarın bu durumu üzmüştü bu şeyi birebir yaşadığını düşündüğüm için.. Dünyada neler oluyor ,bu kadar kötümü;demiştim kendime .

Bu tür şeyleri artık dşünmek istemiyorum çünkü zira bu düzen böyle gelmiş, böyle gidecek..Biri olmasa,bir başkası olacak..Elbette bunlarda benim yorumlaırm ve herkeisn yorumu kendisine. Kabul edilmesi gerekenlerden biri de bu ;diye düşünüyorum.

Bir de şunu merak etmiştim hep. Sadece bir merak. Bu arkadaş peygamberlik iddasında biri değil de, gerçekten de sadece Tanrının ruhuyla bağlantılı biri olsun diyeyim. Bilmek isterdim ki,bir başkası değil de,onun kadar Tanrısal çünkü bir 'in bir başka parçası olan bir diğer varlık ta biz olduğumuza göre, onun bize aracılık etmesi yerine,kendimiz özümüzle/rehberimizle/gurumuzla/ kaynakla/Tanrının ruhu ile vs... ona her ne ad verirsek verelim...Kendimiz Tanrısal yanımızı bulamaz mıyız?

Gelecekteki bir dünya,eğer ki yeni bir Dünyaysa,şimdikinden farklı olmalı.

Maharaj demişki bir sorana:'O sizin içinizdeyse,onu bulmanız zor olamaz'.


Edited by - pandora76 on 14/12/2010 21:15:42
Go to Top of Page

Süvari
Elmas

Turkey
455 Posts

Posted - 22/01/2012 :  19:01:31  Show Profile  Visit Süvari's Homepage  Reply with Quote
Düşün
Derin düşün
Derin derin düşün
Gerektiği gibi düşün
Düşün ve araştır
Aklını işlet
Aklını kullan
Mantığınla tart
Gönlünle biret
Tecrübe et
Tevekküle sevk et
Sabret
İyi ol
Tarif edildiği gibi doğru ol
Çalış
Bil
Sev

Üzerinde tartışa geldiğiniz konu ve kalbinde fitne taşıyarak müteşabih ayetlerin arkasına düşerek Kitapta eksiklik arayanlar; onun "Tevilini (Gerçek manasını) Bir Allah bilir, birde ilimde derinleşmiş olanlar, Gönül ve akıl sahiplerinden başkası gerektiği gibi düşünemez." Ali İmran

Değerli yazar Nimet ERENLER GÜLKÖKÜ'NÜN Kuran-ı Kerim'in APOCRYPHA'sı adlı eserinden alıntıları burda paylaşmak isterim izninizle...
Go to Top of Page

Süvari
Elmas

Turkey
455 Posts

Posted - 29/02/2012 :  06:05:51  Show Profile  Visit Süvari's Homepage  Reply with Quote
Kuşkusuz sen başka bir halde iken dünyada başka bir halde idi..Ben ete kemiğe büründüğümde dünyada taşa toprağa büründü.Leterkebünne tabekan an tabak” İnsanoğlu menzilden menzile ulaşacaktır. Mealindedir.
Go to Top of Page

Süvari
Elmas

Turkey
455 Posts

Posted - 16/06/2014 :  20:03:21  Show Profile  Visit Süvari's Homepage  Reply with Quote
Facebook'ta Kuran düşüncesine tam uygun düşen, çok beğendiğim bir özellik var. Karanlık bulduğun enerjileri 'Engelleme'. Kuran okuyacağın zaman kovulmuş Şeytan'dan Allah'a sığınmak için harika bir yol. Sen onu görmüyorsun, o seni görmüyor. Senin dinin sana, benim dinim bana butonu. Binyılın Kuran Tefsiri 8 yıl önce yola çıktığından beri paçama yapışmaya çalışan enerjilerin haddi hesabı olmadı, kendimi bu karamsar ve cehennemine odun taşıyacak insan arayan insanlardan ancak bu şekilde koruyabildim. Bu mükemmel yalıtımla koruyabildim. 8 yıldır onbinlerce negatif pilin yanından geçmek zorunda olduğum bu yolda, bugün yüzüm halen gülümseyebiliyorsa sırrım budur. Kendimi bazen sebepsiz gülümserken bulurum. Benim yüzüm, serbest bıraktığında gülümser. Sebebi budur. Bugüne kadar karşılaştığım insanların enerjilerinden azıcık bir tutam üzerime bulaşmış olsaydı, şüphe yok ki, değil gülümseyebilmek, bugün bir canavara dönmüş olurdum.

Sadece kendimi değil okuyucu ailemi de korumakla mükellefim. Kişisel hayatlarında onların sadece yeni bilinçlere kavuşmalarına vesile olarak korunmalarına katkıda bulunabilirim. Kendi kendilerini korurlar. Ancak konu resmi bir Levh-i Mahfuz platformuysa, oksijenin karbondioksitle yer değiştirmemesi de benim görevimdir. Bilmeyenlere hatırlatmak isterim ki Levh-i Mahfuz korunmuş düzlem (levha) demektir. Başıboş bırakılmış, isteyenin at koşturduğu bir düzlemin adı MAHFUZ olamaz. Ve ben de bu düzlemin muhafızıyım. Başbakan gelse, o enerjisini dışarda bırakmadığı sürece sokmam içeri. Kimseyi sokmadım. Bundan sonra da sokmam. Daha kalabalık oluruz nidalarına da tıkalıdır kulağım. Bu vasıflarda, bu enerjide kaç kişi olunabiliyorsa o kadar kişilik bir aile.

Sizlere de tavsiye ederim. Facebook'tan önce bunu blogda el yordamıyla yapıyordum. Hala da öyle. İnsanların içini kasvetle kavurmak amacıyla sayfaya yazı yazanların yazdığının sadece anafikrini sayfaya eklerim, o kişinin cayır cayır iç kavuran anlatımlarını birebir yapıştırmam. Bunu yapacak olduğumda blog ya da profil, o kişinin ateşini arşivinde ebediyete kadar taşımak durumunda kalır. Ve kitabı okuyan hemen herkes ilk iş sayfamıza ulaştığı için, o kişi ateşini herkese taddırmayı başarmış olur. Kimse unutmasın, unutturmasın. Kuran, bizim huzuru bulduğumuz yerdir. İnternet sapkınlarıyla buluşma noktamız değildir.
Bu enerjilerin ilk işi seni eleştiriye, farklı seslere kapalı olmakla vesaireyle suçlamak olur ki bu hiç sorun değildir. Ben onların vakt-i zamanında kitapla veya benimle ilgili 'harika' şeyler söylemelerinden ne haz aldım ki, bugün negatife dönmelerinden rahatsız olayım. İslam 1400 yıl önce bundan çok çekti. Ve bu yüzden bugün 'iyi şeyler' söylüyormuş taklidi yapan karanlık enerjilere karşı da kapılarım tümüyle kapalıdır. Eksik olsun senin beğenmelerin. Varsın sen o enerjiye büründüğün müddetçe hep karşıda kal emi?

Zaman tünelimize bakınız. Burakozdemir nokta org veya tanrinindogumgunu nokta com. Orada nice eleştirileri sayfalarımızda en başa koyduğumuzu göreceksiniz. Tek bir şartla. Kasvetinle içimizi baymayacaksın. Bir insan bir kitabın içeriğini ya da bir düşünceyi paylaşmayabilir fakat bunu nefret enerjisi yayarak yapmasına gerek yoktur. Bunu sevgiyle, sevgi dolu bir üslupla da pekala yapabilir. Biz sevgiyi arıyoruz güzel kardeşim, eğer senin bildiğin yol sevgiden daha çok geçiyorsa biz seni takip ederiz. Ama senin ve senin türüne mensup insancıklar daha ilk kelimelerinizle insanların sevgiyi arıyor ve 'en kötüsü' onu Kuran'da buluyor oluşuna isyan ediyorsunuz. O zaman kapının dışından seslenebilirsiniz bize. Şeytan'ın Kuran sayfaları içinde o muhteşem sıfatı neden taşıdığını zannediyordun? Hiç kibarca söyleyelim, dolandıralım lafı, rencide olmasın falan denmemiş. Dimdirek söylemişler yüzüne.
Kovulmuş Şeytan.

Meramınızın anafikrini iletin bize. Ki gerçekten sarsıcı bir Levh-i Mahfuz fikriniz varsa o bana mutlaka ulaşır, ulaştırılır bundan emin olun. Ben ilimin kendisini olmasa da ilimsi ya da ilimcik zerreciği içerme olasılığı olan her eleştirimsinin ayrıca meraklısıyımdır. Onları çatır çatır çürütmeden bu kadar yüz sayfa nasıl dolar?
-Bu yazıyı, eleştirinin e'sinin geçtiği ortamlara iletmenizi rica edebilirim.-
Bir ilim noktan, anafikrin yoksa benden medet umma sana ben bile yardım edemem. Sen düşünce ürettiğini zannederken biçimsiz bir Halet-i Ruhiye kuyusuna düşmüşsün senin olayın budur. Yardımımı istersen de elimde ne var ne yok bırakır, yardımına koşarım. Beni de tutuşturmayı değil seni söndürmemizi istemen şartıyla.

Mevlana'nın ne olursan ol gel düsturunu yanlış anlayan bir ekoldür bu. Sen bu karanlık enerjiyle Mevlana'nın kapısına bir dayan bak ne oluyor... 'Kişi toplumun fena gördüğü hangi etikete sahip olursa olsun buradan içeri girebilir.' Bu düstur, o enerjiyi içeri sokabileceğin anlamına gelmez. Yoksa, Mevlana dergahının içinde uyuşturucu kullanmana ya da türlü sapkınlıkları Mevlana çatısı altında ifa etmene müsaade edilecektir anlamını vermez. Taşıdığını dışarıda bırakman şartıyla ve elbette kim olduğuna bakılmaksızın içeriye girebilirsin demektir bu. Camilere Besmeleyle yani KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLAHA SIĞINARAK girmenin de mantığı budur. Levh-i Mahfuz dünyasına girmenin de şartları bunlardır. Biz bu öğretiye gerçek Allah'ın gerçek evi demişsek, seni içeri çamurlu ayakkabılarınla almayacağımızı bilesin. Bu profilde, kimilerinin deyimiyle bu kadar çok börtü böcek kedi köpek çoluk çocuk yapılmasının da bir nedeni vardır. Paylaşımların her bir zerresi bir amaç üzerinedir. Okuyucularımızın bilincin yükseltirken diğer yanda da bu yeni bilince hangi enerjilerin eşlik etmesi gerektiğinin anlatımını hayvanlarda ve çocuklarda buluruz.

Kasımiye medresesinde vardı. Hocaların odalarının kapısı küçücüktü. Hobbit ev kapısı gibi. Maksat öğrencinin kapıdan içeri lak diye girmesi yerine küçülerek girmesi. Biz kimseyi küçültmüyoruz, kimseye de hocalık taslamıyoruz. İnsanları rahatsız eden o enerjilerini dışarıda bırakmadan seninle aynı kelimelerde buluşmayacağız hepsi budur. Eskiden daha hayalciydim herhalde. Uydurmak o kadar kolaysa sen de uydur bir 'tefsir' inanacak öyle binlerce insan değil, birkaç kişi bul diyordum. Ne hayalperestlik... Şu kitabı düz tutarak oku ben ona da razıyım. Eğri tutarak okumana bile razı olabilirim. Yeter ki oku. Ken-dini oku. Ken-dini anla. Ken-dini yeniden yarat. Mutlaka ve mutlaka sevgiyle yap bunu. Konu Kuran'sa tek frekams sevgidir, diğerleri parazit yayındır. Haydin Sevgiyle..Burak ÖZDEMİR Facebook sayfasından alıntı.
Go to Top of Page
   Topic Next Topic  
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.27 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits