Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Kişisel Gelişim
 Teslimiyetin Anlamı
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Previous Page | Next Page
Author Previous Topic Topic Next Topic
Page: of 7

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 13/09/2011 :  02:08:44  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Yazılanların aklıma getirdiklerinden bahsetmek isterim.

'Takma' ve kendiliğindenlik konusu. Burada asıl sorun 'kendiliğindenliğe' takılamayacağı. Buna takarsak kendiliğindenliğin bozulacağı. Aslında neye takarsak takalım, kendiliğinden bir akış olmaz. Takma konusu ilginç. Takmak 'çalışmak' değil sanırım. Takmak zihinde bir kararı sabitlemek. Hatta belki de 'çalışmamak için' sabitlemek (Taktığım zaman çalışmıyorum, sanki sadece takmak/sabitlemek yetermiş gibi. Çalıştığım zaman da takmıyorum). Ve takmak bana genelde başağrısı olarak dönüyor. Takarak birşey olmuyor, ama konuyla ilgilenmezsen de birşey olmuyor.

Hizmet konusu. Hizmet aydınlandıktan sonra mı yapılır, yoksa aydınlamaya giden bir yol mudur, yoksa sadece yardımcı mı olur, kendisi esas veya yol değil midir? Ra aydınlanmış olanın (veya sonsuz zekayla temas etmiş olanın) otomatik olarak alçakgönüllü olacağını ve hizmet edeceğini yazıyor. Ama bunları aydınlanma amacıyla yapmak buna götürür mü emin değilim. Yardımı olacağını düşünüyorum, ama 'kendini anlama' konusunda esas olmayabilir. Maharaj'da tutkusuzca yapın diyor. Ama aydınlanmaya ulaşmak için araç olarak kullanmak isteyen biri bunu 'tutkusuzca' yapabilir mi? Bence yardım alabilmek konusu ayrı bir konu, bununla pek ilgisi yok. Yardım etme güdüsü ile yardım alabilme (asla yardım istememe kibrine kapılmamak) başka konular ve farklı gelişim seviyeleri ile ilgililer.

Bilinçaltı ile ilgili olarak. Bilinçaltını kişisel düşündüğünüzde, kendi kişisel çöplüğüm gibi düşünüldüğü oluyor. Ama bilinçaltını kişisel olandan/kişiden, kişisel olmayana/kişi olmayana giden katmanlar topluluğu olarak düşünmek daha mümkün. Kişi ağacın bir yaprağı ise, kendini ayrı olarak görüyor. Henüz farkında/bilincinde olmadığı (bilinçaltında olan) bir noktada aslında yapraklar dallarla birleşiyor, dallar birbiriyle birleşiyor ve tek olan gövdeye geliyor (yüzeydeki tek bir bilinçten kollektif bilince, ırksal/gezegensel bilince oradan da daha alt seviyelere, herşey birleşene kadar gidiyor). Ortada tek bir ağaç var ve bu bilgi bilinçaltında. 'Unutma perdesi' bilinç ile bilinçaltı arasında. O perde olmasa idi, bilinçaltına şu an ulaşır hale gelir, tüm geçmiş hayatlarımızı hatırlar, kendimizi ve tüm varlıkları 'bir' olarak görürdük.


Edited by - oe_ on 13/09/2011 02:12:49
Go to Top of Page

secretdream
Akik

12 Posts

Posted - 14/09/2011 :  12:43:14  Show Profile  Visit secretdream's Homepage  Reply with Quote
hele ki bir gnani için "yardım etmek kibir olduğu halde niye bana kibirli olmayı öğretiyor" diye düşünemiyorum açıkçası.


yardım etmek bir kibirdir ,değildir gibi bir ikilemim yok.. yardım etmek =kibirdir gibi bir şey demedim pandora. yazdıklarımı dikkatli oku.
(birincil cümle ile ikincil olan cümleyi birbirlerinin yerine anladığın zaman anlam tamamen değişiyor...Ben sana sadece şunu dedim :"Gerçeğe götüren asli yol yardım etmek değildir.<----bu asli cümle.

Bundan sonra bir örnek verdim bunun neden böyle olabileceğine dair;dedim ki: yardım etmeyi kendi kibir ve egolarını geliştirmek yönünde kullanan insanlar da var. <----bu da yan-ikincil cümle..."


dikkatli oku,derken bunu kastediyorum...ikincil cümleye, esas olan, muamelesi yapıyorsun ve sanki ben "yardım etmek kibirdir" gibi bir laf etmişim sanıyorsun.)
----
Bana göre de: maharajın anlatmak istediğinden çok daha farklı olarak onu anlayan sensin...:)




Mesela sana biri yardım etti ve senden üstün olduğuna inandığı için. Bu seni rahatsız mı ediyor, ki buna vurgu yapıyorsun ve niye?

ben böyle bir şeye vurgu yapmıyorum ki. nerden çıkardın?
tamamen soyut düşünüyorum aslında. yardım etmek de bir araçtır ve asli araç o değildir diyorum.

birisi bana yardım ettiğinde bundan rahatsız olurum veya olmam ,gibisinden, böyle bir konu ile ilgili olarak herhangi bir şey demedim. o başka bir konu çünkü.





Mahraj "kibirli adam , ne diye yardım ediyorsun sen "vs .demiyor,

ve aynı şekilde ben de böyle bir şey demiyorum. diyormuşum gibi yanıt verme lütfen. maharaj her zaman, "sevecen tutkusuzluk" haliyle yanıt veriyor olaylara...bu ister yardım almak olsun ister yardım etmek olsun. "sevecen bir tutkusuzluk" halinin krtik faktör olduğunu hep vurguluyor zaten. ama "yardım etmek" tavrından "gerçeğe götüren krtik bir faktör" olarak bahsetmiyor hiç.




S:Mükemmelliğe erişinceye kadar dünyaya yardım ederk beklemek durumundamıym?

M:Elbette dünyaya yardım edin. Fazla yardımınız olmayacak fakat bu çaba sizi geliştirecek.


ve sen de maharajın bu sözlerinden, "yardım etmek gerçeğe götüren asli bir yoldur" sonucunu çıkartıyorsan, maharajı bütünsel olarak anlamıyorsun demektir. Ki maharajın bu sözlerinde, bu sonucu çıkartmanı sağlayacak en ufak bir ipucu bile yok.




...bu Maharaj ında yardım etmemelisin;gibi birşey dediğini göstermiyor benim için..

bana da göstermiyor zaten.




Bilnçaltının da ötesinde diyelim ki boşluk var ve nedenler yok gibi birşey(ki zaten nesneler yok oradan bakıldığında) öyleyse neden bizler gibi zaafların var , madem yeterince bilinçaltını iyice inceledin? Yani forumda yazdıklarına dayanarak söylüyorum bunu , veya sorayım ya da, zaafların var mı,çözümleyemediğin sorunlar vs..biliçaltını iyice eşelediysen ve boşluğa ulaştıysan , olmamalı ve öyle sandığın halde aslında bilinçaltına yetrince inmemiş olabilir misin o zaman.

bu sorduğun sorunun cevabı bilinçaltında değil. geçmişimi yeterince bilmediğim için değil, şimdiye yeterince odaklanmamış olduğum için zaaflarım veya sorunlarım var.


Sevgiyle kal pandora. Eğlenmeye gidiyorsan, iyice eğlenip rahatlayıp,düşüncelerden kurtulup aydınlanırsın umarım...

Edited by - secretdream on 14/09/2011 16:53:41
Go to Top of Page

secretdream
Akik

12 Posts

Posted - 14/09/2011 :  13:11:42  Show Profile  Visit secretdream's Homepage  Reply with Quote
quote:
OE;

Ortada tek bir ağaç var ve bu bilgi bilinçaltında. 'Unutma perdesi' bilinç ile bilinçaltı arasında. O perde olmasa idi, bilinçaltına şu an ulaşır hale gelir, tüm geçmiş hayatlarımızı hatırlar, kendimizi ve tüm varlıkları 'bir' olarak görürdük.


Odak noktası "şimdi" olunca,ilk cümle biraz değişiyor;

Ortada tek bir ağaç var ve bu bilgi şimdide,şu anda.

Bir şeyler unutulmuş ve bana göre,bunları hatırlamak için,geçmişime değil,şimdime,şimdideki duygu ve hislerime odaklanmam gerekir.

Rahatlamak, endişe korku ve şüphelerden tamamen kurtulmak,hayata yargılamadan bakmak,onay bağımlılığından kurtulmak vs...bu olumsuzluklardan kurtulunca, geriye, saf bir ışık olarak şimdideki varoluşum kalır ki,hatırlamamın mümkün olduğu her şeyi de hatırlarım zaten. İçsel huzur büyüdükçe, hatırlama oranı da çoğalır.

Bilinçaltına gitmek,benim için, bugünde,şimdide varolan bir duygusal sorunu,"geçmiş" aracılığıyla yeniden üretmek anlmına geliyor sadece. o sorunu bugünde çözdüğüm vakit, o sorunun çözülmüş haliyle ilgili anılarda hafızamda canlanır. Çözümün öncesinde canlanmaz ama ,"hatırlamam"...O yüzden,bence belirleyici olan, bugündür,şimdidir.Geçmiş,şimdinin ekseninde yeniden şekillenir ama tersi olmaz (daha önce hatırlanmayan bazı olayların hatırlanmasıyla,olayları başka bir açıdan değerlendirmekle vs..geçmişin anlamı değişir. Geçmişin anlamı değişince geçmiş de değişmiş olur zaten).

Elimizde olan somut malzeme,şimdidir çünkü...geçmiş değil.

Benim için gereksiz olsa da, bir kişi,bilinçaltı aracılığıyla,kişisel olandan kişisel olmayana geçebiliyorsa,bence,bilinçaltı kavramı o kişi için yararlı olabilir. (bu kavramın mucidi olan freud'un ,böylesi bir amacı olduğunu hiç düşünmüyorum ama...)
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 14/09/2011 :  13:28:08  Show Profile  Reply with Quote
Takıntı yada takmak pozitif bir mana içermediği kolayca farkediliyor herkesce. Bu kelimelerin içeriğinde görülen "direnç,ısrar,zoraki bağımılı" bir yargıdan(olumlu yada olumsuz) kaynaklı bir oluş var. Kendiliğinden olanın içinde ısrarcılık,bağımlılık,zorlama yoktur. Herhangi bir duygu yada düşünceden,yargıdan bağımsızdır.

S:Biz korkmaya mahkum muyuz?

M:Korkuyu,kişisel mevcudiyetin gölgesi olarak görüp onu öylece kabuledinceye kadar,kişiler olarak biz korkmaya mecburuz. Bütün kişisel denklemleri terk edin,korkudan kurtulacaksınız. Bu zor değildir. Arzunun sahte olarak tanınması ile arzudan kurtulmuşluk kendiliğinden gelir.Sizin arzuya karşı savaşmanız gerekmnez. Sonuçta o bir mutluluk dürtüsüdür ve keder varolduğu sürece de bu normaldir. Yalnız şunu görün ki,arzuladığınız şeyde mutluluk yoktur.

S:Biz zevk peşindeyiz.

M:Her zevk acı içine sarılmıştır.Az zamanda keşfedeceksiniz ki,biri olmadan diğerine sahip olamazssınız.

S:Bir deneyimci,bir de onun deneyimi var.Bu ikisi arasındaki bağlantıyı ne yaratmıştır?

M: Onu hiçbir şey yaratmamıştır.İkisi birdir.

S:Bir yerde bir takıntı olduğunu hissediyorum,fakat nerede olduğunu bilemiyorum.

M:Takıntı,varolmayan dualiteyi her yerde görmekte direnen zihninizdedir.

S:Sizi dinlerken zihnim bütünüyle şimdi'de odaklanmış durumda.Ve hiçbir sorum olmadığı için hayretteyim.

M:Ancak hayrette olduğunuz zaman gerçeği bilebilirsiniz.

S:Endişe ve korku nedeninin bellek olduğunu anlayabiliyorum.Belleğe bir son vermenin yolları nelerdir?

M:Yollardan söz etmeyin,yollar yoktur.Sizin sahte olduğunu gördüğünüz her ne ise o eriyip kaybolur.İnceleme karşısında eriyip kaybolma illüzyonun doğasıdır.İnceleyin- hepsi bu.Siz sahte olanı yıkamnazsınız,çünkü onu durmadan yaratıyorsunuz.Ondan geri çekilin,umursamayın,onun ötesine geçin,varlığı son bulacaktır.

S:İsa'da kötülüğe aldırmamaktan ve bir çocuk gibi olmaktan söz ediyordu.

M:Gerçek herkes için birdir,ancak sahte olan kişiseldir.

S:Sadhakalar'a baktığım ve onların kuramlarını incelediğim zaman görüyorum ki onlar maddi arzuların yerine "spiritüel" ihtiras ve emelleri geçirmişler. Sizin söylediklerinizden öyle anlaşılıyor ki "spiritüel" ve "ihtiras" bağdaşmaz.Eğer "spiritüellik" emel ve ihtirastan kurtulmuşluğu gerektiriyorsa,araştırmacıya gayret verecek dürtü ne olacaktır?Yoga öğretileri,özgürlüğe ulaşma arzusunun esas olduğundan söz ediyorlar.Bu arzu ve emelin en üstün biçimi değil midir?

M:İhtiras, emel kişiseldir,özgürleşme ise kişisel olandan kurtuluştur. Özgürleşmede emelin hem öznesi,hem nesnesi artık yoktur.İçtenlik,insanın gösterdiği çabaların meyvesini devşirme özlemi değildir.O, içteki ilginin sahte olandan,esas olmayandan,kişisel olandan başka yöen çevrilmesinin ifadesidir.

S: Geçen gün bize, gerçeğe varmadan önce mükemmeliğe ulaşmayı rüyamızda bile göremeyeceğimizi,çünkü zihnin değil, Öz varlığın tüm mükemmelliklerin kaynağı olduğunu söylediniz. Özgürlüğe ulaşmak için esas olan eğer erdemde mükemmellik değilse nedir?

M: Özgürlük, bazı yöntemlerin ya da koşulların ustaca uygulanması ya da kullanılılması sonucu kazanılmaz. O,nedensel sürecin ötesindedir. Onu hiçbir şey zorlayamaz ya da engelleyemez.

S:Öyleyse neden burada,şimdi özgür değiliz?

M:Fakat biz "burada ve şimdi" özgürüz.Bağımlı olduğunu imgeleyen yalnızca zihindir.

S:İmgelemeye ne son verir?

M:Ona neden son veresiniz? Bir kez, zihninizi ve onun mucizevi gücünü bilirseniz ve onu zehirlemiş olan -ayrı,tecrit olmuş kişilik- fikrini giderirseniz,onu, çok elverişli olduğu kendi alanında,kendi halinde çalışmaya bırakırsınız. Zihni, olması gereken yerde ve kendi işiyle meşgul tutarsanız,bu zihnin kurtuluşudur.

S:Zihnin işi nedir?

M: Zihin kalbin karısıdır ve dünya da onların evi -aydınlık ve mutlu tutulması gerekir.

S: Henüz anlamış değilim, özgürleşmeyi engelleyen hiçbir şey yoksa,neden burada ve şimdi gerçekleşmiyor o?

M:Özgürleşmenin yolu üzerinde hiçbir şey yoktur ve o burada ve şimdi gerçekleşeilir; ne var ki siz başka şeylere karşı daha fazla bir ilgi ve heves duymaktasınız.Ve siz o heveslerinizle savaşamazsınız. Onlarla birlikte olup iyice inceleyerek,onların yanlışlardan,yargılardan ve değer biçmelerden ibaret olduklarını belli edişlerini gözlemlemeniz gerekir.

S: Gidip büyük bir insan,mübarek(ermiş) bir kişi ile kalsam,bir yardımı olmaz mı?

M:Mübarek insanlar her zaman sizin ulaşabileceğiniz yerdedirler,ama siz onları tanımıyorsunuz. Kimin büyük ve mübarek olduğunu nasıl bileceksiniz? Söylentilere göre mi? Bu konularda başkalarına,hatta kendinize güvenebilir misiniz? Kendinizi her türlü kuşkunun ötesinde ikna edebilmeniz için tavsiyelerden,övgülerden ve hatta geçici vecit hallerinden fazlasına ihtiyaç vardır.Siz büyük ve mübarek bir insanla karşılaşabilirsiniz de bu iyi şansınızdan uzun süre haberiniz bile olmaz. Büyük bir adamın küçük yaşlardaki oğlu,babasının büyük bir adam olduğunu yıllar boyu bilmeyecektir. Büyüklüğü tanıyabilmek için olgunlaşmanız,kutsallık için gönlünüzü arındırmanız gerekir. Aksi halde vaktinizi ve paranızı boşa harcamış ve hayatın size sunduklarını bilmeden kaçırmış olursunuz. Dostlarınız arasında iyi insanlar var - onlardan çok şey öğrenebilirsiniz. Ermişlerin peşinden koşup durmak da bir oyun oynamadır. Onun yerine kendinizi hatırlayın ve günlük hayatınızı acımasızca gözlemleyin. Samimi ve ciddi olun,dikkatsizliğin ve imgelemenin bağlarını kopartmakta başarısızlığa düşmeyeceksiniz.



Hizmet her şekilde varolan bir durum. İster kh ister bh isterse ikisini birden yaşıyoruz. "Hak hizmetini kabul eylesin" derler halk arasında. Bedenli olmak,nefes alıp vermek bile bir hizmetin aracıdır.Yol sadece Öz'e dir,ne olduğumuza dair,kendimizi arayış,tanrıyı arayış yada yaradılışla Bir olduğunu idrak'tır. Bu idrak binbir şekilde olabilir. "Yol BİR,sürek BİN BİR" yolda,yol için yapılan deneyimlerde Bir'dir. Birbirinin içinde gibi,birbirini tamamlıyorlar,ayırmak mümkün değil.

Yaradılış hepimizin hizmetlerini kabul eylesin,gerçi kabul etmekten öte alternatifide yoktur.Eğride yapsak doğruda yapsak,yaradılış buna izin vermiş :)

Edited by - zer-zivi on 14/09/2011 14:33:56
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 15/09/2011 :  02:18:49  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Bilinçaltını geçmişle eşleştirmiyorum aslında. O 'görünen benin' geçmişi değil (geçmiş hayatları hatırlarız kısmı önemli nokta değildi yazdığımda, önemli olan bu kavramın köke kadar uzanması). O, kendi başına bir varlık durumu, henüz 'görünmeyen ben'. Veya ben olmayan ben, veya kişisel olmayan ben.

Maharaj "Bağımlı olduğunu imgeleyen yalnızca zihindir." demiş alıntıda. Bu imgeleme işi tümüyle bilinçte gerçekleşmiyor. Kullanılan büyük güç bilinçaltının. Yani kendimizi farkında olmadan zincirliyoruz. Perdeyi aşmak ise bunun farkına varmak, bu ilişkinin yüzeye çıkması demek. Yoksa geçmişle ilgilenmek değil. Ben bilinçaltına Freud'un çizdiği sınırlardan bakmıyorum.

Aslında çok eski okuduğum bir kitapta, 'büyük ruh' diye bir kavram geçiyordu. O kavramı düşünürken aslında tek bir (bütünleşik) ruh olduğu sonucunu heyecanla karşılamıştım. Bilinçaltı da öyle benim için. Yeterince derine gidersek tek bir bilinçaltı olarak birleşecek birşey.


Edited by - oe_ on 15/09/2011 02:20:22
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 15/09/2011 :  03:14:58  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Secretdream;
Diyorsun ki;

yardım etmek bir kibirdir ,değildir gibi bir ikilemim yok.. yardım etmek =kibirdir gibi bir şey demedim pandora. yazdıklarımı dikkatli oku.
(birincil cümle ile ikincil olan cümleyi birbirlerinin yerine anladığın zaman anlam tamamen değişiyor...Ben sana sadece şunu dedim :"Gerçeğe götüren asli yol yardım etmek değildir.<----bu asli cümle.

-----------

Gerçeğe götüren asli yol değilmiş diyorsun ve böylece iş bitiyor öyle mi? Sana "asli yol bu değildir vs.."gibi birşey diyen yok. Asli yol ne ise, ona götüren yollar vardır demeye çalıştım. Sen öyle bir yardım etmanin kibirden dolayı olabileceğine dair şeyler de dediğin zaman , ben de bunun üzerine yorum yaptım. Sözlerim çok açık. Amacı önce olumsuz olsa bile yardım edenin , zamanla değişebilir belki ;bile dedim.

Asli yol diyorsun, ne demek istiyorsun ;açıkçası onu anlamış değilim. İkimizde Maharaj' ı iyice okumuş insanlar olarak, onun doğal yoga diye adlandırdığı şeyin, öncelikle "dışarıdan bakmak-ben-ime odaklanmaktan "sözettiğini biliyoruz. O , özgürleşmenin ilk adımı budur der ve hal böyle iken, neyden sözettiğini açıkçası anlamıyorum.

Maharaj da bir örnek verilir, bir soran şöyle der, bir aşramda olan şey. Öğrenciler der ki ona"bizi özgürleştirin"ve o da der ki, özgürleşmek isteyen öne çıksın. Teklifi 3 kez yapar ama kimse öne çıkmaz ve o der ki, "teklif geri çekildi".

İşte bu kadar basit. Maharaj der ki, şu an özgürleşebilirsiniz ama bir şekilde bilinçaltıyla üstüyle uğraşan ve boşluktan öteye birşey olmadığını gören sen, niyeyse özgürleşemiyorsun, hem de şimdi şu an özgürleşebileceğin halde ve bana , okuduğum ,iyice bildiğim , kitabın aksinde diretiyorsun zaman zaman. Ben gayette iyi biliyorum o kitabı secretdream.

Mesela , Maharajın yardım etmeye dair sözlerini çok farklı anlatıyorsun ya da farklı yorumluyorsun bana göre. Bir kere o "asli yol yardım etmektir "dememiş, ki sen de o kitabı okuduğun için, asli yoldur demediğini dememe bile gerek yok. Bu sadece bir yoldur, yardım etmek. Ve dünyaya yardım etmek isteyen bir insandan sözeder Maharaj, devam etmesinin kötü olmadığından kendisini geliştireceğinden.

Şimdi sen birşey deyince, ben de devamını getirdim. Yardım alamamakta kibirdir dedim, aklıma geleni yazıcam dedim. Öyle diyorum yine, yardım kabul edemeyen kibirlidir.

Diyelim ki ilkokuldasın ve geleceğe dair dileğin üniversite, ama o çok zaman sonra olacak birşey. Şimdi ilk amacın, ilkokulu bitirip ortaokula geçmek(bizim dönemimizden sözediyorum :)) Bu durumdaki kişinin asli hedefi "o an için ilkokulu bitirp ortaokulamı gitmektir yoksa üniversiteyemi".

Tabi ki o an için hedef ortaokuldur. Çünkü üniversiteye giden yol budur ve bu nedenle o "ortaokula gitmeye odaklanıp , o dersleri okumaya çalışır." aynı şekilde, yardım etmek te eğer kişinin kendisini geliştirecek ve üniversiteye gitmesini sağlayacak bir yol ise, o an için asli konu budur.

Aslında asli yol, o an için kendimizi hangi noktada hissettiğimize bağlı olarak değişen birşeydir. Yine aynı şeyi söyleyeceğim. Bilinçaltına dair herşeyi çözdüysen , seni şimdi Maharajında dediği gibi, özgürleşmekten alıkoyan ne? Şimdi bırak herşeyi ve özgürleş.

Secretdream, ben asla kendimi kandırmam,dilediğini söyleyebilirsin , özgürleşmekten/kendiliğindenlikten/arzuları bırakmaktan vs..anlatabilirsin ve evirip devirebilirsin ama kendini kandırıyorsan eğer, hepsini at gitsin..

Şidi şu an özgürleş öyleyse , bu kadar uğraşma niye?

Edited by - pandora76 on 15/09/2011 04:29:01
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 15/09/2011 :  03:34:18  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
'Takma' ve kendiliğindenlik konusu. Burada asıl sorun 'kendiliğindenliğe' takılamayacağı. Buna takarsak kendiliğindenliğin bozulacağı. Aslında neye takarsak takalım, kendiliğinden bir akış olmaz. Takma konusu ilginç. Takmak 'çalışmak' değil sanırım. Takmak zihinde bir kararı sabitlemek. Hatta belki de 'çalışmamak için' sabitlemek (Taktığım zaman çalışmıyorum, sanki sadece takmak/sabitlemek yetermiş gibi. Çalıştığım zaman da takmıyorum). Ve takmak bana genelde başağrısı olarak dönüyor. Takarak birşey olmuyor, ama konuyla ilgilenmezsen de birşey olmuyor
----

Daha iyi okursan "takmak /takıntı" kelimesinin secretderam tarafından ortaya atılmış olduğunu görebilirsin. Zaten kişisel sohbetinde secretdreamın, sen de bu sohbetin içindeydin, hatırlatmak için istersen oraya geri dönelim, ne denmişti, takmak/takınıtılı olmak vs..ye dair.

Burada takmaya dair birşeyden sözedilmiyor aslında, Maharaj 'ın ben-ime odaklanmasından ve sürekli olarak tüm zamanını ona vermesinden sözediliyor ve tekrar yazayım ki, önceki sayfalarda sözettiğim gibi Maharaj ın evini bile gerçeği bulma yokunda terkettiğinden sözetmiş ve takıntılı mı bu adam ;demiştim ve o da bana "takıntılı belki "gibi yada buna benzer birşey demişti.

Yani "kendiliğindeliğin" , "takmak ile alakası yok ve zaten hepimiz birşeye hem takıp hem de onu kendi haline bırakılmayacağını biliyoruz bu nedenle niye herkesin gayette iyi bileceği birşeye değindiğini anladım da diyemem.

Buradaki kendliğindenliğin,yani sözü edilen şeyin , gerçeği idrak eden bir insanın herşeyi kendiliğinden bir halde görmesinden, onu dengelemekten başka birşey yapmamasından sözediliyor, o gerçeğe ulaşırken yürüdüğü yoldan sözedilmiyor. Maharaj , özgürleşene değin, ben-im e odaklanmış .

Edited by - pandora76 on 15/09/2011 05:01:21
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 15/09/2011 :  04:19:08  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Hizmet konusuna geleyim:

Hizmet konusu. Hizmet aydınlandıktan sonra mı yapılır, yoksa aydınlamaya giden bir yol mudur, yoksa sadece yardımcı mı olur, kendisi esas veya yol değil midir? Ra aydınlanmış olanın (veya sonsuz zekayla temas etmiş olanın) otomatik olarak alçakgönüllü olacağını ve hizmet edeceğini yazıyor. Ama bunları aydınlanma amacıyla yapmak buna götürür mü emin değilim. Yardımı olacağını düşünüyorum, ama 'kendini anlama' konusunda esas olmayabilir. Maharaj'da tutkusuzca yapın diyor. Ama aydınlanmaya ulaşmak için araç olarak kullanmak isteyen biri bunu 'tutkusuzca' yapabilir mi? Bence yardım alabilmek konusu ayrı bir konu, bununla pek ilgisi yok. Yardım etme güdüsü ile yardım alabilme (asla yardım istememe kibrine kapılmamak) başka konular ve farklı gelişim seviyeleri ile ilgililer.
--------------

Şimdi bu noktada ilgimi çeken şu oldu. İlgimi çeken şey şu sözler:

Ama bunları aydınlanma amacıyla yapmak buna götürür mü emin değilim. Yardımı olacağını düşünüyorum, ama 'kendini anlama' konusunda esas olmayabilir.

O kadar enteresan buldum ki, niye mi? En başta buraya niye geldiniz? Ben kendime hizmet için gelmiştim demiştim ve cevabım bu. Bilgi edinecektim, kendime hizmet edecektim. Ve Ra ya takıldı aklım. Bildiğim kadarıyla hizmet ederek kendilerine de hizmet, tekamülde ilerlemek için gelmişler. Yani "bilinçli olarak hizmet etmişler" açıkça, tekamülde ilerlemek için yardım etmişler. Ra ya sormak lazım, niye başkalarına hizmet ederken, bilgideki sapmaları düzeltmek için tekrar tekrar deniyorlar? Bu bir tutku mu acaba? Kaç insan tekrar tekrar dener?

Veya , buraya foruma gelip durduk yere Ra bilgilerine dair geldiğin zamanlarda bu bilgileri anlatmaya koyulman vs..Amaç ne idi? Başkalarına hizmet ederek tekamülde ilerlemek miydi? Bunun cevabını ben bilmiyorum tabi, bu hizmeti veren yani sen bilirsin ama garip olan o ki, sen eğer burada durduk yerde Ra biglierine değinerek geldiysen, içimden geçen o ki, tam da söyleminin aksi bir şekilde , hizmet ederek tekamül etmek istiyor olmalıydın;diyorum kendime.

Yani demem o ki, Ra hizmet amacıyla başlamıştır ama zamanla değişmiştir çünkü tekamül etmiştir.

Ve secretdream;

Bana göre de: maharajın anlatmak istediğinden çok daha farklı olarak onu anlayan sensin...:)

--------

Tam aksine olduğunu anlaman için , belki bir bin yol daha yaşayacaksın ve en sonunda göreceksin ki, bir guruya güvenemenin nedeni tam da bu. İçindeki guruya asla güvenemenin nedeni, sadece zihni evirip çevirmen. Kendine karşı yeterince açık olamaman. İçindeki guruya güvenemediğin için, onu dillendiren zihni böyle evirip çeviriyorsun ama biryere varamıyorsun ve varamayacaksın da, ta ki ne yaptını anlayıncaya dek.

Sözün özü şu aslında, Maharaj daima içteki guruya yöneltir ve en eğer evirip çeviriyorsan zihni, o kadar anlatılana rağmen, açıkça sana "niye özgürleşemiyorsun, Maharaj işte tam bu an da özgürleşebilirsiniz dediği halde"dememe rağmen özgürleşemediysen, bu sözlerimi belki bir başka yaşamda hatırla.
-------

Yolculuğa çıkamadım , bazı aksiliklerden ötürü ertelendi ve hayatım boyunca yaptığım pek çok yolculuktan farkı yok aslında:) Yol-cu-luk benim hayatım :)Eğlenmek ve çalışma.İyi dileklerin içi teşekkür ederim.

Edited by - pandora76 on 15/09/2011 04:59:29
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 15/09/2011 :  10:28:37  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by pandora76


Şimdi şu an özgürleş öyleyse , bu kadar uğraşma niye?



3-5 sefer belki daha fazladır bunu söylüyorsun.
Bu söz şu anlama geliyor, madem bildiklerin/yaptıkların/yolun doğru neden şu an özgürleşmiş durumda değilsin. İyi de sen de en az secretdream kadar düşündüklerinden sözediyorsun. Sen neden özgürleşmedin?

Bu soruyu sormanın pek bir anlamı yok. O kadar basit değil yani. "Ya yolun doğrudur ve özgürleşmiş olman gerekirdi şimdiye, veya düşündüklerin/yaptıkların hatalı" denebilecek kadar basit değil durum. Yolda olmak diye birşey var ve yol nereye gider, ne kadar gider, sonu var mıdır, bilmek zor.

Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 15/09/2011 :  10:31:09  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by pandora76

'Takma' ve kendiliğindenlik konusu. Burada asıl sorun 'kendiliğindenliğe' takılamayacağı. Buna takarsak kendiliğindenliğin bozulacağı. Aslında neye takarsak takalım, kendiliğinden bir akış olmaz. Takma konusu ilginç. Takmak 'çalışmak' değil sanırım. Takmak zihinde bir kararı sabitlemek. Hatta belki de 'çalışmamak için' sabitlemek (Taktığım zaman çalışmıyorum, sanki sadece takmak/sabitlemek yetermiş gibi. Çalıştığım zaman da takmıyorum). Ve takmak bana genelde başağrısı olarak dönüyor. Takarak birşey olmuyor, ama konuyla ilgilenmezsen de birşey olmuyor
----

Daha iyi okursan "takmak /takıntı" kelimesinin secretderam tarafından ortaya atılmış olduğunu görebilirsin. Zaten kişisel sohbetinde secretdreamın, sen de bu sohbetin içindeydin, hatırlatmak için istersen oraya geri dönelim, ne denmişti, takmak/takınıtılı olmak vs..ye dair.

Burada takmaya dair birşeyden sözedilmiyor aslında, Maharaj 'ın ben-ime odaklanmasından ve sürekli olarak tüm zamanını ona vermesinden sözediliyor ve tekrar yazayım ki, önceki sayfalarda sözettiğim gibi Maharaj ın evini bile gerçeği bulma yokunda terkettiğinden sözetmiş ve takıntılı mı bu adam ;demiştim ve o da bana "takıntılı belki "gibi yada buna benzer birşey demişti.

Yani "kendiliğindeliğin" , "takmak ile alakası yok ve zaten hepimiz birşeye hem takıp hem de onu kendi haline bırakılmayacağını biliyoruz bu nedenle niye herkesin gayette iyi bileceği birşeye değindiğini anladım da diyemem.

Buradaki kendliğindenliğin,yani sözü edilen şeyin , gerçeği idrak eden bir insanın herşeyi kendiliğinden bir halde görmesinden, onu dengelemekten başka birşey yapmamasından sözediliyor, o gerçeğe ulaşırken yürüdüğü yoldan sözedilmiyor. Maharaj , özgürleşene değin, ben-im e odaklanmış .



Secretdream takmayı onaylayan tarzda konuyu açmadı. Eski bir konu.
Konu burada tekrar açıldı ve "belki de takmak gerek" gibi bir bakış açısı ortaya koydun.

Burada takmak'ı olumsuz anlamında değil, bir fikri/uygulamayı zihinde sabitlemek, anlamında kullanıyorum ben de.

Yani bir yandan bir fikri sabitleyip yoğun çaba göstermek var, öte yanda 'kendiliğindenlik' gibi bir düşünce var ve bunlar bağdaşmıyor. Bunu vurgulamak için yazdım. Ee bunların bağdaşmadığı biliniyor da sonuç ne? Bağdaştırabilir miyiz, veya hangi fikre, neden yakın olmaya devam ediyoruz/edeceğiz?

Benim gözlemlediğim, 'sabitleme' konusunda bir problem olduğu. Bu bir dengesizlik yaratıyor ve sonuçta pek bir işe yaramıyor. Belki biraz aceleye getiriyor. Birşey için diğer şeyleri arkaplana atıyor. Oysa bütünlüklü hareket etmek daha dengeli olabilir.

Aynı şey 'adanmak' için de geçerli olabilir (adanmanın da iyi ve kötü biçimleri olabilir belki). Peki Maharaj nasıl aydınlandı. Sıradan 'sabitleyen' biri ile onunki arasında ne fark vardı. Bilmiyorum. Dengeli bir şekilde ilerlemiş olabilir. Diğer şeylere de yeterli önemi vererek vs. Zorlamayarak. Bunlar benim hala üzerinde çalıştığım şeyler. Genellikle fazla sabitlerim ve pek bir işe yaramadığını da oradan biliyorum.

Takan/fazla sabitleyen birinin isteği daha mı azdır. Maharaj tüm kalbiyle gerçeği istemiş. Ee takan birisi de 'hatta sorun çıkartacak kadar' bunu istemiştir. Sonunda çoğunlukla kötü bir baş ağrısı edineceğini bilse bile. Yani bence isteğin azlığından çok dengesiz olarak fazla ve tutkulu oluşu gibi bir durum olabilir. Veya zamana yayılmak yerine bir kısa bir zaman diliminde fazla yoğunlaşan aşırı bir istek olması gibi bir sorun ('tutkusuzca' kavramı bu noktada önemli oluyor belki).

Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 15/09/2011 :  10:37:25  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by pandora76

Hizmet konusuna geleyim:

Hizmet konusu. Hizmet aydınlandıktan sonra mı yapılır, yoksa aydınlamaya giden bir yol mudur, yoksa sadece yardımcı mı olur, kendisi esas veya yol değil midir? Ra aydınlanmış olanın (veya sonsuz zekayla temas etmiş olanın) otomatik olarak alçakgönüllü olacağını ve hizmet edeceğini yazıyor. Ama bunları aydınlanma amacıyla yapmak buna götürür mü emin değilim. Yardımı olacağını düşünüyorum, ama 'kendini anlama' konusunda esas olmayabilir. Maharaj'da tutkusuzca yapın diyor. Ama aydınlanmaya ulaşmak için araç olarak kullanmak isteyen biri bunu 'tutkusuzca' yapabilir mi? Bence yardım alabilmek konusu ayrı bir konu, bununla pek ilgisi yok. Yardım etme güdüsü ile yardım alabilme (asla yardım istememe kibrine kapılmamak) başka konular ve farklı gelişim seviyeleri ile ilgililer.
--------------

Şimdi bu noktada ilgimi çeken şu oldu. İlgimi çeken şey şu sözler:

Ama bunları aydınlanma amacıyla yapmak buna götürür mü emin değilim. Yardımı olacağını düşünüyorum, ama 'kendini anlama' konusunda esas olmayabilir.

O kadar enteresan buldum ki, niye mi? En başta buraya niye geldiniz? Ben kendime hizmet için gelmiştim demiştim ve cevabım bu. Bilgi edinecektim, kendime hizmet edecektim. Ve Ra ya takıldı aklım. Bildiğim kadarıyla hizmet ederek kendilerine de hizmet, tekamülde ilerlemek için gelmişler. Yani "bilinçli olarak hizmet etmişler" açıkça, tekamülde ilerlemek için yardım etmişler. Ra ya sormak lazım, niye başkalarına hizmet ederken, bilgideki sapmaları düzeltmek için tekrar tekrar deniyorlar? Bu bir tutku mu acaba? Kaç insan tekrar tekrar dener?

Veya , buraya foruma gelip durduk yere Ra bilgilerine dair geldiğin zamanlarda bu bilgileri anlatmaya koyulman vs..Amaç ne idi? Başkalarına hizmet ederek tekamülde ilerlemek miydi? Bunun cevabını ben bilmiyorum tabi, bu hizmeti veren yani sen bilirsin ama garip olan o ki, sen eğer burada durduk yerde Ra biglierine değinerek geldiysen, içimden geçen o ki, tam da söyleminin aksi bir şekilde , hizmet ederek tekamül etmek istiyor olmalıydın;diyorum kendime.

Yani demem o ki, Ra hizmet amacıyla başlamıştır ama zamanla değişmiştir çünkü tekamül etmiştir.




Ben daha önce de biryerlerde söylediğim gibi düşüncelerimi paylaşmak için geldim. Hizmet etmek gibi spesifikleşmiş bir niyetim yoktu. Haa yazdıklarım birilerine hizmet etmiş olabilir. Ama ben içimden geleni yaptım (ki bunu "durduk yerde" diye de niteleyemem).

Birini/birşeyi sevebilirsiniz ve bu bir hizmet sonucunu da doğurabilir. Ama buna "burada amaç/niyet hizmettir" diyemem. Ra için de farklı olduğunu sanmıyorum.

Örneğin senin buraya gelişin de, kendine hizmet olarak indirgenemez. Öğrenmek için geldin. Kendine ve yakınlarına yardım için. Bunun kendine hizmetle ilgisi ne. Eğer sonuçta 'dışlayan'/ayıran ve 'başkalarını salt kendi için kullanan' bir yapıda değilse olay, buna kendine hizmet denemez. Öğrenmek ve kendine/başkalarına/bütünlüğe yardım etmek. Bu, dışlayan/bölen bir yaklaşım değil ('kendini' de dışlamaz/bölmez).

Şimdi düşünürsek, pozitif yol için, burada yolun adı 'başkalarına hizmet'. Sonuçta bu hizmet doğuyor. Ra hizmet çabalarını takdir eder. Ve kendi süreçlerinde uzun zamanlar boyunca neyi aradıklarını netleştirdiklerini söyler (yani başkalarına hizmeti).

Şimdi şöyle birşey var. Kişi için hizmet isteği ne ise odur. Küçükken de bize 'iyi insan' olmamız için çok şey anlatıldı, ama ne kadar iyi olabildiysek o kadarız. Yani yolu bilsen dahi, olabildiğin kadarsın. Neden daha fazla hizmet etmiyoruz o halde. Çünkü 'kendi gelişmenin bir sonucu' olarak hizmet ediyorsun. Yani ne kadar gelişmişsen, öğrenmişsen, anlamışsan, çeşitli anlayışları bütünleştirmişsen; bu sende o derece hizmet dürtüsü uyandırıyor. Nasıl ki "gerçekten bir olduğunuzu anlamadan başkalarını kendiniz gibi sevemezsiniz" (isteseniz bile) deniyorsa, gene birtakım anlayışları bütünlemeden de gerçekten içten gelerek hizmet edemezsiniz. Zoraki olur. Zaten içinizden geldiğinde onu "hizmet ettim" olarak bile düşünmezsiniz, her ne kadar hizmet olsa da o şey (Benzer şekilde içimden gelerek/severek yaptığım şeyleri çalışma/emek verme değil, istediğim şeyle ilgilenmek/vakit geçirmek olarak görmem gibi) Başka bir örnek ayağınız acıdığında ona pansuman yaptığınızda bunu hizmet olarak görmezsiniz. Ra da, büyük/bütün bedenin bir yarasını/acısını hissediyor ve buna doğal olarak yardımcı olmaya çalışıyordu.

Sonuçta, bir yanda gelişme/öğrenme/anlama var ("Hayatta yapmaya değer tek faaliyet, öğrenme/öğretmedir" diye bir sözü var Ra'nın), öte yanda bu gelişme sonucu doğan doğal iyi niyet ve yardımseverlik var. Ra hatta şu anlamda birşey de diyor, "sonsuz zekayla temas kaçınılmaz olarak alçakgönüllülük ve hizmetle sonuçlanacaktır" gibi birşey. Başka bir yerde de hizmet edebilmek için ehliyet kazanmaktan sözeder. Yani salt iyi niyet (bu bir anlamda hizmet etme isteğine karşılık geliyor), hizmet edebilmek için yeterli değil.

Hizmet etmenin gelişme sürecine katkı sağladığını düşünüyorum ama esas olan gelişmek ve anlayış kazanmaktır. "Vermeden alınmaz" (ya da "vermek almayı kolaylaştırır" bence) ama hizmet eden, sırf hizmet ediyor diye 'otomatik olarak' da gelişmez. Yani düşüncesini/anlayışını geliştirmek için, gene diğer varlıkların harcadığı çaba kadar çaba harcayacak, aynı aşamalardan geçecek. İlham verilebilir, ama ilham bile yoğun istek ve konu üstünde durmak/düşünmek, anlamayı istemek gerektirir.

Yani "gelişme yolu hizmete doğal olarak çıkar" (anlayış bende bolca olsun ki diğerlerine taşsın). Ama 'gelişmeden salt iyi niyet ve hizmet güdüsü', gelişmeye çıkmak zorunda değil. Ve kişi kendi gelişmişliği oranında diğerlerine hizmet etme potansiyelini taşır. Yapmaya çalıştığınız hizmet için yeterince gelişmemişseniz, verebileceğiniz şey de yarardan çok zarar getirebilir, içinde iyi niyet ve hizmet etme güdüsü bolca olsa dahi.

Go to Top of Page

secretdream
Akik

12 Posts

Posted - 15/09/2011 :  11:52:51  Show Profile  Visit secretdream's Homepage  Reply with Quote
quote:
Pandora;

Secretdream, ben asla kendimi kandırmam,dilediğini söyleyebilirsin , özgürleşmekten/kendiliğindenlikten/arzuları bırakmaktan vs..anlatabilirsin ve evirip devirebilirsin ama kendini kandırıyorsan eğer, hepsini at gitsin..


E,öyle zaten. Daha önce de belirtmiştim bunu: işime yaramazsa,kendimi kandırdığımı anladığım noktada bırakırım hepsini. (sevecen tutkusuzluk da bunu gerektirir zaten.)

Benim işime yarayan,bana dünden bugüne fersah fersah yol aldırmış,değişmemi ve görece bir özgürlüğü bana sağlamış olan bu yoldan vazgeçmem için bir sebep yok şu anda...

quote:
Pandora;

Bilinçaltına dair herşeyi çözdüysen , seni şimdi Maharajında dediği gibi, özgürleşmekten alıkoyan ne? Şimdi bırak herşeyi ve özgürleş.


Böyle bir şey yok işte...üzgünüm ama maalesef böyle bir formül yok...
Bilinçaltımdaki boşluğu görmüş olmam ,eşittir, aydınlanma/özgürleşme diye bir şey yok...Aydınlanma başka bir şey.(En başta, ,aydınlanma,sana olan bir şeydir, ona ulaştığın bir şey değil...o sana gelir sen ona gidemezsin yani.)

"ben bedenim" sabit fikrini geçmişimde bilinçaltında kaynağını bulmakla bitmiyor hiç bir şey... önemli olan, şimdide,bugünde bu TAVRI üretmeyi bırakmakta. Yeniden üretimi durdurmakta. ben yeterince kapsamlı bir şekilde teslim olmayı başarırsak bu yeniden üretim durur diye düşünüyorum. ve bunun böyle olduğuna dair bana ilham verenler de aydınlanmış insanlardır. (ben geçmişte bu doğruyu yaptım ama doğru olanın bu olduğunu bilmiyordum ve bu doğrunun yanında yanlışlar da yaptım,o yüzden "geriye düştüm"..)

Ben şimdi tam anlamıyla özgürleşmiş bir insan değilsem, bunun sebebi tam anlamıyla teslim olmuş olmamamdır. Değilse bu yol doğru,benim bundan bir şüphem yok. bu yolu sonuna kadar yürümüş insanlardan farklı düşünüyor değilim.



Go to Top of Page

secretdream
Akik

12 Posts

Posted - 15/09/2011 :  12:16:37  Show Profile  Visit secretdream's Homepage  Reply with Quote
quote:
Pandora;

Tam aksine olduğunu anlaman için , belki bir bin yol daha yaşayacaksın ve en sonunda göreceksin ki, bir guruya güvenemenin nedeni tam da bu. İçindeki guruya asla güvenemenin nedeni, sadece zihni evirip çevirmen. Kendine karşı yeterince açık olamaman. İçindeki guruya güvenemediğin için, onu dillendiren zihni böyle evirip çeviriyorsun ama biryere varamıyorsun ve varamayacaksın da, ta ki ne yaptını anlayıncaya dek.


Önemli olan, karşındakini bilmek değil, kendini bilmek.

Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 15/09/2011 :  14:16:24  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
3-5 sefer belki daha fazladır bunu söylüyorsun.
Bu söz şu anlama geliyor, madem bildiklerin/yaptıkların/yolun doğru neden şu an özgürleşmiş durumda değilsin. İyi de sen de en az secretdream kadar düşündüklerinden sözediyorsun. Sen neden özgürleşmedin?

-------
Yeterince okumaman sorun değil de, senin de içinde olduğun sohbetlerin bir kısmını hatırlayp bir kısmını hatırlamaman şaşırtıcı benim için. Sence ben , "niye öyleyse özgürleşemiyorsun"dediğimde secretdream a,"öyleyse sen niye özgürleşemedin "diyeceğini bilmeyecek kadar aptalmıyım?

Tek farkla ki, sen ondan önce davrandın.
Senin de dahil olduğun secretdreamla yaptığımız (kişisel sayfasındaki) sohbette, bir gün "aslında gerçeği istiyorum derken ben gerçeğin bilgisini istemişim sadece"diyen bendim. İstersen oraya bak yeniden oku. Ve bundan daha ötesi, sen niye sohbetlerimin bir kısmını hatırlayıp"3 -5 kezdir bunu diyorsun"deyip, özgürleşmeyi yeterince istemediğime dair kendimle ilgili saptamalarımı hatırlayamadın ve şaşırttın.

Ayrıca, bu başlıktada , zaten bilinçaltına eğilmemin esas nedeninin , neden yeterince gerçeği istemediğime dair şeyler olduğnu da anlattım. "Orada demekki birşey var, bilinçaltındaki birşey, annemle ilgili arzualrım ve Maharajın "bazı arzular acı yada tatlı muhakkak yerine getirilmelidir sözlerine değinmelerim vs.."yazdıklarım , açıkça özgürleşme isteğimin eksik olduğunu kabul ettiğimi ve bu yaşamda elimden gelen çabayı göstrip diğerlerine hazırlanmak istediğimi söylerken, nasıl oluyorda bana sen niye özgürleşemedin;diye soruyorusn Zaten ben de onun nedenini aradığımı belki 3-5 kezden fazla demişken? Neyse işte.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 15/09/2011 :  14:46:08  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote

Burada takmak'ı olumsuz anlamında değil, bir fikri/uygulamayı zihinde sabitlemek, anlamında kullanıyorum ben de.

---------------

Ben de öyle düşünüyorum , burada sana katılıyorum fakat lütfen kişisel sayfasına bak ve takmak konusunun burada yeniden açılmasının nedeninin de orada sözüedilmesi olduğunu gör. Oradaki sohbette Maharaj takıntılımı ;dediğimde secretdream bana "belki de takıntılıdır "gibi birşey demişti yanlış anımsamıyorsam ve bunun üzerine bu takmak kelimesi ortaya çıktı.
-----------

Takan/fazla sabitleyen birinin isteği daha mı azdır. Maharaj tüm kalbiyle gerçeği istemiş. Ee takan birisi de 'hatta sorun çıkartacak kadar' bunu istemiştir. Sonunda çoğunlukla kötü bir baş ağrısı edineceğini bilse bile. Yani bence isteğin azlığından çok dengesiz olarak fazla ve tutkulu oluşu gibi bir durum olabilir. Veya zamana yayılmak yerine bir kısa bir zaman diliminde fazla yoğunlaşan aşırı bir istek olması gibi bir sorun ('tutkusuzca' kavramı bu noktada önemli oluyor belki).
-------------

Bak işte bu noktada birşey demek isterim özellikle. Şimdi takmak takmamak vs..bu sözcük birşeyi değiştirmeyecek , önemli olan içimizde ne olduğu , ne hissettiğimiz. Biri vardır olumsuz sonuç vermediği halde ona takar (ki buna obsesyon denilebilir belki, aslında tam uymasa da) bir diğeri de tüm varlığıyla onu bulmaya takar ama farklı yolları da deneyip, gerektiğinde işe yaramayanı eleyecek kadar takmıştır buna.

Mutlak gerçeğe tam bir adanmışlıkla varılabilir;diyen Maharaj ın bu sözlerini düşünmüştüm. Adanmak kelimesini o kullanır yani. Bu kelime de iyice irdelenebilir bir kelime benim için.

Adam gider ari ırkının üstünlüğüne dair inancına "adar" kendini ve önüne çıkan her ari olmayanı öldürür(zararlı bir adanmışlık), bir başkası da özgürleşmeye adar kendisini ve onun uğrunda gerekirse evini bile terketmeye razı olur(Maharaj). İkisi birbirinden farklı şeyler ama ikisi de "adanmak" ve Maharajın söylemi çok ilginçtir benim için. O , birşeyi gerçekten isterseniz, tüm zamanınızı ona ayırırsınız der. İşte bu da adanmışlıktır. Ama evine geri dönmüştür sonra çünkü gerçeğin , kendisinden ötede bir yerde olmadığını farketmiştir ve ailesine bakması gereken tüm zamanları dışındaki zamanını sadece ben-ime ayırmıştır. İşte senin sözünü ettiğin dengeden burada sözedebilirim ben ama burada da ben çok düşünmüştüm ve sonuca vardığım şu oldu.

Gerçeği çok istemeyi , istememekle dengelemiyordu aslında, burada isteğe dair bir dengelenme yoktu, onu tüm benliğinle istiyordu ve zaten bir isteği dengelemek diye birşeyde olamaz diye düşünüyorum, o nu tüm benliğinle istiyorsan, tüm gücünle çekilirsin demektir öz 'ün tarafından.

Maharaj ailesine bakarak , gerçeği bilme isteğini dengelemiyordu bence,sen öyle dedin demiyorum, aklıma gelen olasılık bu. Maharaj , bütün varlığıyla onu istiyordu , öyle ki, maharaj adı benliği, o arzuya dönüştü.

Mutlaksa gerçek, mutlak adanmışlıktan öteye bir yol olmaması çok da doğruydu fakat ailesine bakması, onlarla ilgilenmesi ,aynı zamanda sözünü ettiği"kader gerçekleşmelidir,evlenme çocuklar para kazanma vs..."olmalıdır sözüyle alakalıydı. Tabi elbetteki ailesin duyduğu sevgi de vardır içinde, ne de olsa onlar onun çocukları ve eşi.

Yani Maharajın tutkusuzca sözcüğünün , gerçeği istemesi esansında ne hissetiğiyle alakası yok benim tarafımda. Sen öyle dedin demiyorum, altını çizeyim, aklıma gelen birşeydi bu.O yardımı tutkusuzca yapın derken ,belki sonuçlara dair beklentilere girmeyin ,iyilik havarisine dönüşmeyin gibi birşey demek istiyordu bence.

İşte senin denge dediğin şeye bu noktada katılıyorum ben. Bh ile kh arasında bir denge hali olmasa , sürekli verensen eğer, 4bh ın durumuna düşersin ve zihin son derece çalkalanmıştır, gerçeği yansıtmaz ama sürekli bir veriş hali, kendini perişan etmene yol açmayacak ;gibi algılıyorum ben.

Fakat benim için en önemli kısmı , yardım ederken ki tutkusuzluğa dair söylemi ile, gerçeği herşeyden çok istemeye dair söylemi arasında aslında bir benzerlik yok. Gerçek uğruna dünyaya ölmeye hazır olan onu kazanacaktır;gibi birşey demişti Maharaj ve bu sözleri çok anlamlı benim için çünkü, dünyaya ölmek demek,tüm arzulardan vazgeçmek demekse eğer, ancak mutlak gerçeği isteyen biri onu "dünyaya ölecek kadar/yani ölesiye isteyebilir".
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 15/09/2011 :  15:03:28  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by secretdream

quote:
Pandora;

Tam aksine olduğunu anlaman için , belki bir bin yol daha yaşayacaksın ve en sonunda göreceksin ki, bir guruya güvenemenin nedeni tam da bu. İçindeki guruya asla güvenemenin nedeni, sadece zihni evirip çevirmen. Kendine karşı yeterince açık olamaman. İçindeki guruya güvenemediğin için, onu dillendiren zihni böyle evirip çeviriyorsun ama biryere varamıyorsun ve varamayacaksın da, ta ki ne yaptını anlayıncaya dek.


Önemli olan, karşındakini bilmek değil, kendini bilmek.





----
Bence sinirlenmene gerek yok . Sana istersen senle ilgili kısmı üzerinde sohbet etmeyi kesebiliriz demiştim. İstersen hemen kesebiliriz de , sorun olmuşsa da kusura bakma .

Öte yandan ,niye bu sözlere kızdığını da anlamış değilim çünkü bu senin dünyansa eğer, zaten pek çok yerde kendim denilenin yeterince özgürleşmeyi istemediğini anladığımı veya zaaflarımı , bilinçaltımda bulduklarımı kendime söyleyen biri olarak(yukarıda oe ye de dediğim gibi) ben zaten kendimi biliyorum ve bilmediklerimi de bilmeye de çalışıyorum.

Sen benim benliğimsin ,bu konuşma senin rüya konuşman ve eğer seni kızdırdıysa , belki de düşünmelisin, niye ve neye kızıyorum, olumsuz birşey demediği halde pandora. Sadece içimden geçen o gerçeği yeterince istemediğine olan inancımı belirttim, sohbetimiz sohbeti açtı ve buraya kadar geldik ve buna kızılır mı secretdream? Kötü birşey değil ki , yeterince istememek ,aslında yeterince istesen bile öyle düşünüldüyse de ki tersine çevirip "kendini bilmek önemlidir "diyorsun tepkiyle. gerçekten istiyormusun, o zaman sözlerimi sakinlikle bir daha oku ve iyi düşün bunu, büyük düşünürsen büyük olursun ve bir kralın oğlu kral olduğunu bilmek için , krallara ait olmayan şeylerden vazgeçmelidir (Maharaj demişti hani, öz e dair bir örnek vermişti ,işte onun gibi)

Öte yandan rüya konuşması denileni düşündüm ve bu rüya konuşması secredream adıyla ayrı bir öz, bir de pandora ayrı bir öz vs..mi var? Yok ve ben geçen bunu düşündüm. Senin ayrı bir rüya konuşman benim ayrı bir rüya konuşmam yok, sadece "o'nun ayrı rüya konuşmaları var":)Harika birşey bu, gerçekten öyle demiştim kendime.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 15/09/2011 :  15:12:18  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ve ayrıca bir de o var ki, ben Maharaj ın "gerçeği şimdi burada sahip olabilirsiniz" gibi söyleminden yola çıkarak "secretdream özgürleşmediyse hala, demek ki yeterince istemiyor ve ben de" diye düşünerek söyledim.

Yani bu sözleri sen de biliyorsun ve okduğunda"gerçeği yeterince isteseydim şimdi özgürleşebilirdim demekki yeterince istememişim"dediğin olmadı mı? Ve ona da tepki duydun mu? Sorun bunu söyleyenin Maharaj değil de ben olması mı?

Neyse işte, hava inanılmaz güzel , sıcacık ve bu havada bu sezon için son bir kez daha Maramara denizinin dalgalarını hissetmek istiyorum:)Umarım kızgınlığın geçer akşama, bir daha okuduğunda ve daha sakinlikle okuyup ne demek istediğimi daha iyi farkedebilirsin.
Go to Top of Page

secretdream
Akik

12 Posts

Posted - 15/09/2011 :  19:16:53  Show Profile  Visit secretdream's Homepage  Reply with Quote
Niye kızdığımı düşündün ki pandora?

"takma benim kime neden güvenemediğime bu senin kişisel gelişimine bir şey katmaz"...diyecektim...eğer sen kızdığımı düşünmeseydin de neden böyle dediğimi sorsaydın...seninle bir şekilde belirli bir konu üzerinde derinleşmek çok zor olduğu için,tek ve vurucu bir cümleyle dikkatini çekmeye çalıştım...(açık ki bu yöntem de işe yaramadı ve ne işe yarar artık bilmiyorum)

benim hakkımda düşündüğün her şeyi söyleyebilirsin. bir bakarsın "gezgin" olurum rüyanda bir bakarsın "kızgın", bir bakarsın "güvensiz"...farketmez,istediğin her şey olabilirim..çünkü ben hepsiyim ve hiçbirisiyim...ama bir düşün,senin benim hakkımda ne düşündüğün ,niye önemli olsun? niye söylenmesi gereksin?

ben ,senin bakış açından bir "hamurum". istediğin şekli verebilirsin...ama hiç mi merak etmiyorsun bu hamurla oynamaların ötesini?

Edited by - secretdream on 15/09/2011 19:38:16
Go to Top of Page

secretdream
Akik

12 Posts

Posted - 15/09/2011 :  19:24:30  Show Profile  Visit secretdream's Homepage  Reply with Quote
Yani bu sözleri sen de biliyorsun ve okduğunda"gerçeği yeterince isteseydim şimdi özgürleşebilirdim demekki yeterince istememişim"dediğin olmadı mı?

bu soruyu hep soruyorum ve hep cevaplarını burada paylaşıyorum.bir çok şekilde bu soru yanıtlandığı halde hala daha aklına geleni sanki ben hiç bir şey dememişim gibi söylüyorsun. seninle konuşurken, kendimi kendisiyle konuşulmuyormuş hissine kapılıyorum pandora...bunu bir kez daha belirteyim...bunu belirtiyorum çünkü yoruluyorum artık. yoruluyorum artık seninle iletişim kuramamaktan,sürekli yanlış anlaşılmaktan,demek istediklerimle ilgisiz cevaplarına açıklamalar getirmekten...... aramızdaki iletişimsizlik pek verimli değil gibi benim açımdan...kendi adıma pes ediyorum artık.

sevgiyle kal...

Edited by - secretdream on 15/09/2011 19:43:49
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 15/09/2011 :  23:37:05  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Secretdream; açıkçası ben de yoruldum ama beni asıl yoran, tüm aramaların kendi sorduğum sorularda en azından kendi tarafımda tatmin edici birşeye ulaşmış olması ve sonuna geldiğimi hissederken , eylemi tam anlamıyla gerçekleştirememek, bir ileri bir geri gitmek.Şimdi de olan şey bu. Buna inanmayadabilirsin ama bana göre artık hepsi bitti ve bir denize bakıp, o soğuk diye korkarak girmeye cesaret edememek gibi birşey, yani denizin orada olduğunu görüyorusn ve bir adım atman yeterli ama o adımı atamıyorsun ve bu yoruyor insanı.

Sana eğer sorun olursa diyaloğu bırakalım ;demiştim, seni kırmak istemem çünkü ve zaten zorunlu da değilsin hiçbirşeye. Burada herkese açık bir konu üzerinde yazışırken, dilersen sana dair konuşmayalım;derken , seni kırmayı nasıl başarabildim desem"niye kırdığını düşünüyorsun "mu derdin, bilemem. Farkında bile olmadığın şey , senin de bazen neden öyle yaklaştığını anlamamama rağmen, bundan çok şikayet etmemiş olmam. Bunun da beni yormuş olabileceğini dşünmedin sanırım. Yani ben pes ediyorum demen niye ,işte bu nedenle anlamıyorum. Ben bir daha sana yazmam artık ,hatta rahat ol diye gerekirse hiç yazmam ,daha önceki 1 sene uzka kalışım gibi, forumdan yine çekilebilirim de çünkü senin rahat olman , kendini iyi hissetmen benim için daha önemli , küskünlük dargınlık gibi birşeyi skaın düşünme çünkü değil ve kırıcı olmuşsam da özür dilerim senden ama tam aksine seni kırmamaya özen göstermişimdir fakat sohbet sohbeti açarken , konu sana bana geldiği için dilersen senle ilgili konuşmayalım dediğim halde, nasıl kırabilirim, bunu da anlamadım.

Benim aklıma birşeyler geldikçe, bazen buraya gelir yazarım ve tekrar tekrar açıklamasını yapmaktan da yorulmam, açıklarım ki olumsuz algılama diye. Mesela konu teslimiyet konusudur ama aklıma pek de onunla alaklı gözükmeyen birşey gelmiştir ,düşünce gücüdür yaratımdır vs..onu da yazmışımdır ve anlatmışımdır, sadece seninle br sohbet gibi düşünme , "aklıma geldikçe yazıyorum "diye. Ama yine de kendi kendinle konuşuyormuş gibi hissedebiliyorsun. Peki ben de aynı şeyi demeli miyim ,tekrar tekrar o başlıkta, şu başlıkta vs..kendi düşüncelerimi anlattım ama sanki beni dinlememişsin, hiç konuşmamışız gibi bunları, öyle cevap veriyorsun vs..diye. Niye diyeyim ki?Benim cevaplarıma ikna olman şart değil. İkna olmadın diye"niye anlamıyorsun, niye ikna olmuyorsun, neden anlatamıyorum"mu demeliyim, bu sensin, ikna olmazsan senin sorunundur bu ama bildiğimde ısrar ederim ve çok zaman kolay ikna olmam.

Kızgınlık duyduğunu düşünmüşsem "hayır pandora , kızgınlık duymamıştım vs"..gibi birşey de sen diyebilirdin ama karşındakinden beklerken bunu, karşındakinin de senden birşey beklemiş olabileceğini düşünmemişsin ki böyle söylemişsin. Neden böyle dedin diye sormayı akıl edememişim , peki sen karşındakine niye demeyi(neden kızgın olduğumu düşündün ki sorusu değil) düşünemedin?
Rüyanda gezgin olmuşsun kızgın olmuşsun:) Senin ne hissettiğini, beyninden geçenleri tamamen dosdoğru bilme zorunluluğum mu var ki böyle diyorsun.

Farkındamısın bilmem ama ,ben de yeterince açık gelmeyen cevaplardan hoşlanmıyorum , direkt soruyorum ve aksi tavır da benim hoşuma gitmiyor , bastıra bastıra, direkt cevaplar istiyorum ve aksi durumdan hiç hazetmiyorum , niye direkt karşı karşıya konuşmak yerine oradan buradan konuşulur ;diye düşünüyorum ve bu beni gerçekten çok kızdırıyor ve bazen bu durumda , sen de aynı şeyi yapmak zorunda kalabiliyorsun ve buna zorundaymışsın gibi hissedince kendine de sinirleniyorsun(kendimden bahsediyorum)ama yine de açıklıkla konuşmaya çalışıyorsun yine de elinden geldiğince.

Mesela madem sözünü ettin, o zaman bir örnek vereyim. Mesela burada dengeden sözetmiştik önceden ve sen sisifos örneğini verdin , hem de burada konuştuğumuz ve o örnek buradaki konuyla alakalı olduğu halde , buraya değil kendi başlığına yazdın ve sonrasında da zaten , o örneğin denge konusuyla alaklı olduğu nu biliyorduk hatta ben "ben olsaydım bu örneği buraya yazardım"demiştim, konuyla alakalı olduğu için. Şimdi belki ben yanlış anlamıştım , kafanda başka birşeyi anlatıyordun belki ama , anladığım buydu çünkü dengeye dair sisifosu örneklerken , buna itiraz da olmadı , buradada sözü edilirken ve eski yazılarımıza bak lütfen , hatırlamak için bunu ve ben ister doğru ister yanlış anlayayım, gerçekten en sevmediğim şeylerden biri de bu idi. En sevmediğim şeylerden biri, karşılıklı anlatmak yerine , oradan buradan anlatmak. Çevremde böyle şeylerle karşılaştığımda o kadar sinir oluyorum ki buna, onlarla bağlantılarımı kopardığım oluyor ama yine de iletişimsizlik anlamına gelen bu şeyde sana olumsuz bir tepki vermedim çok ama sana gösterilen sevgiyi görememişsin. İletişimsizliğe de örnektir aslında bu, neden birbirimizle dosdoğru konuşmak yerine, bunu yapmayı seçebiliyoruz. Sevgi ve birlikten sözederken , karşımızdakilerle açıklıkla iletişim kuramayacaksak eğer, bundan sözetmenin manası ne? Mesela beni en çok yoran şeylerden biri de bu ama ben çok şikayet etmiyorum.

ve bazen bunu yapıyormuşsun gibi geliyor ama bu beni kızdırsa da , yine de anlamaya çalışıyorum ama özellikle de yanlış anladın demelerim seni kızdırıyor fakat ben de yanlış anladığın pek çok şey olduğuna inansam da bunu senin kadar dert etmiyorum.Yanlış anlasan beni ne olacak secretdream, veya ben seni yanlış anlamışsam, kimse kimseyi anlamak zorunda değil, önemli olan anlamaktan öteye anlamaya çalışmaktır;demiştim. Her daim birbirimize katılıp, "ne iyi biliyoruz,"diyerek kutlayacakmıyız birbirimizi.

Senin güvenle alaklı kendine dair yorumlar yaptığını hatırlıyorsun, "benim güveneceğim bir gurum yok"diyorsun. Yani bir dilayog bir sohbet havasında, kendinden olanı dillendirdiğinde, karşındaki insanın da bu sohbete haliyle katılıp , "güveneceğin bir guru olmamasının nedeni , özüne güvenmemen "demesinden, bu tarz bir şeye dönüşmesinden daha doğal ne var ki buna çok tepki duymuşcasına yazmışsın.

Şu sözündeki şey gibi.

ama bir düşün,senin benim hakkımda ne düşündüğün ,niye önemli olsun? niye söylenmesi gereksin?
------
Gerekmiyorsa , kendine dair güvensizliklerden sözedip, üstüne buna dair sohbetlerin türeyeceği yorumlar niye yapıyorsun? Karşındaki afedersin ama putmu ki, sen bu tarz konulardan dem vurunca ,put gibi duracak ve rahatsız olduysan , bitirirdin olur biterdi. Emin ol, birkaç kez yine de adım atar pandora gerektiğine inanırsa ama karşıdan da bir adım bulamazsa, hani bıçak gibi kesersin denir ya, o şekilde tavrının aynısını sana gösterecektir, az çok biraz vs...değil, tamamen ve az çok forumdaki tutumundan bilirsin. Yani seni zorlayacak biri yok, senden başka. Ve madem önemsemiyorsun, niye önemsemediğini açıkladın.

İnsan birşeyi geröekten önemsemediğinde , önemsemediğini açıklamayı bile önemsemez ve şimdi buna da belki"bak yine yanlış anlamışsın pandora" diye düşünürsün de ama benim bildiğim budur.

Vurucu cümlenin ne manaya geldiğini anladım sanırım, bizim asla anlaşamadığımız konu.

O cümlenin asıl manası ,"insan düünyayı sadece kendisinden dolayı bilir "gibi birşeyse eğer, bunu hiç anlayamadım ,bir Maharaj , diğerlerinin de dünyasını biliyor ve hepsi benim ;diyor yani o kötü adamlarda aynı zamanda ama iş ona gelince "tüm bakış açılarını "bilebilir fakat bize gelince , biz sadece"kendi bakış açımızı "dillendirebiliriz, niye çünkü öyle, belki biz biraz embesiliz, sadece aydınlanmış varlıklar kendi dünyalarını dillendirmekten öteye gidebilir yani sadece kendi dünyamızı anlatabiliriz oysa ki Maharaj "DİĞERLERİNİN " de dünyasını anlatabilir? Diğerleri de Maharaj olmasına karşın.

Eh şimdi bunu da yanlış anladın;diyebilirsin de ama benim anldığım da budur, vurucu cümlen ile neyi vurduğuna dair ve seni yanlış anlarsam da, yanlış anlamışımdır, tıpkı snein yanlış analmaalrın gibi yani, olan budur.

Neyse secretdream, sen de sevgiyle kal.

Edited by - pandora76 on 15/09/2011 23:47:43
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 15/09/2011 :  23:43:45  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by pandora76

3-5 sefer belki daha fazladır bunu söylüyorsun.
Bu söz şu anlama geliyor, madem bildiklerin/yaptıkların/yolun doğru neden şu an özgürleşmiş durumda değilsin. İyi de sen de en az secretdream kadar düşündüklerinden sözediyorsun. Sen neden özgürleşmedin?

-------
Yeterince okumaman sorun değil de, senin de içinde olduğun sohbetlerin bir kısmını hatırlayp bir kısmını hatırlamaman şaşırtıcı benim için. Sence ben , "niye öyleyse özgürleşemiyorsun"dediğimde secretdream a,"öyleyse sen niye özgürleşemedin "diyeceğini bilmeyecek kadar aptalmıyım?

Tek farkla ki, sen ondan önce davrandın.
Senin de dahil olduğun secretdreamla yaptığımız (kişisel sayfasındaki) sohbette, bir gün "aslında gerçeği istiyorum derken ben gerçeğin bilgisini istemişim sadece"diyen bendim. İstersen oraya bak yeniden oku. Ve bundan daha ötesi, sen niye sohbetlerimin bir kısmını hatırlayıp"3 -5 kezdir bunu diyorsun"deyip, özgürleşmeyi yeterince istemediğime dair kendimle ilgili saptamalarımı hatırlayamadın ve şaşırttın.

Ayrıca, bu başlıktada , zaten bilinçaltına eğilmemin esas nedeninin , neden yeterince gerçeği istemediğime dair şeyler olduğnu da anlattım. "Orada demekki birşey var, bilinçaltındaki birşey, annemle ilgili arzualrım ve Maharajın "bazı arzular acı yada tatlı muhakkak yerine getirilmelidir sözlerine değinmelerim vs.."yazdıklarım , açıkça özgürleşme isteğimin eksik olduğunu kabul ettiğimi ve bu yaşamda elimden gelen çabayı göstrip diğerlerine hazırlanmak istediğimi söylerken, nasıl oluyorda bana sen niye özgürleşemedin;diye soruyorusn Zaten ben de onun nedenini aradığımı belki 3-5 kezden fazla demişken? Neyse işte.



Yeterince okumamak mı, yeterince anlamlı bulmamak mı?

Dediğim gibi benim için soru çok anlamlı değil. Sorunun içinde hem bir itham var (madem doğruyu biliyordun, neden aydınlanmıyorsun (ki sanki karşındaki sana aydınlanmak için gerekeni biliyorum demiş gibi)), hem de soruyu soran için sanki aydınlanmak için tam olarak neler gerektiğini biliyormuş olma sanısı var. Hadi "ben neden aydınlanamadım"a dair az buçuk (çok doğru olmasa da) fikir yürütebilir insan da (ki ben bunu da yürütemiyorum. Hatta aydınlanıp aydınlanmadığımı bile bilmiyorum. Aydınlanmayı bir son olarak da göremiyorum. Aydınlanmanın son noktasında olduğunu yazanların da aydınlık oranlarından şüphe de ediyorum aslında. Çünkü sadece 'bir aşamalık' aydınlanmayı 'son' sanıyorlar, bu 'sonu olmayan' sonsuzlukta. Daha romatizmadan sıkıntı çekerken bedeni ve bunun için geyik derisi kullanırken (diğer aydınlanmamış insanlar gibi), herşeyi bitirip son noktasında sayıyorlar kendilerini. Senin gibi birisi de, kalkıp kendi yoğunluk derecesinde 'güneşi bir andan bir ana yaratan' 6. derece varlıklardan daha gelişmiş ve mutlak olduğunu düşünebiliyor bu 3. yoğunluk bedenindeki varlıkları. İşte bu bana ilginç geliyor), başkasına bu soruyu nasıl sorabilir, benim anlamadığım bu. Bir de şunu söyleyeyim. Maharaj yeni birşey söylemiyor. Her durumda gereken cevap kendi beliriyor diyor, ama söyledikleri içerisinde bilinmeyen birşey (aa bu bilgi yeni ve bana yeni birşey kattı diyebileceğim birşey. Buna karşın Ra tümüyle yeni şeylerle dolu) yok benim açımdan. Aynı sözcüklerin tekrarı ve tekrarı. Oturup ben de edebilirdim aynı lafları. 'Aydınlanmanın ilk derecesi' diyorum ben buna. Kitabını ve adamı sevmiyorum değil. Seviyorum ve yararlı buluyorum. Ama herşey bir dereceye kadar.

Neyin eksik olduğuna dair fikrin ise bir düşünce/bir inanç. Ve oldukça da muğlak bir şey. Herhangi birşey için "yeterince isteseydin olurdu" denebilir ("yeterince isteseydin 2+2=5 olurdu. Ama olmadı. Demek yeterince istememişsin". Yani bu laf herşeye denebilir. Ama ne kadar doğru ya da konuyla ilgili olur, işte o tartışılır). "Yeterince" sözü tümüyle belirsiz. Beklenen olmazsa demek ki 'yetersizdi'. "İstek" kavramı ise o şey için asıl gerekeni beraberinde getirebilir bir yapıda zaten. Yani birşeyi başarmak için çalışmak mı gerekiyor. Ee 'istek' çalışmayı da doğurabilir/getirebilir, ee o zaman istek mi olmasını sağladı, çalışma mı? Yani istek, salt istek olarak yeterli midir, yoksa başka gerekirliklerin ateşleyicisi olarak mı işlevseldir vs. vs.

İnsanın şu an bu kadar isteyebilmesinin sebebi nedir? Yani istesek, birşeyi şu an olduğundan daha fazla isteyebilir miydik? Bizi daha fazla istemekten alıkoyan ne? Yoksa bu da bir gelişme konusu mu? Bana göre insan bir konuda inanabileceğinden daha fazla inanamaz. Yani "şuna inan" sözü anlamsızdır, 'inanmaya çalışmak' anlamsızdır. 'İnanmak isteyerek' inanılmaz. 'Anlayış bütünlüğü' ne kadar tümleşmişse/gelişmişse, o belirler kişinin ne kadarına inanabileceğine. Belki benzer birşey istek için geçerlidir. Yani "hadi daha fazla isteyeyim" deyip daha fazla istenemiyor. Belki katalizörler/mahrumiyetler/acılar bunun için. Bilmiyorum ama, daha fazla istek/irade için hayatta daha fazla pişmek gerekiyor olabilir.

Bu durumda "yeterince istemiyorum o yüzden aydınlanamıyorum" sözü anlamsız. Nasıl şu an isteyebildiğinden daha fazla isteyebilirsin ki? Ne kadar isteyebiliyorsan o kadar isteme yeteneğine sahipsindir. Belki daha fazlası için daha fazla gelişmek gerek. O zaman olay, "aydınlanamadım, çünkü bunun için gerekli gelişme düzeyine henüz varmadım"a dönüşüyor. İşte, anlamlı olabilecek olan bu.

Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 15/09/2011 :  23:59:30  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by pandora76
Gerçeği çok istemeyi , istememekle dengelemiyordu aslında, burada isteğe dair bir dengelenme yoktu, onu tüm benliğinle istiyordu ve zaten bir isteği dengelemek diye birşeyde olamaz diye düşünüyorum, o nu tüm benliğinle istiyorsan, tüm gücünle çekilirsin demektir öz 'ün tarafından.



Orada bahsettiğim denge istemeyi zıttıyla dengelemeden çok birşeyi isteyip diğer şeyleri dengesizce arkaplana atmakla ilgiliydi. Benim de aklıma Maharaj'ın aile hayatını savunuşu, işini yapışı ve tüm boş zamanlarını "ben varım" düşüncesine adaması gelmişti.

Ama dikkat edersen tüm boş zamanını. Yani bu iş birincil öncelikte değildi. Boş zaman demek 'kalan zaman' demek. Ailesini ve işini boşlayabilirdi. Ama belki de o zaman girişimi uzun ömürlü olmayacaktı, sürdüremeyecekti. Sürdürülebilir olan daha anlamlı. Buda'nın da aydınlanmak için her türlü aşırı yolu denedikten sonra 'orta yolu' bulması manidardır. Maharaj'ın aydınlanması ne ilk aydınlanmadır ne de en yücesi. Yüzlerce aydınlananın, aydınlanma sürecini incelersek benzer olan kalıbı görebiliriz.

Zen budistlerin öğretileri de benzer şeyleri anlatır.

Tutkunun izine dair uzun bir geçmiş var. Tutkunun en yüce gönüllüsünde, takmanın hatta adanmanın en iyisinde dahi, bana dengesiz gelen birşeyler var. Çook uzun deneme/yanılma/düşünme/anlama süreçleri sonucunda insan bizzat kendi deneyimlemeden de bu pek açığa çıkmıyor. Herkes kendi derslerini kendi sırasıyla izlemek zorunda. Karşımızdaki ne söylerse söylesin, o sırada kendi 'sıradaki' deneyimizi yapmak zorundayız yaşamda, ve onu anlamak zorundayız, bir sonraki adımımıza yol almadan evvel.

Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 16/09/2011 :  00:38:09  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Sorunun içinde hem bir itham var (madem doğruyu biliyordun, neden aydınlanmıyorsun (ki sanki karşındaki sana aydınlanmak için gerekeni biliyorum demiş gibi)), hem de soruyu soran için sanki aydınlanmak için tam olarak neler gerektiğini biliyormuş olma sanısı var.
------

Öncelikle burada sadece senin sanın var , neden mi? Çünkü Maharaj' ı okusaydın ,"şimdi şu an burada özgürleşebilirsiniz";dediğini bilirdin. Yani sen Maharaj' a inanmayabilirsin ve dolayısıyla bu senin için önemsiz olabilir ama ona inananlar için, "şimdi şu an burada özgürleşebilir insan , eğer yeterince istemişse. Dolayısıyla sana birşey ifade etmemesi de doğal, inanmadığın için ona.

İkinci olarak şu sözün:

Sorunun içinde hem bir itham var (madem doğruyu biliyordun, neden aydınlanmıyorsun
-----
İtham?

Özgürleşememenin nedeninin yeterince onu istememek gibi "bir itham "olduğuna inanıyorsun demek. İlginç çünkü Maharaj asla özgürleşemeyenler için, "siz yeterince istemediniz suçlusunuz ;gibi birşey dememiştir". Ve hatta daha önce ona dair yazdığım bir sözündeki gibi, onlara zaman tanıyın, daima dışarıdakilerle ilgilendiler ama kendileriyle ilgilenemediler ;diyen biri, nasıl itham edebilir.

Aynı şekilde sen birinin gerçeği idrak edememesini itham olarak mı nitelendiriyosun ki, "itham edilmiş gibi"diyorsun. Yani secretdream a "madem gerçeği hepsinden çok istedin , niye özgürleşemedin "demem senin için bir itham. Hey sen, niye özgürleşemedin bakalım, suçlusun..gibi birşey sanki. Oysa ki bu bir sorudur ve yukarıda yazılan Maharajı okumuş olanların bildiği bir soru. Şimdi özgürleşebilirsiniz dediği halde, özgürleşemiyorsa eğer, demekki yeterince istemiyoruz, demek ki orada birşey var..konusudur ama Maharajı okumadığın için, anlamamışsın tabi, yukarıda yazdım fakat yine de anlamamışsın.
--------

Aynı şekilde, daha öncede sözünüettiğin şey. Aydınlanmayı son sanoyorlar.. Oysa ki aydınlanmayı son sandığı filan yok Maharaj ın, adam açıkça "sadece gerçeği arayış arzusu doymaz;demiştir ve arayışın son bulmadığını. Bir ara okursan kitabı, arayışın son bulmaycağına dari söylemek istediği şeyi de okursun.

------
Son mu sanıyorlar. Bunu kendileri mi dedi? Aydınlandık ve son bu;mu dediler kendileri? Okudun mu bu tür sözleri , ki böyle bir iddiaları olduğunu söyelemektesin?

Daha romatizmadan sıkıntı çekerken bedeni ve bunun için geyik derisi kullanırken (diğer aydınlanmamış insanlar gibi), herşeyi bitirip son noktasında sayıyorlar kendilerini.
-------

Romatizmadan dolayı sıkıntı çekmemeliydi , süpermen olmalıydı ki aydınlandığını anlayabilelim.

Burada yazılan hiçbirşeyi anlamamışsın, anlasa idin, asla bunu demezdin. Zaten söylediğin herşey Maharajın fikirlerine dair, birbiriyle çelişkili, daha kendiliğindenlikten ne kastettiğini bile bilmiyorsun . Niye mi böyle diyorum? Çünkü kendliğindenlik denilen şey yani tanık kavramında, tıpkı alemleri seyreden yaratan gibi, herşey olduğu gibi izlenir , hatta romatizmadan dolayı yaşlanan beden bile çünkü aydınlanmış varlık kendini beden ile özdeşleştirmez ve dolayısıyla ona müdahele etmez. Şeylerin nasıl oluyorsa öyle olmalarına izin verir ama senin için sanırım uzaydan gelen süper güçler gerekiyor, inanabilmen için.

Elbetteki Maharaj Ra dan farklı birşey demediği gibi, farklı birşey demediğini de yazıyorum zaten, farklı birşey demediğini keşfetmene gerek kalmadan ben söylemiş oldum ,farklı birşey demediğini .Ve zaten eğer Ra da Maharaj da birliği bilenler iseler, farklı birşey dememeliler çok çünkü "birlikte"aslında herşey "aynıysa, farklı birşey olmamalı temelde. Tek fark, Maharaj en üsttedir tekamül yolunda.

Hadi "ben neden aydınlanamadım"a dair az buçuk (çok doğru olmasa da) fikir yürütebilir insan da (ki ben bunu da yürütemiyorum. Hatta aydınlanıp aydınlanmadığımı bile bilmiyorum.

İşte buna şaşırdım. Aydınlanıp aydınlanamadığını nasıl bilmediğine?

Mesela "karanlıktasın" ve "aydınlığa çıkıyorsun", güneşi görünce karanlıktan farklı birşey gördüğün halde"ben aydınlanıp aydınlanmadığımı bile bilmiyorum "nasıl diyeceksin.

İşte orada güneş, güneşi görürken nasıl aydınlığı göremiyorsun ki aydınlan mışmıyım acaba;sorusunu soruyorsun kendine.

Veya Ra , 6b de olduğunu nasıl algılayabilmiş , bu noktada olduğuna nasıl aydınlanabilmiş, bak işte onu anlamadım senin deyimine göre anlamayadabilirdi. Ben Ra ama 6b de miyim tam bilmiyorum vs..demesi de muhtemeldi öyleyse ama Ra , 6b olduğunu der ve ben Ra nın 6b olduğuna da inanırım.

Ayrıca o birşey daha der. Tüm yopunluklaırn içimzide olduğundan sözeder , niye böyle der. 3b varlığı ama aydınlanamaz değil mi:) O zaman neden tüm yoğunluklar içimizde? Neden hızla çok üst yoğunluklara bu yoğunlukta tekamül edilebiliyor?

Edited by - pandora76 on 16/09/2011 00:42:48
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 16/09/2011 :  01:14:38  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Aynı sözcüklerin tekrarı ve tekrarı. Oturup ben de edebilirdim aynı lafları. 'Aydınlanmanın ilk derecesi' diyorum ben buna. Kitabını ve adamı sevmiyorum değil. Seviyorum ve yararlı buluyorum. Ama herşey bir dereceye kadar.
----

Eğer birşey sana yararlı gelmiyorsa, bu senin için uygun değildir belki ve bu durumda aynı sözlerin tekrarı gibi algılamanda doğal, oysa ki, o kitapta sadece birşeye odaklanılır"özgürleşmek"ve bundan dolayı adam aynı şeyi tekrarlamaktan başka ne yapacak(ama aslında pek çok şey var iken içinde) Soranlara uzay gemilerini /atlantisi vs..sormamışlar ki Maharaj' a gelen esas soru, aydınlandığı için, "özgürleşmektir"ve haliyle tek konuya odaklı olduğu için, aynı şeyin tekrarı olması da doğal değilmidir .Adam "siz sormadınız bana ama ben size bugün başka laflar edeceğim, mesela atlantis nasıl battı onu anlatacağım mı demeliydi. Ra , kendisine sorulan sorulara cevap vermekten öteye mi gitti. Atlantis soruldu ve cevapladı vs..

Öyle bir anlatmışsın ki, ben gerçekten şaşırdım ,yani daha dikkatle bakmamış olmanı.

Ki zaten Maharaj , aydınlanmış biri olarak ,aydınlanmanın tek gerçek çözüm olduğuna inanır ve bu nedenle daima ona odaklanır, onun "başkalarına hizmeti de budur".

Ve seni sıkıyorsa, onunda söylediği gibi, sen çok sık okuma derim yine çünkü o , siz doğru olun, doğru guru sizi bulacaktır der, ne demek ister. Bir insan olarak doğru olmaktan sözedilmiyor , yani bir doğru olmama ithamı değil, gerçeği bulmayı çok istemekten sözediliyor. Ve içteki guru dıştakini yansıtır, bu nedenle ben Ra ya yakın hissettiğim ve bende birşeyler uyandırdığı için ona çekildim ama Maharajdan daha fazla hiçbir kaynağa çekilmedim.

Ve zaten Maharaj asla kimseyi "beni okuyun, bilin vs.."diye zorlamaz. İlk Ra dan sözettiğin için onu en yararlı mı yapmaya çalışıyorsun ne diye de düşünmedim değil, belki de böyle zannetmişimdir, o da mümkün yanlış anlamış ta olabilirim ama öte yandan , ben Ra yı çok severek okudum ve beni Maharajın çok değinmediği tekamül konularından sözederek aydınlattığı içinde minnettarım. Benim babam senin babanı döver ;misali birşey yok yani

Kitabını ben de seviyorum Ra'nın ama seninde dediğin gibi, "herşey bir dereceye kadar" ve bu nedenle Ra gibi hala bilinçte devinen, 6b den daha üstte olmayan ve hala hatalar yapan(mesela atlantiste verdikleri hizmetten sonra bu yardımın atlantistin yıkılışına neden olan bazı bilgiler vermesi gibi birşeydi vs...) ama daha ötesinde aydınlanmış varlıklar var, hata yapmamasının nedeninin aydınlanmış olmalarından ötürü.

Öte yandan, Ra senin için çok yeni bilgilerle dolu olabilir ve öyleyse o olsun , aradığın neyse onu bulursun ama Maharaj'ın Ra dan farklı şeyler söylemediğine dair birşey dersen, işte buna kesinlikle katılmam. Maharaj 'ı çok iyi bilen biri olarak, Ra ya 7b ve ötesi sorulduğunda kimi cevapların tahmini olduğunu söylemiştir. Yani ötesini çok iyi bilemez ama Maharaj , aydınlanmış bir varlık olduğu için, daha ötesini anlatır ve ona giden yolları.
------

Bu sözüne katılıyorum:

Bilmiyorum ama, daha fazla istek/irade için hayatta daha fazla pişmek gerekiyor olabilir.
----

Ve zaten biz de burada daha fazla pişmekten sözediyorduk. Neyin neden olduğunu, neyin engel olduğunu anlamak için.


Bu durumda "yeterince istemiyorum o yüzden aydınlanamıyorum" sözü anlamsız. Nasıl şu an isteyebildiğinden daha fazla isteyebilirsin ki? Ne kadar isteyebiliyorsan o kadar isteme yeteneğine sahipsindir. Belki daha fazlası için daha fazla gelişmek gerek. O zaman olay, "aydınlanamadım, çünkü bunun için gerekli gelişme düzeyine henüz varmadım"a dönüşüyor. İşte, anlamlı olabilecek olan bu.
---------
Ve tam da bundan sözediyordum bende. Bunca zaman alsında konuştuğumuz bu. Nasıl ki istememeyi isteyemezsin , aynı şekilde , şimdi devinen bilinç. O düşünüyor ve diyor ki, aydınlanmayı yeterince istememin nedeni ne burada, esas şey istemek değil aslında, neden yeterince istemediğimize dair soru.

Bu soruyu bize sorduranda aslında içimizdeki ". Ne işimiz gücümüz vardı ki bu soruyu soralım.
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 16/09/2011 :  12:35:46  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
İthamın ne olduğunu söyledim zaten, neden başka şeyler düşünmeye çalışıyorsun ki. Yani ya bildiklerin doğrudur ve şimdiye aydınlanman gerekirdi veya hatalısın şeklinde bir itham. Yani aydınlanmadığına göre hatalısın ithamı. Bunu soran sensin, ben de bundan bahsediyorum.

Kitabın bir cümlesini cımbızlamak yerine (ki öyle bir cümle var mı emin değilim) tüm kitabı bütünlüğü içerisinde değerlendirirsen, adam bir olmuş ve bunun son nokta olarak anlatıldığını anlamak zor değil. Kime sorsan bunu söyleyebilir. Ötesine dair bir bahis yok.

Ra'dan farklı şeyler yazması gerekmiyor. İlkokul matematik kitabı da lise matematik kitabına ters düşmez ama daha az şey içerir. O bulunduğu noktayı olayın tamamı olarak görmüş olabilir. Veya ötesinden bahsetmek istememiştir bilemem.

Herşeyle 'yeterince' bir olan birinin romatizmadan çekmemesi gerekiyor. Bence yaşadığı şey aklın aydınlanması. Bunu bedenin ve sonra ruhun aydınlanması takip ediyor. Beden üzerinde hakimiyet kazanınca romatizma çekmezsin. Hatta tam dengede bir varlığın yaşlanmayacağından dahi bahsediyor Ra. Olasılıkla beden formunu bile değiştirebilir. Maharaj'a ise "Madem birsin New york'ta şu an hava durumu nasıl" diye soruyor biri. Maharaj'da bunu bilemeyeceğini, bunun özel çalışma istediğini söylüyor. Herşeyle bir isen New york'la da birsindir. Kendini bilebilirsin. Ra herşeyle bir olan bir varlığın anında istediği yere seyahat edebilmesi şeklinde bir seyahat türünden de bahseder. Hatta 5. derecede dahi yapılabiliyordu bu. Bilmedikleri bir şey sorunca o şeyle bir oldukları için o konu ile ilgili bilgi alıp soruyu cevapladıkları da malum. Maharaj'a ise Atlantislileri sorsalar da cevaplayamazdı. Tabii ki amaç benim babam seninkini döver değil, ama biri kalkıp varlıkları doğru perspektife oturtamazsa, bunları konuşmak gerekiyor. Sen Maharaj'ın daha gelişmiş olduğunu düşündüğünü söyleyene kadar, zaten bu konu üzerinde konuşmak gerekmemişti.

Zaten herşeyden önce 'aydınlanma' denen olgu bir 3. yoğunluk fenomenidir. Aydınlanma 3. yoğunluğun ötesinde bir anlam taşımaz, çünkü perde yoktur ve zaten herkes aydınlanmıştır (herşeyi/birliği açık olarak görüp deneyimlemektedirler, tıpkı perdenin konmasından önceki oktavlar/yaratılışlar gibi).

Sen kendi kafandaki kusursuz varlık tanımına göre Ra'yı hata yapabiliyor gördüğün için ve Maharaj'ın hata yapmadığını sandığın için böyle garip çıkarsamalara gidiyorsun. Birincisi, 'kusursuz varlık' diye birşey yok. Maharaj'da yaratan değil onun bir görünümü. Sonsuza kadar tüm görünümler kusurlu. Sadece kusur (veya dengesizlik) oranları giderek azalan oranda. Kusursuz ve herşeyi doğru bilen ve herşeyin en baştan sonunu biliyor olan bir varlığın zaten yaşamasına/deneyimlemesine gerek yok. Neyi yaşayacak, neyi deneyimleyecek, neye karar verecek. Onun için herşey olmuş ve bitmiş gibi olur. Yaşanmadan yaşanmış gibi olur. Onun için 'ortalıkta' öyle bir varlık göremeyeceksin, ne şimdi ne sonra (sadece bu hayatı kastetmiyorum, diğer derecelerde de). Bildiğinden çok daha fazlasının mevcut olduğunu bilen biri, büyük sözler söylemekten çekinir ve hatalarını da açıklıkla söyleyebilir; ama ulaştığı aşamayı son aşama sanan biri biraz daha farklı olur. Aradaki farkı ayırtedecek deneyime sahip olmayan biri de ikisini karıştırabilir, olay bu. Neyse. Bütün bunlar öğrenilenleri sağlam bir bütünlüğe oturtabilmekle ilgili. Bunun için de salt okumak veya bilmek yeterli değil (karşısındakini okumamakla/anlamamakla suçlamak hiç yeterli değil), çok daha uzun (bir/birkaç yaşamlık iş olduğunu da sanmıyorum açıkçası) ve incelikli süreçler gerektiriyor kanımca.

Evet şu anda aydınlanma olasılığın var. Ama yolda yürürken kafana bir göktaşı veya piyano düşme olasılığın da var. Sıfır değil bu olasılık. Ama bu salt tek bir anda çok isteyerek olabilecek bir iş midir bu? İnsan olarak yüzlerce yaşam, hayvan/bitki vs olarak milyonlarca yaşam, hepsini bir noktaya sıkıştıralım ve üfleyelim olsun bitsin. İşkence gören biri de kurtulmayı o an, belki birşeyi istemenin olabilecek maksimum gücünde ister (deliler gibi ister, hiçbirşeyi daha çok istememiştir, ve belki de kimse birşeyi o durumdaki birinden daha fazla isteyemez belki de), ama kurtulmaz. Neden hemen o anda bir olup, birin güçleriyle kurtulmaz ki? Birşeyi o kadar isteyince olması gerekmez miydi?


Edited by - oe_ on 16/09/2011 12:43:16
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 16/09/2011 :  13:32:52  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Kitabın bir cümlesini cımbızlamak yerine (ki öyle bir cümle var mı emin değilim) tüm kitabı bütünlüğü içerisinde değerlendirirsen, adam bir olmuş ve bunun son nokta olarak anlatıldığını anlamak zor değil. Kime sorsan bunu söyleyebilir. Ötesine dair bir bahis yok
-------

Kitapta böyle birşey varmıymış bakalım:

Sf:266.
S:Kendiniz birdenbire mi yoksa yavaş yavaş mı idrak ettiniz?

M:Hiçbiri. İnsan ne ise , zamandan bağımsız olarak odur-idrak eden ise zihindir-arzulardan ve korkulardan sıyrıldığında.

S:İdrak etme arzusundan bile mi?

M:Bütün arzulara son verme arzusu en garip bir arzudur,tıpkı korkma korkusunun da en garip korku olduğu gibi........
Ögzürlüğe duyulan genel bir özlem sadece başlangıçtır. Uygun vasıtaları bulup kullanmak bir sonraki adımdır. Arayan insan tek bir hedef görmektedir;kendi gerçek varlığını bulmak.
Bütün arzular arasında en tutkulu olanı da budur çünkü hiçbirşey ve hiç kimse onu doyuramaz;arayan ve aranılan birdir ve önemli olan yalnızca arayıştır.

S:Arayış bitecek. Arayan kalacak.

M:Hayır ,arayan eriyip dağılacak, aayış kalacak. Arayış nihani ve ebedi bir gerçektir.

S:Arayış yoksunluk ,istek, eksikilk, tamam olmayış dmeektir.

M:Hayır , tamam ve mükemmel olmayana razı olmamak, onu reddetmek demektir. Gerçeği arayışın kendisi gerçeğin devinimidir. Bir bakıma bütün arayış gerçek arayış gerçek mutluluk içindir ,ya da gerçeğin mutluluğu için. Ama burada biz arayış derken ,insnanın ,bilinçli olmanın kökeni ve zihnin ötesindeki ışık olarak kendisini arayışını kastediyoruz. Bu arayış asla sona ermeyecektir , fakat gerçek ilerleyişin olabilmesi için diğer bütün huzursuzca ihtirasların son bulması zorunludur.

-------------

Eğer kitabı gerçekten iyice okusa idin , bu cümleler gözünden kaçmazdı. Uydurmadığımı görüyorsun, ben bastıra bastıra söylemişsem, ne dediğimi iyi biliyorumdur ama senin yeterince okumadığın ve geyik gerisine oturmuş/bedeni yaşlanmakta vs... gibi,işine gelen kısmı asıl cımbızlaman , kitabı okumanın da senin için önemli olmadığını gösteriyor, sorun da değil, umursama da ,ilgilenmek zorunda değilsin de ama ceylan derisi, o hastalanan bedeni seyretmek vs..buna dair secretdreamın kişisel sayfasında birsürü şey yazmış olmamızda sende birşey farkettirmemiş. Bir tek o kısmı, aslında diğerleriyle bütün olmaısna rağmen çekip almışsın,adamın düşünmediği birşeyi (son buluyor işte arayış) düşünmüş gibi göstermek için.

Zaten ceylan dersiinde oturduğuna dair kısmı yazan benim:) Ben bunu yazmışsam , diğerleriyle bir bütün halinde incelemek içindir. Biraz dikkat etse idin yazılanlara ve Ra daki bilgilerde yer alan yüksek benlik kavramına, ikisininde birbirne benzer olduğunu görebilirdin ama kitabı iyice okuman gerekiyor tabi bunun için.

Ra , yüksek benliğin varlığın eylemlerine karışmadığını, dengelediğini vs..bnunu anlatır. Ne ilginç deüğil mi..Yüksek benlik(6b deki varlık) Maharaj ın ceylan dersiinde oturmasına , yaşlanmasına vs..müdahele etmiyor ve maharaj da kendi yaşlanmakta olan bedenini seyrediyor. Ve acaba Maharaj Ra yımı okudu ki, evren benim bedenim diyor. tabi ya, kanal bilgierli vs..hepsini okumuş ve demişti ki"evren benim bedenim ", adam bu dönemlere yetişmişti de oradan biliyor , uzunzaman önce ölmüş olduğu halde. Hatta fizikteki antropik ilkeyi de biliyor ve hereşy nasılsa öyle dir çünkü evren naıslsa öyledir vs..diyebiliyor. Hadi böyle birşey varmı emin değilim de Maharaj ında tıpkı Ra gibi evren bedenimizidr dediği kısmı da yazayım.
Bak oe, birşeyi en fazla irdeleyenelrden biri de benimdir. Senin Ra yı okumuş olman ve onu sneelerce irdelenmenin yanıdna ,bşkaları da bunu yapıyor olabilirler ve Ra yı hatalı gibi gösteren ben değilim. Kitaplarda yazıyor bu, bazı bilgielr verdikelri ve bu bilgielrin sonradan olumsuz ca kullanıldığı. Hadi bu da var mı emin dğeilim de.
Ben niye Ra yı hatalı gibi göstereyim,zten kendileri diyorlar, hata yaptıklarını ve yapabilirlerde ,6b de olduklaır için ve hala öğrenip/öğrettikleir için . tabi ya, Maharaj ın aydınlandığına inanan biri olarak , salak gibi onun ceylan derisinde oturmasına dair kısmı yazdım.

Be taraf değilim oe, ne Ra ne Maharaj cı da değilim, bu nednele snein ki "rayı hatalı göstermeye çalışıyorsun "gibi gibi şeylerle gelmem , Ra kendisi yeterince bilemeidğini söyleidği halde. Maharajdanda sözederim, niye ceyland erisine oturmuş;derim.
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 16/09/2011 :  13:44:26  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sence Maharaj aramaya devam mı ediyor?
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 16/09/2011 :  14:52:14  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Bana anlatırken aslında bütün kavramları birbirine karıştırdığının farkında bile değilsin.


Rayı kendi kafamdaki mükemmelik anlayışına göre kusurlu görse idim, bu forumda bilmem kaç yerde Ra dan sözetmezdim. Öncelikle mükemmelik anlayışı ne? Benim kafamın içinden geçen mükemmellik anlayışı , ceylan derisinde oturan ve yaşlanan bir adam seninkisi de yaşlanmayan kusursuz bir beden olduğu için mi Ra yı seçtin. Ne bileyim aklıma gelen bu. Ben Ra yı kusurlu filan görmüyorum, kendisi herşeyi bilemeyeceğini ve 6b den olduğunu anlatıyor , bak o ne diyor:


82. celse,
Soru:Söylediklerim gerçekten de bu galaksinin merkezine yakın birkaç veya birçok gezegende olmuş mudur?
Ra:Bilgilerimiz sınırlıdır. Başlagıç hakkında bilgimiz var ama bizden önce meydana gelmiş şeylerin kesin deneyimleri hakkında beyan ve iddiada bulunamayız. Tarihi öğretmek nasıldır bilirsiniz. Bizim öğrenme/öğretme düzeyimizde pek fazla sapma olmayacağını umuyoruz. Yine de bizim bilinçli olarak yer almadığımız olaylardan söz ederken,sapma olmayacağını güvenle söyleyemeyiz. Anladığımız kadarı ile sanınız doğrudur. Böyle olacağını varsayıyoruz.

-------

Ne ilginç dime. Ra , herşeyi bilemeyeceğini kendisi söylüyor ve verdikleri bilgilerde "pek fazla sapma olmamasını umduklarını". Öyleyse Ra kendisi bilgilerinde sapmalar olabileceğini söylerken , ben niye onların bir 6b olarak herşeyi sapmasızca aktarabildikleirni düşüneyim.

Daha yukarısı var, 7 ve 8b. Ra 7 ve 8b de olduğunda belki ceylan dersinde oturan biri olacak, nereden bileceğiz bunu, daha ötesini bilmiyor ki. Ama sen şu sözlerinden yola çıkıyorsun Maharajın aydınlanmadığına dair çıkarımların:

Herşeyle 'yeterince' bir olan birinin romatizmadan çekmemesi gerekiyor. Bence yaşadığı şey aklın aydınlanması. Bunu bedenin ve sonra ruhun aydınlanması takip ediyor. Beden üzerinde hakimiyet kazanınca romatizma çekmezsin. Hatta tam dengede bir varlığın yaşlanmayacağından dahi bahsediyor Ra. Olasılıkla beden formunu bile değiştirebilir. Maharaj'a ise "Madem birsin New york'ta şu an hava durumu nasıl" diye soruyor biri. Maharaj'da bunu bilemeyeceğini, bunun özel çalışma istediğini söylüyor. Herşeyle bir isen New york'la da birsindir. Kendini bilebilirsin. Ra herşeyle bir olan bir varlığın anında istediği yere seyahat edebilmesi şeklinde bir seyahat türünden de bahseder. Hatta 5. derecede dahi yapılabiliyordu bu. Bilmedikleri bir şey sorunca o şeyle bir oldukları için o konu ile ilgili bilgi alıp soruyu cevapladıkları da malum. Maharaj'a ise Atlantislileri sorsalar da cevaplayamazdı. Tabii ki amaç benim babam seninkini döver değil, ama biri kalkıp varlıkları doğru perspektife oturtamazsa, bunları konuşmak gerekiyor. Sen Maharaj'ın daha gelişmiş olduğunu düşündüğünü söyleyene kadar, zaten bu konu üzerinde konuşmak gerekmemişti
----------

Bunu söylemen beni şaşırtmadı, neyi düşündüğünü zaten önceden bir yerlerde de söylemiştin kısaca.

Sai baba örneği, bir mi olmuş ne olmuşsa, avucundan para çekip çıkarıyor insanların, bir sürü mucize yapıyor vs... Ve Maharaj bunları yapamadığı için, aklı aydınlanmış biri oluyor:) Bakış açın tamamen bana ters çünkü sen bu tür şeylere göre değerlnediriyorsan, benim tarafımda olayın özünde olanı görmemişsin demektir. Ra gezginlerden sözeder ve bu gezginler 3b de unutma sürecinden geçtikleri için, bizim gibi yaşlanır ve bedenleri çürür. Diyelim ki kendilerini hatırladılar, bu hiç bir zaman romatizma çekmeyecekleri anlamına geliyorsa sana göre 3b de, sana demeliyim ki, sai baba öldü.

Ve Maharaj konusunda olayın özünde benim anladığım şey sneden niye farklı. İşte tam da bunun için. Üstüne basa basa diyorum ki yazılarında ,o "zihnin gerçeği idrak ettiğini söyler" yani "zihin gerçeğe odaklanmıştır", aramızdaki fark budur ;der, hatta geçmiş yazıları okursan bir ara, bedenin ölümü ile büyü ölümün gerçekleşeceğine dair bir sohbeti vardır. Geçmiş gelecek hepsinin aynı an da olduğuna dair. Yani, 3b de iken zihnin gerçeğe odaklanmısıdır olan budur. Aynı şekilde nasıl ki 3b de zihin odaklanmıştır gerçeğe, New York a dair sorudada , yine zihin bu tür bilgileri kazanmaya dair eğitilmişse ;demek ister. İşte senin ceylan derisi, şuya buna bakınırken pas geçtiğin konu bu. Maharaj zaten kendisi der, yaşarken zihnin ya gerçeğe ya da şuna buna odaklanması sağlanırken , "gerçeğin idrakinin bile zihinde olduğunu".

Ve hepsinin temelinde olan şey , Maharaj hepsinden ötede , birliğin sevginin de ötesinde olduğu için , zihni tamamen kendi haline bıraktığı için bedeninin yaşlanması onun umrunda değil ama sen birlik aşamasında olan varlıklarında hala zihinde olduklarını ve bu nedenle bedelerinde farklı şeyler olduğunu düşünmüyorsun. Birlik aşamasında olan biri, evet pek çok şeyi yapabilir ama o hala bunları yapmak istediği için yapar, çünkü ötesine geçmemiştir, hala zihinde devinmektedir. Mesela birlik aşamasındaki insan , eğer "ben şu an new yok u bilmek istiyorum "derken, bedeninin "tüm varlıklarla bir olduğunu düşünmezse", o bilgiyi alamaz. Bu bir eylemdir ve snein atladığın nokta bu.

3b koşullarıyla 6b koşulları farklı, orada hereşy kendiliğinden olur ve bir olan herşeyi anında bilebilir çünkü "evrenle bir olduğunu bilip , bu birlik hali hüküm sürdüğü için özel bir eylem gerekmez, "bir olduğunun daima bildiği ama hatırlamaya gerek kalmadığı yerdir" ama burada 3b de özellikle bunu düşünmen gerekir. İkisi tamamen aynı olsa idi, biri 3b diğeri 6b olurmuydu. Kaşık büken çocuklar bunu nasıl yapıyorlar o bilgileri hatırlayarak ama ben onlarla birim ;e odaklanmasalar , o kaşığı bükemezler oysaki 6b de ona odaklanmak diye birşey de olmadığı zaten daima buna odaklı olunduğu için , 3b deki o çocuklar ,kaşık bükmek için ayrılığın olduğu 3b zihniyetinden farklı birşeye odaklanmaları şarttır ve bedenlerinin de hastalanmaması diye birşey varsa, daima birlik bilinciyle olmaları gerekiyor, 3bnin ayrılık zihniyetine kapıldıkları an da bunu yaşayamazlar ,işte bu nedenle 3b ile 6b farklı.

Ha şimdi Maharaj a dair "o birlik bilincinde değilmiydi, neden yapamadı ki "diyeceksindir ama işte değil.O "ben sevginin de ötesindeyim "derken , bunda odaklı olduğunu söylerken, sonsuzluğa dair tanımındaki gibi "birşey bilmiyorum , kendimi tanımlayamıyorum "demeye çalışırken, 3b deki bedeni tamamen kendi haline bıraıp seyrederken ,(birliğinde ötesindeki sevginin)hali, yaşarken ,bu bedenin birlik koşullarındaki hal ile yapabileceği şeyi yapıp hastalanmamasına karışmamakta , zihnini herşeyin ötesinde olana odaklanmayı bırakıp , birliğe odaklanarak yapılabilecek şeyleri yapmaya gerek duymadığını söylüyor ve en önemli cümlesi buna dair şudur. Benim zihnim gerçeğe odaklıdır.

Ve daha ötesi, ancak hala bilinçte olan birşeyler yapar ya da yapmaz. Kendi haline bırakmaktan da ötede. Yani, birlik aşamasında olan bile hala bilincin ötesine geçememiş olduğu için , vardığı aşamadan dolayı tüm evreni bedeni gibi hissederek birşey yapar. Mesela Ra evren bedenimdir düşüncesini idrak ettiği için New yorktaki havayı bilir ama işte birşey yapmaya karar verdiği için bunu yapabilir. Eğer üzerinde ciddiyetle düşünmek istersen bu ayrıntıya dikkat et. Maharaj "hiçbirşey yapmaya karar vermediği için ", 3b deki bedeni "3b koşullarına bırakmıştır". Bu senin aklında oluşan çelişkinin ,üzerinde iyice düşünürsen ve kitabı Ra kadar fazla irdelersen bulacağın şey.

Adam 3b koşullarına bırakmışsa bedenini, nasıl 3b nin ötesindeki bir 6b nin durumunu yaşar bedeni.

Bak bu sözümün altını iyice çiziyorum, eğer ne demek istediğimi anlamak istiyorsan iyice düşün. Ra , birlik aşamasında olan biri olarak , daha yukarısını tahmin edebilir en fazla ama bu aşamada iken hhala bilinçte olup, hala bilincin vardığı tekamül derecesinin (bilrik)yarattıklarını,bedende olan değişimler vs.. yaşar ve ancak, bilincin ötesine geçebilen tamamen doğru kararları verebilir ve bu nedenle Ra her zaman doğru kararı verememiş , (hizmet amacıyla yardım etmiş bilgiler vererek atlantise)ve zararlı sonuçlar doğmuş. Biz öğreniyoruz ve öğretiyoruz vs..demeleri de bunlar çünkü hala bilinçte olduklarını biliyorlar ve tekamül ettiklerini oysa ki Maharaj , zihninin bilincin ötesine odaklandığını biliyor ve söylüyor. Adamın beyanı açıkça bu ve ben ona inanıyorum , bu nedenle Ra danda üstteki aşamada diyorum. 6b nin yukarısı, yaratana geri dönüş yolculuğu.

Ra nın geçmişte bilgi vermesi ve bu bilgilerin olumsuz amaçlar için kullanılmaıs ve dünyanın yaşadığı felaktleri örneklememin bir nedeni de şu idi. Eğer bir resim yapıyorsan ve "onun içindeki renksen" , resmi değiştiremezsin. Bir damla isen nehirdeki, nehrin akışını değiştirebilirmisin. İşte Ra da resmin içinde olduğu için hala, yardım amacıyla kendilerine göre müdahele ederek bir felaketin sonrasında ortaya çıkmaması gerektiği sonucunu gördüler. Denge dediğin şey. Herşey en uca değin çıkar ve sonrasında denge kuralı işler.

Ama buna dikkat et. Maharaj hiçbirşeye hatta o bedenin çürümesine bile müdahele etmez , sadece dengeler fakat zihin gerçeğe odaklı olduğu için , o bedeni seyreder ama zihni gerçeğe odaklı oduğu için, resmin dışındadır ve dolayısıyla kendisine soranlara daima gerçeği anlatır. İşre Ra nasıl ki, "insanlara gözükmenin (hizmet amacıyla da olsa) yanlış olduğunu öğrendik.. düşürüldüğümüz durumdan dolayı geri çekildik vs..gibi örnekler verir yani yapması gereken tek şeyin olanları dışarıdan seyretmek olduğunu böylece belki anlayacaktır(ki yüksek benlik müdahele etmiyor ,dersleri programlıyor sadece, bunun gibiydi), işte Maharaj bu dersleri de öğrendiği için alemleri seyreder sadece. Ama diyeceksin ki belki,öyleyse Maharaj denge diyorsa , niye soranlar gerçeği anlatıyor sadece. Bu da benim için önemli bir ayrıntı.

Yüksek benlik daima pozitif bilgiler verir varlığın kendi egosu onu negatife çevirir. Yüksek benlik dengeli iken niye negatif bilgiler de vermiyor? İşte tam da Maharajın yaptığı şey gibi. Daima pozitif bilgiler vermesinin nedeni. Birlikte pozitiflik var sadece, negatiflerde pozitife katılıyor bun nedenle. Bunları unutmuş olabilirsin, kitapta yazıyor.

Yani, benim konuştuğum şeyden emin bir şekilde konuşmamın nedeni, Maharaj ı ra bilgileriyle de birarada çok ayrıntılı bir şekilde irdeleyip ulaştığım sonuçlar. Ben ne söylediğmden eminim oe, senin Ra bilgilerine verdiğin emeğe benzerini bir de Maharaj a verdim, kitabı ın altını çizerek, fizik bilgielriyle kanal bilgileriyle vs.. hepsiyle karşılaştırarak , Kasyopya celselerini sorgulayışım, didik edişim gibi irdeledim.




Edited by - pandora76 on 16/09/2011 15:16:23
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 16/09/2011 :  16:38:10  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Kusura bakma ama zihnini önemli olanın üstüne odaklamak ve çelişkilerini görmek istemedikçe ne kadar incelesen de çok da fayda etmiyor.

Önceki iletimde aydınlanma bir 3. yoğunluk fenomenidir diyorum. Bunun ötesinde zaten anlamı yok.

Sen Maharaj 3b, bunları nasıl yapsın diyorsun. Ee Ra 6b. 6b'nin 3b den çok öte bir aşama olduğunu da biliyorsan daha ne? Yüksek benlik'ten sözediyorsun. O zaten 6b'de bir aşama.

Kafandan çıkan her oturmamış/karışık düşünceye birşeyler yazmak yorucu. Cevap yazdığını düşünüyorsun ama çelişkileri, kendini övmelerini, ve karşındakini suçlamalarını çıkarınca geriye pek fazla birşey kalmıyor üzerinde duracak.


Edited by - oe_ on 16/09/2011 16:40:35
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 16/09/2011 :  16:57:13  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Eğer gerçeği idrak eden zihinse (yani sadece zihinde oluyor buaramalar konuşmalar) 6b deki varlığın da zihni birliğe odaklıdır,gnaninin ki ise gerçeğe. Yani...

3b deki varlıklar arasından 6b ye ulaşan varsa, o kadar ilerlemişseler, sadece bilgi değil aynı zamanda idrak edebilmişseler, onların zihni 6b ye odaklıdır. Bir yogi zihni eğiterek işte böylece bu seviyenin getirdiği şeyleri yaşayabilir /kendini eğitebilir ve Maharajın sözünü ettiği eğitim budur çünkü o nun zihni de , birliğin de ötesine odaklıdır ve odaklandığı şeyi anlatmaktadır. Bu nedenle birlikteki aşamasında olan şeyleri yaşamamakta , onların getirdiği şeyleri yapmamaktadır ve zaten bir sorana" biri bana bin yıl daha yaşayacağımı söylerse, bunu neden isteyeyim "gibi birşey der. Adam , sıklıkla sözü edilen "arzuların olmaması "denen durumu yaşadığı için , birşey istememekte .

Oysa ki birlikteki varlık o düzeyde iken ,sadece o düzeyi hissettiği için birliğe dair şeyleri yaşamakta ve yapabilmekte, daha ötesinde olsa idi, tıpkuı spritüalizmde de sıklıkla sözü edildiği gibi, her arzuyu ve tıpkı bunun gibi, herşeyi bırakacaktı.

Bizler 3b yoğunlunda iken bile birlik düzeyine erişebilirz ;demiştim , tüm yoğunluklar içimizde çünkü ve diyelim ki bunu başardık ama hala hayattayız yani çevremizde 3b koşulları var. Hastalıklar, yaşlanmalar vs... biz onlardan farklı olarak bunları yaşamıyoruz ama diğerleri yaşıyorlar ve bu bir mucize gibi olurdu değil mi. Oysaki birlik aşamasına erişip"evren benim bedenim"diyebilen ve bunu hisseden için , herşey apayrı bir düzlemde olmalı. Bambaşka birşey ve işte hasat denilen şey de bu benim için.

Ölünce birliğe gideceğiz vs..değil. İnsan bilinçlidir ve bu nedenle şimdi burada daaha ötesini idrak edebilir. Bu nedenle tüm yoğunluklar içimizde. Bilinçli olmak yeterli. Ve işte birliği idrak eden , ölmeden hissedebilir bunu ama ölüm sonrası gittiği yer, aslında vardığı tekamül aşamasından başka birşey değil. Ayrı bir yere gittiği filan da yok, bbilincindeki bir başka aşamada bedenende ulaştığı yer. Ra da bizim bilincimizde, ayrı bir gezegen filan değil, zaten kendisi der bunu, bilincinizdeyiz gibi bir sözü: bunu ayrıca yazmamın bir nedeni var.

Birlik aşamasını idrak etmiş insan dahi, ölmedikçe 3b koşullarını, ayrılığı, çevresindeki hastalığı görecektir, bilecektir çünkü hala "bedendedir". İşte maharaj ın, hiçbirşey istemeyen tam doygun hale gelmesine karşın, yine de kendini çok mutlu hissetmesi , ama bunu içinde yaşaması ve kendini yaşlanmasına rağmen bir çocuk kadar mutlu hissettiğini söylemesi. Bedende olmak bana acı verici geliyor der ne demek ister. Ama yine de bedenini sevmektedir çünkü acı verse bile, acı bile onun için sevilebilirdir. Birlikte acı ve haz birdir çünkü ve bu nedenle, acı verici olan beden için de birşey yapmaya gereksinim duymadan mutludur. Kendi gurusunun ölümünü anlatır, ölümünden günlerce evvel yemeyi içmeyi kesmesi ve ölümünden kısa bir zaman önce , sevinçle şakı söylemesi vs..ve yaşadığı gibi mutlu ölmesi. İşte Maharaj da bedeni yaşlanıp ölüme yaklaştıkça, tam aksine bundan mutlu olduğunu çünkü büyük ölüme yaklaştığını anlatmak ister.

Beden zihni üretir, onun ve ona soran birinin söylemidir bu ve zaten hamilelikte en başındna beri cenin canlımıdır. İşte aklıma takılan bu idi.

Beden zihni üretir ve kendine oyunlar yaratarak , gelişir devinir ve zihin tanımlanamayanın tanımlandığı alan olduğu için , ancak zihin devinerek tekamül edebilir ve tabi ki zihin de aslında gerçeğin bir başka halidir, kendini bilmek için büründüğü hal. Arayış tıpkı Maharaj ında söylediği gibi bitmez ama arayan arayış içinde dağılır .
Sen mi demiştin ne, hızlı düşünmem ve yazmama gerekiyor ,hazırlanıp yarın gitmem gerektiği için o nedenle yazılara geri dönüp bakamam şimdi.
İsteği istememekle dengelemek gibi birşeydi sanırım,yanlış anımsamışsam kusura bakma ama secretdreamın sayfasına bakıp hatırlayabilirsin tamamını.

Gerçeği tutku ile istemek gerçeği getirir, bütün benliğin ile ama yardımı tutku ile yapmak arasındaki sözleriyle işte bu noktada fark var. Birşeyi istemeyi istememekle dengeleyemeyiz, istiyorsak istiyoruzdur , bunun önüne geçilmez, istemiyormuşuz gibi yapsak ve isteğimize odaklanmasak bile yine de içten içe isteriz. Mesela şu bir kitap, okumak istemiyorum;diyerek isteğimizin önüne geçemeyiz , bu bence denge ile alakalı birşeyde değil. Dengelemeye dair asıl şey is,e , bir ileri birgeri adım atmak ta değil benim için. Ra nın söylediği gibi, herşeyle bir olmak denge durumu.

Mesela benim karşımda biri varken ben onunla bir olduğumu bilirsem , o bana tepki verse bile , o nunla bir olduğum hissiyle hareket edebilirsem sadece bir dengede olurum çünkü buna göre hareket ederim.

Ra da biri saldırsa bile dengeli varlık buna sevgi duyar der yani o bana kötülük etti, ben ona kötülük edeyim vs..gibi değil. Sadece yapması gerekeni yapar(doğru olan tutumu) ama bir başka varlık için birşey yapıyormuş gibi değil, kendi bedeninden ayrı değilmiş gibi düşünerek yaptığı için. Mesela elin yara olsa tendürdiyot sürersin ama başka biri değildir o , elin iyileşsin diye yapmak zorunda olduğun için onu acoıtırsın ve acısını hissedersin ama sevgiyle yaparsın bunu, nefretle değil. Elindeki acıyı sende hissedersin ve Maharaj da diğerleirnin bilincine girme kapasitesi olarak adlandırır bunu. Diğerlerinin acısını da hisseder ve özgürleşmenin ,dünya yaşamına göre hiç de çekici olmaıdğını, bir kazanç, getirisi vs..olmadığını , gerçeğin kendisini bilmenin en önemli şeyolduğunu nlatır. Gnanilerin, çok sıradan fakedilmeyen insanlar olabileceğini , çok konforlu yaşamayabileceklerini vs..Zaten öz de aslında herşeiyn sahibi, neyi isteyecek ki.

Ve yine bu başlıkta yazdığım şeydeki gibi, evrenin güçlerini kullanırken gösteriş yapanların(mesela sai baba gibi) birşeyleri "kendilerine ait zannettikleirni" ve bu bunun iyi bir yol olmadığını . 7b den önce 6b de varlık , yüksek benlik, sadece dengeliyor ve birşey yapmıyorsa bunun için, daha ötesinde seyreden konumuna geçen ve kendi yaşlanmakta olan bedenini seyreden , seyretmekte olan tekamül aşamasına odaklanan gnaniden başka ne olmalıydı. Aslında tamamen birbirini tutuyor benim için, tek bir eksiklik yok. Ve Ra dan farklı söylediği şeyler işte bunlar.
----------

Bildiğinden çok daha fazlasının mevcut olduğunu bilen biri, büyük sözler söylemekten çekinir ve hatalarını da açıklıkla söyleyebilir; ama ulaştığı aşamayı son aşama sanan biri biraz daha farklı olur. Aradaki farkı ayırtedecek deneyime sahip olmayan biri de ikisini karıştırabilir, olay bu
.
--------

İşte buradaki yanılgın da bunun gibi birşey benim için. Senin anlamadığın nokta benim için bu. Özgür irade vs..diyedurur Ra neden buna önem verir. Çünkü özgür iradeye karışmamayı öğrendikçe , tekamül ilerleyecek ve en nihayetinde hiçbir varlığın iradesine karışmadığı noktaya gelip sadece olanı seyreden olacak işte ben ona gnani diyorum. Bildiğinden daha fazlasının olduğunu bilen büyük sözler söylemekten çekindiği için söylemiyor diyerek Ra aslında bilse bile , çekindiği için söylemiyor;demeye getiriyorsan eğer, açıkça Ra nın, kendi aktardıkları bilgilerde sapma olmamasını umduklarını söylemesi ve tarih dersi gibidir,"Başlagıç hakkında bilgimiz var ama bizden önce meydana gelmiş şeylerin kesin deneyimleri hakkında beyan ve iddiada bulunamayız".. demesini nasıl açıklayacaksın.

İşte Ra nın kendisi söylüyor , onun söylediği şeyin aksinimi düşüneceğim, aslında bilse de büyük sözler dememek için anlatmıyor ;mu diyeceksin. Yapma be oe , ne zaman Ra ya dair birşey olsa ortaya çıkar ve şiddetle savunursun ,unuttuğun şeylerde var belki Ra da, önceden beri hatta ben Ra ile ilgili aksi şeyler söylediğim zamanlardada bunu yapmıştın, sen biliyorsun bunu ama ben , kendim yazıyorum , Maharaj ın ceylan derisinde oturuşunu ve bu nedir diye soruyorum, bu bir eksiklik olark nitelendirilebileceği halde. Bunu yapıyorum çünkü ben taraf tutmuyorum ama Ra nın kendisininde dillendirmesine ve kitaplarda geçmişte hatalar yaptıklarını anlatmalarına rağmen sen , bir anda benim kafamdaki ksursuzluk anlayışıma göre modellenmiş birşeyden yola çıkıp, Ra yı kusurlu gibi gördüğüme dair tespitler yapıyorsun,oysaki biraz düşünse idin, anlayacaktın.

Ve Ra senden aksini demekte, kesin konuşmamasının nedenini açıkça anlatmakta. Ve bildiği şeylere rağmen büyük konuşmaz insan diyen de sen, özgürleşmemiş bir varlığa ait, ne bileceksin bir gün özgürleştiğinde bunun tam aksini söyleyeceğini ve belki de o zaman da şöyle diyeceksin Maharaj gibi.

Olmadığınız gibi görünmeyin, olduğunuz olmayıa da reddetmeyin.
Olmadığı gibi gözükmemiş Maharaj, neyse onu anlatmış ve Ra da, neysem oyum demiş ve neyse onu anlatmış, büyük mü konuşmuş.

Ra benim için kusurlu olsa idi, kusurlu derdim , hem kafamdaki kusursuzluk anlayışına uymayacak hem de ben Ra üzerinde bu kadar duracak, bu kadar çok beğeneceğim ve öveceğim o bilgileri. Bu çelişki değil mi. Bence bu kadar da atlama sonuçlara , biraz daha iyi oku Maharaj ı eğer ona dair bu kadar kesin kanaat getireceksen.

Maharaj , bildiklerini söylemekten çekinmez çünkü tekamül için anlatması gerekenleri anlatır ve ben kimim ki, sadece güneşi gösterebilirim ama güneşi görmek sizin işinizdir;der. ama kendisinin de dediği gibi, kendi seviyesini anlatır ve bu onu kusurlu yapmadığı gibi, küçük de yapmaz neyse o yapar. Bir gnani.

Nasıl ki Ra 6b deyim der seviyesini söyler , aynı şekilde Maharaj ında kendi düzeyini söylemesi , büyük büyük konuşmak olmasa gerek.

Gerçeğe odaklanmış zihin yani resmin dışına çıkan resmi ayrıntılarıyla ve kesinlikle doğru olarak gözüktüğü gibi anlatır ve sonsuzluksa eğer, o sonsuzluğun bir aşamasında nasıl ki Ra 6b dedir o düzeyi bilir aynı şekilde sonsuzluk bile olsa, Gnanide o seviyeyi bilir , anlatır ama öyle birşeydir ki, o seviyede iken gnani, birşey bilmiyorum , tanımlayamıyorum ;der çünkü tanımsızdır onun olduğu nokta ama bilinçte ,zihinde o zihne ait bilgiyi istediği zaman verebileceğini söyler ve bunu düşün istersen, snein sonsuzluk tanımına uyuyormu.

ve daima doğru sonuçlardan sözetmesi bununla ilişkili ama resmin içinde iken, odağı genişlemiş bakış açısı büyümüş te olsa varlık tamamen gerçği ifade edemez ve insanlara gözükmenin hatalı sonuçlar vereceğini anlaması da Ranın kusur değil, tekamülünün getirisidir.

Şimdi Maharaj gerçeğe odaklı iken , bedeninde olanı seyredeken ,"ben yeterince bilmiyorum "mu demeliydi , mütevazi olmak için. Konuşma bile zihinde oluyor der, ne demek ister.

Bu senin bedenin ve bedenin kendi başına pek alada çalışır, bu örneği vermiştim ben, Maharajdan. Sen ona karışmazsan herşey yolunda gider eksiksiz ama kalbine dersenki yok böyle atacaksın sen vs.. , o kalp atışıyla birlikte tüm sistemi bozarsın. O başka bir sistem olur, değişir, o artık o değildir. İşte gnanide herşeyin olduğu halinin doğal olduğunu bilendir, bu nedenle bedenini kendi haline bırakır.

Sonsuzluksa dediğin, sık değinirsin hani, işte o da benim için bilinç aslında. Son-suzluğun ötesinde birşey olmalı, bilişin de bilmeyişinde ötesinde , tanımlanamayacak birşey.

------

Örneğin senin buraya gelişin de, kendine hizmet olarak indirgenemez. Öğrenmek için geldin. Kendine ve yakınlarına yardım için. Bunun kendine hizmetle ilgisi ne. Eğer sonuçta 'dışlayan'/ayıran ve 'başkalarını salt kendi için kullanan' bir yapıda değilse olay, buna kendine hizmet denemez. Öğrenmek ve kendine/başkalarına/bütünlüğe yardım etmek. Bu, dışlayan/bölen bir yaklaşım değil ('kendini' de dışlamaz/bölmez).


-------

Burada dediğim de alsında çok açık. Ben "bütündeki herkese değil"sadece kendim ve ailemin, isteklerimizi gerçekleştirmek için bilgi alma niyetinde idim. Kendi isteklerim için. Birşeyi kendin için istersen sadece , kendine hizmet edersin. Adam gider sadece eşi ve karısının refahı için çalışır ve bu bütüne hizmetmidir?


Ailemi düşünürken , bütüne ait diğerlerini , bütünün diğer parçalarını düşünmedim"ailemi ve kendimi ayırdım". Tekamül etmeyi de düşünmedim. Sen veya Ra tekamül etmek için yhizmet etme amacını taşırlarsa , bu da yanlış birşey değil. Ben ,yardım , hizmet, tekamül için ,bir amaç için yapılmış olsa da yine de işe yarayabilir, Maharaj ın dediği gibi bir yol olabilir , tıpkı Ra ında dediği gibi;demek için bunu söyledim ama asli yola götüren bir adımdır. Herşey bırakılmalıdır en son aşamada;dediği gibi Maharajın. Nihayetinde başkalarına hzmet ederken, kendine hizmet etmiş olursun. Ra diyor işte, bütüne hizmet ederek tekamül ediyoruz diye.

Ve şuna dair de yazdım alsında .

Yani "gelişme yolu hizmete doğal olarak çıkar" (anlayış bende bolca olsun ki diğerlerine taşsın). Ama 'gelişmeden salt iyi niyet ve hizmet güdüsü', gelişmeye çıkmak zorunda değil. Ve kişi kendi gelişmişliği oranında diğerlerine hizmet etme potansiyelini taşır. Yapmaya çalıştığınız hizmet için yeterince gelişmemişseniz, verebileceğiniz şey de yarardan çok zarar getirebilir, içinde iyi niyet ve hizmet etme güdüsü bolca olsa dahi.

-----------
Ve aynen öyledir. Ra da iyi niyetlerle yola çıkmıştır ama verdiği hizmet bir zamanlar yarardan çok zarar getirmiştir, geçmişteki yıkım.

Ve yardım da zaten kişinin gelişmesi içinse eğer, zararda verse , yine de o içindeki niyettir aslolan, kendisi tarafında. Zamanla daha doğru hizmeti öğrenecektir. Ben "yardımın işe yarayıp yaramadığı değil, insan yardım etmeyi, hizmeti yeterince bilemeyebilir, o ayrı konu ama hizmetin yarattığı gelişimdir aslolan ; gibi birşey dedim ne demek istedim.

Nihayetinde insan neyi ararsa , onu bulur ve bu nedenle az yada çok aradığı neyse ona çekilir, diğerleri de bu nedenle ona anlamsız gelebilir.

Sen Maharajdan alıntılanan o kadar zengin anlatımları, söylemleri söyle onu hiç okumadan , ben de sana "demek ki herkes bunları söyleyebilir"diyeyim.

Ve söylem değil, onun ne hissettirdiğidir aslolan, sen yüreğinde maharajın sözleri karşısında birşey hissedemediysen , bir gnaninin sevginin ta kendisi olmasından ötürü yaydığı sevgiyi de hissedememişsin demektir ve boş laftan öteye gitmez senin için. Tabi bu da senin seçimin , "herşey bir yere kadar dediğin gibi" .


Edited by - pandora76 on 16/09/2011 17:04:28
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 16/09/2011 :  17:40:34  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ve şimdi geldi aklıma..Tam da bu idi işte, hastalanmış bedeni de olduğu gibi kabul eden! Bunları konuşmak çok iyi oldu , konuşmasaydık , bu şeyi bu kadar net farkedemezdim size cevap verirken, yazdıkça yazarak düşünürken.

Hani deniyor hep , "kabul etmek, herşeyi ". 6b ye kendini eğitebilen ve mucizeler yaşayan yani 6b düzeyini gösteren bir yogi.

6b düzeyine erişen ve ölüm sonrası gidilen yer,hasat. Yani 6b düzeyine kendini eğitmiş olan ,hasat da bu zaten, zihnin bir seviyey eğitilmesi.

Ve herşeyi ,acıyı da kabul ettiği için , onu bile seven ve bu nedenle bedenini olduğu gibi olması için 3b koşullarına bırakan , iyi-kötünün ötesine yani dualitenin ötesine geçmiş olan gnani. Bu nedenle bırakmak zorundasınız demişti , herşeyin ötesine geçtiğimiz an ancak herşeyin bir olduğunu görmekten te ötesi, aynı zamanda onlardan da ayrı olduğumuzu anlamak için ve acıyı bile seven , hepsiyle bir olan olmak için. Bu nedenle bedeninin yaşlanması onun için önemli değildi ve onu 3b deki halinde bırakmak önemsizdi!

Çünkü o acı ve hazzın bir olduğu yerdeydi ama gerçeğin ötesine odaklı olduğu için zihni, verdiği tüm cevaplar gerçeğe dairdi .

Kendi bedeninden dolayı acı çekiyor diye mutsuz değildi ama benliklerini dert edinmekteydi çünkü benlikleri , çektikleri acıdan dolayı onun gibi haz duymuyorlardı, acıyı sevmiyorlardı , acı ve hazzın aslında bir olduğunu anlamadıkları için.

Paula Cohelho dan yıllar önce okuduğum o kitaptaki gibi, haz ve acı konusu! Demek ki benim aklımda oldukça yer işgal eden Cohelho nun sözleri aslında bununla ilgiliydi. Yıllar sonra şimdi görüyorum:) Şimdi aklıma düştü, o neydi ;dediğim şey.

Tanrı bile yapan ama gnani yapmayan, herşeyden sonsuz bir haz duyan...
Teşekkür ederim bu şeyi daha iyi farketmeme yardımcı olduğunuz için.

Bana yolumda yoldaş oldunuz ,benimle tartışarak , tekrar tekrar irdelememi sağlayarak, bana aslında şu an beni çok mutlu eden bir şeyi görmemi, bilincine varmamı sağladınız. İçten içe beni tatmin eden sonuçlara ulaşsam bile, birşey daha var gibi hissediyordum ama tam anlamıyordum bunu. Sorularımın cevapları zaten elimde ;diyordum.

İyi ki varsınız,ikinizi de seviyorum sevgili "benliklerim".
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 16/09/2011 :  20:15:02  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ve arayış bitmez , arayan dağılır ;ne demek.

Ra 6b düzeyinde olduğu için o düzeyi anlatabilir ama işte benim için en can alıcı nokta da bu. Bir gnani, "birşey bilmiyorum, birşey istemiyorum ;der çünkü o nun zihni gerçeğe odaklandığı için , sonsuzluksa olan , birşey bilemez!

İşte onun farkı da bu idi. Sonsuzluğa dair tanımdaki gibi. Sürekli döngü halindeki şey. "Onun düzeyide bu, tüm o düzeyler". Sonsuzluğun nasıl ki tanımı yapılamıyor(başı sonu içi dışı olmayan birşey)işte tam da bu nedenle bir gnani "birşey bilmiyorum, birşey istemiyorum"demişti! Diğer üst düzeylerden çok farklı konuşmasının nedeni tam da bu idi. Sürekli eğildiğimiz,"hiçlik-varlık-yokluk vs.."tanımlarındaki gibi. Ağzına kadar boş ve bir o kadar dolu olan nasıl "birşey biliyorum"diyebilirdi ki!

Birşey bilmiyor aslında Maharaj "çünkü o ağzına kadar boş olan hale odaklı" ama öte yandan verilen sorulara doğru cevaplar veriyor daima , çünkü aynı zamanda yine o boşluk olan ağzına kadar dolu.

Kalp atışı(zihin) , kendini sadece kalp atışı zannederse, aynı zamanda kalpten (öz ) geldiğini bilemez ;demiştim. Hakikaten şimdi düşünüyorumda , ben farkında olmadan aslında birşeyi farketmişim. Kalp olduğun an sadece kalp atışlarınında senden olduğunu bilebiliyorsan eğer, bir gnani de , kalp olduğunu bildiği için aynı zamanda kalp atışıyım demekte ve öte yandan onun kendisinden ayrı olduğunu da söylemekte.

Kalp , diyelimki çalışmıyor, durgundur, bu durumda "ölü olur"ve "kendisini bilemez":sonsuzluğun kendisini bilememesi gibi. Kalp asla durmaz, ta ki ölene dek, ölümü demek , hayatın bitişi demek ve hayat "sonsuza değin var olduğuna göre, kalp daima atacak yani arayış daima sürecektir.

Hepsiden de ötesi özgürleşen varlık, diğer tüm üst seviyelerden bu nedenle farklı olarak , sonsuzluğun kendisi olduğunu idrak ettiği için tam olarak tanımlayamıyor ama kalp atışına neden olan kalp olduğu için , kalp atışları doğru bir şekilde düzenleniyor.

Dilediğinde o zihin aracılığıyla (kalp atışları)bilgiyi tam ve eksiksiz verebiliyor. Maharaj ın sosnuzluğun kendisi olduğunu idrak etmesi , sonsuzluk bitmeyen birşey olduğu için mümkün değil;gibi birşey yok aslında. İdrak ettim ;diyorken nasıl bir cevap veriyor idrak ettiği şeye dair. Onu resmne tanımlayamıyor ve tam da bu nedenle idrak ediyor çünkü gerçek sözcüklerle tanımlanamıyor!

Nasıl ki Ra renklerden örnekler ve o renklerin arasında bir sınır çizgisi vardır , kafamı karmakarışık etmişti bu sözler. Yedi renk ve sonszuluk ve aralarında bir sınır. Yeşil sonsuzca titreşen ama bir sınır var biryerde ve bir sonraki renk. Akıl ile düşün dur asla bunu anlayamazsın, ben de böyle olmuştu yani.

Ama işte doğrusu da bu.

Sonsuzluk denilen şey sürekli devinmekte olan olduğu için(renkler ve titreşimleri gibi), asla bu arayış bitmez.

Hepsinden ötesine çekilmiş olan , o sonsuzluğun kendisi olduğunu da idrak ettiği için , artık birşey bilemeyen tanımlanamayan sonsuzluk olduğu için o verdiği bilgi ve Mahrajın söylediği gibi konuşmanın zihinde olması durumu sözkonusu .

Ben birşey bilmiyorum çünkü tüm bilgi zihne ait;diyordu tabi bu nedenle, sonsuzluğa dair iken neyi bilecekti ki.

Arayan dağılacak tabi çünkü arayan değil, aslında orada olan, arayışın ta kendisi. Arayanın fiziksel ölümü ile elbetteki arayış bitmeyecek , arayanda özgürleşse bile bunun anlamı arayışın bitmesi değil. Arayanın , aynı zamanda arayış oldunu da bilmesi ve bunu "madem ki işi bitmiş, öyle diyor , öyleyse yanılıyor çünkü bu olamaz"gibi birşeyle açıklamam ben.

Tam aksine, tam da özgürleştiği için dışarıdan bakıyor çünkü özgürleşmenin anlamı bu, onu dışarıdan da seyretmek ve dışarıda hiçbirşey var, sonsuzluk gibi birşey, ne başı ne sonu olmayan tanımlanamayan.

Bunun düşüncesi bile korkutucu geliyor şimdi buradan bakıp düşündüğümde ama niye mümkün olmasın. Herşey bir ise aslında, niye sonsuzluğun kendisi olduğumuzu idrak edecek kadar da genişleyemeyebilelim. Yani niye o sonsuzluk olduğumuzu da fakedemeyebilelim. Bunu fakettiği için zaten birşey bilmiyorum diyor çünkü bu farkedişin kendisi "bilememek", sonsuzluk başı sonu olmayan, bilinebilir birşey değil ki. Bu düzeyin dile getirilişi bu nednele ancak bu şekilde olmak zorunda, dile getirememekle çünkü bir "düzey "bile değil aslında. Dil zaten zihne ait,sadece işaret eden ama gerçeği dillendiremeyen.

Zaten biz sonsuzluksak eğer, tıpkı renkler ve sonsuzluk ve aralarındaki ayrım çizgisi, biri yeşil diğeri mavi ama sonsuzca bir titreşimleri var olsa da, nihayetinde beyazda tüm renklerin var olması gibi. Beyaz yeşile maviyemi ayrıldı sonsuzca, hayır. Bir yerde yeşilken , "aynı zamanda "mavi ve hepsi gibi gözüktü.

Ve sonsuzluk ise , birşey bilmiyorum, istemiyorum vs..demekten öteye yapabileceği yok iken, gnani ler açısında, ölüm sonrasında arayışın yine hiç bitmemesi(sonsuzluk dersem mesela arayışa), ama arayanın dağılması (arayanın o odaklandığı zihinde varolan bedenin dağılması)bundan daha doğal ne var.

İşte o dağılma denen şey bu. Bizler , ruhlar dünyasındada bir kişiyiz çünkü hala tekamülümüz bitmedi ve o ruh ta özgürleşemdiği için o sonsuzluğa dağılmış değil ama gnanini kimliği , artık özgürleştiği için devam etmiyor ve dağılıyor ama bu dağılma yokoluş değil! O derenin , denize karşıması gibi! Asla yokoluş yok çünkü, beyaz diğer renkleri yansıtmasada onu oluşturan tüm renkler daima mevcut , sadece onları göremiyoruz ve tüm o renkleirn gözükmemesinin nedeni, o renkleirn beyza rengi oluşturmak üzere dağılamsından ötürü!

Tabi ki böyle olmalıydı ve kalp olduğunu idrak eden gnani, büyük ölümle birlikte , o herşeyin kaynağı olduğunu da bilecek ki geçmiş -gelecek hepsi aynı anda mevcut olacak ama yeni bir bedenle birlikte , yeniden bir başka arayan haline dönüşecek fakat bu demek değil ki,"özgürleşen varlık , bir arayışa mı dönüştü yine, hani arayış bitmezdi". Değil.

Aranılan olduğunu idrak eden gnani, ayrıca bir " ÖZGÜRLEŞMİŞ VARLIK DEĞİL" şimdi. Kaynak olduğunu anladığı zaman , bunu ayrı bir kişi olarak yaşamış biri gibi durmuyor. O , bizim tanımlayamadığımız birşey ve o sonsuzluğa karışıyor ,"ben oyum "diyor bu nedenle. Benim için çok önemli kısımlardan biri bu.

Bu nedenle arayış bitmiyor, o okyonusa karışırken , hala zihin dünyasında ve o şekliyle arayış devam ediyor çünkü ve diğer tüm zihinler hala mevcut, o hala tüm zihinler hala. Bir haliyle kalp olduğunu bilmekte iken , diğer halinde ise zihin olmaya devam eden.

Diğer tüm zihinlerde aynı an da aramaya devam ederken, aslında kendisinden ayrı birşey olmuyor çünkü hepsi yine o, değişen tek şey, bakış açısının değişmesiyle gelen artık hepsi olduğunu idrak etmesi ve bu durumda iken "BEN İDRAKİNDEYİM" nasıl desin. İdrak zihind eolur demesinin nedeni ne idi. Zaten hepsi o iken bir damla okyonusa karışmış iken.

Arayaşın asla bitmemesinden daha doğal birşey yok. Kalp eğer atmazsa , kendisini bilebilir mi. Ben kalbim diyebilir mi. Ancak attığı sürece o kalp olduğunu bilebilir. Yani tam anlatamıyorum sözükleri bulamıyorum istediğim gibi .

Eğer biz bir kişiyi özgürleştiğinde ölüm sonrası "ayrı bir kişi gibi "bir konuma getirirsek , o zaman zaten bunun kendisi sorunlu bir ifade olur.

Ayrı bir kişi kalmaz çünkü, erir gider o sonsuzlukta ya da her ne ise.

Hal böyle iken ,ayrı bir kişiden sözedilemezde, o okyonus tan öteye birşey değilken "ben şu damla olarak özgürleşmiş bir varlığım"diyemez ki ama aynı zamanda diğer zihinler aracılığıyla arayışı devam ederken.

Özgürleşme denen şey sadece o zihnin ötesinden bakmak, verdiğim elma örneğindeki gibi, bakışaçısının değişmesi ise eğer, o zihin özgürleştiğinde , sadece bakış açısı değişmekte ve olmakta olan tüm devinim, hala devam etmekte iken , söylenebilecek tek şey"birşey istemiyorum çünkü hepsi benim ve ondan öteyim". olur. İşte bu düzey ancak bunu ifade edebilir.

Geriye ne kalır ;diye soran birine Maharaj "kimlik kalır"demişti, ölmeden önceki gnani için. İşte ölüm sonrası biten sadece bu kimlik, bu form, bitmesinin nedeni , gnainin okyonusa karışıp hepsi olması çünkü form , artık amacını yerine getirmiş, onu vareden tek şey arayış olduğu ve aradığı için, varoluşu da biten ama öte yandan , an da, zamanın olmadığı yerde, aslında o daima varolmakta da , arayışı sürmekte . Geçmiş ve geleceğin aynı anda mevcut olduğu o yerde , ölümden sonrasında, gnani hepsi , o aramakta olan form aynı zamanda..

Hem o arayan kimlik (o an da)hem özgürleşmiş yani ötesini de görmüş, yani hepsi iken , tam da dediği gibi, "arayan ve aranılan bir". Sadece arayış var.


Bir de şu var, bunu düşündünüz mü hiç.
Neden Ra bilgielrinde toplumsal bellek bileşimleri olarak 5b ye geçiliyor deniyor?

Bu çok önemliydi bence. O toplum bir olacak ki, aslında herşeyin kendi bedeni olduğunu anlayacak yani aslında toplum diye birşey yok, bir vrlık var, işte bu nedenle hepsi birlikte hasat ediliyorlar. Yani ortada bilmem kaç toplum filan da yok, hepsi ama hepsi sadece bir bedene ait.

Ve sadece ben kendi bakış açımı bilirim, yaklaşımı için şunu demek istemiştim ama sağlam olduğuna inandığım kanıtlara karşın , niye anlamıyorsun ne demek istediğimi ,demedim.

Eğer sadece yeşil veya mavi halde isem(bunlara odaklanmışsam sonsuzluk olarak) sadece yeşil ve mavinin bakış açısını bilebilirm bu kısmına katılıyorum ama beyaza büründüğümü de anlarsam , işte o zaman yeşilide maviyi de bilirim.

Aynı şekilde, ilham dememin , sezgilerden sözetmemin nedeni de bu idi. Ama ben hiç "bak sana tekrar tekrar sağlam bir kanıt ortaya koyuyorum , niye anlamak istemişyorsun, kendşmle konuşuyormuşum gibi hissettiriyorsun"demedim. Niye mi sağlam kanıtlarım var?

En başta Maharajdan ötürü. O , gerçek ve tam bilginin sadece ilham la geldiğini söyler, diğer bilgiler sadece işaret eder. Yani, sezgilere kendisini açabilen biri, işte o an , hem kendi dünyasının yansıması olup hem de ilginç bir şekilde asla değiştiremeyeceği varlıkların bakış açısını da görebilir çünkü bakış açısı o an için değişmiş, hepsinden öteye çekilmiştir ve ötede olan, hepsini görebilir. Ressamın resmi görmesi gibi.

Boşa konuşmadım hiç, bunu sen boşa konuştun demişim gibi anlam çıkarma lütfen secretdream ama çok emin anlatmamın nedeni , kendime göre sağlam kanıtlarım olmasından ötürüydü demek istiyorum , bu nedenle bildiğimde ısrar edip durdum. Israr edeceğim tabi, bildiğimden eminsem , sezgilerin ne anlama geldiğine dair. Karşımdaki kendisinin dinlenmediği zannına kapılmasın diye aksini yapamam ki. Yani olan bu idi, senle alakalı değil, lütfen kendine dair düşünme bunu.

Sezgileri doğru çıkan, rüyaları tamı tamına gerçekleşenler, geleceği görenler, Nostradamus , hitlere dair yaptığı kehanetler vs..tüm bu fenomenlerin aslı astarı da bu temelde. İnsan , eğer zihnini o yönde geliştirirse yani "o noktayı uyandırabilirse" , hepsini yapabilir ve bir gnani,zihni sadece gerçeğe odaklayıp özgürleştiği için , bu tür özel şeyleri eğitim olmadan yapamaz. Gnani nin tek ödülü gerçektir ve bu nedenle zaten zihnini buna eğitse idi bile, birşeyleri kendisine ait sayıp ,mesela kaşık bükerek "gösteri "yapmazdı. Kafamdaki mükemmelik kavramına dair bir iz buldum.

Bir "özgürleşmiş varlık", asla gösteri yapmaz çünkü özgürleşmek demek, birşey yapmamak sadece o'l mak , o bedneden de özgürleşip onu özgürleştiği yerden , dışarıdan seyretmek demek.Hatta yaşlansa bile

Hani sıklıkla Ol mak der spritüalistler, işte tam da bu . Ve özgürleşmek tanımı o şeyden ayrı durmaksa aynı zamanda ,işte ben onlardan ötedeyim o olduğum kadar ;diyen özgürleşmiş olabilir.
Bir okuldasın ve oradan ayrılmadıkça oradan ayrı ,ondan özgürleşmiş olabilirmisin?

Aslında Gurdijefmiydi tam anımsamıyorum, pek çok spritüalistin önemsediği biri.
Hapishaneden kurtulmalıyız ve önce hapishanede olduğumuzu kabul etmeliyiz; gibi birşey der ne demek ister. Bunu iyi düşünün çünkü Maharaj onun ne demek istediğini bence çok iyi bilmekte.

Hapishande olduğunu anlamayan , onun çıkış yolunu arar mı. İşte zihin gibi..Hapishanede olduğunu bilmeden çıkış yolunu arayamaz ve "özgürleşemez".

Benlikleri neden değiştiremeyiz? bu kalp atışının kalbi değiştirmesi gibi olurdu. Kalp atışları bunu nasıl yapabilir ki. Her varlık kendi evrenlerinde iken ve işte bu evren sınırları da benlik denileni yaartırken, bir benlik diğerini değiştiremez. Ancak hepsi olduğunu bilen gnani, yani kaynak bunu yapabilir bunu ve bu nedenle Maharaj , yalnızca özgürleşen varlıklar gerçekten bir değişim yaratabilirler;der.

Maharaj ise, ilhamın kendisi olduğunu anlamıştır , bu nedenle daima doğru bilgiler verir, o bilgiyi istediği zaman.

Bir daire düşünüyorum ve o avucumda iken bir nokta koyayım, o nokta bütünden "ayrı gibi ve merkez gibi duruyor" o noktadan baktığımda ama oysaki daireyse eğer, tüm noktalardan (dışarıdan mesela tamamına )bakabilirsem , hiçbiri merkez değil , odaklandığı nokta merkez.

Edited by - pandora76 on 16/09/2011 20:31:30
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 16/09/2011 :  20:51:01  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Mğkemmelik tanımına dair aklımda birşey kesinleşti.

Özgürleşmiş bir varlık, benim adresimde ekli spritüalistleirn söylediği gibi daima OL 'UR ve bundna mutludur.

Ve pek çok spritiüalistin sıkça değindiği, "kabul etmek" aslında bunun için. Herşeyi Ol duğu gibi kabul etmek ve oldukları gibi olmalarından ötürü mutlu olmayı öğrenerek özgürleşebilecekleri için bundan sıklıkla sözediyorlar. Ol kelimesini üstüne basarak büüyk harfelerle yazmalarından ötğrü dikkatimi çekmişti bu. Neden buna bu kadar eğiliyorlar ;demiştim .

Çünkü evren , bizlerden ötürü böyledir ve evreni (yaşlanmış bedeni vs..) iyi ve kötüyü de kabul edip "bir" edebilmek demek, kendimizi kabul etmek demek.

Sonsuzluk bilinemezse sadece ol 'unabilirse ,o'nda olduğunu idrak eden, herşeyin ne iseler o olmalarına izin verir .

Çünkü evren bedenimdir ve kendimi kabul edebilirsem , o kalp atışı olduğumuda kabul ederim ve işte tam o noktada , o kalp atışı nereden geliyor;diye sorarım ve kaynağa döner, aslıma geri dönüş yolculuğuna başlarım ama öte yandan o milyonlarca ötesindeki taş halimde dönüşmektedir benle birlikte fakat dönüşüm sadece zamana ait, o taşın hala öyle olduğu ve ona bağlı olan pandoranın o hali de an da aynı an da mevcut.

Kaynakta ise artık ne bir kimliğim var ne adım ve orada , dünyanın sonunda ,bir adı olmayan olsam da , aynı zamanda tüm adlar, tekamül için kullandığım kimlik de var olduğu için, daima arayan ve aranılanım. Ben "arayış "olduğumu o noktada böylece anlarım.

Neyse işte, aklıma geleni yazdım, diğer yazını okumadım oe, içimden geçen o anda sadece yazmaktı, yazarken hiç bozulmamalı, ara vermemeli, benimle alakalı bu. Sonra okuycam ,şimdi gidiyorum. Sevgiyle kalın.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 28/10/2011 :  05:11:42  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Son yazını okumamıştım, son yazılarımı yazarken , söylediğim gibi. Ve iyiki de okumamışım. Forumdan bilinir, ben asla sevmediğim kızdığım birşeye sevgi sözcükleriyle yaklaşmam , bunu yapmıştım çünkü son yazını okumamıştım. Bazen bazı şeylerin nedeni vardır veya belki herşeyin , okusa idim kızgınlık duyabilirdim ve bilgiyi kendi içimde bulamaz ve kendime anlatamazdım sanırım. 1 ay kadar evimden uzakta başka şehirlerde iken, bana en son ne yazdığını hiç bilmeden , İstanbula geldiğimde rahatça yazar , sevgi ile konuşuruz konuyu demiş ve nete girmeyi düşünmemiştim bile. Ne kadar salağım dime:)Kendimle dalga geçebilecek kadar salak:)

Netteki bir paylaşım ortamında harika şiirler yazan, ilham aldığına inandığım bir dostum geçenlerde "sevgi içermeyen bilgi gaddarlık getirir"demiş ve o bana sıkça ilham verir, konuyu dahi bilmezken rastgele söyledikleriyle. Dönem sonu sevgi hasat edilecek insanlar , , bilgi ile değil ve tartışmalar sırasında gerilimler olabilir, gerilim gelişimi de getirir ama ben , tekrar tekrar açıklamalar yapıp kalp kırmamaya çalışırken aynı şeyi karşımdakinin yapmaması , hakkikaten bana iyi geldi çünkü ben artık negatif şeylere olumsuz bakmıyorum daima. Önce kızgınlık duysam da, sonrasında, dengeye dair pek çok şeyi öğrenmem için fırsat olduğunu gördüm .
Ben de açıklamalara girişirken önceden beri, tekrar denerken , en sonunda kesinlikle pes ettim. Bu son olacak oe,hepsi bitecek.

Birkaç ay önce , internetteki bir paylaşımda,benzer düşünceleri görmek için can sıkıntısıyla farklı gruplardan spritüalistleri eklemiştim. Onların sohbetlerine çok kez katılmadan dinlerim ve hayretle gördüğüm birşey var. 3-5 kişi yazıyor burada öyle mi? Ama hiçbirşey bununla sınırlı değil. Diğer internet paylaşımlarından çok daha fazlası birşey varki, anladığım kadarıyla buradaki herşey takip ediliyor ve bunun üzerine yorumlar yapılıyor. Doğrusu ve olması en makul şeylerden biri de bu, bir düzenli paylaşımın takip edilip tartışılması , yeniden değerlendirilmesi ama işte benim bir sorunum var ki, 12.evin gölgesindeki bir haritaya sahip olan ben, daha önceleri de tekrar tekrar toplum önüne düşüncelerimle tesadüfen çıksam da , bundan rahatsız olmuş ve kaçmışımdır. Genç yaşlarda iken önceki yıllarda, bunu tekrar tekrar yaşadım ben. Genç olmayı bile beceremedim, hemen büyüdüm, ne zorum vardı ise:)

Buraya 3 sene önceki gelişimde de , sadece kendine hizmet için, tesadüfen burada iken,o çekim yasasına dair yanlış bilgi ile dolu yazıyı görmeseydim ve sağlık konusunda bilgi vermeyi düşünmeseydim , asla bugün burada olmazdım. Yine bir tesadüf, daha öncekiler gibi. Bu şeyi aklımdan bile geçirmemişken, ömrümün sonuna dek bunu mu yaşayacağım ;dedim kendime. Hiçbirşey yapmadan ve bunu hiç düşünmeden ,daima, tam da astrolojik haritamdaki gibi , diğer insanlarla birlikte yapılan çalışmaların ortasında buluyorum kendimi.

Bu beni neden mi rahatsız ediyor. Düşündüğüm o ki,birşeyi yanlış yapıyor , yanlış bilgi veriyor olabilir miyiz dedim kendime. Elbette her insan bunu kendi aklıyla ayırdedecektir ama bendeki sorumluluk duygusu bunu söylemem gerektiğini söylüyor. Ya benden bunun hesabı sorulursa , ölüm sonrasında? Ya yanlış bir bilgi vermiş isem ? dedim kendime.

Bu tavrından sonra sonunu getirmesem ne olur ki ;de demedim değil ama sanırım artık büyüyorum. Madem ki tekrar tekrar hiç düşünmediğim şey yıllardır beni buluyor , Maharajında dediği gibi, kaderden kurtulamanın yolu onu gerçekleştirmek olmalı.

3 sene boyunca neler yazdığımı düşündüm. 2012 ve yepyeni bir çağ, bilinçli olmak, ilham, özgürce düşünmek, inanç, kasyopya celseleri ,vs..yaptıklarıma inanamıyorum. Ben insannlrın üzerinde çeşitli tartışamalara yol açacak kadar etkili olabileceğini aklımdan bile geçirmemiştim , düşünse idim bunu, bırakıp giderdim zaten.

Aslında pek birşey düşündüğüm bile yoktu, sadece işimi bitirmekti derdim , almak ve vermek. Spritüalist hiçbir grupla alakam olmaıdığı için de neler olduğunu bilmiyordum haliyle.

Bu yaşama bunun için mi geldim ve bu son dönemin bu son zamanlarında , benim kadar alakasız biri mi bunları yapacaktı? Bana şaka gibi geliyor ve bu samimi bir itiraftır, kendimi acayip hissediyorum. Heralde aklımı oynatmış olmalıyım, bu 2012 konusu, hasat vs..diyorum kendime bazen, bunlarla asla alakası olamayacak ben iken , nasıl oldu bütün bunlar diyorum ve ciddi anlamda kendimi sorguluyorum böyle zamanlar. Neyse işte.

Sana söyleyecek birşey kalmamış ama madem bu yaşam planında bu rol benimdir, öyleyse onu tam anlamıyla bitireyim .

Edited by - pandora76 on 28/10/2011 07:01:39
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 28/10/2011 :  06:54:36  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Şu yazdıklarını tam okumamıştım :

Ra'dan farklı şeyler yazması gerekmiyor. İlkokul matematik kitabı da lise matematik kitabına ters düşmez ama daha az şey içerir. O bulunduğu noktayı olayın tamamı olarak görmüş olabilir. Veya ötesinden bahsetmek istememiştir bilemem.

------------

Tüm bilgiler sadece zihne aitse eğer, ister ilkokul ,isterse üniversite düzeyinde olsun(6b), hepsi "bilinçtedir" ve bilincin de ötesinde , bir de ona kaynak olan var, işte o da gnaninin evi. Bunu zaten önceki mesjlarımda anlatmışım ama geçen okuduğum bir sözü vardı Maharajın, orada örnekleyeyim:

M:Soru zaman içinde ve zaman hakkında. Yine bana zamanın içerdikleriyle ilgili soru soruyorsunuz. "Zamansızlık zaman illüzyonunun ötesindedir";o zamanın bir uzantısı değildir. Kendine Vashista diyen , Vashistayı tanıyordu. Bütün isimlerin ve şekillerin ötesindeyim. Vashista sizin rüyanızdaki bir rüyadır . Onu nasıl bilebilirim?
----------
Bu senin dünyansa eğer, kendi dünyanı bilirsin ve eğer rüyan hala bilince ve onun yarattıklarına dairse eğer, sen diğerleriyle bir olduğunu idrak edersen , rüyandaki atlantise dair öyküyü de eksiksizce anlatabilirsin. Ama eğer o rüyanın da ötesinde olduğunu idrak edersen Maharaj gibi , yani zihin o gerçeğe odaklanmışsa tanımlanamayan olana , nasıl bilgiyi bilebilirsin? senin sözlerindeki en temel çelişki bu, bana göre. Farkında bile değilsin ve buna bozulacaksın tepki vereceksin ama söylemlerin birbirleriyle çok çelişkili. Şöyle ki.


Kusursuz ve herşeyi doğru bilen ve herşeyin en baştan sonunu biliyor olan bir varlığın zaten yaşamasına/deneyimlemesine gerek yok. Neyi yaşayacak, neyi deneyimleyecek, neye karar verecek. Onun için herşey olmuş ve bitmiş gibi olur. Yaşanmadan yaşanmış gibi olur. Onun için 'ortalıkta' öyle bir varlık göremeyeceksin, ne şimdi ne sonra (sadece bu hayatı kastetmiyorum, diğer derecelerde de

-
Maharaj ,herşey kendiliğinden oluyor;diyor. Kendikiğinden sözüne secretdreamın bu kadar eğilmesinin nedeni bu idi çünkü kilit noktası bu idi. Maharaj 'ın verdiği örnek şuydu.

Bir beden , kendiliğinden çalışır , biz onun işleyişini bilmesek bile. Bu süper bir örnekti benim için çünkü pek çok şeyi tam yerine oturtmuştu.

Şimdi sonsuzluk tanımına bakalım.

Sonsuzluk denen şey , başı sonu yok , ve yanlış anımsamıyorsam tıpkı Maharajın dediği gibi , senin de sonsuzluk tanımında da, ne olmadığına bakarak ne olduğunu bilmek ;gibi birşey vardı. Sen diyorsun ki:

Kusursuz ve herşeyi doğru bilen ve herşeyin en baştan sonunu biliyor olan bir varlığın zaten yaşamasına/deneyimlemesine gerek yok. Neyi yaşayacak, neyi deneyimleyecek, neye karar verecek. Onun için herşey olmuş ve bitmiş gibi olur. Yaşanmadan yaşanmış gibi olur. Onun için 'ortalıkta' öyle bir varlık göremeyeceksin, ne şimdi ne sonra (sadece bu hayatı kastetmiyorum, diğer derecelerde de
----------

Ve bu noktada "sonuza dek "diyerek, gerçeğin sonsuza dek bilinemeyeceğini söylerken bence en önemli hatayı yapıyorsun. Çünkü, gerçeği idrak eden zihinse eğer, gerçeği bilme işi zihin tarafından gerçekleşmiştir . Gerçek kendini bilemez çünkü. Oysa ki sonsuzluk , tüm zihinler demektir öte yandan. "Sen "denilen kişi birgün ölecek , sonsuza dek yaşamayacak ama ancak sen denilen sonsuzluğu idrak edebilecek(kendisini bilmeyen olarak). Neden mi?


"Tüm bilgi zihne ait olduğu ve sonsuzluk bilgi ile tanımlanamadığı için".

Şimdi hem sonsuzluk ne olduğunu bilemiyor senin tanımına göre hem de garip bir şekilde , gerçeği idrak eden varlık , New york taki havayı bilmeli, bir olduğu için. Yani gerçeğe diyelim ki kendini tanımlayamayan sonsuzluk diyelim, o zaman bu sonsuzluk tuhaf mı ki , kendini tanımlayamadığı halde New Yorktaki havayı bilecek?

Farkında bile değilsin belki ve bunun için bana kızacaksın belki ama kızman asla gerçeği değiştirmeyecek . Eğer ki sonsuzluğa kendini tanımlayamayan diyorsak , o zaman bu sonsuzluk olduğunu idrak eden , kendisini nasıl olup ta tanımlayacaktı? Herşeyle bir olduğunu anlayan, 6b de dir ve bilinçtedir. Bilince dair olanı bilir ve new yorktaki havayı da anlatabilir ama zihni gerçeğe sonsuzluğa odaklanan bunu nasıl yapacak? Sonsuzluğa odaklanmış olan alt dereceleri mi biliyor? Böyle bir şey olamaz çünkü bunun olabileceğini düşünmek demek, zihne dair tüm anlatıları çiğnemek demek. Neden mi?

Açık bir örnek vereyim mesela. Sen bilmem kaç binyıl önce bitki idin. Şimdi ise 3b insansın. Ve 3b olarak bana geçmiş yaşamında nasıl bir bitki olduğunu söyle desem bunu yapamazsın ama daha üst yoğunluklarda yaparsın fakat daha üst yoğunluklarda bir bitki gibi davranabilirmisin?

Bitki gibi, bilinçsiz olailir misin mesela?

Hayır bunu yapamazsın çünkü idrakin daha üsttedir. Şunun gibi. Birşeyi gerçekten istersen , idrak ettiğin noktaya gelmişsen(mesela 6b) zaman zaman da olsa hayır , ben bunu yapamam"diyemezsin çünkü onun idrakindesindir o derecedesindir, onu yapabileceğini bilirsin.


Aynı şekilde, sonsuzluğu idrak etmiş biri "ben bir bitkiyim ve bu nedenle yerimde kımıldamaktan başka birey yapamam"diyemez, o sonsuzluğu yani tanımlanamayanı anlatır. Zihin parçalar böler. Ve zihin , beden tarafından üretiliyorsa Maharajında dediği gibi her yeni güne doğarken , ölüm gelmediği sürece nasıl olup ta zihin tüm dereceleri yansıtsın? Büyük ölüm diye sözüedilen şeyi anlatırken , işte bunu kastediyordum.

Ben birim diyen ,zihindir çünkü dil zihne aittir. Tüm idrakler zihne aittir çünkü sonsuzluk kendini bilemez. Bu nedenle ben bilmiyorum der. Dolayısıyla da zihin var olduğu sürece( yaşam) daima o dillenir.

Sendeki en büyük çelişki, kendi sonsuzluk tanımının tam aksine şeyler söylemen yani kendi sonsuzluk tanımını yıkman.

Mademki sonsuzluk denilen şey senin için tanımlanamayan, öyleyse sonsuzluktaki tanımına uygun konuşan birinin gerçeği idrak edemediğini düşünmemen gerekmezmiydi. Ha şöyle bir çıkış noktan mı var?

Kusursuz ve herşeyi doğru bilen ve herşeyin en baştan sonunu biliyor olan bir varlığın zaten yaşamasına/deneyimlemesine gerek yok. Neyi yaşayacak, neyi deneyimleyecek, neye karar verecek. Onun için herşey olmuş ve bitmiş gibi olur. Yaşanmadan yaşanmış gibi olur. Onun için 'ortalıkta' öyle bir varlık göremeyeceksin, ne şimdi ne sonra (sadece bu hayatı kastetmiyorum, diğer derecelerde de).
-

mu diyrosun buna göre? işte burada ki eksiklik te bu. Ra bilgilerinde sonsuz zekaya erişen varlığın , bazen bunu diğerleriyle paylaşma isteğinde olduğu anlatılır yani varlık bu dünyada kalmayı "seçer"bazen , başkalarına en son raddesidir bu. Bak seçiyor diyorum, buna zorlanmıyor.

Başkalarına hizmete dair bir istek (bunu başkalarına anlatma)duyuyorsa, onun "arzusunun"dışında birşey gerçekleşmez ve o hala bu dünyada kalmaya devam eder. Maharaj da bir gnani olarak tüm varlıklara hizmet ettiğini söyler yani gerçeği idrak eden birinin , senin anlayamadığım söyleminden yola çıkarak ortalıkta dolanmaması gibi bir şeyi olması diye birşey yok. Neden anlayamadım? Çünkü Ra bildilerinde sözü ediliyor bu , illa ki varlığın gerçeği idrak ettiği için ortalıkta dolanmaması gibi birşeyin sözkonusu olmadığı. Dolanıyorlarmış tam aksine.

Bu nedenlede , şimdide sen kusuruma bakma ama , desem de kusuruma bakacaksın fakat yine de söylemeliyim ki, söylediklerin şaşırtıcı bir şekilde birbirleriyle çelişiyorken nasıl bir birlik anlayışı kurabildiğini anlamıyorum.

Ve yanlış anımsamıyorsam, biryerlerde önceden ,hasat düzeyine erişmiş ama hasat edilmemiş varlıkaların hala yaşadığını söylemiştin ya da bunun gibi birşeydi. Şimdi varlık , diyelim ki 4b için gereken düzeye erişmiş. E ne olacak peki? Birileri bu varlığı zorla"hadi seni 4b ye uçuruyoruz, zorundasın "mı diyecek? Ruhların yolculuğunda olsun, diğerlerinde olsun, daima varlık kendisi istediği zaman dünyaya enkarne olur iken, dünyayı yaratan , hatta dünyanın kendisi arzu iken, nasıl oluyorda varlık , gerçeği idrak eden olarak bu dünyada hala kalmama gibi, bir seçeneğe sahip değil?

Bana bunun mantıklı gelmesinin bir nedeni de şu. Madem ki sürekli olarak arzusuzluktan sözedildi gerçeği idrak etmek için arzulamamalı denildi, öyleyse demekki dünyayı yaratan arzudur.

Spritüalistler söylerler bunu sıklıkla ve öyleyse eğer, arzudur dünyayı yaratan. Kim dünya üzerinde olup ta arzulamamış ki? Gerçeği bilmeyi arzulamak bile bir arzu değil mi?

Dolayısıyla, hiçbir varlığın arzusu dışında birşey olmamalı. Varlık , "hadi sen 4b ye bakayım "diyecek bir varlıkta yok, varlık ancak kendisi arzularsa 4b ye hasat edilir. Bu ayrıca bir konu aslında benim için, bir arzu diğerinden baskınsa , o baskın arzunun gerçekleşme olasılığı. Mesela neydi? Önceki hasat döneminde varlıklara cennet gösterildiği halde, varlıklar hasatı değil, hizmeti arzuladıkları için bu dünyada kalmışlar, ra bilgilerinde yazıyordu bu.

Şimdi varlık eğer niyeti 3b ye hizmet iken , bu arzusunu yerine getirmek için dünyada kalabiliyorsa , gerçeği idrak eden niye puf olup uçacak, eğer niyeti bildiğini anlatmak paylaşmaksa?

Tabii ki amaç benim babam seninkini döver değil, ama biri kalkıp varlıkları doğru perspektife oturtamazsa, bunları konuşmak gerekiyor
----

Diyorsun da, sen nasıl bir perspektife oturtmuşsun, kendi sonsuzluk tanımının tam aksine çelişkili sözler söylerken , açıkçası anlayamadım. Tam aksine, tam da ben sonsuzluk tanımına uygun yazarken? Bu durumumuz biraz garip olmuyor mu?

Ve şunu ayrıca belirtmek istiyorum yeniden:

Sen Maharaj'ın daha gelişmiş olduğunu düşündüğünü söyleyene kadar, zaten bu konu üzerinde konuşmak gerekmemişti.

---------------
Kesinlikle öyle düşünüyorum ,diyorum yine. Ra 6b dir , hatta kendisinin 6b olduğunu ve hatta hatalar da yaptığını söyleyebilecek kadar kendi seviyesini bilen, hatalar yapabildiğini söyleyebilecek kadar olgunlaşmış, o düzeye ulaşmış(6b) tır ama Maharaj, kendi beyanlarındaki gibi, gerçeği idrak etmiştir ve kim kendisi hakkında ne demişse, odur. Buna ayrıca yer vermemin nedeni şu sözlerin:
------------------

Bildiğinden çok daha fazlasının mevcut olduğunu bilen biri, büyük sözler söylemekten çekinir ve hatalarını da açıklıkla söyleyebilir; ama ulaştığı aşamayı son aşama sanan biri biraz daha farklı olur. Aradaki farkı ayırtedecek deneyime sahip olmayan biri de ikisini karıştırabilir, olay bu.
----------

Öncelikle bu senin düşüncen ve ben buna katılmıyorum. Neden mi?

Öncelikle, bir varlık ulaştığı aşamayı anlatıyorsa, biz piramitleri yaptık vs..gibi büyük iddialarda bulunuyorsa(ki bunu yaptıklarına inanıyorum) , "büyük sözler söylemiştir" çünkü benim bulunduğum seviyeden daha büyük bir seviyededir(6b). Dolayısıyla , hiç de büyük sözler söylemekten çekinmemesinin nedeni, kendi seviyesini anlatarak benliklerine yardım etmektir.

Ulaştığı aşama son aşama olan biri de,tıpkı piramitleri inşa ettiğini söyleyecek kadar büyük sözler sarfeden 6b seviyesindeki gibi , dosdoğru kendisini ifade etmektedir çünkü ancak bu şekilde hizmet edebileceğini bilir. Yani 6b seviyesindeki Ra piramitleri yaptıklarını söylerken bu normal (ki bence normal) , ama gerçeği idrak edenin kendi seviyesini anlatamsı yani senin deyiminle büyük seviyeden böyle konuşmaması gerekiyor? Ki zaten gerçeği idrak etmek ne diye büyük sözler söylemek demek oluyor, sana göre büyük bir seviye demek ki , ki böyle söylüyorsun, bana ayrıca anlaşılmaz gelen de bu .

Seviye seviyedir. Büyüğü küçüğü olamaz çünkü ışık yedi renge kırılsa da , bu renklerin hepsi "aynı ışıktan gelir".

Şimdi, gerçeği idrak eden biri, "ben gerçeği idrak etmedim, böyle büyük sözler demiyorum bu yüzden "mi demeli? O zaman Ra "ben siz 3b ye göre gayet büyük olan 6b düzeyinde konuşmamalıyım"mı demeliydi, anlamadım ki.

Maharajın sözleri açıktır.

Olmadığın gibi gözükme, olduğunu da inkar etme.

Bana da çok makul geldi. Ergüne biri sorsa "hayır ben ergüğn değilim, ben hakanım "mı demeliydi?

Bu nedenle ne ise olduğu şeyi anlatmıştır , mütevazi biri gözükmek için filan , öyle bir çaba harcayıp"gerçeği idrak etmedim , büyük sözler söylemeyeyim demeiştir . Kaldı ki , Ra da zaten sonsuz zekaya erişen varlığa dair , "deneyimini anlatmak için burada kalmak ister "demiş iken, yani sonsuz zekaya erişen direkt deneyimini anlatmak için burada kalmayı seçebilirken, dolayısıyla sonsuz zeka deneyimiyle sana göre belki de büyük büyük konuşmak durumunda iken , Maharaj nasıl farklı birşey yapacaktı? İşte adam tam da Ra 'nın dediği gibi deneyimini anlatmak için burada kalırken?

Aradaki farkı ayırtedecek deneyime sahip olamayan da ben oluyorum sanırım:)

Sen bu deneyime sahip biri olarak övünüyor musun demeyeceğim çünkü ben senin bu deneyime sahip olduğuna inansa idim, bunu bir bir öğrenme fırsatı olarak görürdüm. Ben farkları görememiş olayım ,sorun değil de,Sen ne kadar aksini iddia etsen ve kendine göre yorumlar yapsan bile, aslında söylediğim şeyin doğru olduğunu ve çelişkini görebilecek ve bunu kabul edebilecek kadar "büyük konuşabilirmisin". Ben ne söylediğimi çok iyi biliyorum , eminim bilgimden.


Olayda benim anladığım çıkış noktan sonsuza dek böyle biri olmayacak ama yanıldığın şey şu . Sen tıpkı özgür irade konusundaki gibi, bu noktadada herşeyi birbirine karıştırdın. Karıştırdığın noktaya dair özgür iradeden örneklememin nedeni, aynadaki yansımalara tam bir özgürlük tanımandı.

Tıpkı toplam bilgi ile gereğe ulaşılabileceğine inanmak gibi birşey bu. P zarları ortaya attılar ve peki onların da altında ne var? Atomu delik deşik ettik ama nereye kadar gidecekler? Sonsuza dek sürecek bir arayışı , sonsuza dek "tam da o bilginin içinden yola çıkarak aradıkları için asla bulamayacaklar". Çünkü bilgi zihne aittir. Ancak bilginin ötesine geçilerek gerçek idrak edilebilir bu nedenle Hatta daha önceleri de söylediğim ve tartışılan ama sonunda benim söylediğim şeye varılan diğer konularda da olduğu gibi iddia ediyorum,asla bilgi ile gerçeği idrak edemeyeceklerini , bilgiye dair muazzam çabalar harcadıktan sonra anlayacaklar. Ben kendi adıma bilgi ile ulaşmaya dair, bir ömür harcadım ve bulamadım, işte bir de oradan biliyorum. Neyse.
---------------

Şimdi şu bir elma.

Elma kayboldu ve ben elmayı arıyorum.

Elmayı niye arıyorum?

Çünkü elmanın kaybolduğunu biliyorum.

Öyleyse ortada "arandığında bulunabilme olaıslığı olan bir elma var".

"Elma olmasaydı" elmayı aramazdım.

Şimdi senin gerçeğe dair anlayışına geleyim.

Sonsuza dek böyle gerçeği bilen biri olmayacak diyorsun.

Öyleyse niye gerçeği arıyorsun? Mademki onu bulamayacaksın, araman niye? İnsan asla bulamayacağı birşeyi arar mı? En azından , bulma olasılığı olduğu şeyi arar. Bulma olasılığı olmadığını bildiği şeyi arayanı gördün mü? Buna belki derdin ki, o gerçeği bildiği an uçup gidiyor. Ama bir de sonsuza dek kusurlu olmaktan sözettin? Peki sonsuza dek kusurlu olan kim? Sen kimsin? Bir form değil misin? Sen denilen form ne zamana değin devam edecek ve aslında gerçeği arayan kimdir? Senin içindeki o aslolan mı?

Maharaj bizlere kişilik der ne demek ister. Bizler gerçeği bilmeyenler ve gerçeği arayan yine kendisidir. Kendisini bilemediği için ve tüm formlarda arar kendisini, üstteki yazılarımda yazdığım gibi.
--------------

Zaten herşeyden önce 'aydınlanma' denen olgu bir 3. yoğunluk fenomenidir. Aydınlanma 3. yoğunluğun ötesinde bir anlam taşımaz, çünkü perde yoktur ve zaten herkes aydınlanmıştır (herşeyi/birliği açık olarak görüp deneyimlemektedirler, tıpkı perdenin konmasından önceki oktavlar/yaratılışlar gibi).
-----------


Burada karıştırdığın şey de bu. Sen aydınlanmanın ne demek olduğunu çok farklı bir şekilde tarif etmişsin.
Bir kere perde olmsa da varlıkların gerçeği biliyor olmaları aydınlanma denen şey değil bana göre. Aydınlanma ise eğer, perdenin olmaması, o zaman bu üst yoğunluklar hala neyi arıyorlar? Niye tekamül ediyorlar? Zaten aydınlanmışlar?

Ben de mesela Maharaj a söylemlerine bakıp, aydınlanmaya dair şeyleri biliyorum ama birşey değişiyor, sadece bilgim var. Mesela hepimiz birlikten sözediyoruz ama bir olduğumuzu gerçekten hisediyor muyuz? Senin yanılgın bu. Kusuruma bakma ama , bana söylediğinin aksine,asıl senin bu kadar garip şeyler söyleyebileceğini düşünmemiştim, Allahaşkına, şimdi bütünlüklümü bu sözlerin?

Varlık kendisini yaratanı biliyor perdeden önce ve bu aydınlanma oluyor? Var mı böyle şey? E bende biliyorum ama bir değişiklik "hissetmiyorum".

İdrak denilen şey , bilgiyi bilmekle alakalı şey değildir. Sonsuzluk tanımında , tanımsız olan, başı sonu olmayan şeyden sözedilirken, varlık nasıl "ben perde olmadığı için biliyorum gerçeğimi vs.."diyor?

"OL" mak demiştim ne demek istemiştim.

Eğer birşeyi sözcüklerle tanımlayabiliyorsan (zihne dair olanı) onu bilebilirsin ama tanımlayamadığın şeyi bilemezsin, sadece o olabilirsin.

Ben pandorayım ve bana bakan biri, saçı , gözü vs..şöyle biri der, beni tam karşımda iken tam tanımlayabilir , bilebilir ama asla pandora olamaz , eğer pandoranın bilince giremezse çünkü pandranın duygularını "bilse" bile onları hissedemez yani pandora olamaz. Dolayısıyla aydınlanmanın senin deyiminle aklın aydınlanması gibi birşeyle alakası olamaz maharaj a dair. Adam ,açıkça , kendisini tanımlayamadığını söyerken, nasıl aklın aydınlanması oluyor bu sadece.

Nasıl , tanımlanamayan olduğunu söylerken , bu aklın aydınlanması oluyor?

---------------------

Evet şu anda aydınlanma olasılığın var. Ama yolda yürürken kafana bir göktaşı veya piyano düşme olasılığın da var. Sıfır değil bu olasılık. Ama bu salt tek bir anda çok isteyerek olabilecek bir iş midir bu? İnsan olarak yüzlerce yaşam, hayvan/bitki vs olarak milyonlarca yaşam, hepsini bir noktaya sıkıştıralım ve üfleyelim olsun bitsin. İşkence gören biri de kurtulmayı o an, belki birşeyi istemenin olabilecek maksimum gücünde ister (deliler gibi ister, hiçbirşeyi daha çok istememiştir, ve belki de kimse birşeyi o durumdaki birinden daha fazla isteyemez belki de), ama kurtulmaz. Neden hemen o anda bir olup, birin güçleriyle kurtulmaz ki? Birşeyi o kadar isteyince olması gerekmez miydi?
-------------


Burada ne denildi? Ben maharaj bence bir gezgindi, üst yoğunluklardan gelen ve hazırdı tekamülünde , sonrasında ise herşey kolayca gerçekleşti;dedim. Bu anlamda şeyler söyledim. Bir anda adam, teamül evrelerinde 3b den zıplayıp erdi demedim. Bir sürü gezgin var 3b ye gelen ve niye geliyor bunlar?

Bunun da dışında nasıl salt bir anda çok isteyerek olabilecek bir iş olmasın bu? Sen hem yaratansın, kaynaksın herşeyi vareden ama hem de bir an da, kendi gerçeğini idrak edemiyorsun, o nasıl oluyor ? Basit bir örnek vereyim. Ra , acaba gezegeniniz tek bir an da kutplaşabilir mi, "ilham "ile ..gibi birşey der, ne demek ister.?

Bir anda İdrak nedir ? İlham? Bir anda , "buldum "dediğin şey oldu mu mı hiç? İdrakle , bilmeyi hepsini karıştırıyorsun ve daha ötesi üzgünüm ama tüm kavramları altüst ettin. İdrak denen şey üzerinde ayrıca dururum.

Birşeyi o kadar isteyince olması gerekmez miydi?

--------------

Ra mısırdaki piramitleri inşa etmek istemiş ve düşünce gücüyle başarmış bunu. Nasıl yapmış peki bunu? İstemeden ya da çok fazla istemeden mi yapmış.?Bu ayrı konu, buna gelicem ayrıca, benim için özel bir konu oldupu için

Edited by - pandora76 on 28/10/2011 07:14:41
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 29/10/2011 :  15:43:55  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Şimdi, konuları 'bağlamları' ile birlikte tekrar hatırlayarak ele aldığımızda,

Maharaj'ı Ra'dan daha gelişmiş görmenle ilgili temel sebeplerden biri Ra'nın hata yapması idi, değil mi? Ben de, alıntıladığın

"Kusursuz ve herşeyi doğru bilen ve herşeyin en baştan sonunu biliyor olan bir varlığın zaten yaşamasına/deneyimlemesine gerek yok. Neyi yaşayacak, neyi deneyimleyecek, neye karar verecek. Onun için herşey olmuş ve bitmiş gibi olur. Yaşanmadan yaşanmış gibi olur. Onun için 'ortalıkta' öyle bir varlık göremeyeceksin, ne şimdi ne sonra (sadece bu hayatı kastetmiyorum, diğer derecelerde de"

paragrafını bunun üzerine yazdım. Burada vurgulanan şey, yaşayan/deneyimleyen bir varlığın herzaman hata da yapmaya devam edeceği, hatta üst derecelerde de. Maharaj kendi sözlerinin/eylemlerinin otomatik, hatasız vb olduğunu söylüyor ise (ki bazı sözlerinden buna yakın bir anlam çıkabilir), bu benim çok katıldığım bir görüş değil. Ben varlığının 'son noktasına' ulaşıp herşeyi bilen, ve hala bir varlık olarak yaşayıp/deneyimlemeye devam eden bir varlık olacağını düşünmüyorum. Çünkü sonlardan çok sonsuza inanıyorum.

İşte bu noktada 'gerçeği bilmek', 'gerçek olmak', 'aydınlanmak' kavramlarına yüklenen anlamlar önem kazanıyor. Maharaj'ın ulaştığı gerçek herşeyi bilmeyi içermiyor (bazı spesifik şeyleri bilmediğini söylüyor zaten). Ra da herşeyi bilmediğini söylüyor ve hata yaptığını da. Maharaj da bilmediği şeylere dair eylemde bulunsaydı, hata yapma riskini göze alması gerekecekti.

Şimdi bu noktada "tüm bilgi zihindedir, gerçek ise zihnin ötesindedir" olayına bakacak olursak. İlk soru "Zihnin ötesi, 'berisini' kapsamaz mı?" Eğer kapsamazsa ve hiç kapsamayacaksa, o zaman 'zihnin berisi' yani 'bilgi gerektiren noktalar' nerededirler? Gerçek denen şey bunları hiç kapsamayacaksa o zaman gerçeğin 'herşeyi kapsayan bir bütün' olduğunu söylemek ne kadar doğru olur? 'Gerçeği bilen', bu sayede kendine herhangi bir konuda bir bilgi ve zihne dair birşey katmayacaksa hiçbirzaman; o zaman 'sadece gerçeği bilen ve zihne dair hiçbirşey bilmeyen biri' bu dünyada herhangi bir eylem veya düşünce ortaya koyabilir mi? Çünkü açıktır ki, dünyaya dair hiçbirşey bilmiyor olacak.

Bu noktaları açımlamak bana önemli gözüküyor. Bu arada, farklı fikirde olmayı ve bunu ifade etmeyi sevgisiz bir bilgi tartışması olarak görmek şart değil. Eğer ki, birbirimizi suçlamayacaksak, herkesin kendi anlayışına, bakış açısına, kendi ilerleme hızı ile ilerlemesine saygı göstereceksek (ve dolayısı ile bazı noktalarda tartışma veya tartışmama seçimine de), kendimizi ileri çıkarmaktan çok gerçeği arama/anlama hevesinde isek, o zaman bu tartışma hem farklı görüşlerin ifade edildiği, hem 'saygıdeğer' hem de 'sevgideğer' bir fikir alışverişi olarak sürebilir/kalabilir. Bu olasılığa yoğunlaşmalıyız bence.

Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 30/10/2011 :  05:05:48  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Oe;
Senden saygıdğer veya sevgi değer bir paylaşım beklemiyorum, hakikaten sen anlayamamışsın hala bile ve görüyorum bunu hayretle..

Açıkçası artık senden hiçbirşey beklemiyorum. Senin , sana yapılan açıklamalar ve atılan adımalara rağmen gösterdiğin tavrından sonra sen benim için artık konu dışında belki ileride düşüneceğim (bu benliğim bana neyi öğretmek için vardı,ne yapmaya çalışmıştı vs...)diyeceğim kişilerden başka birşey ifade etmiyorsun artık. Ben bu tavrından , önceki yazılarından ötürü buna belki inanmasan bile sana minnettarım. Bana , kendimdeki birşeyi farketmemi , birşeyi değiştirmek üzere düşünmemi sağladığın için. Buna değindiğime göre , dilediğin tavırla konuşmanın artık benim için sorun olmadığını anlattığıma göre , konuya geçeyim. İstersen bağır çağır, şu tepeden bakan edan ile konuş, umrumda değil,nasılsa artık bitti.

Edited by - pandora76 on 30/10/2011 05:39:02
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 30/10/2011 :  05:47:08  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Maharaj'ı Ra'dan daha gelişmiş görmenle ilgili temel sebeplerden biri Ra'nın hata yapması idi, değil mi? Ben de, alıntıladığın

"Kusursuz ve herşeyi doğru bilen ve herşeyin en baştan sonunu biliyor olan bir varlığın zaten yaşamasına/deneyimlemesine gerek yok. Neyi yaşayacak, neyi deneyimleyecek, neye karar verecek. Onun için herşey olmuş ve bitmiş gibi olur. Yaşanmadan yaşanmış gibi olur. Onun için 'ortalıkta' öyle bir varlık göremeyeceksin, ne şimdi ne sonra (sadece bu hayatı kastetmiyorum, diğer derecelerde de"

-----------

Ra yı Maharajdan daha az gelişimiş görmemin nedeni Ra' nın hata yapması değil . Bunun "esas nedeni Ra".

Bunu hakikaten nasıl anlayamadın yazdığım halde , bilmiyorum ama. Ra nın açıkça kendisi diyor, biz 6b deniz diye. Ben de diyorum ki, madem Ra 6b yiz diyor, ben niye aksini düşüneyim. Bana biri "sen ayşesin "dese bile, ben pandorayım nihayetinde.

Ve 6b ninde üstünde 7, 8b var. E ra kendisi "ben 6b denim "der iken, Maharaj da "ben hepsinden öteyim" derken, ben ne diye aksini düşüneyim ? Bu durumda ya Maharaj doğru söylemekte ve hepsinden ötededir veya yalancıdır. Bunun sadece akıl aydınlanması vs..gibi bir açıklaması olamaz çükü adamın beyanı açıktır. Ben hepsinden öteyim demekte, değil sadece bilgi düzeyinde, O olduğunu iddia etmektedir. Şimdi ben akıl ile gerçeği bilsem ne olur? "O olduğumu" idda etmiyorum ve "olmak "ile , akıl ile bilmek arasında fark var.

Soru:Daha önce , sekizinci düzeye ya da sonsuz zekaya nüfuz edebilmeyi başarmış bir vaslığın istediği takdirde bir devrenin herhangi bir zaman ve mekanında hasat edilebileceğini söylemiştiniz. Sekizinci düzeye nüfuz edebilen bir varlık bu sırada ne gibi bir deneyim yaşar?

Ra:Her varlığın sonsuz zekayı algılama deneyimi birbirinden farklı ve o varlığa özgüdür. Bu algılar sonszu bir hazdan, enkarne halde bulunduğu sırada diğerlerine hizmet için çok güçlü bir arzu ve bağlılık duymaya kadar değişir. Sonsuz zekaya erişen bir varlık genellikle bu deneyimi sözlerle ifade edilemeyecek kadar derin ve anlamlı bir deneyim olarak algılar. Ancak varlıklar , yine genellikle , enkarnasyon halinin hemen sona ermesini istemezler. Çünklü , çok güçlü bir biçimde , bu deneyimi aktararak ya da kullanarak başkalarına yardım etme arzusu duyarlar.

-------

Ne diyor burada? Varlık 8.düzeye erişse bile kalmayı seçer genelde diyor, ne demek istiyor?
Ne demek bu?

Varlık ,en son düzeye erişse bile dünyada kalıp deneyimini paylaşmak istemek. Öyle yazıyor çünkü.

O zaman, Maharaj ında 8.seviyeye yükselip dünyada kalmak ve deneyimini anlatmak istemesi ne diye garip birşeymiş gibi konuşuyorsun?
İşte Ra bilgilerinde yazıyor bu .Öyleyse şunu demen niye?

"Kusursuz ve herşeyi doğru bilen ve herşeyin en baştan sonunu biliyor olan bir varlığın zaten yaşamasına/deneyimlemesine gerek yok. Neyi yaşayacak, neyi deneyimleyecek, neye karar verecek. Onun için herşey olmuş ve bitmiş gibi olur. Yaşanmadan yaşanmış gibi olur. Onun için 'ortalıkta' öyle bir varlık göremeyeceksin, ne şimdi ne sonra (sadece bu hayatı kastetmiyorum, diğer derecelerde de"
-----------

Ya şaka yapıyorsun ya da anlamadın gerçekten ne yazdığımı.Diyorum ki, senin sonsuzluk tanımına göre , zaten o noktaya erişen varlık , zaten birşey bilmeyen olur çünkü sonsuzluksa en üst seviye, ona erişen neyi bilecek? Ve sen yine bana "Kusursuz ve herşeyi doğru bilen ve herşeyin en baştan sonunu biliyor olan bir varlığın zaten yaşamasına/deneyimlemesine gerek yok"diyorsun. Baştan çelişkide olduğunu göremiyorsun.

Varlık , zaten o noktada birşeyin sonunu bilebilen değil, çünkü zihin gerçeğe odaklanmış durumda. Ve o, kendisini tanımlayamayan ise , niye bunu karşıma koyuyorsun ?

Ve hepsinden öte, Ra bilgilerinde sözü ediliyorken 8. yani en üst seviyedeki varlığın bu seviyede kalmak istediğinde , Ra mı doğru diyor yoksa Ra yı savunan sen mi?

Çünkü Ra açıkça diyor ,8.seviyedekilerin bulundukları yerde kalma ve deneyimlerini paylaşmaya dair isteklerini. Sen Ra diyorsun ama o senin söylediğinden farklı konuşuyor, bu nasıl oluyor?

Şimdi, buda, krişna vs..bir sürü aydınlandığı söylenen varlıklar olduğu söylenmekte, bunların hepsi saçmalıktı öyleyse, o adamlar aydınlanamdılar ,kalamazdılar burada ,hadi bunu geçeyim. Ra niye 8.seviye bulunduğu yerde kalıp deneyimi anlatmayı seçer genelde;diyerek, tüm bu aydınlanmış varlıkları doğruluyor?

İster 3b olsun, ister daha üstünde...sonuçta Ra ya göre , bu böyle. Peki sen bu durumda neyi iddia ediyorsun?

Edited by - pandora76 on 30/10/2011 07:57:48
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 30/10/2011 :  07:04:11  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ve neyi deneyimleyecek ki;diyorsun. Senin dayandığın temel baştan sorunlu çünkü Maharaj' ı eğer yeterince okursan , onun "gerçeğe dair, o bir deneyim değildir;dediğini okuyabilirsin. Bana "böyle birşey varmı emin değilim ";filan dememeni öneririm çünkü dersen, yerini bulup yazarım yine.

Zamansızlık, zamanın bir uzantısı değildir diyor ne demek istiyor.Aynı şekilde, gerçeği, bilincin de ötesinde olarak tanımlar. Ama sanırım sen bütün kavramları altüst etmişsin zihninde , bu nedenle hepsini birbirine karıştırıyorusn.
-----------

M:Siz olmadığınız şeyi bilebilirsiniz ;fakat gerçek varlığınızı bilemezsiniz. Siz ancak neyseniz o olabilirsiniz;tüm yaklaşım anlayış yolunda geçer ,ki bu da sahte olanı sahte olarak görebilmektir. Fakat anlamak için dıştan gözlemlemekzorundasınız.
-------------

Bu söz sonsuzluk tanımına uyuyor mu? Ne olmadığından yola çıkarak, ne olduğunu bulmak. Bu sonsuzluk denilen şey niye böyle birşey yapıyor? Ne olmadığına bakarak ancak ne olduğunu biliyor?Kendini bilemediği ve bilemeyeceği için mi?

M:Zihnin icat ettiğini zihin yıkar . Fakat, gerçek icat edilmemiştir ,öyleyse yıkılamaz da. Üstünde zihnin egemen olamayacağı o esasa sarılın. Size sözünü ettiğim ne geçmiştedir , ne gelecekte , ne de şimdi akıp giden günlük hayatın içinde. O zaman dışıdır ve onun tam zamansızlığı zihnin ötesindedir.
-------------------------
Bu mükemmel bir cümle idi benim için. Ancak "zihin icat edebilir" çünkü tüm icatlar zihne aittir. Zihin , yapandır, gerçek ise daima var olan. Öncelikle aydınlanma denilen şey ne?

Bu benim bedenim ve ben midemin nasıl çalıştığını bilmesemde o çalışıyor. İşte kendiliğindenlik denen şey bu. Madem öyle çünkü ben böyleyim. Midem daha farklı olsa idi, ben de daha farklı bir varlık olacaktım. 2 boyutlu bir varlığın midesine 3 boyutlu bir yiyecek girerek onu ikiye bölecekti ve tam da bu nedenle o iki boyutlu değil. Antropik ilke bence aslında en uygun yanıtları içeriyor. Çünkü, herşey ne ise odur .O olduğu için de , yaratım diye birşey de yoktur aslında.

Sonsuzluk denen şey ,aslında önceden beri vardı,hep te olacak ve o önceden beri ne idiyse, o şekilde formlara bürünmekte. Ve sonsuzluk önceden beri vardı ise, zihinde aslında hep vardı. Çünkü sonsuzluk önce var olup, zihinde sonradan varolduysa eğer, sonsuzluk denilen şey zamana bağımlı olurdu ve daima kendisini ne olmadıığına bakarak bilen olmazdı. Zamansızlık zamanın uzantısı değil;demek , işte bu demek benim için.

Aydınlanma nedir? Benim için anlamı şu.

Ortada bir bilinen bir de bilinmeyen var.

Bilinen ben denilen. Saçı , gözü vs..şöyle biri pandora yani tanımlanabilir olan.

Öte yandan tanımlanamayan yani bilinmeyenin olması , o tanımlanamayanın zaten daima olmadığı anlamına gelmez. Tek fark şu:Bilinmeyeni, bilinmediği için onu arıyoruz , bilmek için ama o zaten hep varsa eğer, aydınlanma denen şey , bilinmeyeni bilmek. Zaten "o bilinmeyen de benim ",sadece onu bilmemekteyim. Hepsi bundan ibaret. Yani o , gidip orada bulacağım bir kaybolmuş elma değil.

Kalemimi kaybettim.

Kalem nerede diyorum ve arıyorum.

Kalem i aradığıma göre , demekki kalemim olduğunu hatırlıyorum. Kalemi arıyorum ve 100 metre ötede buluyorum onu.

Oysa ki, öz 100 metre ötede değil, benim içimde.

İşte tam da bu nedenle öz 'e ulaşmak için sadece içe bakmam yeterli. Ama zihnim arzularla ilgilendiği için donuklaşmış durumda ve içime yönelmiyor.İşte bu nedenle sprtüalizmde arzusuzluktan sözediliyor. Neyi neden söylediğini biliyor musun? Arzularımız niye olmamalı ;diye düşündüğünü?

Ve eğer ki zihnin icat ettiğini zihin yıkar, idrak te zihne ait olmak zorunda. Yani, idrak eden zihinse eğer, gerçeği idrak edenin zihni gerçeğe odaklanmış durumdadır. Aksi ne mümkün. Gerçeği buldum diyen zihinse eğer. Sonsuzluk tanımından farklı birşey de demiyor. Başı sonu belli olmayan kendisini bile bilemeyen gerçek(bilinmeyen) nasıl ben gerçeği buldum diyecek? Öyleyse herşey zihnin başının altından kalkıyor. Ve ancak zihin gerçeğe odaklanmışsa , gerçeği bilen zihin söylüyor , gerçeği.

Ra "biz sizin bilincindeyiz "diyor, ne demek istiyor? Maharaj ise açıkça , ne bilinçli ne bilinçsizim diyor ve bu kavramın anlatılmasının zorluğundan sözediyor. Sonsuzluğun da ötesinde birşey var bence;demiştim , ne demek istemiştim. 7 renk ve hepsi bir idrak ama hepsinin ötesindeki 8.seviyede birşey olmalı. Maharajında dediği gibi, idraki mümkün kılan ama onun da ötesinde olan. Müthiş birşey olmalı.

İşte spritüalistler bu nedenle ol-maktan sözediyorlar bence. Aslında ol mak der iken, bilincin ötesinde , idrakin işe yaramayacağı, sadece olunmak ile anlaşılabilecek şey. Neden olmak? İşte ben buna takılmıştım. Çok düşündüm bunu, neden adresime rastgele eklediğim o spritüalistlerin ol -mak deyip durduklarını.

O zaman aklıma düştü.

Nasıl olmaktan fazlası olsun?

Ben pandorayım ve biri benim duygularımı bilebilir, beni görüp saçı gözü vs..şöyle diyerek tarif edebilir ama asla pandora olamaz, o duyguları aynı şekilde hissedemez. Pandora olması için onun bilincine girmesi şart.

Pandorayı tanımlayabilirse de ,pandora olması için tam pandoranın hissettiklerini hissetmesi gerekiyorsa eğer, tıpkı sonsuzluk gibi, ancak o sonsuzluğun kendisi olmak zorunda çünkü sonsuzluğu tanımlayamazsın, onu ancak olabilirisn.

Sen devam et oe ,sor sorularını, bugünleri buna ayırıp bitirelim konuyu. Ve tam karşıda konuşucam, oradan buradan değil. Bıktım oradan buradankonuşulup sonrasında masum ve birlik sevgi dolu insan tipolojisinden. Aklıma gelen bütün bilgiyi , düşünce gücüne de dair olanı , hasatla alakalı kısmını vs..hepsini vericem ,çünkü artık bundan sonra hiçbirşekilde bilgi için düşünmek ve bir de ayrıca aracı olmak istemiyorum. Sen buna aldır aldırma, ciddiye al alma ,bu umrumda değil. Sadece biranönce soracaklarını sorup söyleceklerini söylemeni istediğim için bunu ayrıca belirtip mümkünse benim gibi zamanını olabildiğince ayırmanı istiyorum.

Doğum günümü kutlayacağım ay, kasıma giriyoruz ve her kasımda muhakkak hayatımda birşey değişir ve bu kasım benim için sadece kişisel gelişimimimde bir devrim olsun istiyorum. Ha benim sorum yok dersen , bana uyar, daha iyi olur cevaplamaman.

Edited by - pandora76 on 30/10/2011 07:30:01
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 30/10/2011 :  13:22:07  Show Profile  Reply with Quote
Ra'nın bahsettiği 8.seviye en yüksek seviye değil,üçüncü boyutun en üst seviyesi, daha doğrusu dördüncü boyutun birinci basamağına geçmek.(her boyut yedi seviyeden oluşur ve sekizinci seviye bir sonraki boyutun ilk basamağıdır)

Maharaj bu yoğunluğun derslerini tamamlamış bir varlık olarak,kalıp hizmet etmek istemiş Ra'nın söylemi doğru yalnız bu ibare Maharaj'ın Ra'dan daha yüksek seviyeli bir varlık olduğunu göstermez. Çünkü Ra 6 yoğunlukta fakat bu boyut bir toplumsal bellek bileşimi aynı zamanda. Maharaj ise bu dünyada tek bir varlık olarak görünmekte, elbette ki benliğini aşması onun bütünlüğün kendisi olmayı kılmıştır.Ben herşeyin ötesindeyim derken bu seviyede tanımlanan herşeyden öte olduğuna dairdir söylemi yoksa daha üst boyutları deneyimlemeden onların dersini burda algılamak,idrak etmek mümkün değil. Ra'da hala deneyimlemekte olduklarını söyler çünkü o toplumsal bir belklek bileşimi ve o bellek bileşimini oluşturan milyarlarca varlığın kendisi belkide ve bu demektir ki milyarlarca deneyim demek,sayı az olabilir,atıyorum misal...

Hatırladığım Ra ancak kendi bir üst boyutlarına dair bilgileri bir nebze bilebileceklerini, bu konuda belli bilgileri verebileceklerini ama onun üstüne dair fazla bir şey bilmediklerini ama bizim ve kendi boyutları hatta daha alt(1b. 2b.) yoğunluklara dair bilgiler verebileceklerini söyler. Ve zaten Ra 1,2,3,4,5,6 boyutlara dair pek çok bilgiyi vermekte ve 7 boyuta dairde birlik boyutu olduğundan bahseder.

Sınırsız olan sınırlı olanı kapsar.Bu aynı küme ve alt kümeler gibi bir durum. Sınırlı olanın görebildiği gerçektir ama gerçeğin bir bölümüdür.Sınırlı olan zihin gördüğünü "bütün gerçek" olarak sanabilir.

Bazen bir şeyi idrak ettiğimizde birden heyecan ve huşu içinde sanki tamamlanmış olduğumuzu ve gerçeğin kendisini tamamen keşfettiğmizi sanırız, sonrasında o farkedilen gerçeğin,büyük gerçeğin sadece bir parçası olduğunu farketmişizdir hepimiz..

Edited by - zer-zivi on 30/10/2011 13:28:00
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 30/10/2011 :  13:58:06  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Pandora,

Sen benden saygıdeğer ve sevgideğer bir paylaşım beklemiyor olabilirsin, ama ben bunu kendimden ve diğer herkesten bekliyorum. Çünkü başka türlü bir tartışma yürütmenin ne konuya ne de bizlere pek de bir faydası olmadığı, her tartışmada tekrar tekrar anladığım bir gerçek. Bu noktada ben de sana "hala beni anlamamışsın" vb cümleler kurabilirim. Ama bunu yapmanın bir faydası olmayacağını anlamamız, ve fikir ne ise onu ifade etmenin daha iyi bir yolunu bulmamızın, hem tartışma hem de bizim için daha iyi olacağını vurgulamayı seçiyorum. Bu; durup durup 'iyi insan tipolojisine' girmek değil. Ben zaten 'kötü insan tipolojisine' girmedim kendi tarafımdan baktığımda. Buradan, yani kendi tarafımdan baktığımda, 'sana bağırıp çağırmadım veya tepeden bakan bir bakış falan takınmaya çalışmadım'. Burada şöyle bir durum var. Herkes herşeyi adım adım öğrenir/anlar. Daha erken noktada bilebilir, ama o şeyler tam bir bütüne oturmadan tam anlaşılmış sayılmaz. İşte bazan bir kişi, henüz anlaşılmasına daha vakit olan birşeyi ısrarla tartışmaya çalışabilir veya iddialarda bulunabilir. Karşı taraf bulunduğu noktadan durumu ve bunu anlamak için daha önce anlaşılması gereken bir a,b,c,... gibi noktalar olduğunu görmüş olabilir. Çünkü kendisi de benzer şeyleri anlamak için benzer yollardan geçmiştir. Ve karşı taraf tüm bu yollardan geçerken, kendisine sürekli eşlik edemeyeceğini de bilir (gereken zaman, enerji, riayet etmesi gereken özgür irade vb. kurallar yüzünden. Gidilmesi gereken yol bir yaşamlık bir iş de olmayabilir, daha uzun da olablir, herşey mümkün). Çünkü herkes kendi yolunu çizmek zorundadır. Bir adım sonrası için oturup tartışabiliriz, eğer ki iki taraf da gerçeği arama hevesinde ise. Ama 'n adım sonrasını' tartışmak için, o noktaya kadar ki tüm toz/duman/karmaşa yerli yerine oturmuş olmalıdır. Hele ki, tartışmada karşı taraf öğrenmek/anlamaktan çok "Bu böyle, sen bilmiyorsun, anlamıyorsun" tarzında cümleler kurmaya başlamışsa, bu durumda diğer taraf da, en iyi ihtimalle susmayı tercih eder. Ama işin kötü tarafı susmak da çözüm olmayabilir ve 'kötüye yorulabilir'. Sanki 'karşı tarafa kötü davranıldığı, onun kötü biri olarak düşünüldüğü' şeklinde yorumlanabilir. Konuşursa da, örneğin bu yazdıklarımı ifade ederse de, bu durumda da 'tepeden bakarak konuşan' biri olarak görülebilir. Yani; bir 'n adım sonrasını bilen' ile 'önünde daha n adımlık bir işi olan kişi' arasındaki durum bu. Bu durumda birşey yapsan da, yapmasan da suçlu durumda bulabilirsin kendini. Örneğin ben, ola ki Ra ile temas kurabilsem, konuşabilsem; ve sonra da henüz anlamaya uygun durumda olmadığım (n adım sonrası) bir durumu sorsam, veya buna ilişkin iddialarda bulunsam, ısrar etsem ne olacak. Oturup bana herşeyi anlatması mümkün mü? O anlatması gereken şeyleri benim yaşayarak/düşünerek bulmam gerek. Ancak o zaman kendim olabilirim. Bir şırınga olsa ve Ra bana bu şırıngayla aradaki tüm bilgiyi bir anda zerkedebilecek olsa bile, bunu yapmayı ne o ister ne de ben. Ben ben olmam o zaman. Ra bu durumda ne yapar. İletişimi keser veya konuyu değiştirir veya o konuda birşey söylemek istemediğini söyler. Ben bunu sevgisizlik ve tepeden bakma olarak yorumlayabilirim. Peki o zaman yapabileceği ne var? Birşey yok. Ne dese suçlu durumda çünkü.

Bu örneğin uygun olmadığını, seninle benim aramda böyle bir n adımlık fark olmadığını söyleyebilirsin (Ki arada n adımlık bir fark olsa da, örnek gene de çok birebir uygun değil. Çünkü Ra benim tüm karmaşamı 'doğrudan düşüncelerimden görüp' nasıl çözülebileceğini bilebilir olasılıkla. Ben ise n adım ileride olsam bile, senin hangi yollardan nereye nasıl geldiğini, ve tüm karmaşanı göremem. Doğrudan bir çözümüm de yoktur, sadece düşüncenin anahatlarıyla izlerini bilebilirim. Yani sana doğrudan "şu şöyledir" şeklinde bir şırıngam ve çözümüm de yoktur. Sadece o karmaşanın birgün yerli yerine oturacağını ve sonuçta ne ortaya çıkacağını yaklaşık olarak bilebilirim, eğer gerçekten kendi çözümüm doğru ise). Bu n adımlık fark bazı konular/noktalar için olabilir bazıları için olmayabilir. Hatta bütünüyle bir 'fark olmama' veya tersine senin 'bu (veya şu) konuda n adım önde olma olasılığın' da var. Ama ben kendi bakış açımla baktığımda düşüncelerinin oturmamış olduğunu görüyorsam ve daha çözümlemek, geçmek gereken noktalar olduğunu düşünüyorsam; ve uzun uzun olup zaten basit/kolay olmayan konuyu daha da karmaşıklaştıran tartışma tarzını (ve son zamanlarda daha çok kullanmaya başladığın "sen bilmiyorsun, anlamamışsın" tarzındaki konuşma dilini de) sevmiyorsam, söyle bana ne yapabilirim? Burada 'kurban' durumunda olan sen misin, yoksa ben miyim? Ya susacağım ve kötüye yorulacağım veya konuşacağım ve 'tepeden bakan' konumuna özenen biri olacağım. "Bunların dışında seçenekler de olmalı", demeye çalışıyorum sadece. Ama sen benim suçlu olduğuma ikna olmuş gibisin. Önceki yazımda 'saygıdeğer ve sevgideğer bir tartışma diline' yoğunlaşmamız gerektiği noktasına 'ikimiz için de' bir süredir ihtiyaç duyduğumu anlatmayı beceremiyorum bu yüzden.

Şimdi, ben de yanılıyor olabilirim, yani bu n adımlık bir iş olmayabilir, düşüncelerin net/berrak ve doğruyu söylüyor da olabilirsin (ben yanılıyor olabilirim). Veya bu ikimizin de o an tartışabileceğimiz birşey de olabilir (adım farkı olmayan). Veya tartışma başlangıcında ufak bir fark olabilir veya büyük fark olsa da bunun da kapanma olasılığı da var. Aslında tüm bunlar tartışma sırasında ortaya çıkan ve tartışma sürerken konuya nasıl yaklaştığımızla ilgili şeyler. Yani ben en baştan "bu konuda aramızda n adımlık bir fark var, o halde tartışmayayım" diye varsayarak başlamıyorum. Sadece şuna bakıyorum, tartışma sürdükçe birşeyler çözümleniyor mu, yoksa giderek daha karmaşık hale mi geliyor? Giderek çözümleniyorsa o halde tartışma işlevseldir ve sürdürmenin anlamı var. Yani aralarında n adımlık bir iş olan iki kişi de eğer tartışmadan faydalanacak tarzda konuyu ele alıyorlarsa, o zaman o tartışma hala işlevsel demektir. Konu giderek daha karmaşık hale geliyorsa, konuyu çözümlemek/sadeleştirmek için tarafların ileri sürdüğü anahtar noktalar yeterince dikkat çekmiyor ve bununla ilgilenmek/çözümlemek yerine başka/yeni noktalar ileri sürme eğilimi ağır basıyorsa, bu tartışma henüz tartışılmaya hazır kıvama gelmemiş demektir. Sırf iki kişi arasında 'n adımlık bir yol' ve bu kişilerden birinin bilen taraf olmasından da değil, bazan iki kişi de karmaşık/oturmamış düşüncelere sahip olup, herbiri de henüz anlamaya hazır olmadığı bir konuda iddialı bir tartışmaya girmiş olabilirler. Bu durumda iki taraf da iki farklı ve buluşmaz yönde birşeyler işaret ediyor olablir. Yani konuyu tartışmak için ortak bir dil olmayabilir ve taraflar diğerinin bakış açılarından bakıp anlamayı önemsemiyor olabilirler. Bu da ayrı bir durum.

Ha şu durum da olası, bir taraf susmayı 'aslında söyleyecek birşeyi olmadığı için' seçebilir ve susarak daha bilge gözükmeye çalışıyor olabilir. Bu da ayrı bir durum.

Ama sonuçta durum ne olursa olsun, gene saygıdeğer ve sevgideğer bir tartışma biçimini seçmemiz ve herhangi bir anda 'tartışma veya artık tartışmama (sessiz kalma)' seçimini birbirimize koşulsuz sunmamız gerekiyor, diye düşünüyorum. Koşulsuz diyorum, çünkü sessiz kalmanın iyiye ya da kötüye yorulmasına gerek yok. Veya bir durumu ifade etmek, 'tepeden bakmak' olarak algılanmamalı. Örneğin sen bu sayfadaki iletilerde, bir önceki kısmın sonunda bizleri sevdiğini söyledin. Ben ise bir cevap yazmadım. Çünkü bu tartışma ve bu durum zaten benim tarafımda bir 'sevgisizlik örneği' değildi. Ne tartıştığımızın, fikirlerimizin farklı olmasının, bununla pek ilgisi yok bana göre. Buradaki forumdaşlara; tartışmalar boyunca, tartışma iyi de gitse kötü de gitse, bir yere varsa da varmasa da, 'ayrı ve özel' bir sevgi (ya da sevgisizlik) atfetmiyorum. Herkes (yani tüm 'sonsuz bir' görünümleri, yani tüm kişilikler), 'asıl olan' sonsuz birliğe olan sevgimden kendi paylarını almaya devam ediyorlar. Bu yüzden kimseden de 'özel' bir sevgi beklemiyorum. 'Sıradan olan' benim için gayet yeterli.

Bunu bu kadar uzun anlattım. Çünkü geçmişten beri gelen 'gereksiz anlaşmazlığı' anlaşılır hale getirmeye çalıştım.

----------------------------------------------------

Şimdi konuya ilişkin birşeyler yazmak istiyorum. Öncelikle önemli olduğunu düşündüğüm bir noktayı vurgulamaya çalışayım.

Madem Maharaj'ı daha gelişmiş görme sebebin Ra'nın hata yaptığını söylemesi değil de, Ra'nın ve Maharaj'ın kendi bulundukları yere dair söyledikleri ise; o zaman şu noktaya dikkatini çekmek isterim.

Alıntıladığın 34. Celsenin başlarında olan

------------------
"SORU: Daha önce, sekizinci düzeye ya da sonsuz zekâya nüfuz
edebilmeyi başarmış bir varlığın istediği takdirde bir devrenin herhangi
bir zaman ve mekânında hasat edilebileceğini söylemiştiniz. Sekizinci
düzeye nüfuz edebilen bir varlık bu sırada ne gibi bir deneyim yaşar?

RA: Her varlığın sonsuz zekâyı algılama deneyimi birbirinden farklı ve o
varlığa özgüdür. Bu algılar sonsuz bir hazdan, enkarne halde bulunduğu
sırada diğerlerine hizmet için çok güçlü bir arzu ve bağlılık duymaya
kadar değişir. Sonsuz zekâya erişen bir varlık genellikle bu deneyimi
sözlerle ifade edilemeyecek kadar derin ve anlamlı bir deneyim olarak
algılar. Ancak varlıklar, yine genellikle, enkarnasyon halinin hemen sona
ermesini istemezler. Çünkü, çok güçlü bir biçimde, bu deneyimi aktararak
ya da kullanarak başkalarına yardım etme arzusu duyarlar."

------------------

kısmında söylenen "daha önce bundan bahsetmiştiniz" şeklinde sorgucunun işaret ettiği/referans verdiği yer şurası (Celse 11);

------------------
"SORU: Tarihimizdeki tanınmış kişiler içinde, kendine-hizmetin dördüncü
yoğunluğuna ya da negatif tipte bir gezegene giden ya da gidecek olan
var mıdır?

RA: Bu şekilde hasat edilen varlıkların sayısı azdır. Ama bunlardan az
bir kısmı sekizinci düzeye erişebilmiştir. Sekizinci düzeye, ancak altıncı
ve yedinciden geçilerek ulaşılabilir. Sekizinci ya da sonsuz zekâ
düzeyine ulaşabilmek, bir varlığın eğer isterse devre esnasında herhangi
bir zaman ve yerde hasat edilebilmesine olanak verir.

SORU: Bu varlıklar arasında, gezegenimiz tarihi boyunca tanınan,
isimleri bilinenler varlıklar da var mı?

RA: Birkaç isim verebiliriz. Bir tanesi Taras Bulba, bir diğeri Cengiz Han,
biri de Rasputin adıyla bilinmektedir.

SORU: Bunu nasıl başardılar? Bunu elde etmek için ne yaptılar?

RA: Bu varlıkların üçü de sonsuz zekânın girişine ulaşmak için insanın
çeşitli merkezlerinin enerji akımının kullanılmasıyla ilgili Atlantisliler’e ait
idrake -bellekleri yoluyla- ermişlerdi.

SORU: Bu yolla onlar bizim sihir(büyü) adını verdiğimiz şeyi mi
yapıyorlardı? Onlar enkarne iken paranormal şeyler yapabiliyorlar mıydı?

RA: Evet. Adı geçen ilk iki varlık yeteneğinin pek azını bilinçli olarak
kullanırdı. Bütün güçleriyle tek bir konuya eğilmişlerdi: Kendine hizmet…
Bu giriş kapısına ulaşabilmek için kişisel çabalarını sonuna kadar
zorlamışlardı. Üçüncü varlık ise bilinçli bir usta idi ve o da kendine hizmet
için hiçbir çabadan kaçınmazdı.

SORU: Bu üç varlık şimdi nerede bulunuyor?

RA: Bu varlıklar şimdi dördüncü boyutta bulunuyorlar. Bundan dolayı
uzay/zaman sürekliliği sizinkiyle tutmaz. Her birinin uzay/zaman yeri
(koordinatları) yaklaşık olarak saptansa bile bir anlam ifade etmez.
Bunların her biri Bir’in Yasası’nın idrakinin -kendine hizmet yoluylaarayışına
tahsis edilmiş bir dördüncü yoğunluk gezegeni seçti. Bir tanesi
sizin Orion grubu diye bildiğiniz grupta, biri sizin Cassiopea grubu(Koltuk
Takımyıldızı) diye bildiğiniz grupta, biri de Güney İstavrozu grubunda. Bu
yer saptamaları tatmin edici değil ama, bu idraki size iletebilmek için
gerekli olan geometrik hesapları ifade edecek sözcük hazinesine sahip
değiliz."

------------------

Burada anlatılandan anlıyoruz ki, 'sekizinci veya sonsuz zeka düzeyi' dediği şey 'yoğunluk derecesi' değil. Yani 'düzey' ve 'yoğunluk derecesi' farklı kavramlar. Çünkü, sekizinci düzeye erişmiş varlıklar sekizinci yoğunluk derecesine geçiş yapmıyorlar, ancak dördüncü yoğunluğa geçiş yapıyorlar. Yani demek ki 'yoğunluk derecesi veya boyut' daha üst/daha büyük bir ayrım noktası olmalı.


Edited by - oe_ on 30/10/2011 14:11:05
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 01/11/2011 :  00:47:54  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Yazını okumadım oe, konsantrasyonumu bozmamak için. Kendimi "okumamakla itham ediyorum":) En son bittiğinde okuyup cevaplıycam, dağılmaması için düşüncelerimin. Bilgin olsun. Yoksa bu işin sonu gelmez, uzar da uzar. Aynı hataya yeniden düşemem , bir daha asla.

Ben 5b 'den yani merhametin bilgelikle dengelendiği aşamayı deneyimleyen pandora, en sonunda merhamet , destek , sınırsızca elimdeki paylaşırken tutumum yanlış olduğu için aslında ne kendime ne de diğerlerine iyilik etmediğimi görerek, "merhametle kölelik arasındaki farkı", dönem sonunda da olsa sayenizde öğrendim:) Teşekkür ederim. Gerçekten.

Aydınlanma konusundan devam edeyim.
-----------

1.Elmayı masaya koydum ve sonra onu geri aldım.

Bu bir eylemdir ve eylemin gerçekleşmesi için zamana ihtiyaç var. Eylemin bir başlangıcı(elmayı masaya koyuşum )ve sonu var(onu masadan alışım). Bu bir elmayı masaya koyma ve oradan alma "deneyimidir". Deneyim ancak zaman ile gerçekleşiyorsa , o; zamanın ötesinde olan gerçek olamaz. Yani deneyim gerçeğe ait olamaz. Çünkü, eğer ki gerçeği sonsuzluk diye tanımlarsak, onun ne başlangıcı ne de sonu yoksa eğer, zamana bağlı gerçekleşen hiçbir deneyim gerçeğe ait değildir.İşte tam da bu nedenle gerçek ,deneyim değildir diyor Maharaj; bana göre.

Ve tam da bu nedenle , gerçeği bir deneyim gibi görmek herşeyi birbirine karıştırır. Ve dünya , her an yeniden yaratılır;diyor Maharaj . Öyleyse zamanı yaratan da bellek ;diyor, ne demek istiyor. Eğer sadece an var ise ve anların birbirini izlemesi ise zamanı yaratan , öyleyse herşey , her ne kadar akıl ile algılayamazsam bile, açıklığa kavuşur . Dünya her an yeniden yaratılır çünkü gerçek aslında " an "dadır. Bu nedenle şimdi dedir gerçek. Zamansızlık , neden zamanın bir uzantısı değil? Çünkü an da zaman diye birşey yok. Bildiğimiz an, bir an..

İşte ben o an' ı, sonsuzuluk diye de tanımlayabilirim belki aklımda.

Sarı, turuncu ve yeşil renkler..çakralar. Mesela biz 3b olarak , 4b yani yeşile hasat edilicez, eğer uygun isek buna. Ben birşey demiştim önceden. Işık yedi renge ayrılmaz , sadece prizma yedi rengi gösterir. Bu benim için önemliydi çünkü bir' liğin ifadesi böylece aklımda şekillenmişti. Benim , sonsuzca titreşen bir renkten diğerine nasıl geçilebildiğini aklımla anlamam olası değil ama bu oluyor işte. Evrenin bir noktasında bir sınır çizgisi ;demişti Hawking. Nasıl oluyor ki bu demiştim kendime. Ama orada işte birşeyler oluyor ve belki bu bir "idrak noktası". Bir renkten sonra bir diğer renk(çakralarımız) idrak ediliyor ve yeşil ışığa geçiyoruz. Bütün bunlar mümkün ve buna idrak diyorum ben, bunu düşünerek aklımda birşeyler oluşturuyorum , belki tam uymamışta olabilir.

Renkler birbirleriyle karışıp diğerini veriyor ama beyaz ışık ta hepsi var. Şimdi ben bunu şöyle düşünüyorum. Renklerin hepsini idrak mümkün ama "o renklere kaynak olan" ne?

Yani gerçek dediğim şey, Maharaj'ın tanımıyla idrak edilemez çünkü gerçek ,idrakin kaynağıdır . Bu süper bir cümle idi benim için çünkü hakikaten de öyle olmalıydı.

Birşey idrak ediliyorsa eğer, o idraki sağlayan ve daima var olan birşey olmalıydı. Ne eksilen ne artan. İşte aydınlanma denen şey , o idrakin kaynağını da bilmek ve bunu bilmemin tek yolu o olmak. Bundan başka yol olamaz çünkü ben diğer renkleri idrak edebilirim ama idrake kaynak olanı , nasıl bileceğim, o kaynak olmadıkça?
------------

M:O olmanın da olmamanın da ötesindedir. O ne aynadır ne de aynadaki görüntüdür. O ne ise o dur-o ebedi gerçektir.

İşte tam da bu nedenle hepsinden farklı olarak en üst seviyede bütün eylemlerin bırakılması gerekiyor ve bu nedenle spritüalistler arzulamamak diyorlar. Bir insan herşeye sahip olan o sonsuzluk ise, herşey kendisinin değilmiş gibi , birşeyleri arzularsa, nasıl hiçbirşeye ihtiyacı olmayan o sonsuzluk olabilir? Yani bir şey arzuluyorsam ben, bende olmayan birşeyi arzularım ve herşey bensem, bunun bilincinde isem, niye arzulayayım.

M:Gerçekte bütün mevcudiyet, her bir form benim bilincimdedir. Ben ne olduğumu söyleyemem , çünkü sözcükler ne olmadığımı tarif edebilirler....Ben bilinç ötesiyim, bu yüzden ,bilinç içinde ben ne olduğumu söyleyemem. Ama ben var olanım .Ben kimim sorusunun yanıtı yoktur. Hiçbir deneyim onu yanıtlayamaz , çünkü Öz varlık deneyim ötesidir.
------------

Sonsuzluk tanımındaki gibi, ne olmadığına bakarak ne olduğunu bilmek. Meditasyonun amacı zihni sakinleştirmek . Böylece zihin o deneyim ötesinde olanı yansıtabilir. Niye bir yere bakıp düşüncelerin akışını izliyorum ve sessiz kalıyorum? Bu meditasyonun amacı ne;diyor muyuz.
-----------

M:En yüce olan , güneştir.

S:O bilinçli olmalı.

M:O ne bilinçli, ne bilinçsizdir. Onu bilinç ve bilinçsizlik kavramları içinde düşünmeyin .o her ikisinide kapsayan ve her ikisinin de ötesinde olan hayattır.

S:Hayat çok zekidir. O nasıl bilinçsiz olur?

M:Siz bellekte kesinti olduğu zaman buna bilinçslik diyorsunuz. Gerçekte sadece bilinç vardır. Tüm hayat bilinçlidir;tüm bilinç canlıdır.

----------------------

Bilinç bir sözcük , bir tanım.
Bilinçsizlik te bir tanım.

Madem ki her ikisi de bir tanımdır, başı sonu olmayan "tanımsızı" , bu "tanımlar" içinde düşünmemek gerek demiştim kendime.

Madem ki hayatı yaratan bilinçtir, gerçekten de bilinçsizlik diye birşey olmamalı ama ben gerçeğe, bilinçli dersem , o sadece bilincin yarattıkları olur. Veya bilinçsiz dersem, bu sefer hayat olmazdı. Öyleyse , bu gerçek denilen, gerçekten de bu ikisini kapsadığı kadar , onun da dışında olmalı.

Ra , bilgelikle dengelenmiş sevgi derken, Maharaj da tam bunu söylemekteydi: bilgece sevgi. Gerçeğe götüren.

Sevgi ben herşeyim der, bilgelik ben hiçbirşeyim der ve ben bu ikisi arasında gidip gelirim ;demişti, ne demek istemişti.
-----------


M:Onlar oldukları gibi cereyan ederler ;ben onları oldurduğum için değil;fakat benim varoluşumdan ötürü onlar öyle olurlar. Gerçekte hiçbirşey oluyor değildir.Zihin huzursuzken, Shiva 'nın dansına neden olur.

-----------

İşte benim için en önemli cümlelerden biri de bu idi. Neden yaratım yok aslında;gibi bir sözcük söylememin nedeni. Biz hem diyoruz ki , sonsuzluğun başı sonu yok , o neyse o;hem de bir başı sonu olan gereken nedenler arıyoruz.

Kalemi masaya koydum çünkü kalemi bir yere koymam gerekiyordu masamı toparlarken ve sonrasında kalemi aldım çünkü kalemle yazacaktım.

İşte eylemlerim için iki neden. Neden sonuç ilişkisi. Buradan bakıldığında, nedenlerin de nedenleri var ,ama nereye kadar?

İlk neden ne idi?

Kalemi masaya koyduğum an ile onu yeniden aldığım anlar arasında bir zaman var ve sonsuzluğun başı sonu yoksa eğer, nasıl oradan bakılınca nedenler zinciri sıralayayım?

İşte bu noktada antropik ilke dikkatimi çekmişti, onun farklı yorumları var elbette ama benim aklıma yatmıştı böylece.

Bizler , zamanın hükmü altında olduğumuz için nedenler arıyoruz ama aslında nedenler yok, herşey ne ise o . Tam da bu nedenle aslında yaratım diye birşey yok. Nasıl yaratım olabilir ki? Kalemi masaya koymam bir deneyim , yaaratımken, sonsuzluğun görüş açısından aslında ne kalemi masaya koymam ne de onu almamın nedeni yoksa ,başlangıç ve sonlar onda cereyan etmiyorsa(kalemi alış ve masaya koyuş süreçleri) o kalemin masaya konması ve alışı da ,sadece sonsuzluk öyle olduğu için oldu!

Karmamı? Karmayı yaratan incelemeyi reddetmenizdir;diyordu Maharaj. Karma, biz zamana mahkum olanlar için var, onun dışına çıkanlar için değil. Gelişmek için, karmayı bile biz yaratıyoruz aslında.

Buradan nereye gelicem.

Madem ki birşey nasılsa öyledir, öyleyse gerçekten de gnaninin varoluşundan ötürü herşey öyle olmaktadır. İşte ben tam da bu noktada seninle özgür irade hakkında çatışıyordum .Yeri geldi söylemek isterim.

Özgür irade diye duruyordum o zamanlar ve en sonunda beni gerçekten güldüren bir sonuca varmıştım. Gülmemin nedeni, cevabın zaten hep bildiğim birşey olması idi. Bütün sorularımın cevabı sadece tek bir varlığın varolması ve onun sonsuzca özgür olmasından ötürü özgür iradenin olması sonucuna varmamdı. Kendime gülüyordum yani, bu kadar araştırma bunun için miydi;diyerekten:)

Ra da ne denir? Özgür irade ile yaratım başlar.

Sonsuzluk .. varolan tek şey aslında o dersem mesela , o yaratımında da sonsuzca özgür. Biz buna bozulsak bile bu böyle. O nda sonsuz olasılık var ! Ve tüm sonsuz olasılıklar bir yaratıma dönüşebilir. Paralel evrenler. Belki bir gün bir yerde karşılaştığımız biri bize daha konuşmadan çok yakın , tanıdık , vs..gelebilir ve belki bir başka evrende o bizim eşimiz olduğu içindir. Bu örnek tabi bana değil, fizikçilere ait. Delice bir fikir ama neden olmasın.

Sonsuzlukta , sonsuzca yaratım. Belki de sonsuza dek.

Fakat yaratıma hayat veren sadece zaman çünkü başlangıçta birşey yok aslında. Başlangıç olmadığı için. Sadece sonsuzluk var. Hep varolan ve varolacak olan.

Ve bu nedenle her ne oluyorsa, aslında gnani yani gerçeğe varan, öz ümüz, aslında olduğumuz şey onları öyle oldurduğu için öyle olmuyor doğal olarak çünkü oldurmak için, sonsuzluğun başlangıcının olması gerekirdi ama yok. Öyleyse aslında öz ne ise , onun öyle olmasından ötürü herşey olduğu gibi oluyor.

Varlığın midesine giren yiyeceğin 3 boyutlu olmasının nedeninin , varlığın 3 boyutlu olması gibi .

Varlık 3 boyutlu ve yiyecekte 3 boyutlu:)

Varlığın 3 boyutlu olması ve onun midesinde "olan "da tam varlık gibi 3 boyutlu. Varlık 3 boyutlu olduğu veya yiyecek 3 boyutlu olduğu için , olmakta olan oluyor.

Herşey nasılsa öyle çünkü sen varsın diye dünya var ve sen öyle olduğun için dünya da böyle.





Edited by - pandora76 on 01/11/2011 01:37:43
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 03/11/2011 :  23:38:44  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ama orada işte birşeyler oluyor ve belki bu bir "idrak noktası". Bir renkten sonra bir diğer renk(çakralarımız) idrak ediliyor ve yeşil ışığa geçiyoruz.
-------------------

Daha doğrusu geçiş yok bana göre , sadece yeşil rengin de farkına varmak var .

Mesela bir saç teli , ilk bakıldığında sadece uzunluk boyutuna sahipmiş gibi gözükse de çok yüksek enerjili parçacıklarla araştırıldığında , on veya onbir boyutlu gibi gözükebilir. Ben secretdream ın sayfasında "bakış açısının genişlemesi"demiştim, işte bu örnekteki gibi birşey söylemek istemiştim.

Elmanın içindeki çekirdek "elmanın tamamını göremez" ve bundan dolayı "ben elmadaki bir parçayım"der ama elmanın tamamına bakabilen biri , "çekirdek te benimle bir" ;diyebilir. demiştim.

Maharaj "güneş karanlığı bilebilirmi"demişti. Güneş karanlığı nasıl bilebilir ki? Heryeri aydınlatmakta iken.. Dolayısıyla da karanlık kendini unutmuşluk olmalıydı , herşey ışık olduğuna göre.

Ve öyleyse eğer, karanlık , ışık olduğunu bilememekti. Madem ışıktan başka birşey yok..

Prizma ışığı yedi renge ayırmaz , yedi rengi gösterir ;diye düşünürken , aslında "hiçbir zaman "ayrılık olmadığı sonucuna buradan da varabileceğimi anlamıştım.

İşte ben bu prizmaya "zihin"diyorum. Yedi "rengi gösteren" ve bu nedenle de yedi "ayrı "renk varmış gibi düşünmemize neden olan prizma gibi.

Bilinç bir sözcük , bir tanım.
Bilinçsizlik te bir tanım.

Madem ki her ikisi de bir tanımdır, başı sonu olmayan "tanımsızı" , bu "tanımlar" içinde düşünmemek gerek demiştim kendime
.
---------------------
Daha doğrusu bilinç ötesi demek istemiştim , bilinçsizlik derken, onu düzelteyim.

Bizim gibi tanımlanabilir olanlar(mesela rengi kırmızı , yazıyor , kalem vs...) için , tanımlanamama konusu akıl almaz birşey , fakat yine de aklımdaki kurgu ile yola çıktığımda birşeyler oluşturabiliyorum kendime göre.

Kalemi masaya koydum: Kalemin masada olduğu görüntü oluşuyor zihnimde.(kalem var...var-lık)

Kalemi masadan aldım::Kalemin masada olmadığı görüntü oluşuyor zihnimde.(kalem yok...yok-luk)

"Önce" var dı, "şimdi "yok yani her ikisi de bilince ait bir görüntü çünkü zaman var ve beynimde oluşan bir görüntü var. Olmama hali bile bilince ait.

Kalemin şimdi masada olmaması için onun daha öncesinde masada olması gerekiyordu . İşte bu varlık-yokluk durumu , her ikisi de bir görüntü imgelememi sağlarken , nasıl sonsuzluğa dair birşeyi anlatabilirdi ki bana. Hem başı sonu olmayacak(hiçbirşey yok)hem de herşeyi kapsayacak(herşey var) ama ikisi de bana birşey ifade edecek , aklımda birşey oluşturacak?

Kalem önce masada "olmasaydı" , sonrasında masadan aldığımda masada "yok "olma durumu da olmazdı. Yani, kalemin masada olduğunu bildiğim için , sonrasında yok olduğunu da söyleyebilirim. Bu varlık yokluk terimleri asla sonsuzluğu tanımlamıyor.
Ve gerçek , önceden var olduğu için sonradan yokolan birşey olamaz yani var ve yok tanımları gerçeği tanımlayamaz.

İşte sonsuzluk denen şey buradan yola çıktığımda fikirlerimi darmadığın etti. Gerçek , "bir fikir bile" değildi. Maharaj "ben dokunduğum şeyi yokderim "demişti , ne demek istemişti.(ki sadece aklı aydınlanmış biri böylesine şeyler konuşamaz bana göre , bu , gerçeği idrak ettiğini iddia eden birinin hislerine dair sözlerdir)

Oraya baktığımda bir ağaç görürüm çünkü ağaç gördüğümü imgelerim ;gibi bir örnek vermişti Maharaj . Hologram gibi. Plakanın bir noktasındaki bilgiler , ışık ile açığa çıkarlar ama hologram plakası "değişmez bir şekilde "aynı kalır.

İşte bunun gibi , ağaç görsem bile bu plakanın "ağaç "olduğu anlamına gelemz. Plakadan pek çok görüntü gözükebilir ama hiçbiri plaka ile aynı şey değildir. Onlar görüntüdür , plaka ise elle tutulur somut bir şey.

İşte sonsuzluk bu benim çin. Aklımızın alamayacağı , tüm bildiklerimizin ötesinde(var-yok) birşey. Öyleyse eğer, tüm dünya gerçekten de gnani ona dokunduğunda yokoluyor olmalı çünkü hiçbir ona ait değil. Gelip geçiyorlar bu görüntüler. Ve aynen öyle, hepsi birer görüntü sadece.

Sai babanın sırrı bence bunun gibi birşeydi. O görüntülerin gerisine çekilip onları silebiliyor ve yeni görüntüler çiziyordu , tahminime göre. Resim örneği vermiştim hani, onun gibi. Boş bir kağıda dilediğin resmi çizersin ama bir resme dilediğin görüntüyü ekleyemezsin , onu silmedikçe.

Bazen aklımda birşey oluşur.

Bu sonsuzluk diyelim. Onun görüş açısından bakayım.Aklıma bile gelmeyen görüntüler ,sonsuzca ondan yansısa bile, o başı sonu olmayan şeyi asla tanımlayamaz başı sonu vs..olmayan "birşeye", herhangi "birşey" dahil edilebilir mi?

Herşey hiçbirşeyden korkar çünkü hiçbirşey herşeyi yutar;demişti Maharaj ne demek istemilşti. Bence bunu söylemek istemişti.Kendisi için birşey istemeyen herşeye sahip olur(kadirikül) sözü de aslında neden tekamülde sözü edildiği gibi, önce "ben herşeyim "diyen sevgi aşamasının geldiğini açıklıyordu benim için. Bilgelik ben hiçbirşeyim diyordu çünkü sonrasında.

Ben herşeyim diye düşünürsem(tüm evreni mesela) orada tüm o benliklerden ayrı tek başına duran bir "pandora" benliği kalır mı? Yani demek istediğim şu.

Pandora merkez olmak üzere ,etrafındaki herşey onun benliği diye bakarsa, yine de pandora merkezlenmiş olacaktır ve diğer herşey pandora "merkezinin "çevresindedir ama pandorayı merkez almasa , ortada merkez kalmasa ,başı sonu vs..olmayan sonsuzluğa dönüşür.




Edited by - pandora76 on 03/11/2011 23:48:57
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 04/11/2011 :  00:06:19  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Bu arada aklıma gelmişken , şu konuya hep değinmek istemiştim , aslınd akısmen değinmiştim de.

Fizik mi metafizik mi konusu hep ilgimi çekmiştir çünkü ben de çok eksiden materyalist değil belki tam anlamıyla ama ona yakın bir bakış açısına sahiptim. En zoru aslında neye inandığını tam olarak bilmeyenlerden yani aklı karışık insnanlardan çıkar çünkü onlar daima bütün kavramları kuramları akıllarında sorgulayıp , gerektiğinde rahatlıkla yıkarak , yenisine bakabilirler. Bu nedenle kötü derim onlara:)

İşte birazda bu geçmişimden ötürü , metafizik mi fizik mi konusu ilgimi çekmiştir ayrıca.

Ra şöyle diyor 29.celsede:

Soru: O halde yerçekiminin nasıl meydanageldiğini söyleyebilir msiniz?

Ra:Sizin yerçekimi adını verdiğiniz şey,içsel ışık/sevgi'ye doğru bir itiliş,Yaratan'a doğru ilerleyen spiral ışık hattına yöneliştir. Bu ruhsal(spritüel)bir olayın tezahürü ya da varoluşun bir şartıdır.

Soru:Ay üzerindeki yerçekimi,bizim gezegenimizdeki yerçekiminden azdır. Bunun ardında bir metafizik prensip bulunup bulunmadığını açıklayabilir misiniz?

Ra:Metafizik ve fizik(madde ötesi ve madde)birbirinden ayrılamaz. Bu fenomeni açıklamaya kalkan biri,birçok nesnenin çekim gücünü,farklı fiziksel özelliklerine-kütle gibi-bağlı olarak hesaplayabilir. Ancak biz,yerçekiminin tamamlayıcı ve aynı derecede önemli olan metafizik doğasından da söz etmenin şart olduğuna inanıyoruz.

-----------

Ruhsal bilgiler veren Ra , fizik ve metafizik diye ayırmamıştır .Sadece "yerçekiminin doğası" olan metafizikten sözetmiştir.

Beyaz ışık prizmdana geçirildiğinde , farklı renkleri gösterdiğinde , "beyaz, yeşil,kırmızı vs..lere bölünüyor ve hepsi ayrı beyazdan "demeyiz, tüm o renkler onun doğasıdır sadece. Metafizikte öyle . Ve Hawking , yerçekiminden yola çıkarak "bir zarda yaşayan yansımalarmıyız kendisini gerçek zanneden" gibi bir soru sorar. Eğer Maharaj ve Ra nında dediği gibi, evren benim bedenimse, yerçekimi de bedneimi birarada tutan bir yapıştırıcı olabilir ve buna diyelim ki metafizik (sevgi) ve bunda garip birşey yok öyleyse.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 04/11/2011 :  03:29:49  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ben herşeyim diye düşünürsem(tüm evreni mesela) orada tüm o benliklerden ayrı tek başına duran bir "pandora" benliği kalır mı? Yani demek istediğim şu.

Pandora merkez olmak üzere ,etrafındaki herşey onun benliği diye bakarsa, yine de pandora merkezlenmiş olacaktır ve diğer herşey pandora "merkezinin "çevresindedir ama pandorayı merkez almasa , ortada merkez kalmasa ,başı sonu vs..olmayan sonsuzluğa dönüşür.

------------------

Niye 6b yani birlikte bh ler değilde , kh ler katılıyor bh ye ve böylece birlik oluşuyor ;demiştim kendime. Bazı görüşlerdeki gibi, birlik hiç de negatiflikte yapmıyordu, daima pozitif yolu gösteriyor ama varlığın egosu bunu kendisine göre algılıyordu(özgür irade)

Bana göre tam da bu olmalı çünkü birlik demek negatifliğinde uygulanışı olamaz, bu durumda birlik olmaz, negatif bir işçi, bütün işi bozabilir çünkü. Ama yine de aklımda birşey tam yerine oturmamıştı, zamanla onun cevabını da kendime göre buldum.

Başkalarına hizmet değil de, her ikisinin birleşimi gibi birşey olsaydı bir'lik, bu akla gelen seçeneklerden biri gibi"madem birlik, her ikisi de eşit"gibi birşey olmayacaktı çünkü , birlik demek , egonun erimesi demekti. Ego erimeliydi çünkü benlik böylece kalkacaktı. Benlik , bilinci yaratmaktaydı çünkü ve bilinç ise , zihne varlık verendi. Zihinse insan demekti ve insan, kendi gerçeğini yani sonsuzluğunu bilmeyendi.

İşte tam bu nedenle , önce birlik aşamasında varlık diğer benliklerle birleşecek ve kendini mesela Ra adında bir toplumsal bellek bileşimi olarak bilecek , sonrasında ise , o birliğin de ötesindeki gerçek olduğunu anlayacaktı . Çünkü , birlik tamamlandığında yani o idrake erişildiğinde, zihnin bütün parçaları birleşecekti(toplumsla bellek bileşimi gibi) Bu durumda ise, zihindeki tüm amaçlar bitecekti. Amaçlar bittiğinde ise , geriye birşey kalmayacaktı .

Kalemi bulduğum zaman , onu "aramama" gerek kalmaz çünkü kalemi bulma amacım bitmiştir. Aynışekilde, zihindede , zihne ait tüm parçalar birleştiğinde , zihin kendini tamamladığında, neyi arayacak, parçaları birleştikten sonra? İşte bu nedenle birlik aşamaısndan sonra artık aramasına gerek kalmayan varlık , amacını bitirdiği için, onun da ötesine geçecekti.(7b, 8b)

Hala bir merkez varken (varlığın benliği ve diğer benlikle onun bedeni) yani birlik aşamasında iken , birliğin (kapsayıcı zihin-birleşmiş olan) ötesinde değildir hala. Bunun için, varlığın da benliğinin olmaması yani bir merkez olmaması gerekiyor bence. İşte bu nedenle aydınlanmayı getiren şey bh. Maharaj, bir kişi elindekini daima vermiyorsa , o gnani değildir;der, ne demek ister.

Gnani, artık adı olmayan ve kendini bir ad ile merkeze koymayan dolaysıyla sonsuzluğa karışan biri olduğu için elindekini daima verir ,( bh).Çünkü sonsuzluğun elinde aslında "hiçbirşey vardır" ve hiçbirşey herşeyi yutar çünkü herşey, hiçbirşeyde barınabileceği bir "mekan bulamaz". Herşey ise ancak bir mekana sığabilir. Ve mekanı olmayan , madem ki herşeyin de sahibidir, herşeyi mümkün kılabilir, mekanı olduğu zannını da yaratabilir. Tıpkı Tanrının kaldıramayacağı bir taş olamamasına rağmen , kaldıramayacağı bir taş olduğu zannını yaratması gibi çünkü Tanrı , kaldıramayacağı taş olamasa da, kaldıramayacağı bir taş olduğu zannını yaratacak güçtedir. O zaman, mekansız iken, mekanı olduğu zannını da yaratabilir(bilinç)

Yazarken düşündüklerime bakıyorum da, kafayı sıyırdım galiba:)ama doğru ya, bu çok uygun geldi bana.

Ve gnani, neden herşeyi verir daima? Çünkü , gnani hiçbirşeyi kendisine ait saymaz(bilgelik) ve öteyandan herşey benimdir der(sevgi).

Bu nedenle de, ne sınırsızca verdiğinde kendisinden birşey eksilmemektedir, ne de herhangi birşeyi "o benim, vermem"diyecek bir benliğe sahiptir.

İşte tam bu nedenle Ra bilgilerinde , 8.seviyedekilerin bu dünyada kalıp , yaşadıkalrı şeyi diğerleriyle paylaşmaya dair güçlü bir arzu dudyklaırndna sözediliyor bence. Maharaj da zaten , aydınlandıktan sonra hiç eksilmeyen bir mutluluk duygusunu yaşamış , etrafına sevgiyi hissettirmiş, hatta öldüğü halde hala bile bu sevgiyi hissettirebilmiş biri olmasının ötesinde , aydınlandıktan sonraki yaşamını , kendisine gelenlere bildiklerini paylaşarak yani hep başkalarına hizmet ederek geçirmiş. Keşke daha önce doğsa idim, onun yanına gider ve ona hizmet ederdim , zaten hep geç kalırım:)
-----------------------------------------------------------------

Bayram öncesi işler, bayram vs..heralde biraz daha uzar sanırım ama aklıma gelen bilgiyi aktarıcam.

Bu yıl 11 .11.2011 diyorlar, ne diye böyle diyorlar ama İstanbullular biraraya gelmek üzere toplanıcaklarmış , o dar önemsiyorlar yani. Neden bu kadar önemsiyorlar , bilmiyorum ama kanal bilgilerinde de hatta önceden beri bu tarihten sözediliyor. Kasım demek dönüşüm demek ve zannediyorum bu tarih bir uyanışı simgeliyor. Buna değinmemin nedeni şu.

Ben , kıyamet denilenin , uyanış olduğuna inanıyorum, "insanın kıyameti "ve evren bedenimizse eğer , bizler yukarıda bir 4b adında biryere gitmeyeceğiz hasat edilirsek , biz 4b yanımızı uyandırdığımız için evrenimiz 4b ye dönüşecek. Ve kasım , bilincin ölümü demek, yeninin doğması için , eskinin ölmesi demek. 11 sayısındaki 1 ise yaratılış demek. Ve yoğunluklarda , nasıl ki Ra "bizler sizin bilincindeyiz"der, aynı şekilde tıpkı dna ve rna gibi, zaten "hep varolan "bilgilerin açığa çıkması demek bence. Bilincimizin hangi kısmını uyandıracağız? Gibi birşey olacak bence 11 kaısmda.

Ben yoğunlukları böyle düşünüyorum ve bu foruma geldiğim ilk yıl kasımda olanı hiç unutamadım ve bu şeyi kimseyle paylaşmadım, paylaşamamamda ,çünkü benle birlikte ölecek birşey bu ama demem o ki, işte nasıl ki 11 kasım ve müthiş bir uyanış denmekte , ben de bunun olabileceğine inanıyorum . 2012 ,kıyamet , hasat vs..hepsi aslında "bizim içimizde olacak olan "şey ve kimileri buna uyanacak , kimileri ise eski enerjide kalacak ve eski enerjide kalanlar 3b de , yeni enerjiye açılanlar ise , daha üst seviylerde bulacaklar kendilerini(hasat) diye düşünüyorum ve 2012 kasımında olacakları düşünemiyorum. Mayalardada kasım , hep kasım çünkü kasımda yapraklar dökülüyor ve ölüyor(kıyamet:ölüm) ve hayat yeniden başlıyor.



Edited by - pandora76 on 04/11/2011 03:45:40
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 06/11/2011 :  02:52:28  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Pandora,

Anlatmak istediklerin bitti mi, yazdıklarımı okumaya başladın mı (örneğin bu yazdığım şu an okunacak mı), yoksa okumaya bir süre önce zaten başlamıştın hatta yazdıklarınla son yazdığımı da okuyup cevaplamış olabilir misin, emin değilim. Göreceğin üzere, "ben kafamdaki herşeyi anlatayım, sonra sen söyleyeceğini söyle" fikri bir açıdan iyi, birçok açıdan ise çok iyi değil gibi. Çünkü bu, diyalog değil monolog üretiyor daha çok. Daha önemlisi, tartışma böyle olunca çok daha fazla uzar bence. Bunun iki sebebi var;

Birincisi. Birçok açıklaman var. Ama ben bu açıklamaların 'ana tezle' (tartışmanın şu anki ana konusuyla, yani "Maharaj Ra'dan daha gelişmiştir" teziyle) nasıl ilişki içerisinde olduklarının netleştirilmesine ve vurgulanmasına ihtiyaç duyuyorum.

Mesela "gerçek bir deneyim midir" konusunu ele alıyorsun. Ama bu konuyu bence şöyle vurgulayarak bağlamak gerek ki, yanlış anlaşılma olmasın. Bu konunun Ra ve Maharaj'a göre farklılık gösterdiği ve filan sebeple bunlardan birinin daha üstün olduğu söylenmeli bence. Yani örneğin "Maharaj'a göre gerçek bir deneyim değildir, Ra'ya göre ise deneyimdir" gibi bir fark vurgulanmalı. İkisi için bir farklılık belirmiyorsa, zaten bizim tartışmamız açısından bu konu bir ayrım noktası oluşturmayacaktır.

Veya başka bir örnek, "biz 4b diye bir yere gitmeyeceğiz, biz 4b yanımızı uyandırdığımız için evrenimiz ona dönüşecek" diyorsun. Örneğin ben bu söylemde, bu ikisi arasında nasıl bir fark olduğunun vurgulanması gerektiğini düşünüyorum. Örneğin şöyle diyebilirsin "4b yanımızı uyandırmak her an mümkündür, 5b yanımızı da uyandırabiliriz 4b'yi uyandırmadan. Ama bir yere gitmek olarak düşünürsek bir sıra içinde gitmemiz gerekir" gibi. Yani "yoğunluklar içimizde, o halde istediğimize zıplarız" gibi bir kavram mı ifade etmek istiyorsun. Çünkü bir yandan sonsuzluk içimizde olduğu için, herşey içimizde olarak görülebilir. Ama bunun 'neyi değiştirdiği' önemli, bu belirtilmeli ve vurgulanmalı. Çünkü Ra örneğin yoğunlukları ve bunlara geçişin nasıl olacağını açıklamış. Herşeyin içimizde olduğunu da açıklamış, bunu da açıklayan o ve biliyor zaten. O halde ne değişiyor, bunu vurgulamak gerek bence. Tabii bir de ana tez ile ilişkisi açısından belirginleştirilmeli, örneğin, "Maharaj'a göre yoğunluklar içimizdedir, Ra'ya göre ise farklıdır ve farkı şudur" gibi birşey denmeli, kanımca. Bunlar olmadan açımlanan konuların 'yarattığı farklar' ve 'ana tezle ilişkisini' kurmak güçleşiyor anlatım uzunlaştıkça ve karmaşıklaştıkça.

Anlatım uzunlaştıkça ve karmaşıklaştıkça birşey daha gözden kaçabiliyor, o da bu konulara verilen önem derecesi. Sen her bir açıkladığın konuya bir önem atfediyor olacaksın, ama karşındakinin bunu doğru tahminlemesi yazının uzunluğu ve karmaşıklığıyla doğru orantılı olarak daha zorlaşacak. Çünkü eğer adım adım diyalog tarzında gidiliyor olsa, en çok önem verdiğin şeyin en önce söylenmesi anlamlı olabilir. Öyle olsa da olmasa da, karşındakini o noktayla ilgilenmeye davet etmiş olacaksın. Ama yazıda birçok kavram, hatta ana tezle ilgili yarattığı ayrımlar/farklar da vurgulanmadan verilmişse, o zaman karşındakinin, anlatılanların senin için önem derecesini tahminlemesi ve önemli görülene yönelmesi oldukça zor.

---

İkinci sebep ise şu. Doğal olarak bir tartışmada taraflar kendi tezlerinin güçlü yanlarını öne sürme eğilimindedirler. Ve bazan şöyle bir algı da olabiliyor, eğer ki tezimin güçlü yanlarını çokça ileri sürersem veya güçlü yanlar yeterince güçlü ise; bu, zayıf yanlarını örter, affettirir veya karşılar gibi. Oysa tezin güçlü yanlarından çok zayıf yanlarının tartışılması gerekir öncelikle, çünkü bir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür. Veya bir çuvalın bazı yerleri ne kadar sağlam da olsa, delik varsa, doldurulan bilyaları taşımayacaktır. İşte olay monologa dönüşürse, "dur ben önce bütün güçlü yanlarını anlatayım" gibi birşeye dönüşmüş oluyor. Oysa ortaya bir zayıf yan konduğunda, zaten belki de tartışmaya gerek kalmayacaktı (Bir tezi ispatlamak için uyan örneklerden sonsuzca vermek gerekir, bu yüzden uyan örneklerle tez ispatlanamaz. Ama uymayan bir örnekle tez çöker. Örneğin "bütün kargalar siyahtır" tezini ispat etmek için ne kadar çok sayıda siyah karga bulup getirsem de, gene de yetmez (sadece olasılığı güçlendirir). Ama bir tane siyah olmayan karga getirirsem tez çöker). İşte bu açıdan da, tartışma daha da uzar diyalogdan uzaklaştıkça.



Edited by - oe_ on 06/11/2011 03:04:07
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 06/11/2011 :  05:43:07  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Oe;
Son yazını yeni okudum , sen bazen günler haftalar boyunca buralarda olmadığın için ,senden hızlı olur musun dedim. Belli olmaz diye. Ama kusuruma bakma , bunu senden ben rica ettim fakat işler düşündüğüm gibi gitmedi , işim çok ve kafamı toplamak için gereken zamanı sürekli bulamıyorum.

Kesinlikle son yazına cevap vermiş değilim, bunu söylemek isterim. Son yazını hiç okumadan yazdım çünkü o yazıyı ama sonradan kırmızı yazdığın kısmı yani Ra ya dair konuyla alakalı olduğu için okudum. Şimdi ben bayram sabahı bir başlarsam bayramın ilk gününe uzamasın diye detayıyla birşey yazamıycam ama kısaca şunu diyebilirim ki, ne demek istediğini anlamadım. Yani sonsuz zekaya ulaşan 4b ye mi hasat ediliyor yoksa onlar 4b ye hasat edilmeyi mi "seçmişler".Bunu bir daha düşün ;derim ben.

Monolog senin açından sorun olabilir ama benim açımdan değil. Niye sorun olsun ki? Bu yöntem daima işe yarar . Böylece tartışma sonsuza dek devam etmez. Nasılsa sen sadece Maharaj Ra dan daha gelişmiştir ;cümlem ile geldin ve ne kadar kanıt koyarsam koyayım önüne,muhakkak aksini iddia etmek için uğraşacaksın, ne yapacağını adımı bildiğim kadar iyi biliyorum, aksini desen bile. Yani monolog bu durumlarda iyidir , dersin diyeceğini ve sonrasında aksinin ispatı uğraşılarına bırakırsın.

Birincisi. Birçok açıklaman var. Ama ben bu açıklamaların 'ana tezle' (tartışmanın şu anki ana konusuyla, yani "Maharaj Ra'dan daha gelişmiştir" teziyle) nasıl ilişki içerisinde olduklarının netleştirilmesine ve vurgulanmasına ihtiyaç duyuyorum.

Bunu sorman biraz garip değil mi? Ben aydınlanma konusundan devam edeyim ;dedim ne demek istedim? Direkt;Maharaj Ra dan daha gelişmiştir vs..den başlayacağım demediğime göre , bana sormadan bile henüz o kısma gelmediğimi anlamamış olmanın netleştirilmesine ve vurgulanmasına ihtiyaç duyuyorum ben de:) Şaka :)

Ama kendine göre sen de haklısın , kafan karışmış olabilir de ve bu nedenle bayram sabahı bu saatte yazıyorum , geç saatte bunları yazmışsın diye.

Bu arada bu forum hepimizin ,sen bana bakma lütfen , "bittimi bitmedimi vs.."gibi şeylere gerek yok, anlayışın için teşekkür ederim ama , kafana göre yaz, tek ricam olur , yaparsan beni sevindirebileceğin , lütfen haftalarca ortalıktan kaybolma.

Edited by - pandora76 on 06/11/2011 05:45:21
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 06/11/2011 :  15:01:25  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Birşeyi söylemeyi unutmuşum, beni bekleme gibi bir anlayış gösterdiğin için belirtmek istedim .

Buralardan kaybolma uzun süreler derken , zaten en son olarak hepsini tartışacağımızı söylemek istedim. Bir yere kadar tartışacağız eğer istersen sen de ve sonrasında senin Ra yı üstün gösterme çabalarınla bırakıcam ;demeye çalıştım. Yani , madem monologtur ne diye beklememi istedi ;gibi bir soru gelmiş olabilir aklına diye.

Bu yazıların kendi tarafımda benim için ayrıca bir anlamı daha var ki, senin ilgilendiğin Ra mı Maharaj mı konusunun dışında, bugüne kadar tüm düşündüğüm şeylere dair ,bilgilerimin aklımda toparlanışıdır. Senin ilgilendiğin Ra mı Maharaj mı büyük; kısmı için de bu yazdıklarımdan bilgi alırım belki.

Bunları belirtmemin nedeni, neyin ne olduğunu anlamanı sağlayıp açıklığa kavuşturmak.

Bak kendi tarafımda şu an senin yazını okuduğumda aklım dağıldı ama merak ettiğin bir kısmı da aydınlatayım.

Veya başka bir örnek, "biz 4b diye bir yere gitmeyeceğiz, biz 4b yanımızı uyandırdığımız için evrenimiz ona dönüşecek" diyorsun. Örneğin ben bu söylemde, bu ikisi arasında nasıl bir fark olduğunun vurgulanması gerektiğini düşünüyorum. Örneğin şöyle diyebilirsin "4b yanımızı uyandırmak her an mümkündür, 5b yanımızı da uyandırabiliriz 4b'yi uyandırmadan. Ama bir yere gitmek olarak düşünürsek bir sıra içinde gitmemiz gerekir" gibi. Yani "yoğunluklar içimizde, o halde istediğimize zıplarız" gibi bir kavram mı ifade etmek istiyorsun. Çünkü bir yandan sonsuzluk içimizde olduğu için, herşey içimizde olarak görülebilir. Ama bunun 'neyi değiştirdiği' önemli, bu belirtilmeli ve vurgulanmalı. Çünkü Ra örneğin yoğunlukları ve bunlara geçişin nasıl olacağını açıklamış. Herşeyin içimizde olduğunu da açıklamış, bunu da açıklayan o ve biliyor zaten. O halde ne değişiyor, bunu vurgulamak gerek bence. Tabii bir de ana tez ile ilişkisi açısından belirginleştirilmeli, örneğin, "Maharaj'a göre yoğunluklar içimizdedir, Ra'ya göre ise farklıdır ve farkı şudur" gibi birşey denmeli, kanımca. Bunlar olmadan açımlanan konuların 'yarattığı farklar' ve 'ana tezle ilişkisini' kurmak güçleşiyor anlatım uzunlaştıkça ve karmaşıklaştıkça.
----------------
Ra mı yoksa Maharaj mı ;demiş bu sözü;neden ayrıca belirtmem gerektiğini anlamış değilim açıkçası zira bunu Ra nın söylediğini, ve Ra nın "sizin bilincindeyiz"dediğini ayrıca söylemiştim zaten. Aslına bakarsan , pek çok kereler aslında başka birkişi veya kaynağa ait bilgileri , onların dışındaki kişilerin örneklediğine ama kaynağını belirtmeden bunu yaptığına çokça rastladım ve neredeyse hemen her yerde"şu kaynak /kişi şöyle demişti vs.."diyen en çok benim ama her zaman aklıma gelmiyor bunu belirtmek, belirteyim.

Öte yandan benim de aklıma gelmiyor değil, mesela "ne olmadığına bakarak ne olduğunu anlamak"sözünü söyleyenlerden biri de Maharaj dır ama sonsuzluk tanımında bu var yanlış hatırlamıyorsam ve bir karma başlığındada bu ifade vardı , bir ara bakarım onlara yeniden , e Maharajdan mı aldı bu ifadeyi spiritüalistler ;diye sormuyorum çünkü, gerçek dün ne idiyse , bugün de öyle olduğuna göre ,Maharaj dan da önce pek çok aydınlanmış insan oldu ve hepsi aynı bilgiye ulaştılar. Ra dan da yola çıkılmış olabilir de . Bilgi hepimizin ortak malı olduğuna göre.
Öte yandan , merak ettiğin şeye dair..

Biz 4b yanımızı uyandıracağız ;derken ,ayrıca belirtmemin nedeni, hasata dairdi, aklıma geleni yazıcam dedim başında. Yoğunluklar içimizde; sözü tabi ki Ra ya ait ,biz sizin bilincindeyiz diyen Ra dediğime göre.

Ra olsun Maharaj olsun, varlığa evren gözüyle bakmakta ve öyleyse eğer, biz nereye gidiyoruz , kendi içimizdeki birşeyi uyandırıyor olmalıyız?demek istedim. Ra , hasatı anlatmış , e? Napayım hasatı anlatmışsa ; onu anlamadım? Ra zaten anlatmış ;diyerek , sadece kitabı okumak yeterli , biz ne diye konuştuk bunca zaman?gibi bir sonuç mu çıkarmalıyım sözlerinden anlamadım . Ben de Ra nın sözünü kendime göre yorumluyorum ,çıkarımlarımı derliyorum ve sen ne anlatmak istedin bu noktada anlamadım bu yüzden. Anlaşılmıyor mu, Ra yı sen,o bu,şu vs.. nasıl yorumlamışsa , benim de yorumladığım?

Bu benim bedenimse , ve bedenim evrenimse , o evren 4b yanımı uyandırırsa , 4b ye hasattır bu;diyorum. Birliğin bir ifadesine değiniyorum. Örneğin reenkarnasyon gibi, bir zamanlar bir soru sormuştum, bu bedenin içi boş mu ki ruh bedenin içine giriyor?gibiydi. Mesela Maharaj sonsuzluğun görüş noktasından konuştuğu için daima(bilinçten değil) ,reenkarnasyona dair ; yeniden doğuş yoktur , sadece "imgeleme vardı" derken , reenkarnasyon yok mu demek istiyor?
Sana bir soru konuya dair. 4bye hasat edilebileceği halde (geçen dönem)hasat olmak yerine dünyada kalıp hizmet etmeyi seçen ama bu yoğunluktan devre zamanında kurtulan azizler vardı. Kitaplar elimde olmadığı için tam yerlerini anısmmaıyorum, sen daha kısa zamanda bulabiliyrosun Ra ya dair bilgileri. Konuya dair ilgini çekiyorsa o kısmı bul ve buraya yaz lütfen. Üzerinde düşünelim. Bir varlığın bedeni evrense eğer, varlık herhangi bir dönemde 4b yanını uyandırmayı başaramazmı ve 8.seviyeye erişen varlıklar , bunu sence bu bedende , dönemde nasıl yaptılar?

Aramızdaki fark ve görüşlerimizdeki çatışmalar , senin Ra cı oluşundan ileri geliyor. Senin ne ci olduğun senin sorunun elbette ama bu ayrım benim için önemli çünkü senin bakış açının ne olduğunu anladığımdna beri, seninle çok geliştirici bir tartışma yapamayacağımızı anladım. Bu nedenle biraz da monoloğu tercih ettim öncesi için ama işin iyi yanı , gerilim daima bilgide gelişimi getirir ve bizim çatışmalarımız da bilgide bir gelişme yaratacaktır ve zaten sen bunu farketmesen de , olmakta olanın nedeni de budur. Negatifliğin özünde yatan şey aslında gerilimle gelişimi hızlandırmaktır.

Neden mi Ra cı olduğuna inanıyorum? Ben Maharaj ın ceylan derisinde oturması konusunu bile örnekleyip , bu nedir? diyebiliyor ve hata gibi kabul edilebilecek birşeyi öne koyuyorum , Ra yı yeterince "okumadığım"zamanlarda ,Ra ya dair yanılmışım ;diyebiliyor açıkça "hata yaptığımı"söyleyebiliyor , yeterince okumamıştım da diyebiliyorum ama sen , kendi dünyandasın , öyle ki, Ra açıkça kendisinin hata yaptığını kendisi söylerken bile Ra yı savunuyorsun.

Yani sana bilgi konusunda erişemem esasta çünkü Kasyopya-cılar daha açık bir şekilde ve Kasyopya tarzı ile taraftarlık yaparken , sen her zamanki sakin görünen ifaden ile ra nın taraftarlığını yaptın. Açıkça Ra diyor hata yaptığını ve senin öyleyse derdin ne? Bir sor kendine. Bir yanın Ra yı savunurken şiddetle , öteki yanın nasıl gerçekten gelişecek bilgiye dair?

Sen istediğin kadar aksini söyle , ben seninle uzun zamandır konuşuyor ve yazıklarını okuyorum , yaklaşımını biliyorum , ve sen de bana hiç inanmayabilirsin de, sorun değil ama ben senin yaklaşımını ve Rayı nasıl şiddetle savunacağını ve öte taraftan da daha önceleri de olduğu gibi, içten içe de ortaya çıkan bilgiye hak vereceğini de biliyordum .

Ve gerçekle daha fazla ilgilense idin ,Ra dan da öteye ,buraya Ra dan daha öte seviyededir Maharaj ;demem üzerine değil, konuya dair birşeyleri geliştirmek,bilgilenmek vs..için gelirdin.

Ha bir tarafının gerçekten bilgiyi istediğini ve taraftarca yaklaşmadığını da biliyorum, sana haksızlık etmek istemem çünkü diğer yandan da gerçekten gerçeği ne kadar çok aradığını (benim gibi) ama her zaman bu yanının ortaya çıkmadığını da düşünüyorum. Yani ben bu pozitif yanın devrede iken daima seninle tartışabilsem , çok pozitif bir bilgi alışverişimiz olabileceğini, çok iyi sonuçlar alabileceğimizi , birlikte bunu başarabileceğimizi çünkü donanımızın (senin Maharajı yeterince okumamış olman dışında) oldukça iyi olduğunu biliyorum.

Ne kadar negatiflikler gerilimi getirse de, gel bu bayram günü , bir adım atayım . Bugüne değin sen orda ben burda gerçeğin bilgisini çok istedik ve farklı yollardan geçerek aradık ve belki de hayat bu nedenle bizi biraraya getirdi. Beni dinlerken , zaman zaman Ra yı düşünmeden , ötesindede farklı birşeyler olabileceğini söyleyen o yanını uyandırmaya çalış. Yani o bakış açısından öteye bak. Düşün ki, hiçbirşey sonsuza dek süremez insna hayatında , gel bilgimizi birleştirelim ve bir yol bulalım. Kişisel birşey söylemiyorum sadece bilgiye dair ve ben de , ileriki zamanlarda ,tüm ömrüm boyunca aradığım gerçe dair bilgiyi gözümün önünde bulayım ve o bilgiyi gelişimim için kullanayım. Buna inan inanma ama eğer istersen , benim potansiyelimi, benim aracılığımla gerçekleşen yaratıcılık yönünü ortaya çıkarabilirsin sorularınla ama eğer direkt tartışmaya dahil olursam , kızgınlık duyarsam vs..olumsuz etkilenirsem , bilgidede yanlış veriler sapmalar olur. Birazda bu nedenle ,kişisel söylemleri okumayı sonraya bırakayım dedim, bu benimle ilgili birşey. İlham konusna inanmaya dabilirsin benimle ilgili olarak , bu sorun değil ama bir an farzet ki öyle birşey var , elbette herkes bu yönünü geliştirebilir ve geliştirmiştir de ama düşün ki, her zaman böyle bir fırsatla karşılaşmayacaksın. Ve dediğim gibi farzet ki öyle ve benim potansiyelimi açığa çıkaracak sorular sor ,nasılsa pandora sonsuza dek karşımda olmayacak , bir zaman deneyebilirim bunu;diye düşünmek sana ne kaybettitirir ki, denemekten başka?

Ben buraya öğretmen ;dediğim ve bir Maharaj gibi gördüğüm bir öğretmenin düşüncelerini öğrenmek için yani seni bulmak için gelmiştim daha önceden söylediğim gibi. Dönem sonu öyleyse bilgiye dair , gel şu işi öğretmen /öğrenci birlikte bitirelim ;diyorum ben.
--------

Konuyla ilgili şimdilik şu kadarını söyleyeyim ki, 8.seviye sonsuz zeka ama daha da ötesi sonsuzluk. Maharajın kendine dair bir tanımlaması vardır.

Bilinçle ilişkili olarak o farkındalıktır , evrenle ilişkili olarak o saf varlıktır.. 8.seviyenin bir son olmadığını zaten biliyorum ve bu sözler üzerinde düşün derim ben. Neyse.

Herkese iyi bayramlar dileirm.

Edited by - pandora76 on 06/11/2011 15:18:14
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 06/11/2011 :  23:57:06  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Pandora,

Sanırım şu noktada bir sorun oldu. Ben Maharaj-Ra gelişmişliği tartışması başladıktan sonra, bu başlığa yazdığın herşeyin bu konuyla ilgili olduğunu varsaydığım için, bu yazdığının konuyla ne şekilde ilgisi var diye sordum. Yoksa "bu bilgiyi kim söylemiş, referans ver" olayı değil. Madem ki, Ra-Maharaj ayrımını ortaya koymaya çalışıyoruz, o halde bu ikisine göre durum nedir, nasıl değişiyor onu anlamak istedim. Ama şimdi anlıyorum ki, sen bu konuyla doğrudan ilgili olmayan şeyleri de başlığa yazıyorsun. Bu durumun, belli bir tartışma sürerken karşındaki için nasıl bir zorluk yaratacağını hiç düşündün mü? Çünkü konuyla ilgili olanlarda da ayrım/fark vurgulanmıyor veya ana tezle bağlantısı ayrıca belirtilmiyor. Bu yüzden benim önerim şu; İki çeşit anlatımın var. Tartışmayla doğrudan ilgili olmayanları başka bir başlığa yazarsan, veya bu başlığa yazacaksan, ilgili olmadığını belirtirsen ben de yanlış anlamam (tercihen başka başlık daha uygun olur, çünkü konu ne orada ne de burada bölünmemiş olur). Hem tartışmak istediğim şeyle doğrudan ilgili olmayanları zaten bana değil genele yazıyor olacaksın.

Diyorsun ki, gerçeği arıyor olsaydın, salt tartışma dahilinde yazdıklarımla ilgilenmezdin, yeni birşeyler öğrenmeye çalışırdın. Açıkçası benim temel ilgi alanım artık akıl/zihin'den çok beden/enerji merkezleri. Yani uzun zamandır asıl deneylerim bunun üzerine. Çok uzun zaman alan deneyler bunlar. Bazan bir hatamı anlamam 10 yıl sürüyor. Ve bu akıl/düşünce/zihin ile ilgili konular (yani düşünce/akıl ile ilgili herşeyi kastediyorum, ki bütün olası tartışma konuları bunlar üzerinedir. Beden/enerji merkezleri tartışılmaz, deneyimlenir. Tartışılan kısmı gene akıl/düşünce düzeyinde olacaktır) üzerine olan düşüncelerim belki 20 yıl öncesinde kendi olgunluğuna ulaşmış durumda. Maharaj'ı kaç sefer okuduğumu (ve ne kadar yavaş, sindirerek okuduğumu) ve kaç sene önce düşünmeye başladığımı bilsen sanırım şaşırırdın. Sanırım Ra'dan önce okumaya başlamış olmalıyım. Çünkü Ra'yı kitabın adını komik bulduğum için bir süre geri plana dahi attım. Neyse. Gene tepeden bakan veya herşeyi bilen oe olmak istemiyorum. Ama bilmek/anlamak gökten zembille inmiyor bunu belirtmek isterim. Kimse kimseyi 'çok bilmekle' suçlamamalı veya 'herzaman haklı olmakla' veya 'belli birşeyci (Ra'cı olmak gibi) olmakla' suçlamamalı bence. Çünkü bunlar bence haksız suçlamalar. Çok bilmiş/anlamışsa çok uzun zamanlar harcamıştır bunlar için (tek bir yaşamda olması şart değil). Hiçbir gelişme gökten zembille inmiyor. Ve kazanılmış her gelişme takdiri hak eder. Ra gerçekten 6. derece ise, ben de bu kaynaktan daha gelişmiş ve bana daha çok şey veren birşeyle karşılaşmamışsam, tabii ki en çok faydalandığım ve ileri sürdüğüm şey o olacaktır. Bunun Ra ile ilgisi yok. Bunun 'hangi kaynağın gerçek üzerine bana ne kadar şey verdiği' ile alakası var. Bu bir Ra sevgisi değil. Bu bir gerçek sevgisi. Bana gerçek adına verdikleri için duyduğum bir sevgi. Başka bir kaynak da şu an çıkıp daha fazlasını verirse, o da aklımda ve gönlümde yerini alır. Bunlar birbiriyle yarışmıyor aslen. Ne Ra'yı okuduğum için Maharaj'ı unuttum, ne de şimdi başka bir kaynak daha fazlasını verirse Ra'yı unutacağım. Ama 'kaynaklar çeşitli olmalı' gibi bir tez, eşit şey veren kaynaklar arası geçerli olur. Ben bütün kaynaklara bana gerçeği verme konusunda eşit şans tanıdıysam/tanıyorsam, benim sorumluluğum bitmiş demektir. Sen de henüz düşünmediğim/anlamadığım bir noktaya katkı sağlarsan (dolaylı veya dolaysız) bu gene benim hoşuma gider. Ama mesela seni 'Maharajcı' diye kategorize etmeyi tercih etmem. Çünkü şu an için en fazla alabildiğin şeyi onda bulduysan, bunun senin için böyle olması bence gayet doğaldır.

Beni diğer forumda da izlediğini söylemiştin. Tartışma/tartma üzerine düşüncelerimi ve onlarca tartışmamı (içerisinde Ra içermeyen hatta) okumuş olduğunu tahmin ediyorum. Sence ben, bir konu hakkında körleme veya inat üzerine tartışan biri miyim? Yoksa gerçeği arayan biri mi? Bunu neden sordum, bana Maharaj'ın daha gelişmiş olduğu ile ilgili yeterli kanıt sunsan da, fikrimin değişmeyeceğine emin olduğunu belirtir tarzda yazmışsın, o yüzden. Sence ben söylediğinin doğru/gerçek olduğunu anladığım halde eski sözünden dönmeyecek biri miyim? Yani gerçeği aramayan, sadece körü körüne haklı çıkmaya çalışan biri miyim? Ki haklı çıkmam (çıktığımı sanmam veya bunu karşı tarafa kabul ettirmem) gerçeğin umurundaymış gibi.

Ben bir tartışmada karşı tarafın kabul ettiğim düşüncelerini de özellikle belirtmeyi severim (bu sende çoğu zaman eksikliğini hissettiğim birşey). Ve 'tartışma/tartma' denen şeyden, 'monologdan' öte şeyler beklerim genellikle. 'Birlikte gerçeği arama çabası' olabildiği oranda tartışma amacını gerçekler bence. 'Monolog tartışmalar' oldukça tatsız, 'tartışabilme düzeyinin alt seviyelerinde' olan bir tartışma çeşididir bence. Benim pek böyle tartışmalar yapmadığımı veya tercih etmediğimi diğer forumdan da izlemiş olmalısın.

Neden seninle tartışmada sorun yaşıyoruz biliyor musun? Bunun birkaç sebebi var;

Birincisi ve belki de en önemlisi metodoloji. Tartışma metodolojisi. Buna neler dahil, belli bir düzen/sıra içinde tartışmak; konuları tek tek ele almak; tartışma tezinin, argümanların, bağlantıların ortaya net konması vs. Sen ise doğaçlama, aklına geldiği gibi yazıyorsun. Bunun karşı taraf için yaratacağı zorluğu görmüyorsun. Karşı taraf da senin gibi yazsa zaten hiç bitmeyen ve tartışmadan çok çatışmaya dönen tartışmaların doğması, her iki taraf da iyi niyetli olsa bile gereksiz bir risk yüzdesine ulaşıyor (örneğin bu forumda yaptığın tartışmalara bir gözat istersen. Çözümsüz tıkanışların en büyük sebeplerinden biri metodoloji). Yerinde olsam dağınık düşüncelerimi yazmak için özel bir başlık kullanırdım. Hatta daha iyisi konuyu kendi bilgisayarımda zaman içinde bütün halinde yazar. Birkaç kez başkasının gözüyle okur, daha sonra son haline getirdikten sonra buraya yollardım. Çünkü yazmak 'konuyu kafada derlemek toplamak için' iyi bir fırsattır ama, hala bilmemkaç kez tekrar tekrar okuyup düzenledikten sonra konu tam kıvama gelir. Hem böyle yapınca kimse de düşüncelerini bölemez. (Bu yazdığım verimli tartışamama sebeplerine örnekler verecek olursam; mesela 'konuyla ilgili olan ve olmayan yerlerin birlikte yazılmasında sakınca görülmemesi' metodolojiye ilişkin örnek bir hata olarak alınabilir. Mesela şu anda da, metodolojik bir hata yapıyoruz, bir önceki ileti üzerinde konuşmadan son ileti üzerinden gidiyoruz. Olasılıkla arada unutulan kaynayan önemli konular/noktalar olması kaçınılmaz, uygun metodoloji olmazsa.)

İkinci bir nokta mantık. Ufak da olsa mantıksal olarak gözden kaçan yerler olabiliyor. Bunlar çok önemli değil, bir şekilde halledilebilir birşey. ('Tartışmadaki zayıf yanların tartışılmasının daha önemli ve öncelikli olduğunu görülebilmesi' mantığa ilişkin bir örnek olarak verilebilir.)

Üçüncü bir nokta. Çoğu zaman iddialı ve inatçı oluşun; ve benim bakışımla senin için bir adım ötede olmayan, daha uzak olduğunu düşündüğüm konuları da gene bu aynı tarzınla tartışmak istemen. Bu ise, benim için 'düşünceleri tartma' anlamında olan (olmasını istediğim), tartışmayı 'çatışma' gibi bir forma sokuyor. Ben birisi için n adım ötede olan bir konuyu tartışmak istemem. Bunun sebeplerini de yazdım. Belki sen de, sana bunları söylememden sıkıldın, beni yukarıdan bakan biri olarak, kendini de haklı olarak görüyorsun. Bunları söylüyor oluşum, sende belki daha büyük bir kendini ispat isteği yaratıyor ve bu da bu tarzını daha da güçlendiriyor olabilir. Ama bunları söylememem de, gerçekten ne düşündüğümü söylemememi ve sebepsiz yere tartışmayı bıraktığımı düşündürtüyor sana. (Bir de bence "çatışma iyi geliştiriyor/geliştiricidir" tezi çok da geçerli değil. Bunun tartışması da uzun sürer. Bir tartışma sürerken yan dallarda yeni tartışmalar yapmak da metodolojik bir hata olacağından buna girmiyorum). İddialı/inatçı bir tutum ise, kendi tezinin zayıf yönlerini ele alma da isteksizlik gibi bir duruma yol açabiliyor, buna örnek olarak bu verilebilir.

Son birşey daha söylemeliyim neler düşündüğüme ilişkin bilgi vermek açısından. Bir zorluk da şu. Birçok zaman gerçeği arama konusunda samimi olduğunu hissetsem de, bazan 'haklı çıkma veya tartışmadaki konumunu kaybetmeme' güdüsünün öne çıkmasına izin veriyorsun gibi geliyor. Mesela Ra'nın hata yapması ile ilgili noktayı en az 3-4 kez vurgulamışsın. Daha sonra "Maharaj'ı daha gelişmiş görmenle ilgili önemli bir noktanın sanırım bu olduğunu" söylediğim zaman, geri çekiliyorsun ve sanki bambaşka şeyler söylemişsin gibi başka birşeyi ileri sürüyorsun. Yani ben tam "hadi tartışalım" dediğim noktada o şeyi geri çekiyorsun. Sanki satranç oynuyoruz ve o piyon (veya at/fil her ne ise) o konumda yeterince güçlü olmadığı için geri çekiyorsun. Ben de iyi tamam o zaman öbürünü ele alalım dedikten bir süre sonra (mesela bu iletinde) tekrar ileri sürüyorsun. Neden ben hadi tartışalım dediğimde geri çekiyorsun ve sonra madem geri çektin neden tekrar ileri sürüyorsun. Ben bunu, 'gerçeğin arayışından bir uzaklaşma' olarak görüyorum. Samimiyetle ilgili bir nokta daha var. Madem içimden geçeni açıklıkla söyleyeceğim. Hani bazan "önceki yazdıklarını henüz okumadım/okumamıştım" diyorsun ya, sana açıklıkla söyleyeyim ki, beni bir kenara bırak (ben inanmak istiyorum) ama bu forumu okuyan çoğu kimse "okumadım" dediğinde büyük olasılıkla inanmayacaktır. Çünkü orada birşey yazılı dururken, o yazılı duran şeyi merak etmemenin, hatta o yazılı duran şeye çok ters birşeyler yazabilecek olmanın riskini almanın ne kadar zor olduğunu çoğu kimse tahmin eder. Bu çok gereksiz bir risktir aynı zamanda. Yani okumadım demeyi "okudum ama şu an cevap yazmayacağım buna dair" şeklinde görecektir çoğu okuyucu. Bunun böyle görülebilme olasılığını düşünen biri de "okumadım" demeyi tercih etmez normalde. Bunu düşündün mü bilmiyorum ama hatırlatmak istedim. Samimiyetle ilgili son nokta da şu. Eğer gerçeği birlikte arıyorsak, karşı taraf yanlış anlaşılmaya müsait birşey yazsa bile, 'anlamamaya değil, anlamaya çalışmalıyız'. Hatayla yanlış söylenmiş bir şeyi doğru söylenmiş hali ile değerlendirebilmeliyiz. Bırakalım karşı taraf tezimizin zayıf yönlerini söylediği zaman üzerinde durmaktan kaçınmayı, daha o söylemeden tezimizin zayıf yanlarını kendimiz düşünmeliyiz. Çünkü 'gerçeğin birlikte aranışında' aslen iki taraf yoktur, kazanan kaybeden yoktur. İki taraf da kazanandır, ilerleme kaydedilmişse. İşte ben de bu zihniyetle, sana bu noktaya kadar "anlatımlarında açıklamalarının ana tezle ilişkisini ve farklarını vurgular netleştirir misin" deme gereği duymamıştım. Ama gördüm ki, anlatımlarının uzunluğu ve doğaçlamadan gelen karmaşıklığı sebebiyle, ben hep yanlış veya farklı noktalara parmak basar duruma düşüyorum. Çünkü sen "yok o öyle değil, nereden çıkardın" diyorsun genelde. O yüzden ben de 'seni anladığımı varsaymayı' bıraktım. İşte tam da bu nedenle, bu vurgulara ve netleştirmelere ihtiyacım var. Son iletinde de "neden konuya henüz başlamadığımı anlamadın ki" diyorsun ya, ben de "şimdiye kadar neyi anlayabilmiştim ki, bunu anlamamı bekliyorsun" desem belki de yeridir. Ve o iletimde verdiğim örnekler, vurguyu/ilişkiyi anlamadığım tek yer değil, sadece birer örnektir. Mesela şu anda, "önceki yazdıklarının belki de hepsi hala Maharaj-Ra gelişmişliği konusuyla doğrudan ilgili değil miydi acaba" sorusuyla başbaşa kalmış durumdayım burada.

Bunları seni suçlamak için yazmadım. Sadece olayı tüm boyutlarıyla nasıl düşündüğümü/hissettiğimi anlaman için açıklama gereği hissettim. Çünkü aramızdaki suskunluk anları, yani tam olarak birbirimize düşündüklerimizi söylemediğimiz anlar genelde daha da kötüsünün varsayılmasıyla sonuçlandı, iyiye gitmedi yani. Bunları söylerken hala saygıdeğer ve sevgideğer bir tutum içinde kalmaya çalışmaya özen gösterdim. Bunun hala yapılabileceğini düşünüyorum. Sana da bu tartışma işini en verimli ve iyi bir işbirliği içinde yapamamış olmamızın kendi tarafımdaki aklıma gelen tüm sebeplerini ortaya sermeye çalıştım.

Şimdi sadede gelecek olursam. Benim açımdan, 'sana karşı kişisel bir olumsuzluğum olmadığını' anlatabilme girişimi önem taşıyordu. Senin bu hayatın sonlanırken kafanda "ya oe neden bana öyle soğuk davrandı ki sanki" şeklinde birşey kalsın istemem (bir seferinde bir arkadaşım sebebini anlamadığım bir şekilde benden uzaklaşmıştı. Çocuktum gerçi. Ama anlamamak insana koyuyor, bunu biliyorum. Belki anlamak daha da koyacaktı, ama 'gerçekten' kaçılamayacağının da farkındayım). Ki söylediğin üzere düşünce olarak beni takdir eden, seven bir insan imişsin. Ki bu da olmuştur insanların hayatında, uzaktan takdir ettiğin biriyle bazan şans eseri (veya diyelim işte mesela metodoloji eksikliği sebebiyle) öyle ters bir şekilde bir tartışma içine girersin ve öyle bir ilk izlenim oluşur ki, artık geri dönüş çok zor olabilir. Ama ben imkansıza ve çözümsüzlüğe pek fazla inanmam. Tüm bu şeyleri açıklıkla konuşabildiğimiz 'ilk an', çözülmenin de başladığı andır. Bu yüzden artık aramızda ters giden ve ters algılanan şeyleri düzeltmeye dair bir düşünce oluşturdum ve "saygıdeğer ve sevgideğer" laflarını ettiğim birkaç önceki iletimde ilk adımımı atmaya karar verdim. Kendi haline bırakınca iyiye gitmeyecekti ve sen sonuçta bu soğukluğu hissedecektin sanırım. Gerçi öldükten sonra konuşup anlaşılabilir, ama ölme anına öyle girilmesini tercih etmem sanırım. Şu da var, birisine saygı ve sevgi beslenince bunu haketmek veya korumak da kolay bir iş değildir. Bu yüzden baştan fazla sevgi/saygı beslenip sonradan hayal kırıklığına uğranmasındansa, ortalama/sıradan bir saygı/sevgi seviyesinin korunması belki de daha iyi olabilir. Belki, sevgiyi son noktasına taşıyan bir tutum değil bu. Neyse. Bu da benim kendimle ilgili birşey. Sonuç olarak ben bir adım attım. Ve sen de bir adım attın bu iletinle. Şimdi sıra geldi birlikte adım atmaya. Ancak hala herşeyi tartışamayacağımı belirtmek isterim. Sadece bu tartışamama sebebini kötü olarak algılamamanı istiyorum. Bazan n adım sonrası bile olsa, adım adım gitme şansı bulabiliriz, bazan bulamayabiliriz. Bazan yaşam/zaman/enerji/şartlar elverir, bazan de elvermez. Bazan de ileri bir konuyu webde herkese açık tarzda tartışmanın uygun olmayacağını düşündüğüm için sessiz kalabilirim. Çünkü verdiğimiz her bilginin bir de sorumluluğu var.

Neyse. Benden bu kadar şimdilik.

Işık ve sevgiyle.

Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 07/11/2011 :  01:48:35  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Yazdıklarının anlamını çözmek için kişisel söylemlerini de okudum, zaten aklım dağıldı konsantrasyonum bozuldu. Hazır bayram zamanı , derdi nedir ;dedim ve açıkçası tebessümle okudum, buna bozulma çünkü dalga geçmek gibi bir anlama sahip değil. O kadar yanlış anlamışsın ki karşındakini , bunu hala anlayamamışsın dememi, anlamamakla suıçlanmış gibi yorumlayabiliyorsun ama daha yukarıya bakarsan , şöyle dediğini anımsayabilirsin:

Kafandan çıkan her oturmamış/karışık düşünceye birşeyler yazmak yorucu. Cevap yazdığını düşünüyorsun ama çelişkileri, kendini övmelerini, ve karşındakini suçlamalarını çıkarınca geriye pek fazla birşey kalmıyor üzerinde duracak.
---------

Ben bu tartışmanın sonucunda bilgi kalsın istiyorum , kişisel bir tartışma değil o nedenle ben sana iyisi mi şimdiden anlatayım derdimi.

Bak oe, sen benim bir benliğimsin , birşeyleri anlamamayı olumsuz algılayan o çok eskilerde kalan benliğim , benim açımdan olan bu.

Öncelikle birşeyi anlamıyorsan eğer , gerçekten öğrenmek için "anlamadım"demek o insanı kusurlu yapmaz. Anlamamışsan anlamamışsındır , herşeyi anladığını düşünen için kusura bakma ama gururdur. Benim seninle bu tür şeylerde uzlaşabilmem çok zor olduğu için pek de fazla üzerine gitmek istememiştim çünkü sana göre Maharaj a benzemek bile gururlanmak ise eğer, aynı düzlemde olmamız ve konuya dair uzlaşabilmemiz zor. Bunu bir zamandır gördüğüm için kesmek istedim bir yerde de. Ben sana yeterince okumamalarına bakıyorum ve düşünüyorum ki, belki bendeki birşeyin yansımasıdır ve yeterince okumadığım zamanları işaret etmektedir . Secretdreamın kişisel sayfasında yazmıştım hani ama sen , okumamakla itham edildiğine inanabiliyorsun. Yani bana söylediğin kendini övmeye dair düşünüyorum da, nasıl oluyor ki, maharaj a benzemekten , anlamamışsın a kadar pek çok şey seni böyle kırmakta? Ben övünüyorsam eğer nasıl oluyorda "okumamışım yeterince , hata yaptım , gerçeği yeterince arzulamadığımı anladım vs.."diyebiliyorumda ;senin için, "kişisel bir söylemimi anlayamamışsın , hayretle görüyorum "demem bile böylesine kırıcı olabiliyor.

Oe, kırıcı konuşmamaya çalışıyorum ama olan o ki, bana ithaf ettiğin şey asıl sana ait. Gerçeği çok istiyorsan eğer,(bu seferde gerçeği çok istemediğine dair itham edildiğini düşüneceksin ) anlamadığınn şeyleri tekrar tekrar sorarsın. Ben ;aptal mı bu;diyecek duruma getiririm insanları , o kadar çok sorabilirim ama aptal görünmem değil, o bilgi beni ilgilendirdiği için tekrar tekrar konuya eğilirim. Beyaz ışık yedi renge ayrılırken, yeşil ışıktan sonra gelen mavi renk ondan üstünmüdür? Ben verilen bilgileri en çok takdir edenlerden biriyim ve kimsenin takdir edildiğinde "beni itham ediyorsun"dediğini görmedim ama "anlamamakla suçluyorsun vs.."gibi şeylerle karşılaştım.Bir düşün istersen , niye?

Yazıları okumamakla suçlamadım seni çünkü yazıları yeterince okumamak suç değildir, istersen okumazsın ama yazımı yeterince okumadığını görürken , okudun demeyi nasıl başarıcam? O yazıyı ben yazmışım mesela , sen konuya girince bana soruyorsun"konuya neden olan şeyin nerede olduğunu , esas tartışmanın çıkış noktasını, en temel şeyi". Öncesinden bir örnek bu.
E bu okumamışsın yeterince demek değil de ne bu? Geçmiş yazılara bak ve hatırla derim ben. Veya Kasyopya celselerini de yeterince okumadın , orada kasyopya celselerine bak ve hatırla. Yani demem o ki, ben yeterince okumamışım ;diyebilirken , her nasılsa sen okumama durumunu suçlama gibi algılıyorsan ,bir dur ve bak kendine. Bana ithaf ettiğin şey, bana mı yoksa sana mı ?

Dediğim gbi istersen yeterince okumayadabilirsin veya sana yeterli gelebilir ama yeterince okumadığın için , asıl ben yoruluyorum . Oturmamış düşünceler diyorsun bana ve öyle olsun ,sorun değil ama bana bugüne kadar , birkaç kez oturmamış düşüncelerime önce itiraz ederken , sonradan onlara katılma olayına rastladığım sık oldu.

Eski yazılara bir bak istersen, hatırla. Bir tartışma yaşandı en basitiyle, kendini savunmak suçundan yargılandım:)Pek çok kişi üzerime geldi ama ben hala savunuyordum bunu ve bir yıl sonra Ra bilgilerinde , savunmanın gerekli olabileceği durumlardan sözedildiğinde ben aklandım:) Oturmuş düşüneceler Ra bilgilerindeki bu kısmı hatırlamıyordu sanırım. Veya başka bir örnek .Yuvadan mektuplarda birçok kişi bana yüklenmişti, itiraz ettiğim için. Sende yanlış anımsamıyorsam eğer, "biz istemememiz gerektiğini biliyoruz"anlamında birşeyler yazmıştın fakat ben konuyu çok iyi biliyordum ve konuyu açıkladıktan sonra ben; sen yeniden foruma gelip, şimdi düşündümde ;gibi birşey demiştin ve şimdi, birşey istemelimi istememelimi ;gibi bir konu hakkında ne düşündüğüne bir bak, secretdreamın sayfasında. Oturmuş düşüncelerin , eskisinin tamamen aynısımı? Veya daha iyi bir oku yeniden , kaç fikrin ben geldikten sonra farklı yorumlar aldı? Benim fikirlerim zamanla değişebilir , zaten gelişimde bu demektir fakat buna kızacağını bilsem de söylemek zorundayım.

Bu forumda pek çok paylaşımda bulunuldu ve özellikle de secretdreamın ve yemanjanın paylaşımları bende çok önemli açılımlar geliştirdi ama aslında pek çok şey bir de ben geldikten sonra yeniden tartışıldı daha ayrıntılarıyla ve yeni açılımlara kavuştu. Ben birşekilde birşeyleri sıklıkla tetikledim birşeylerin ciddi anlamda değişmesine vesile olanlardan biri oldum ve bu da sana göre övünmektir ama kabul etmesende bu böyle.

Ben gelmeden önce Kasyopya celseleri kendilerini neye inanırsan o ;sözü ile pozitif yapmışlardı ve o celselere bak yeniden , oradaki yazılarını hatırla, yeri orasıydı sanırım. Madem kasyopyaya dair düşüncelerin oturmuştu , neden ben kasyopya celselerini tekrar ele aldığımda daha farklı bakar oldun? Ben sana öğretmen dedim ve benden birgün birşeyler öğreneceğini düşünememiştim ama olan şu ki, ben senden öğrenebildiğimi söylüyorsam eğer, benden öğrendiğin(daha doğrusu benim aracılığımla) şeylere rağmen bana "düşünceleri oturmamış" dersen , kızsan bile bunu belirtmek durumundayım.

Bu arada neden benim aracılığımla;vurgusu yapıyorum yine. Çünkü Ra , pozitif çalışmaların , kendisi tarafından değil, kendisi aracılığyla yapıldığının söylenmesi gerektiğini söylüyor ve ona hak veriyorumda. Yarattığımız şeyler aslında bizden öteye birşeyden , özümüzden gelmekte, hepimiz için bu böyle bana göre.

Yazın son derece pozitif gibi gözükse de , şu cümle aslında hiç öyle hissettirmedi bana.

Ha şu durum da olası, bir taraf susmayı 'aslında söyleyecek birşeyi olmadığı için' seçebilir ve susarak daha bilge gözükmeye çalışıyor olabilir. Bu da ayrı bir durum.

Biliyorum ki kızgınlıkla yazdın belki bunu, belki de tüm o sakin görünüşünün ardında sana fikir bazında muhalefet olmalarıma sinir oluyorsun belki ve bu nedenle kızıyorsun ama , tebessümle okuduğum bu cümle , aslında hiç de iyi düşüncelere sahip olmadığı izlenimi yarattı bana. Bu cümleyi diğerlerinden ayrıca boşluk bırakarak vurgulamışsın, bana ithaf ettiğin ithamlar gibi. Benim de sana kızmak için nedenim vardı mesela, Maharaja dair birşey yazıyorum ve sen "böyle bir yazı varmı emin değilim"diyorsun yani kendi yaptığın şeyi göremiyorsun. Böyle bir söz yoksa ve ben uydurduysam eğer, bu benim için bilgiyi kendine göre uydurmak ;gibi bir ithamdır ve çok ağırdır benim için ama ben yine de buna rağmen "bir anlık kızgnıkla dedi" diyerek alttan alıp adım attım ama senden de bunun gibi bir anlayış göremeyince , buna kırıldım ve sen bunu kendine göre nasıl yorumlamışsın, şaşırdım.

Çünkü bu tartışma ve bu durum zaten benim tarafımda bir 'sevgisizlik örneği' değildi. Ne tartıştığımızın, fikirlerimizin farklı olmasının, bununla pek ilgisi yok bana göre. Buradaki forumdaşlara; tartışmalar boyunca, tartışma iyi de gitse kötü de gitse, bir yere varsa da varmasa da, 'ayrı ve özel' bir sevgi (ya da sevgisizlik) atfetmiyorum. Herkes (yani tüm 'sonsuz bir' görünümleri, yani tüm kişilikler), 'asıl olan' sonsuz birliğe olan sevgimden kendi paylarını almaya devam ediyorlar. Bu yüzden kimseden de 'özel' bir sevgi beklemiyorum. 'Sıradan olan' benim için gayet yeterli.
-----------

Oe , tebessüm ettiğim kısımlardan biri de bu idi ,sadece ne kadar da farklı algılanabiliyormuş dedim kendime. Ama benim sevgiye dair sözlerim senin böyle yorumlamana neden olmuş olmalı. Bunu şöyle açıklayayım.

Düşünmen gerekirdi ki, ben sana bir öğretmene duyduğum sevgi ve saygıyı zaten dile getirdim önceden ama açıkçası fikrilerindeki ve bilgiye yaklaşımındaki gördüğüm olumsuzluklar , zamanla öğretmene duyduğum sevgiyi kaybetmeme neden oldu çünkü belki benim yaptığım yanlıştır ama benim açımdan öğretmen , yeri geldiğinde doğru bilmediğini söyleyebilmeli veya öğrencisindende öğrenebilmeli , daha iyi okumaya çalışmalı, bu tür şeyleri gurur yapmamalı vs.. Bu nedenle böyle demek istemezdim ama, zamanla kafamdaki yerini kaybettin .

Dikkat edersen , sana burcun ne, özelde konuşmak istiyorum vs..diyerek iletişime geçmeye çalışanlar oldu ama ben böyle birşeyi hiç yapmadım. Hatta 1 sene de forumdan uzak durdum ve hatta daha önceleri tartışmalarımız olduğundada ,sevgiyle gelene sevgiyle karşılık vermek vs..gibi birşeye değinmedim hiç. Neden ? Çünkü sana karşı özel bir sevgim yok. Yanlış anlaşılmamasını umuyorum ama elbette sevgi ve saygı dolu paylaşımlarda bulunulması hepimizin tercihidir fakat açıkçası , benim yazılarımda kişisel sohbetler vardırsa da , belki ondan çok daha fazlası bilgiye dairdir. Yani bunun ruhsuzluk olarak algılanmasın umuyorum ama ben forumda bilgiye odaklanırken , açıkçası kimseye özel bir sevgi gibi birşey geçmiyor içimden .

Ama bunun ötesinde , sonsuzluk ve herkesi eşit sevmek vs..bu tür şeyler benim tarafımda olabilen birşey değil çünkü sonsuzluğu konuşsam bile o düzeyde değilim. Ben sadece "sıradan"bir insanım ve kasyopya dair tartıştığım arkadaşı kardeşim gibi, seni de öğretmen gibi gibi severim ve sevgim o sonsuzluk düzeyinde olmadığı için henüz,yani sevginin ta kendisi olduğumu idrak edemediğim için , herkes için ayrı birşey hissederim . Ha bunu söylemem uygun gelmez belki ama açıkçası sanki olmayan birşeymiş gibi konuşamam. Yemanjaya karşı ,görmesem de özel bir sevgim olduğu içindir ki, git sadece mutlu ol ,böyle şeyleri düşünme ;diyebilecek kadar , onu özlesem bile görmemeyi kabullenecek kadar özel bir sevgim var. Hatırlatırım ki burası sanal dünya , hergün görmediğmiz insanlar bizi sevmese ne olur? gibi bir yaklaşım da vardır muhtemelen.

Peki niye sevgiyle gelen yaklaşımlara aynı şekilde karşılık vermedin ?gibi birşey dedim. Sözlerimin yanlış anlaşılacağını düşünmediğim için böyle ifade etmekle beraber, bunu şöyle düşünebilirsin. Önceden beri tekrar tekrar sorun da olsa ben adım atmaya çalışırım açıklarım ve bende yoruldum, ama bu açıklamlarımı hatta bir yerde"uzun açıklamaların"diye yorduğunda , buna bozulmuştum. Yani bende istiyorum ki, şurada güzel birşey olsun ve bilgiye iyice odaklanalım ama sana yapılan açıklamalar için zahmete girildiğinde bana böyle cevap vermen , arkasından yukarıda verdiğin örnek vs.. ben de sonunda patladım. Hani bir bardak suyun bir damla ile taşması gibi.

Karşıda konuşmak benim için önemli ve ben sadece seni değil, forumda genel bir tutumu söylemek istedim. Saygı ve sevgi çerçevesinde konuşmak önemli diyorsun ve ben de sana şunu söylemeliyim ki, evet ben de bunu isterim ama saygı duyulan şeyler önemli. Mesela hep denir ,adam adamı öldürmesini söyleyen bir fikre sahiptir fakat "sizin düşüncenize saygı duyuyorum "diye başlanır. Ben biraz yabaniyim oe, sonsuzca sevemiyorum veya insana zarar veren bir düşünceye bile saygılı olabilecek kadar saygıdan anlayan biri değilim.

Mesela ben biriyle tartışıyorum ve sen secretdream , seninle alakalı olmayan konumuza dair kendi sayfanda,"kurnazlığa odaklanmak , sevgi başlığında vs..."gibi şeylerle geliyorsun yani benim karşımda konuşmuyorsun ve ben yine de alttan alıyorum , belki yanlış anlamışımdır ama bak karşında anlatıyorum ama ben seni burada karşında konuya dair /konuyla alakalı eleştirince konu konuyu açarken , ben seni itham etmiş oluyorum oe ye göre. Seni kırmış olabilirim tavrımla ,diyerek açıklamaya çalıştım ve gerçekten de kırıcı olmuşsam beni affet ama işte tam da kızdığım o ki, ben gerekirse bin tane açıklama yapar, düzeltmeye çalışırım fakat oe sen dalga geçer gibi bu açıklamalara "uzun uzun anlatmışsın"dersin.

Secretdream , senin tartışmaya dahil olmayı istememen beni kesinkle rahatsız etmediği gibi , sana bozulmadım da, benim sorunum oe ile ve benim kusuruma bakma yanlış birşey yapmışsam ama açıkçası ben hiçbirşekilde karşımda direkt konuşulmamasına tahammül edemiyorum. Ve ben saygı duymadığım bu yaklaşıma nasıl saygı ile yaklaşabilirim oe? Yani ben kendimi salak diye tanımlamıştım , niye? (kendimi salak diyerek övmüş olsam gerek)

Bunun için . Birşekilde bu şey bu dünyada var, çok insan oradan buradan konuşup ,hareket edip , direkt suçlamamış ,itham etmemiş , özgür iradeye saygılı , sevgi dolu oluyor ama ben denilen salak ,karşıda konuşuyorum ve suçlayıcı vs..biri olup çıkıyorum. Oysa ki ben kurnazlığa odaklanmakla suçlandığımda bu çok kırmıştı beni . İşte bu nedenle derim ki oe , bir beyin ameliyatı geçirmeli ve düzene ayak uydurmalıyım , bu arada bir beynim olup olmadığını da öğrenebilirim:) İnsan nasıl bu kadar beyinsizce davranıp , düzene ayak uymayı beceremez hala? Annem bana bu nedenle "sen buradan değilsin başka birisin der.

Şimdi bunları söylediğim için de itham edici olacağım bunu da biliyorum ama sözlerimiz ne derse desin , kalbimiz olanı biliyor.

Veya sen oe, kasyopya celselerine dair ayrıntılı eleştirilerimden sonra , secretdreamın sayfasında direkt ,pandora kasyopyaya odaklanarak ;gibi birşey dediğinde farkındamısın ne yaptığının? Ben o kadar emek vermişim, ayrıntılı uğraşmamın nedenlerini anlatmışım ama sen kendininde yararlandığın o bilgileri veren insana açık bir dille ve güzellikle "bak o kadar çok odaklanmak zarar getirebilir vs.."demek yerine , ben konuya dahil değilken henüz böylesine tepeden bakan bir eda ile yaklaşmıştın, ben böyle hissettim. İşte ben neden kendime salak dedim? Merhametle kölelik arasındaki farkı öğrendim;dedim?İşte bunun için. Benim aktardığım bilgilerden yararlanıyorsun ama benim yapmaya çalıştığım gibi değil, çok kötü hissettiren bir tarz ile suçlayıcı bir şekilde eleştiriyorsun. İşte sevgi ile yaklaşırken ;derken demek istediğim şey tam bu idi. Kendime sordum yazdıklarını okuduğumda şöyle bir düşündüm. Bu niye böyle oluyor yine?

Biri gelir bana ağır sözler söyler ve ben hizmet adına bunu yutmadığım için suçlanırım (geçmişte olanlar) , daha sonra beyinsiz vs..gibi sözler işitirim ama bunu da yutarım hizmet adına(ki halada bu kardeşime sevgim vardır , yine de anlamadığım birşekilde onu hata yapan kardeşim gibi görür severim )ve sonrasında çekim yasasına dair şuna buna vs.. Dedim ki kendime, kızım sen hakketen bir eşya gibisin,emek verirken ve şu yaşam planını gerçekleştirmeye çalışırken, ne emeğine ne de anlayışla attığın adımlara saygı yoksa eğer, sen gerçekten karşındaki insanlara "nasılsa pandora bu, biz nedersek diyelim bilgi veriyor zaten , dilediğim gibi davranabilirim"gibi bir şeyi hissettirmiş, köle olmuşsun! Aynen öyle dedim kendime.

Mesela bir tartışmadan sonra 1 sene uzak kalmıştım forumdan çünkü o tartışmaya neredeyse forumda hemen hiç emeği olmayan, zaman ayırmayan insanlardan biri gelip"oldunmu "diyerek bana ders vermişti kendince. Bu son damla idi , ben köle gibiydim ve sevgi dolu insanların neşeleri gitti diye , sanki görkemli dağından inip ders verme lütfunda bulunan bir üyemiz, bana "olmak" üzerine ders verirken, tam aksine bunun asıl sevgisizlik anlayışsızlık örneği olduğunu anlamayacağımı düşünecek kadar aptal olduğumu düşünüyor olmalıydı , ki ben böyle bir izlenim yaratmışım ve böyle davranabilmişti.

İşte ben senin tutumunda sonra oe , bunları da hatırladım. O 1 sene uzaklıktan sonra foruma yeniden gelmem , bilgilerimi anlattığım , tartıştığım bir dostumun"neden paylaşmıyorsun";diyen bir dostumla olan sohbetimizden sonra verdiğim bir karardı, bana kalsa her ne kadar verdiğim bilgileri paylaşmam gerektiğine dair birşeyler hissediyor olsam da , hiç gelmezdim muhtemelen . Ve kendime kızdım, neden sana "oldunmu"diye ders verildiği halde yeniden gelip kendini bir köleye çevirdin dedim kendime. İşte buydu sevgiyle gelene sevgiyle gelmek ;derken demek istediğim şey. Şimdi olsa yine gelirmiydim?Evet gelirdim ama asla bu şekilde yaklaşmazdım.

Demem o ki, yine foruma uğrayıp birşeyler paylaşırım belki ,ileride ne düşüneceğime bağlı , eğer öz 'üm bunu isterse ve ben de .Forumdaki düzene ters gidebilecek birşeyi yapmak istemem, her ne kadar kızgınlık duymuş olsam da o an ;bir şekilde burada bir düzen kuruldu , nasıl olduysa bu oldu ve ama artık eski pandora olmayacağım. Artık bitti. Ve senin şu sözüne ayrıca yeniden değinicem:


Ha şu durum da olası, bir taraf susmayı 'aslında söyleyecek birşeyi olmadığı için' seçebilir ve susarak daha bilge gözükmeye çalışıyor olabilir. Bu da ayrı bir durum.

------------

Bu ayrıca belirttiğin cümle deki gibi davrandığımı hiç anımsamıyorum ayrıca. Ne kadar tarttışsak ta , susan sen oluyorsun bense açıkladım durdum yani açıkçası hiç aklıma bile gelmeyecek birşeydi bu.

Susan daha bilgemi gözükmeye çalışıyor? İlginç olan o ki, bunu yani susmayı daha çok yapan sensin ama ben inan inanma , hiç susarak daha bilge gözükmeye çalıştığını düşünmemiştim.
Herneyse..Ben yine derim ki, bu konuyu bitirelim.


Edited by - pandora76 on 07/11/2011 02:49:50
Go to Top of Page
Page: of 7 Previous Topic Topic Next Topic  
Previous Page | Next Page
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.52 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits