Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Konu Dışı / Diğer Konular / Yönetimden
 Kişisel Düşünceler, Fikirler vb. Yazılar
 TARİFLER......
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Author Previous Topic Topic Next Topic  

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 27/07/2008 :  15:43:47  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Sevgili dostlar; Tarifler nedir?

Tarifler, benim 1987 yılından buyana yazdığım 21 yıldır insanlara seslenişlerimden oluşan bir yazı dizisidir. Ben 21 yıldır zaman zaman içimden yükselen bu tarifleri sansürsüzce kaleme alır ve bazen kendime bazen de insanlara öğütlerde bulunurum haddim olmayarak. Tabii daha ziyade kendime;)

Bugüne kadar sizlerle onlardan birini paylaşmadım, daha doğrusu "ne tepki verirsiniz acaba:S" endişesi ile bundan uzak durdum. Bugün böyle bir cesaret geldi ve bugünkü tarifimi paylaşarak buna başlamak istedim, hem de ne tepki vereceğiniz umurumda dahi olmadan:P Şaka bir yana tabii ki tepkiniz umurumda ve dahi eleştiriniz de öyle:)

Bundan sonraki tarifler dizisinden çıkanları sizlerle paylaşmayı düşünüyorum ama buna izin verirseniz tabii ki, yok derseniz ki "bunlar bizi ilgilendirmiyor boşuna sitemizde yer kaplamasın" hay hay o zaman söylersiniz devam etmem. Ama dedim ya bugün böyle bir cesaret geldi ve paylaşmak istedim işte.

İlk konu neden cinsellik?... Neden böyle hassas bir konu ile başladın? Sorularına da daha sorulmadan hemen cevap vereyim; Bir nedeni yok! Bugünkü tarifime bu konu denk geldi ve o da cinsellikti o kadar. Bundan sonrakilerin ne olacağını kestiremiyorum bile:S

Peki ya öncekileri paylaşmayı düşünüyor musun? Sorusuna ise cevabım; Hayır, düşünmüyorum! Çünkü hızla değişen insanlık bilincinin çözümleri bulunmuş önermelere ihtiyacı olduğunu zannetmiyorum, hatta yarın uyandığımda bu tarifinde bir anlamı olmayacağını biliyorum. Sadece şu anda belki küçücük bir görsel imajın sebebiyet verdiği "durun" feryadını gerektiren bir duruma itafen yazılmış bu tarife, yarın hiç kimsenin ihtiyacı olmayacağını umut ediyorum.

Neden bu yazı bu kadar çıplak? Sorusuna ise; yeter artık soyunun diyorum. Soyunun.. ve gerçeklerinizi bir filmin birer iğrenç sahneleriymiş gibi, sanki size ait değilmiş gibi yaşamanıza son verin diyorum. Konu ne olursa olsun karaladığınız ve saklamaya çalıştığınız çıplaklığınızın kutsallığını haykırıyorum. Ve tabii diğer bir avantajı da en çıplak halde başlarsan sonradan gelecek olan çıplaklıklara tepkilerin daha az olacağını düşünüyorum, hani ilk önce son sözden başlar konunun içeriğine zihinleri alıştırırsın ya ve sonradan gelecek olana tepkileri ayarlarsın hani(!)şu bildiğimiz malum hipnoz ve opsesyon hikayeleri gibi, onun gibi bir şey işte. ehhi..

"-Hah.. sen de kim oluyorsun(!)" dediğinizi duyar gibiyim, ne bileyim işte bir zat-ı ivrin. Ağzı olan konuşacak ya, ben de kendi çapımda konuşuyorum:)ciddiye almasanızda gülümseseniz bile, o gülümseyişinize-değer bulduğumdan belki de;)

Sevgiyle dostlarım..




Edited by - ivrin on 27/07/2008 16:12:42

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 27/07/2008 :  15:44:54  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Tarif 1388, 27 Temmuz 2008 15:01


Çünkü, siz insanlar; cinselliği küçümsüyor aşağılıyor ve iğrenç buluyorsunuz, bense onun kutsal olduğunu biliyorum! O tarının eril ve dişil yanını birleştirme çabasından başka bir şey değildir, o bu birleşmeye giriş kapısını beden olarak algılamanın görmenin insansı eylem haline dönüşümüdür. Bu yüzden benim sizlerden farkım, ben seviştikten sonra yaşadıklarımı her gözden geçirişimde bu kutsallığı yeniden yeniden yaşamamdır.. sizler ise o muhteşemlikten öyle tiksiniyorsunuz ki, o andaki beden hareketlerinizi dahi düşündüğünüzde kompleksleriniz büyüyor, büyüyor ve kendi realitenize hem gözünüzü hem gönlünüzü kapatıyorsunuz ve dahi cinselliği çirkinlik olarak karalıyorsunuz.

Siz insanlar; ben sizden bu sebeple bile bir adım öndeyim çünkü ben tenine dokunduğum seçimimin beni nasıl onore ettiğinin ve dahi benim onu nasıl kutsadığımın farkındayım.

Siz insanlar; işte seviştikten sonra bu sebeple sevmeye devam edemiyorsunuz ve bu sebeple birbirinizin malı ya da kullandığı materyaller oluyorsunuz:( çünkü, o kadar tensel ve yüzeyselsiniz ki onun sadece bir giriş kapısı olduğunun farkında bile değilsiniz!

Siz insanlar; sevginin sadece içsel boyutta takılı kaldığını sanıp dokunuşlarınızı ve akıttığınız salgılarınızı küçümsüyorsunuz. O an size sunulan muhteşem şölenin teslimiyetlerini, kendinize karşı sergilenmiş birer acizlik olarak görüyorsunuz. Siz insanlar sevişmeyi bilmiyorsunuz:(

O yüzden her farklı deneyim sizin kutsal alanınızı daraltıyor ve sizi gerçeğin çok dışındaki tabularınıza hapsedip özünüzden soyutluyor. Böylece ayıpsadığınız her gerçeğin içine şekil olarak saplanıp kalmanız sizi cesurca sevmekten alıkoyuyor. Tüm görsel imajinasyonlarınıza bakıyorum medyaya, sosyal faaliyetlerinize ve dahi sanat olarak icra ettiklerinize; vurun kahpeye, vurun yürekten sevişenlere, vurun özden gelen coşkunuzun yarattığı huzura vurun. Baltalayın ki, illüzyonlarınızı besleyecek malzemeleriniz artsın.. baltalayın ki, özden yaşayanlara olan harisliğiniz bastırılsın ve dev gibi büyüyen düşmanlığınız sizi kuvvetli zihinsel kimliklerinizde güçlü kılsın.

Siz insanlar; kontrol etmeniz gereken doğallığınız değil, kontrol etmeniz gereken sadece kendinize yarattığınız zihinden ibaret edindiğiniz sanal kimliğinizdir.

İvrin

Edited by - ivrin on 27/07/2008 16:13:42
Go to Top of Page

nimpi
Kehribar

Turkey
93 Posts

Posted - 27/07/2008 :  16:51:45  Show Profile  Visit nimpi's Homepage  Reply with Quote
Sevgisizlikten hepsi.

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 27/07/2008 :  17:50:50  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Keşke sadece sevgisizlik olsa sevgili Nimpi, içerisinde bize süslenerek veya korkutularak, tiksindirilerek sunulan dayatmalar, mitler olmasa ve tabii ki keşke inanç sistemleri ile yok edilen doğamızın mimarları olmasa. Şimdi sevgisizliği tanıma şansı dahi olmamışların gözlerini hayata tabularla açma şanssızlığı, bu kompleksleri yaşamak için yeterli bir neden olmaya yetiyor ne yazık ki:(
Öyle ki insan, "sevginin" kendi doğasına aykırı yaşamak olduğunu zannederek ölüp gidiyor. Hayatı boyunca bir bütün halde insan ve tanrı bileşiminin o kutsal kapısını tanımadan ölüp gidiyor. Ama sevgi denileni aslında biliyor tanıyor ve o yüzden arabesk ezgilerle bir hayat yaşamak zorunda kalıyor, çelişki burada "sevgi var ama eksik!" tam olana izin verilmiyor, eğer izin verilirse bu zihniyete pazar olacak rantları ortadan kalkacak. Bir de insan zihniyle güdümlü yaşayıp tembelliği tercih edip bu tacirlere fırsat verdiği için de, gerçeğinin farkına varamadan ölüyor. Ve evrilişin kendinden ve doğasından tiksinen bir insanlık elde ederek sürmesi ve dahi dna larımıza bu yazılımların eklenmesi insanlığın kaderi oluveriyor. Keşke sadece sevgisizlikten olsa dostum keşke, keşke bu aldatmacanın içerisinde yok olmuş gerçek doğamız olmasa ve biz ayırsak bu sevgisizleri ve onlara sadece sevgiyi öğretsek ne kadar kolay olurdu işimiz. Çünkü sevgiyi öğretmek için evren boyunca binbir çeşit sevgi kaynaklı malzememiz mevcut sevgili dostum, sevgiyi hissetmek ve hissettirmek için sadece onlara dokunmak bile yeterli ama o yerleşmiş mitler var ya onlar, bize sevgiye dokunduğumuzda ateş hissi verebilecek kadar güçlü ve de etkililer. Ne yazık ki insanın doğasının gereği bütünleştiği anlardan geriye kalan, sadece bir tiksinti ve kocaman ayıplar ve günahlar silsilesi olunca ve dahi sana sunulanın bir acizlik olduğu senaryosu, zaten o dokunanı sevmene izin vermiyor, böylece sevginin çaresizliği ortaya çıkıyor. Hadi kendimize dürüst olalım, bize ruhunu, tenini, aşkını sunmuş bir varlığı o çoşkunun dışına çıktığımızda ne kadar kutsadığımıza bir bakalım. Birde o çoşkunun dışında, aslında o doğal olanı, bir sunum gibi bir show gibi hatırlayıp ne kadar aciz gördüğümüze bir bakalım. Eminim bir çoğumuzun zihninden günlük sıradan aktiviteler zinciri geçecektir ve bir çoğuda bizim aktivitemizin malzemesi olmuştur. İşte ağlanacak halimize hergün güldüğümüz durum budur.

Sevgiyle ve aydınlıkla..

Edited by - ivrin on 27/07/2008 18:23:15
Go to Top of Page

nimpi
Kehribar

Turkey
93 Posts

Posted - 27/07/2008 :  21:23:54  Show Profile  Visit nimpi's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by nimpi

Ne yazik ki dediklerin doğru. Pek fazla da söyleyecek söz bulamıyorum.


Edited by - on
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 28/07/2008 :  02:06:04  Show Profile  Reply with Quote
İnsanlar yarım saat,yediden yetmişe anadan doğma üryan dışarı şıksa çook şeyler değişir derdim hep.O zaman herkes birbirinden farklı düşünmez hatta birdaha asla kimse kimsenin ne fiziğine ne yüzüne aç gibi bakmazdı.Ne aldanmalar ne aldatmalar ne tecavüzler ne ticari yönü ne skandal boyutları vs işte olmazdı,toptan sorunlar çözülür arayış tenden öte olurdu.İnsanlık tarihinin gelişimine bakarsak hep sorun üremekten(cinsellikten) başlar ve mülkiyet kavramlarını tetikler ve günümüze kadar büyür gelir.Ana erkil dönemden ata erkilliğe geçiş, erkek güçlüyse yeteri kadar yiyecek av getirirse itibar edilir ve erkek kadından beklentisini elde etmek için de kadını hoş tutmaya ve güçlü olmaya yönelir.Hatırladıklarım bu kadar ama yeterli sanırım.Ve böylece mülkiyet büyümeye insan doğasının daha bencilleşmesine doğru yolunu alır.
Sevgili ivrin en önemli konuya değinmen çok güzel,en önemli anahtar bencede aynı nokta.Zaten cinsellik tabu olduğu için bunca çarpıklıklar yaşanıyor.Bastırılmış duygular o yüzden patlıyor ve birileri kendilerine verdikleri kadar başkalarınada zarar veriyor.Tenden ötesine ulaşmak dileğiyle,sevgiler...........

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 28/07/2008 :  04:27:49  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by zer-zivi

Hatırladıklarım bu kadar ama yeterli sanırım.



Sevgili Zer-zivi, daha ne olsun dostum işte özeti. Takılı kaldığımız bedenleri çirkinleştirme nedenimizde bu özete save edilmiş, küçük bir çip gibi bir taraflarımızda üzeri toz tutmuş vaziyette ne gününü beklemekte merak ediyorum. Hani tarif edilen mahşer gününü olsa gerek(!)

Bazen düşünüyorum da insanlığa kıyamette kar etmeyecek:( tek tesellim uslanmayan insanlığın tek çözümü kalır ve eğer kıyamet gerçekten olurda, insanlık bu acı deneyimle varlığın birliğine sıçrayış yaparsa, en azından zihin denilen olumsuz doğaya ait 3b yaşamını organize eden bu mekanizmaya sahip olmayacak. Belki o zaman kıyamet işe yarar kim bilir.

Evet tüm mitlerimizden ve dahi giysilerimizden, şölenlerimizden soyunmayı öğrenirsek, tenden ötesine topluca yolculuğa çıkabileceğiz gibi sevgili dostum. Başka türlüsünü bu zihin sahibi 3b yaratıkların gerçekleştirme şansı yok gibi:( Tüm kutsallığımıza rağmen!

Doğrusu konuya hassasiyetiniz ve desteğiniz bana cesaret verdi, düşünsenize Budur.com dışında "soyunun" diye feryad eden birinin başına neler gelebilirdi:)) :)) Allahtan buradaki ayrıcalığın farkındayım, her ne kadar özde insanlığı ayrıştırmasamda zihin ve bilinçte "Budur" farkını net görebiliyor olmanın verdiği güzelliğe güvene ve bu alandaki bilgeliğe sığınarak:)

Sevgiyle kalın dostlarım..

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 28/07/2008 :  12:18:32  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese Selamlar, Sevgiler…

Ra Bilgileri’nden notlar aldığım bir defterimden cinsellik ile ilgili bölümü aktarmak istiyorum.Kitapta Ra’nın orijinal kelimelerini bozmamak için, imla kurallarına uymayan bu yazı, umarım sizleri için bir ‘’ışık’’ yakar.

************************************************

CİNSEL KUTBİYETİN TEKAMÜLÜ


KIRMIZI

İlk enerji aktarımı kırmızı ışıktır.ÜREME sistemiyle ilgili, RASTGELE bir aktarımdır.


TURUNCU

TURUNCU Işında : Başkalarına sanki insan değillermiş gibi, bir KÖLE veya MAL ‘mış gibi davranmak vardır.


SARI


SARI IŞIN TİTREŞİMİ : Bir GRUP varlığın; diğer bir GRUP’a HÜKMETME , KENDİ İRADELERİ ÖNÜNDE EĞİLMEYE ZORLAMA GEREKSİNİMİ DUYMALARI, bu hakkı kendilerinde görmeleri şeklinde, KAVGACI-SAVAŞMAYI SEVEN EYLEMLERİN özünde bulunur.

Negatif Yolda; kendi kutuplaşma modellerinde, SARI—TURUNCU ışınların bir karışımı kullanılır.
Bu ışınlar KARARLI bir biçimde kullanılırsa; SONSUZ ZEKA İLE BAĞLANTI KURULMASI sağlanır.

Taraflardan biri; SARI veya TURUNCU titreşim kalıbındaysa; bu cinsel ilşkide; BİR ENERJİ TIKANIKLIĞI yaratır; bu TIKANIKLIKTAN dolayı; DOYMAK bilmez bir açlık hissedilir.


Bu alanda titreşen 2 varlık bulunuyor ise;
1 tanesi; KÖLELİĞİN ve AŞAĞILANMANIN ZEVKİNİ,
1 tansei ise; HAKİMİYET KURMANIN ZEVKİNİ
Deneyimlerler.
BÖYLECE NEGATİF KUTBİYETE NEDEN OLAN, BİR CİNSEL ENERJİ AKTARIMI DENEYİMLENMİŞ OLUR…


YEŞİL

YEŞİL 1. OLASILIK
Her iki tarafta yeşil ışık alanın da titreşir.Karşılıklı enerji aktarımı güçlenir.

Kadın; enerji merkezleri yoluyla; VARLIĞIN KÖKLERİNDEN ENERJİ ÇEKER; böylece fiziksel olarak canlanır.

Erkek , kendi enerji aktarımında RUH BÖLÜMÜNÜ BESLEYEN-DOYURAN bir İLHAM bulur..

Böylece her ikisi(kadın ve erkek) kutuplaşırlar; negatif/sezgisel, pozitif/fiziksel ve; ENERJİLERİN FAZLASINI KARŞILIKLI OLARAK BİRBİRLERİNE AKTARIRLAR….

Sahiplenilmek/Sahiplenmek ‘ten veya duygusundan KORKUYORSA veya KORKUYORLARSA ; BU ENERJİ AKIMI KESİLİR/ ENGELLENİR……



YEŞİL 2. OLASILIK

1 Tanesi Yeşil
1 Tanesi No-Yeşil ;;; YEŞİL OLMAYAN için; ENERJİ AKTARIMININ TIKANMASI demektir;;bu da;;;

--------SİNİRLİLİĞİ
---------İŞTAHI artırır.

Yeşil ışın diğerlerine hizmet eğilimini hafifçe artırmaktadır.



MAVİ

İnsanlar arasında şu an ÇOZAZ rastlanır.Kendini AÇIK-SAKINMASIZ veya KORKUSUZ bir biçimde ifade edebilme yeteneğine yardımcı olur.




ÇİVİT


İnsanlar arasında hemen-hemen- hiç rastlanmaz.
Bu, beden bölümünün KUTSAL bölümüdür, burdan SONSUZ ZEKA ile MENEKŞE IŞIN aracılığı ile TEMAS kurulabilinir.





2 cinsli üreme faliyetinin diğer bir POTANSİYEL avantajı ise; SONSUZ ZEKA ‘ya açılan kapı ile bağlantı kurma olanağıdır. Uygun şekilde hazırlanıldığı takdirde; BÜYÜ diyebileceğimiz bir çalışma yapılıp; SONSUZ ZEKA ile deneyimler yaşanabilinir.

Pozitif bireyler, SONSUZ ZEKA ‘ya erişmenin bu yöntemini, konsantre oldukları takdirde;

----İSTEK ve ARAYIŞ sonunda,
----SONSUZ ZEKA’yı ;

YAPMAK İSTEDİKLERİ ÇALIŞMA üzerine yönlendirebilirler;

---Gerekli bilgileri kazanmak,
----Şifa yeteneğine sahip olmak,
----Başkalarına Hizmet için, istenen herhangi bir şey olabilir…….

Civit ışın ile titreşen varlıklarda; YARATAN’dan YARATAN’a enerji aktarımı bulunur

MENEKŞE


Son ikisinde TIKANIKLIK OLMAZ. Her 2 bireyde bu enerjiler hazır değilse; bu ışınlar görülmez.




Bugün iki günlük forum yazılarını okumaya başladım ve tekrar ‘’melek’’ adaylarının yanındayım ve ne konular açmışlar meleklerimiz aman allahım, cesaretlerine hayran kaldım…Ben de iki gün önce içimden eleştiriyordum; ve sonunda kadın peygamberler gelmiş mi nette arştırmıştım…Şunu düşünmüştüm: İngiltere de bir profesör, çalılardan oluşan bir labirent hazırlamış ve kız ve erek çocuklarının bulmacadaki(labirent deki) ulaşacakları bir noktada (finsh) hazırlamış ve cinsiyetlere göre bir inceleme yapmıştı…Erkek çocuklar, labirenti beyinlerinin farklı ve kız çocukları da beyinlerinin farklı bölümlerini kullanarak çözüyorlardı…Erkekler, daha genel bir çözüm yöntemini (sağ,sol gibi) sanki havadan labirente bakıyorlarmış gibi; çözüyorlardı…Kız çocukları ise, labirentin içerisindeki köşelerin, dönemeçlerin detaylarından yola çıkarak (keskin,açılı v.b.) çözüme ulaşıyorlardı…Sonuçta hepsi çözüyorlar dı da; düşünün ki; iki cinsin birlikte neler yapabileceklerini..! Bu nedenle bazı tartışmalarda kadınların eKsikliğini hep hissetmişimdir, iki gün önce de bunu düşünüyordum…Sanırım insanın korku içinde potansiyelinin dışında tutan konular hep (konuşulmayanlar) arasında; bundan dolayı konuşulmayanı konuşanlara teşekür ederim.



Selamlar, Sevgilerimle...

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 28/07/2008 :  15:46:49  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Bak yine dokundurdun can evime sevgili Tiversonus dostum, ve yine yıktın perdeyi eyledin viran:) klavye ile mahçubiyet nasıl ifade edilir bilmiyorum ama verdiğin değer ve takdirin karşısında utandım doğrusu, neden biliyor musun; şu platforma taşınan değerli bilgilerin aktarımında en büyük paylardan birine sahip değerli dostumun beni bir kez daha sevgi ile kutsaması yüzünden. İşte bu sevgi-bağları büyüdükçe, birgün gelecek konuşulamayanlar konuşularak kirlilik sanılanın kutsallıklarını ortaya çıkaracak sevgili dostum. Ve çıplaklığımızla barışıp içimizi dışımıza devşireceğiz. Ve soyunduklarımız bedenimizden ziyade ruhumuzla bütün halde cenneti yaratacak, biz seçimlerimizi yaparken vaad edileni değil olması gerekeni yaratıyoruz, biz cenneti hakediyoruz.. bu bizim hakedişimiz ve bütün insanlığın da hakedişi olacak:)

Sevgiyle dostum..

Edited by - ivrin on 28/07/2008 15:47:53
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 28/07/2008 :  16:52:07  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Kadın peygamber konusuna gelince sevgili dostum, dinler öncesi ve dinler zamanında ve bugün artık dinler üzeri zamanda kadın ve erkek ayrışımındaki bu büyük aldatmacanın sebebinin hep aynı olduğunu düşünüyorum; "bedensel ve zihinsel giysilerimiz!" işte çıplaklığın önemi bir kez daha ortaya böyle konmuş oluyor. Peygamberlik mertebesi konusu diğer mertebelerden pek farklı değilmiş gibi geliyor bana kadın ve erkek söz konusu olduğunda. Neticede birinin zihni ve hormonları gereği diğerinden daha hızlı çalıştığı için, kontrolü biraz daha zor o kadar! Ancak, bu gerçeğin arkasına saklanma hikayesi var ya işte, o sanırım kadının pengamberliği ret edişini yeterince açıklıyor! Burada peygamberlik aslında kadına verilip alınmıyor, tam tersine iyice soyunup gerçeğimize baktığımızda kadın bunu ustaca ret ediyor. Yukarıda arkadaşımızın da dediği gibi "Ana erkil dönemden ata erkilliğe geçiş, erkek güçlüyse yeteri kadar yiyecek av getirirse itibar edilir." kaynağından yola çıkarsak; erkek ne kadar yasa koryucuları kadını himaye , koruyup kollama aldatmacasının içerisinde çıkarsa da, bu alt yapı kadının aslında erkeği kullanmak üzre ona verdiği payeden başka bir şey olmuyor. Buradaki bu samimiyetsizlik bu kaçış, KH anlayış-kavrayış ve yasaları, "kadın peygamber olmaz" illüzyonunun arkasında çok güzel işleyişine halen devam etmektedir. Doğrusu bazen bu gerçekliğin karşısında "iyi ki yasa koyucular kadınlar değil" dedirten çıplaklığı yaşamıyor da değilim:(

Sevgiyle..

Edited by - ivrin on 28/07/2008 16:56:39
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 28/07/2008 :  18:29:16  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
İlginç bir nokta: 'kadın orgazmının' önemi. Genelde üreme için gerekli gözükmeyen bu eylem, aslında insanlığın ilham bulmasında, daha ruhsal düzlemlere ulaşmasında anahtar bir işleve sahip olabilir.


Erkekler fiziksel enerji biriktiriyor, kadınlar duygu/düşünce enerjisi biriktiriyorlar. Bu bir anlamda ateş ve suya karşılık geliyor. Uzun süre bu enerjiyi boşaltma imkanı bulamayan erkek ısınmaya/'yanmaya' başlıyor. Ve dişiler de uzun süre fırsat bulmazsa 'üşümeye' başlıyorlar sanırım.

Erkek orgazm olduğunda, dişiyle kendindeki bu fiziksel enerji fazlasını paylaşıyor. Böylece dişi fiziksel olarak kendini canlanmış hissediyor. Dişi orgazm olduğunda, erkeğe kendisinde biriktirdiği duygusal/düşünsel enerji fazlasını paylaşıyor, böylece erkek 'ilham almış' oluyor.

Bu karşıt yönler, ilişki sonrasında; erkekte fiziksel enerji azalması ve alınan duygusal/zihinsel ilham sayesinde etkileşme isteğini azaltıyor (dönüp kıçını yatma veya hareketsiz olarak kalma, etkileşmeme, o ilham anını derinden hissederek öylece kalma/kopma istemi). Dişi ise fiziksel olarak canlandığı için, daha da sarılmak, biraz birşeyler konuşmak, sevgi sözcükleri söylemek falan istiyor.

Bu da işin karşıt doğası, ne yapalım :)

---

İşte dişi orgazmına aslında en çok erkeklerin ihtiyacı var! :)

İlham bulmak ve erkek/rasyonel aklın egemenliğinden (daha doğrusu boyunduruğundan) dünyayı kurtarıp, dengeleyerek daha dişi/sezgisel akıllara uzanabilmek için...


Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 28/07/2008 :  19:03:41  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Sevgili o_e tarifiniz OSHO'nun tariflerine yakın bir tarif oldu, yani aslında kadın da erkekte yeterince tabu ve mitlerinden soyunup doğal hallerini kutsayarak, eğer olana teslimiyet ile cinselliğin birleştiriciliğini farketse, sanki başka bir idrake gerek kalmayacakmışcasına birliği öncelikle aşklarında yaşayacaklardır.

Biliyor muydunuz, insan ömründe zihnin yüzdeyüz durduğu iki an vardır; birisi ölüm anı, diğeri ise orgazm anıdır:) O anlar bütün ile bir olmanın en büyük kapısını açarlar, ancak bizler bedende takılı kaldığımız ve mitlerimizden, inançlarımızdan, zihinsel ve bedensel giysilerimizden arınamadığımız için bunun farkındalığına erişemeyiz:( Ve gariptir bırakın bedende takılı kalmayı bir çoğumuz da cinsel faaliyetlerimizle gövde gösterisine çıkmaktayız:( Bu dürtü hayvan da bile mevcut değildir onlar üremek için çiftleşirler ama gerçekten de bu görevi yerine getirirler, bizler ise biraz daha aşağılara yani görev bilincine bile hakim olmadan sadece ego kaynaklı savaşlarımızı yaşarız bu kutsal anlarda ve dahi üstünlüğümüzü sergileriz:(

Sevgiyle..

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 28/07/2008 :  19:15:55  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sevgili ivrin, gerçekten de dediğiniz gibi oluyor ne yazık ki.

Bilmem dikkatinizi çekti mi, ama son iki mesajımız yaklaşık birkaç dakika arayla iki konu arasında düet yapar gibi. Siz kasyopya ve ra konusuna yazdığınız dakikalarda ben buraya yazmışım. Sonra epey bir zaman geçti ve mesaj yoktu. Sonra ben oraya yazdım ve sizin burada mesajınızı gördüm. İlginç :)


Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 28/07/2008 :  19:41:49  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
İşte sanırım dostum, dediğimiz gibi olduğunu farkkettiğimiz durumları biraz daha çıplaklaşarak topluma da enjekte etme sorumluluğumuz var gibi BH kaynaklı. Ama bunun yollarını tesbit etme konusunda henüz çözüm önerilerimiz yok! Galiba bu platformda biz bu konuları kavradığımızı tesbiti değil de, kavradıklarımızı bütünün hayrına kavrayamayanlara sunmanın yollarını bulmak zorundayız. Ve işte asıl devrimi orada gerçekleştirceğiz gibi geliyor bana. Buradaki öncü ruhların buluşmalarının ben sadece kendi uyanışlarını derinleştirmek olduğunu düşünmüyorum, ben buradaki buluşmaları bütünün hayrına çözüm önerileri sunabilen öncü ruhların bir konseyi gibi görüyorum; hastalık olduğu biliniyor teşhis ediliyor ve konsültasyon yapılıp tedavi biçimleri tesbit ediliyor. Ve ayarlanan dozlar gereken bedenlere enjekte ediliyor. Burada yapmamız gereken bu tedavilere başlamak diye düşünüyorum. Yani artık harekete geçmek!

Sevgiyle..

Edited by - ivrin on 28/07/2008 19:43:16
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 28/07/2008 :  20:06:50  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Anlamak da tedavinin parçası değil mi sevgili ivrin. Ben belli anlayışlara giden yolu sunmaya çalışmanın, bir başkasının özgür iradesine müdahale etmeden yapılabilecek en büyük hizmetlerden olduğunu düşünürüm. Kişi edindiği anlayışla kendi durumunu tespit etmeli, davranışını kendi özgür iradesiyle seçmeli. Ne yapacağı ona kalmış. Tedavi olmak istemeyedebilir.

Genelde olayı daha etkin hale getirmek için yapılan biraraya gelmelerin, plan yapmaların ve sonuçta kurumsallaşmanın, daha önceden görülmeyen yan tesirleriyle, 'tam tersi amaçla yola çıkılsa da' yeterince etkin olamadığını ve olayın birşekilde tersine döndüğünü düşünüyorum. Bu yüzden anonim ve uzak gibi gözüken aktarımlar benim için daha anlamlı.

Sevgiler

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 28/07/2008 :  20:28:10  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Sevgili o_e bunlar zaten savunduklarım, ve tedavi biçimimizin öğretmek değil örnek olduğunu defahaten vurgulama nedenimde bundandır. İyi de sevgili dostum, haydi yeterince çıplaklık sergileyelim, olalım bakalım ne olacak?!... Anlatmak istediğim budur, tabii ki tedavi yöntemi öğretmek değil sadece olmaktır. Ancak yeterince çıplaklığın olmadığı bu dünyada esaretinde olduğumuz düzenin içerisinde kendimizi nasıl ifade edeceğiz??? Siz doğru bir noktaya dikkat çekiyorsunuz bunun aksini tarif etmiyorum sadece, o olmanın çözüm önerilerini arıyorum. Yani taşlanmadan yaşamanın çözüm önerilerini, bu anlamda harekete geçmek! Yoksa ben bunu başardıktan sonra kimsenin cüz-i iradesine müdahele etmeme ve dahi anlatmama bile gerek yok ki;) Dikkat ederseniz kurduğum cümle "dediğimiz gibi olduğunu farkkettiğimiz durumları biraz daha ÇIPLAKLAŞARAK topluma da enjekte etme sorumluluğumuz var gibi BH kaynaklı." dir.

Sunmaktan kastim de olarak sunmak, ol(a)madan değil. Ancak olduğun kadarını özgürce, yeterince sunmanın tedavi yolları olmalı! Kendi ekseninde kapalı kapılar ardında yaşattığın felsefen ne zaman özgürce yaşayabildiğin bir felsefeye (aslında gerçeğe) dönüşecek, bunun çözüm önerilerini:)

Bedenlere enjeksiyon; yegane görsel enjeksiyon.. ama, o görselliği sergileme adına bütünün hayrına harekete geçmek, bireysel midir? Bunun formüle edilmesi için öncü ruhların birlikte konsültasyon düzenlemelerinin bir hayrı olmaz mı sizce? Biz bu süreçte iken nasıl özgür iradeye müdahele etmiş olabiliriz ki:S tam tersine sadece sergilemenin enjeksiyonundan bahsediyorum:)

Daha önceki yazılarımı okudunuz ise göreceğiniz üzere, asla öğretmek kalıbını desteklemiyorum tam tersine sadece deneyimlemek ve en fazla belki de tarif etmek, ancak burada kasdettiğimiz zihinsel-bedensel-ruhsal çıplaklığı deneyimleme şansımız sıfır gibi dostum. Özgürleşmek adına formüle etmek gerekiyor, bu dinleşmek ya da guruplaşmak, kutuplaşmak şeklinde değil.. öncü ruhların bilgi deneyimleri ve dahi önermeleri ile hayata geçirmek. Nerede? Kendi alanımızda ama şeffaf.

Sevgiyle..


Edited by - ivrin on 28/07/2008 20:31:41
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 28/07/2008 :  21:06:40  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sevgili ivrin,

Öğretmek yerine 'örnek olmak, hayatına geçirmek' kalıbını desteklediğinizi yazılarınızdan biliyorum. Diyorsunuz ki, "ben hayatıma geçireyim, diğerleri görsünler, benimseyenler hayatına geçirsin, ve giderek yayılsın bu". Ve soruyorsunuz bu nasıl olacak? Nasıl hayatlarına 'indirebilecekler' bu yeni davranış ve tutumları?

Benim düşüncem şöyle. Dört katlı bir yapı düşünüyorum.
4. Ruhsal/inançsal (6. merkeze karşılık geliyor)
3. Düşünsel (5. merkez)
2. Duygusal (4. merkez)
1. Fiziksel/davranışsal/gerçekleştirimsel (3. merkez)

Bana göre yeni bir tutum/davranış/yaşam şekli (her ne olursa olsun) bu basamaklardan yukarıdan aşağıya inerek gerçekleniyor. Yani şu anda kabul görmüş her davranış, önce sadece bir düşünce idi (tabii daha üst çerçevede inançlar bunun önünü kesmezse). Daha sonra duygusal ve sonra da fiziksel düzlemde hayata geçti.

Siz eğer insanların henüz zihinsel olarak hazır olmadığı bir şeyi "fiziksel olarak hayata geçirerek göstereceğim" derseniz, onlara bir şok sunmuş olursunuz. Sonuçta da olumsuz tutumlar ortaya çıkabilir (hallac örneği uç ama meşhur biliyorsunuz). Çünkü yol bu değil. İnsanlar yukarıdan aşağıya inen her basamakta o şeyi doygunluğa ulaştırana kadar o düşünceye alışmışlarsa/kabul etmişlerse, o zaman zaten siz göstererek uygulasanız da uygulamasanız da, o şey zaten hayata geçer. Sizin örnek sunmanıza ihtiyaç kalmaz.

Ayrıca bence 'öğretmek' olgusuna da o kadar yüklenmenize gerek yok. Ne 'öğretmek' kendi başına yüksek bir durum olmak zorunda, ne de 'öğrenmek' kendi başına alçaltıcı birşey olmak zorunda. Ne de "işe yaramaz" olmak zorunda değiller. Ha olabilirler, tepki de doğurabilirler. Eğer o an öğreten konumunda olan kişi, anlattığı şeyi yeterince hayatına geçirememişse ve öğrenen de hayat uygulamasında o kişinin sözlerine ters şeyler bulmuşsa bunun anlamı kalmaz. Hatta öğrenen öğretenin ters davranışına rastlamasa bile, onun yetkinliğini/tutarlılığını ölçebilecek anlayabilecek işaretleri sözlerinden/tutumundan çıkarsayabilir. O zaman da önemli olan, sözlerden çok gözlenendir.

Başka bir durum; öğreten çok mükemmel olsa bile alıcısı yoksa verilebilecek birşey de yoktur. Öğrenme/öğretme olayı iki tarafın da istekli katılımını gerektirir. Alan yoksa ne verdiğinizin de önemi yoktur, çünkü bal akıtsanız da yere saçılmaktadır. Aynı şey örnek olma için de geçerli. O kişi sizinle/düşüncelerinizle/davranışlarınızla/örnekliğinizle ilgilenmiyorsa/tepki duyuyorsa/almaya açık değilse, o zaman örnek olmak da işe yaramaz.

---

Ra "yaşamda yapılmaya değer olan tek faaliyet öğrenmek/öğretmektir" dememiş mi? Ve bu konum sürekli değişir. Hepimiz her olayda sık sık öğrenen ve öğreten konumunu değiştiriyoruz. Hem öğrenen hem öğreten oluyoruz.

Ra (ve diğer ruhsal kanallar) bize göstererek/örnek olarak öğretemedi. Ama birşey öğrenmediğimizi söyleyebilir miyiz?

Bu sözlerle 'örnek olarak öğretmek' yararsızdır demiyorum. Ama öyle yapamadığımız (veya yapmadığımız) durumların da azımsanmayacak kadar değeri olabilir diyorum.

Sevgiler


Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 28/07/2008 :  21:39:22  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Bu durumda ortaya şöyle bir tarif çıkıyor ve bu tarif adeta ilahi alanın her yanından tezahür ediyor.. diyor ki; tüm kaygılarınızı rafa kaldırın ve sadece akışta kalın, geleni yaşarken almaya odaklanın siz almaya ve olmaya geldiniz, vermeye değil!

Biz almaya ve olmaya geldik, derslerimizi göreceğiz ve aldığımız kadar sıçrayacağız. İşte o halde iken kazanımımız BH platformunda boyut atlamak! 3b'taki insansı felaketlere de yine BH olarak dirayetle gögüs germek ama sabır göstererek değil, sabrın kendisi olarak. Tüm kavramları ortadan kaldırıp olmak istediğiniz olarak. Bu da sanırım sadece bilen olmakla mümkündür. Yüksek bir bilinç gerektiren biliş hali! Sadece varolduğun boyutu bilmek ve oyununu kuralına göre oynamak ama doğru niyetle. O halde biz yeterince çıplağız zaten;)

Doğru mudur sevgili dostum?

Edited by - ivrin on 28/07/2008 21:39:53
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 28/07/2008 :  22:03:33  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Nasıl ifade etmek istersen sevgili dostum.

Ben de şöyle ifade edeyim. Alabilirken almak, verebilirken vermek, olabilirken olmak. Almak vermeyi kolaylaştırdığı için, vermek de almayı kolaylaştırdığı için kıymetli. Olmak ise her ikisine de gerçeklik verdiği için.

Sevgiyle kal sevgili dostum...


Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 28/07/2008 :  22:09:25  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Yeterince çıplak bir ifadeydi;) yüreğine klavyene sağlık dostum. Sevgiyle..

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 28/07/2008 :  22:15:08  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Tarif 1389, 28 Temmuz 2008 22:08

Çünkü siz insanlar; Toplu halde gerçekleştirdiğiniz tüm eylemlerinizin çağrısını duymuyorsunuz. Dinlerinizin size öngördüğü hac seferlerinin manasını, sinemalarda aynı filmi izlemek için buluştuğunuzdaki içsel bilinci, tiyatrolarda, operalarda (tabi giden kaldıysa) canlı performansları coşku ile hep beraber izlemenizin ve dahi adı sosyal faaliyetler olarak takılan tüm toplu hareketlerinizin neye gebe olduğunu bilmiyorsunuz. Siz sadece ya cennet vaadine dayalı günahlarınızdan arınmayı hedefleyerek(!) ya da günlük streslerinizden kurtulmak için bu eylemleri gerçekleştirdiğinizi sanıyorsunuz, ruh bedeninizin seslenişine aldırmaksızın.

Hiç düşündünüz mü çok sevdiğiniz bir yemeğin tadına bakarken neden dostunuzun aklınıza geldiğini?! Neden bir filmin galasından çıktıktan sonra telefonlarınıza sarılıp, izleyemeyen arkadaşınıza coşku ile filmin sahnelerini aktardığınızı.. neden gülünemeyecek kadar berbat bir komedi showda, arka sıralardan biri güldüğünde topluca kahkahayı bastığınızı.. sadece güdümlü olduğunuz için mi??? :S

Evet, siz insanlar özünüzün feryadını duymuyorsunuz; "BİR" olma çabanızı günlük meşgalelerinizden soyutlanmak olarak ve sadece ego tatmini için toplu halde gerçekleştirdiğinizi sanıyorsunuz. Oysa konforunuz bu hizmetleri evinize ayağınıza getirecek kadar geniş değil mi? Öyleyse neden hala "Bir" hareket etme, sosyal aktiviteler yaratma ihtiyacındasınız?

Siz insanlar; kutsal saydığınız hac ziyaretlerinizi bile sadece cennet vaadi için yerine getiriyor ve bireysel dualarınızla orada sağlanmış o muhteşem "bir"liğin gücünü yok sayarak boşa harcayıp kirletiyorsunuz. Özünüzün çağrısını hiçe sayıp, sadece mekanik birer zihinsel eylemler zinciri gerçekleştirdiğinizi mi sanıyorsunuz:(

Ben gerçekten çok şanslıyım; bulunduğum her ortamdaki insan sayısı kadar, bütünle "bir" olup oradaki varlığıma sevgi ile vakıf olabiliyorum. Sinemada filmimi izlerken sessizce yan koltuktan filme gelen yorumları filmin sahnesini kaçırma pahasına huşu ile dinliyorum. Bir konserde el ele vermiş şarkı söyleyen insanların arasında "bir dilek dilesek, şimdi burada dünyayı yerinden oynatırdık" diyerek hiç değilse evrene gönderdiğim sevgiyi o el ele tutuştuğumuz anda ruhların içine salıveriyorum.

Siz insanlar; ne zaman özünüzün çağrısına kulak verecek ve neden toplu halde gerçekleştirdiğiniz eylemlerin asıl sebebine kanalize olacaksınız??? Ve ne zaman bir çiçeğe dahi dokunma ihtiyacınızın bedeninizin çok çok ötesinden bir buluşmaya ait olduğunu göreceksiniz.

İvrin

Edited by - ivrin on 28/07/2008 22:17:14
Go to Top of Page

bulut
Elmas

565 Posts

Posted - 29/07/2008 :  15:32:49  Show Profile  Visit bulut's Homepage  Reply with Quote
Sevgili İvrin,

Birinci tarif ile ilgili düşüncelerimi bir türlü toparlayamadım. Bilgi eksikliğinin yanında primitif kalıplarım da araya girmişti.

Birlik bilincine uygun olarak gösterdiğimiz tepkilerimizi tetikleyen toplumsal etkilenmeleri konu edinmeniz bence çok yerinde olmuş.

İnsanların belli bir düşünce ve davranış konusunda birleştirilmelerinin sağlayacağı değişimi hep merak etmişimdir.Bu konu açılınca hep MC.Laine'nin bir konferansına gelenleri ikna ederek sokaklarındaki bir su akıntısının akış yönünü tersine çevirmesi gelir.

Tabi hazırbulunmayan toplulukları etkilemek o kadar kolay değildir.Ya duygu,düşünce ve davranışlarınla ani ve şok değişimler yaratacak ya da doğal gelişimi manipule ederek yönlendirip hızlandıracaksın.

Biz biricisini zaman zaman düşünsek de ikincisini doğal olarak yapıyoruz.Farkında olalım olmayalım.Başlarımızda çeşitli kaynaklardan gelmiş,çeşitli amaçlı etkileyici unsurlar uçuşmakta gibi.

Bizlerin duygu,düşünce ve davranışlarımızın etkileri de alanımızda devinmektedir.Güzel sonuçlar aldığımız ve daha da alacağımız inancındayım.Herşeye rağmen bizleri birlik bilinci içinde güzel günler bekliyor. En yakın hedefimiz, birliğimizi bozmaya çalışan şu bombalama olayına gösterilecek tepkiyi ülkemiz ve bütünün hayrına etkilemeye çalışmak.Sevgiler.

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 29/07/2008 :  17:18:02  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Sevgili dostum, bu tariflerle, belki de en azından kendi aramızda seslenişlerde bulunurken, hiç acele etmeden, kalıplarımızın varlığını netleştirip belkide onları törpüleyerek ortaya koyabileceğimiz bir fırsat yaratmak istedim. Sen sanıyor musun ki, burada sergilediğimiz bu diyaloglar içerisinde kalıplarımızı tam manasılya kırdık yok ettik ve en azından içsel boyutta özgürleştik. Hayır dostum, inan bana hala o kalıpların dışına çıkıp bir çekiç darbesiyle tarumar etmeyi öğrenemedik ama gördüğün üzere öğrenme çabamız sonsuzdur.. hep beraber inşallah:). Dolayısıyla bilgi ekskliğimizi hiçe sayarak alabildiğine cesurca davranıyoruz, lütfen sizde öyle yapınız;).

Çünkü artık herşeyin netleşip şeffaflaşacağı "bilen-olan" halimize hazırlanmaktayız. Bu halimiz tezahür ettiğinde zaten duvarlarımız çoktan erimiş olacak ve cehalet sandıklarımızın ise birer tuzak olduğunu ve arkasında saklanmış kendi gerçekliğimizi örtbas ettiklerimiz olduğunu göreceğiz. Ancak o zamana kadar bilgi birim miktarımızı gözetmeksizin ne var ne yok tüm taşlarımızı ortaya koymalıyız ki, yolculuğumuzun sonunda eksik bir dersten kalabilme ihtimalini ortadan kaldıralım.

Şimdi sözde-ikinci-tarife geçmiş olmamız birinci tarifin etkisini sorgusunu ve yanıtlarını ortadan kaldırmıyor.. dolayısıyla bu başlık altında, özgürce hiç bir bilgi ve birikim kompleksi yaşamadan, herşeyden önce kendimizdeki tuzakların keşfi için, sonsuza kadar yanıt ve diyalog hakkını açık tutacağız. Sen kendini ne zaman hazır hissedersen hangi tarif hakkında olursa olsun varsa deneyimlerin yoksa fikirlerin ve çözüm önerilerinle yani kendi tarifinle burada bizleri ışığınla aydınlatabilirsin.

Gelelim birlik bilincimize uygun tepkilerimizi tetikleyen toplumsal etkilenmelere; sanırım burada, önce kendimizden başlayan doğal gelişimi manipule ederek yönlendirme devreye giriyor, sizinde takdir edeceğiniz üzere şok değişimler, yeterli toplumsal etkinliği yaratmadan ya belli bir kitle arasında eriyip gidiyor ya da tarifi sunanın delilik hali olarak nitelendirilip ciddiye alınmıyor. Ancak doğal gelişimin hızlandırılması konusu her ne kadar kendi alanımızda etkili olmak ile sınırlı gibi görünsede, burada alanımıza eklediklerimizin evrensel boyutta ta yayılmasına bir hız kazandırmakta olduğunu yatsıyamayız. Bu etki kendimizde başlamakla kalmıyor önce çekirdek aile denilen küçük topluluklarımıza sonra da yavaş yavaş ama aslında hızlı bir şekilde dünyamıza sirayet ediyor. Bu durumda bu ilginç kök noktalarını bir çorap söküğünün ucundaki ipe bağlamak lazım diye düşünmüştüm.

Şimdilik her ne kadar dar bir alanmış gibi görünsede aslında benim için devasa büyüklükte ve güçte olan bu değerli platformda, ben bir muzurluk bu çorap söküğüne mevzuuyu yapıştırdım, haa diyeceksiniz ki "bu ilk kez mi oluyor, onca mistik üsttad onca psikoanalist, onca yazar çizer değerli düşünce adamları bunu çeşitli kaynaklarla sunuyorlar da ne oluyor. O zaman da şöyle düşünüyorum o kaynaklar okunan birer kitap ya da gazetelerin ucunda yer alan köşe yazılarında kalıyor.. ancak biz gibi hakikaten her konumuzu tüm çıplaklığı ile ortaya koyup, sonra onların anlayışımıza sığan yanını özgür irademizle hayatımıza adapte edecek bilinçli bireylerin, bu çorap söküklerini kendi tarifleriyle de büyütüp yaşanabilir hale getirmeleri işte bu konu başlıklarını değerli kılıyor. Zaten "bir" halde bütün olduğumuz şu anlayışın içerisinde, bizi ilkellikte zapteden kök noktalarımızı tüm şeffalığı ile tartışamaz isek, geriye yapacağımız BH mücadelemizin içerisinde nasıl toplumsal yüzleşmeyi sağlayabiliriz.

Son zamanlarda, asırlar boyu akışa bırakılan ve gereksiz iyi niyet ile KH'lere teslim ettiğimiz insanlık bilincine karşı, negatif-büyümenin duyarlılığının sanki bizden fazla olduğunu algılamama neden oluyor. Belki biraz kaygı ile yaklaşıyor olabilirim, bunun felsefeme uygun olmadığını da kabul ediyorum ama, nedense seçimimin içerisinde böyle bir gayreti legal buluyorum ve tabii ki sizlerin de desteği ve hoşgörünüz ile bu cesareti elde ediyor ve kök noktalara soyunmaya karar veriyorum.

Sevgili dostum, bu paylaşımların açılımlarını gözardı etmem mümkün değil ve tabii ki sizlerin değerli tariflerini de.. o halde o bizi bekleyen güzel günler adına birliğimizi bozmaya çalışan bombardumanlara kendi alanımız ve içsel dünyamızda kalkanlar oluşturabilecek sevgi dolu tariflerinizi sabırsızlıkla bekliyorum.

Sevgiyle..

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 30/07/2008 :  12:20:27  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
İşte çıplaklık böyle bir şey; en çıplak konu ile mevzuya girildiğinde bütün konular sıfırlanıveriyor(!) Yani bu durum bile yeterince örnek teşkil ediyor;)

Sevgiyle..

Edited by - ivrin on 30/07/2008 12:21:15
Go to Top of Page

bulut
Elmas

565 Posts

Posted - 30/07/2008 :  15:16:55  Show Profile  Visit bulut's Homepage  Reply with Quote
Freud'u bilirsiniz.Psikanalizin babasıdır.Psikanalizin dayandığı temel nokta libido dediğimiz cinsel enerjidir.Freud'un psikanalize itici güç olarak cinselliği seçmesi ardılları tarafından çok eleştiri konusu olmuştur.Bu eleştirilere inat izleyici psikologlardan Wilhelm rıche "Bedensel Boşalmanın İşlevi"adı altında konuyu desteklemiştir.

Daha çok öğrencilerle ilgilenmeme rağmen insanlardaki her türlü engramın doğrudan ya da dolaylı olarak cinselliğe bağlı olduğunu gördüm.Beş yaşında zihinsel gelişiminin yüzde doksanbeşini tamamlayan bebeğin bu acelesini iki nedene bağladım.Öncelikle insan yavrusunun hayatını devam ettirebilmesi için akla gereksinmesi var.Sonra gizil döneminin ardından cinsel kimliğini anlayabilmesi geliştirdiği akla bağlı.

İnsan gelişiminde en zorlanmalı dönem olan ergenlğin özü ,cinsel kimliğini alıp bu kimliğin görevlerini yapmaktır.Ancak toplum görüşü,ahlak anlayışı,inançların yorumu bu devrenin geçirilmesinde bireyin önüne umulmadık engeller çıkararak,dönemi kritik hale getirir.Daha sonraki yaşlarda bile ortaya çıkan psikolojik zorlanmaların nedeni çoğunlukla ergenlik dönemine dayanır.

Cinsel yönden yaşamı bütün doğallığı ile kabul etmek psikolojik dengenin kurulmasını sağlar.Aksi halde her engelin bir faturası vardır.

Üniversitede, karşılaşacağı olası cinsel sıkntıları çözebilmeye hazırlanan danışman adaylarına cinsel katarsisi çözücü grup terapileri yapılır.Bu bölümdeki tarif bunların sözel kısımlarının aynısı.İnsanda sağladığı aydınlanma şaşırtıcıdır.

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 31/07/2008 :  11:32:36  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Net olarak gördüğüm bir şey var ki, cinsellik kalıbı içerisinde sergilediğimiz tüm duygu hallerinin ve eylemlerin bizlere, bir enerjinin bütün haline yolculuk yaptırdığıdır. Eşlerin senkronize olma arzuları bile ve hatta aynı anda doruk deneyimleri dahi, hepsi kontrolsüz gibi görünen ama aslında kontrollü bir birliğe sevk edişi. Tanrının hünsa haline dönüşme çabaları!
Sağladığı aydınlanma ise daha önce yukarıda da belittiğim gibi yaratılan zihinsel boşluğu dolduran doğal enerjinin sağladığı bir aydınlanma. Düşünsenize o anda hiç bir insansı olan düşünce kalıbı ya da duygu durumu söz konusu olamıyor, orgazm anına kadar her türlü düşünce ve zihinsel önermeler mevcut ama desarj anındaki yüzdeyüzlük temizlik halinin yarattığı geniş alana neler sığmaz ki, doğal olarak aydınlanmanın sağlaması da böylece ortaya çıkıyor. Aslında biz bunu her daim isbatlama şansına sahibiz, rasyonel isbata ihtiyaç duyanların tek eksiği sezgisel olana kalıpları yüzünden ret edişleridir. Onu insansı en yüksek dozdaki hazlarımız olarak görmeye devam ettiğimiz sürece oluşan o boşluğu ve aydınlanmayı görme şansımız olmayacak. İllede rasyonel isbata gerek duyanlarımızın da bir ihmali var o halde bilimsel verilri sıklıkla takip edecek, yine de deneyimleme ile elde edilenden çok daha geç bir aydınlanma elde etmiş olacaklar ve dahi bu net bir aydınlanma olmayacak. Ben ilginç bir biçimde ruh eşleri ile karşılaşmış olanların, bunu bilinçli yapmadıkları halde bir süre sonra aydınlanma konusunda çok ilerde olduklarına şahit oldum. Farkedemedikleri şey ise kendilerindeki bu yüksek farkındalığın başlangıç noktaları idi. Ama tabi günümüz insanlarının aşka ve sevgiye bakış açılarını düşünürsek, karşılarına çıkan her oyun arkadaşını-(ruh ikizini) ruh eşi zannederek girdikleri aşk ilişkilerindeki yorgunlukla, buna ne kadar itibar edeceklerini kestiremiyorum. Ben cinselliği bu kadar yüzeysel yaşama nedenlerimizin, bedensel aktivite de kalması ve her oyun arkadaşında ruh eşini bulma çabası olduğunu düşünüyorum ve daha da önemlisi bu kavramların anlamını dahi bilmeden bu arayışı gerçekleşttirmeleri.

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 31/07/2008 :  11:44:51  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Bir büyüğümün bir hatırlatması geldi aklıma, hemen onu size de aktarmak istiyorum. Demişti ki; ruh eşinizi aramayınız, o geldiğinde içinizde sızı olmayacak.. O sizi ağlatan biri değil güldüren ve huzura sevk eden olacak.. O ruh ikizleri gibi yakıp yıkmaya gelmeyecek o artık sondur, oyunlar bitmiş ve o sizin yüzdeyüz aydınlanışınız için gelmiştir.

Ona sorduğum soru şu idi, benim kendimde sağlayamadığım aydınlanmama bir başkası nasıl sebep olabilir ki? Cevabı ise; sevgili çocuğum o senin diğer yarın, tarının hünsa halinden sizi ayırdığı andan bu yana birbirinize yolculuk yapma nedeniniz bu zaten. Bu buluşma gözlerde başlayacak, siz o olacaksınız, o da siz. Elleriniz tenleriniz kavuştuğunda hissetttiğiniz şey bir duygu olmayacak, hissettiğiniz hünsa olanın buluşma seremonisidir. Doruklara ulaştığınızda ise bedensel bir haz algılama şansınız yoktur o birleşmeye gelmiştir ve sadece tanrıyı bütünleyip bütün halde iken neler yapabileceğinizin işeretini verir. Onu insansı olanla kaçırırsanız yolculuğunuz sil baştan yeniden başlayacaktır.

Yıllarca bu hikayenin anlamını çözememiştim, ta ki ruh ikizleri ile (oyun arkadaşlarım) aldığım derin yaraların ne olduğunu gördüğüm ana kadar.

Edited by - ivrin on 31/07/2008 11:49:24
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 31/07/2008 :  12:42:16  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Diğer yandan,insanların cinselliği "bir"liğine giriş kapısı olarak kullanmaları için ruh eşine ihtiyacı olmadığını, ancak varlığının farkındalığı olmayan insanlar için belki de ruh eşinin son fırsat olarak karşılarına çıktığını düşünüyorum (yani ilk fırsatımız da son fırsatımız da cinsellik aslında). Tüm ilişkilerde cinsellik bütün olma halinin bedensel tezahürüdür ve dolayısıyla bir giriş kapısıdır. O halde aldığımız yaraların aslında farkındalık sahibi olmadığımız anlarda gelen, ruh ikizlerinin darbeleriyle bize sunulmuş birer ipucu olduğunu da unutmamak lazım.

Yaşadığımız her ilişkinin insana bir kapı araladığını ve bu kapıları bir sızıya dönüştürüp değerlendiremedikleri takdirde, ikinci sancılı kapının gelişini beklemek durumunda kaldıklarını unutmamak lazım. Dolayısıyla yaşadığımız her deneyimi bütünün hayrına birliğimizi sağlayan kapı haline dönüştürmeliyiz, en azından bizler bunu böyle yapmalıyız. Bırakalım da hiç farkındalık sahibi olmayanlar ruh eşleri ile bu fırsatı yakalama yoluna gitsinler, en azından bizim buna ihtiyacımız yok!

Edited by - ivrin on 31/07/2008 12:47:35
Go to Top of Page

Süvari
Elmas

Turkey
455 Posts

Posted - 02/08/2008 :  09:55:52  Show Profile  Visit Süvari's Homepage  Reply with Quote
Bir zamanda hatta zamanın belki de anılmadığı bir olan bir yerde yerle gök bir arada iken bir ses göğe seslendi “Yüksel”…! ve aynı ses insanoğluna sesledi “Rabb’ın kim”..? Bu ses o kadar azametliydi ki yer ve gök ve insanoğlu taaa içlerindeki derinliklerde hissettiler o muhteşem enerjiyi…. Eğer olmasa idi onları çepeçevre saran bir arada ve bir odak da ayrılmadan tutan sevgi titreşimleri.. belki de sonsuza kadar evrenlerde şuursuzca dönen birer toz taneciğinden ibaret olacaklardı.. birinci seste yerle gök birbirinden uzaklaşmaya başladı, şüphesiz tesadüf olmayan anılan Cennet laboratuarından başka bir şekilde çıktıktan sonra, yolları birbirinden ayrıldı, zamanla beraberlikleri özleme dönüştü toprak kendini ısıtan ona hayat verenin sıcaklığına, ışığına özlem duyar oldu ve her şey önceden belirlendiği gibi bir düzen dahilinde birlikte nefes alıp vermeye başladı ve İnsan bunca illüzyon içinde özleminin nedenini unutup, aradığı şeyin sonradan ayrıldığı sandı, belki de birliğinin sırlarının onda olduğu hissi ile defalarca dolandı durdu. sevgi ile bakan gözde, umut vaat eden ve o çok önceden duyduğu bir tatlı sözde veya doğanın tüm kokusunu özüne çeken bir kırmızı gülde.

Olmadı…..! Yoruldu..! Hayır boşuna yıllardır zaman harcamışım….! Aradığım bunlar değildi..! dedi ama daha yolun başında bir zaman bir yerde yine o durmadan titreşip duran ve kendi etrafında dönüyormuş gibi görünen ve mütemadiyen GEL GEL “Aradığın bende” diyen.. ona yolculuğunda talep ettiği özgürlüğü vaat etmişti… ! Daha yeni yürümeye başlarken annesinin CISSS..! Sesi ile uyandı uykudan..! Fakat o kimsenin onu sahiplenmesini, yol göstermesini istemiyordu..! o Toprağa önceden kök salmış olan, her türlü deneyimi ve donanımı mevcut olan büyüyüp taaa göklere eren bir ağaç olmak istiyordu. Ancak bu haliyle ancak saksıdaki çiçeğe benziyordu, bir kitapta okuduğu Osho’nun dediği gibi … Çok yorulmuştu yaşamında en büyük sekteyi kendisine çok arayıp ta bulduğunu sandığı en çok yakını olduğu yaşatmış, belki de farkında olmadan da kendisi de ona yaşatmıştı.

Hayatta her şey farklı idi “Yaşamak zor zanaatmış” ama onu zor eyleyen sadece ben değilim ki dedi…! Yerdeki suda yansıyan yüzüne baktı, nerdeyse bayağı yaşlanmıştı.. Ellerini havaya açıp, dizlerinin üstüne çöktü .. “Beni sevgisinden Var edenim..! Ne yapıyım”…?

Her zaman olduğu gibi sabah olduğunda uyanmadan biraz önce, hep kendini bir yerden bir yere bisiklet üstünde yolculuk yaptığında görür, ya bir yere çarptığında ya da lastiği patladığında kendini yatağında uyanmış bulurdu.. O sabah yine korkmamasını üzülmemesini ve umutsuzluğa kapılmaması gerektiğini hissettiren bir duygu ve kulağında şöyle bir ses ile uyandı… “sadece PEDALLA”….


Bir duman tüter şimdi, gerilerde bırakmış olduğum kampta,
Bir kalp atar orda, bütün fizik kurallarını çiğneyerek,
Önce kulak işitir, sonra göz,
Uçsuz bucaksız bir çöle benziyor burası,

Bu tozu dumana katan, kum fırtınaları,hangi kuleleri yerle bir edip gitmekte,
Süvari yorgun geri dönmeyi düşlemekte...!
Sanki bütün hücrelerim, kevgire dönmüşçesine inlemekte,
Dökülenlerle, dökenlerle, döktüklerimle, dönmekteyim geriye,
Bir kalp atar uzaklarda, o yükseldikçe şekli bozulan Artık GEL, Diyor.......
Bir dost demiş ki..! Davete icabet, gelenektendir....

Süvari dike dursun güneşte çeken tenini,
Sağ olursam gelirim, bende severim bekletmeyeni,
Belki dilek ağacı bir im daha saklar bellimi olur,
Ama düşler susmasa ne olur sanki...!

Sevgiler….

Edited by - Süvari on 02/08/2008 09:56:29
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 02/08/2008 :  11:12:59  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Süvari yüreğine sağlık, yine akıtmışsın bütün sevginle ışığını bu başlığı da aydınlatmışsın ne mutlu.
Sevgiler dostum..

Edited by - on
Go to Top of Page

Süvari
Elmas

Turkey
455 Posts

Posted - 16/08/2008 :  23:56:57  Show Profile  Visit Süvari's Homepage  Reply with Quote
Sevgili İvrin ; kendi çocuklarımız ya da anne ve babalarımız ile mütemadiyen görüş farklılıkları yaşadığımız, birbirimizi anlamakta güçlük çektiğimiz zaman ve bir türlü çıkış yolu bulamadığımızda deriz ya “Aramızda kuşak farkı” var diye, evet bu farkı kendimiz yaşadığımız gibi çocuklarımızda yaşıyor ama bence en önemlisi İnsan dünyaya geldiği günden bu yana Özgürlüğünü Daha genişletmenin yollarını arıyor.

Bunları söylerken aklıma kızımın daha önce bir çok kere deneyip de bir türlü başaramadığı ve önceki hafta sonu yine eve aldığı minik köpekçik geldi. Kızım diyor ki : “Baba ben hatamı biliyorum daha önce hep taviz verdim artık yok öyle evin her tarafında istediği gibi özgürce gezinmek, ben nereyi istersem oralarda dolaşacak ve benim kurallarıma uymasını öğrenecek”

Haydi hayırlısı ama zor gibi görünüyor. Çok sevimli yavru ama yine canımızdan bezdirdi inan :(

Sevgiler

Edited by - on
Go to Top of Page
  Previous Topic Topic Next Topic  
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.12 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits