Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Kişisel Gelişim
 Ayırt Edebilme Bağımlılıklardan Kurtuluşa Götürür
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Author Previous Topic Topic Next Topic  

secretdream
Akik

12 Posts

Posted - 02/05/2011 :  15:49:09  Show Profile  Visit secretdream's Homepage  Reply with Quote

23
Ayırt Edebilme Bağımlılıklardan Kurtuluşa Götürür
Maharaj, Ben O’yum



http://www.scribd.com/doc/48091269/Ben-O-Yum-Maharaj


Maharaj : Hepiniz sırılsıklam olmuşsunuz, çünkü yağmur çok şiddetli yağıyor. Benim dünyamda hava her zaman güzeldir.Gece ve gündüz yoktur, sıcak ve soğuk da yoktur. Orada beni ne üzüntüler, ne pişmanlıklar rahatsız eder. Zihnim düşüncelerden özgürdür, çünkü beni tutsak edecek arzular yoktur.

Ben:Olan değişmez..değişen algılama biçimi...düşünceler arzuları,arzular düşünceleri besler ve büyütür...düşünceler ve arzular,algılamayı etkiler...dünyayı olduğu gibi haliyle değil de sahip olduğumuz düşünce ve arzular aracılığıyla görürüz.

Soran:İki dünya mı var?

M: Sizin dünyanız geçicidir, değişkendir. Benim dünyam ise kusursuz ve sabittir. Dünyanızda nelerden hoşlandığınızı bana anlatabilirsiniz - sizi dikkatle ve hatta ilgiyle dinleyeceğim, ama bir an bile unutmayacağım ki dünyanız mevcut değildir ve siz rüya görmektesiniz.

S: Sizin dünyanızı benimkinden farklı kılan nedir?

M: Benim dünyamın onu tanımlayabilecek kendine has özellikleri yoktur. Onun hakkında hiçbir şey söyleyemezsiniz. Benim dünyam kendimim. O tamamdır ve kusursuzdur. Her bir izlenim silinmiştir, her bir deneyim reddedilmiştir. Hiçbir şeye ihtiyacım yoktur, kendime bile; çünkü kendimi kaybetmem mümkün değildir.

S: Tanrı'ya bile mi?

M: Bütün bu fikirler ve ayrımlar, farklılıklar sizin dünyanızda vardır; benimkinde o tür bir şey yok. Benim dünyam tekdir ve çok sadedir.

S: Orada hiçbir şey olmaz mı?

M: Sizin dünyanızda her ne olursa onun ancak orada gerçekliği ve geçerliliği vardır ve bir karşılığı davet eder (etki-tepki). Benim dünyamda hiçbir şey olmaz.

S: Sizin kendi dünyanızı deneyimlemeniz gerçeğinin kendisi tüm deneyimlerin özünde yatan dualiteyi gerekli kılar.

M': Sözcüklerle - evet. Fakat sözcükleriniz bana ulaşmıyor. Benimki sözcüklerin olmadığı bir dünya. Sizin dünyanızda söylenmemiş olanın mevcudiyeti yoktur. Benimkinde ise sözcükler ve onların içerikleri varlığa sahip değildirler. Sizin dünyanızda hiçbir şey kalmaz, benimkinde hiçbir şey değişmez. Benim dünyam gerçektir, oysa sizinki rüyalardan oluşmuştur.

S: Ama yine de konuşuyoruz biz.

M: Konuşma sizin dünyanızda. Benimkinde - ebedi sessizlik var. Benim sessizliğim şarkı söyler, benim boşluğum doludur, hiçbir şeyden yoksun değilim. Siz benim dünyamda olmadıkça onu bilemezsiniz.

S: Öyle görünüyor ki dünyanızda sanki yalnızsınız.

M: Sözcükler geçersiz olduğunda nasıl yalnız veya yalnız değil diyebilirsiniz? Elbette yalnızım, çünkü her şeyim.

S: Hiç bizim dünyamıza geldiğiniz oluyor mu?

M: Benim için geliş, gidiş ne demektir? Bunlar yine sözcükerdir. Ben Ben'im. Nereden gelip nereye gitmem gerekiyor?

S: Sizin dünyanızın bana ne yararı var?

M: Kendi dünyanıza daha yakından incelemelisiniz, onu ciddi ve eleştirel bir biçimde incelemelisiniz ve bir gün aniden kendinizi benimkinde bulacaksınız.

S: Bununla ne kazanırız?

M: Hiçbir şey kazanmazsınız. Kendinizin olmayanı geride bırakır ve hiçbir zaman kaybetmemiş olduğunuzu da bulursunuz - kendi varlığınızı.

S: Sizin dünyanızın hakimi, yöneticisi kim?

M: Burada yöneten ve yönetilen yoktur. Burada dualite türünden hiçbir şey yoktur. Siz sadece kendi fikirlerinizi yansıtıyorsunuz. Sizin kutsal metinlerinizin ve tanrılarınızın burada hiçbir anlamı yoktur.

S: Yine de sizin bir adınız ve bir şekliniz var, bilinç ve eylem sergiliyorsunuz?

M: Sizin dünyanızda böyle görünüyorum. Benimkinde sadece varlığım var. Başka hiçbir şey, Sizler mülkiyet, nitelik ve nicelik fikirlerinizle zenginsiniz. Benim ise fikirlerim yok.

S: Benim dünyamda kargaşa, ıstırap, umutsuzluk var. Siz ise görünüşte gizli bir gelirle yaşıyor gibisiniz, ama ben yaşamak için köle gibi uğraşmak zorundayım.

Ben:(zorunda mısın gerçekten? Yoksa sadece bunun böyl e olması gerektiğine dair bir inanç bir seçim mi bu?)

M: Beğendiğiniz gibi yapın, kendi dünyanızı terk etmekte ve benimkine gelmekte özgürsünüz.

S: Geçiş nasıl yapılır?
M: Dünyanızı olduğu haliyle görün, olduğunu hayal ettiğiniz gibi değil. Ayırt edebilme yeteneği sizi bağımlılıklardan kurtuluşa, tutkusuzluğa götürecektir; bu hal ise doğru davranışı, eyIemi sağlayacaktır; doğru davranış ise sizi gerçek varlığınıza ulaştıran içsel köprüyü kuracaktır.
Eylem, içtenliğin kanıtıdır. Size söylenileni gayretle ve sadakatle yapın, bütün engeller eriyip gidecektir.

S: Mutlu musunuz?

M: Sizin dünyanızda çok mutsuz olurdum. Uyanmak, yemek yemek, konuşmak, yeniden uyumak - ne kadar sıkıcı!

S: Demek yaşamak bile istemiyorsunuz.

M: Yaşamak, ölmek - ne anlamsız sözler bunlar! Siz beni canlı gördüğünüz zaman ben ölüyüm. Siz ölü olduğumu düşündüğünüz zaman ben canlıyım. Nasıl bir karmaşa içindesiniz!

S: Siz ne kadar kayıtsızsınız? Dünyanın bütün ıstırap ve kederleri sanki size göre hiçbir şey değil.

M: Dertlerinizin tümüyle bilincindeyim.

S: Peki onlarla ilgili olarak ne yapıyorsunuz?

M: Yapmam gereken bir şey yok. Onlar gelir ve giderler.


S: Onlar, sadece onlara dikkatinizi vermenizle gidiyorlar mı?

M: Evet. Zorluk fiziksel, zihinsel ya da duygusal olabilir; fakat o her zaman bireyseldir. Büyük çaptaki felaketler sayısız bireysel kaderlerin toplamıdır ve düzeltilmeleri zaman alır. Fakat ölüm asla bir felaket değildir.

S: Bir insan öldürüldüğü zaman bile mi?

M: Felaket öldürenindir.

S: Yine de iki dünya var gibi görünüyor, benimki ve sizinki!

Ben: iki dünya yok aslında..Bir dünyaya iki farklı bakış var. Biri onu olduğu haliyle görüyor diğeri ise nasıl hayal ediyorsa o şekilde…acı,ıstırap dolu..

M: Benimki gerçektir, sizinki zihin ürünü.

S: Bir kaya düşünün, içinde bir oyuk ve oyuk içinde bir kurbağa. Kurbağa bütün hayatını şaşmaz ve bozulmaz bir huzur ve mutluluk içinde geçirebilir. Kayanın dışında dünya devam eder. Delikteki kurbağaya dış dünyadan söz edilse, derdi ki:

"Böyle bir şey yoktur. Benim dünyam huzur ve mutluluk dolu. Sizin dünyanız sadece sözcüklerden oluşuyor, onun mevcudiyeti yok." Sizin durumunuz da böyle. Bizim dünyamızın mevcut olmadığını söylediğinizde, tartışacağımız ortak bir zemin kalmıyor. Yahut bir başka örnek alalım. Bir doktora gidiyorum ve mide ağrısından şikayet ediyorum. O beni muayene ediyor ve diyor ki: "Siz iyisiniz". "Fakat ağrıyor" diyorum. "Ağrınız zihinsel" diye iddia ediyor. Diyorum ki "Ağrımın zihinsel olduğunu bilmemin bana hiçbir yardımı olmuyor. Siz bir doktorsunuz, ağrılarımı tedavi edin. Eğer tedavi edemiyorsanız, benim doktorum değilsiniz."

M: Çok doğru. .

Ben: :) ..evet nasıl da doğru…ama acaba hangimiz o kurbağayız…ölçüt ne olacak? Ağrının zihinsel olduğunun bilgisi değil,farkındalığı-idraki onu iyi eder…ya da ağrıya basitçe ilaçla müdahale edilir…düzlemleri birbirine karıştırmamak lazım…

S: Siz bir demiryolu döşediniz, fakat bir köprü bulunmadığı için tren geçemiyor. Köprüyü kurun.

M: Köprüye ihtiyaç yok.

S: Sizin dünyanızla benimki arasında bir bağlantı olması gerekir.

M: Gerçek dünya ile hayali dünya arasında bir bağlantıya gerek yoktur, çünkü öyle bir şey olamaz.

S: O halde ne yapmalıyız?

M: Dünyanızı araştırın, zihninizi ona verin, onu titizlikle, eleştirel gözlerle inceleyin, onunla ilgili her fikri inceden inceye gözden geçirin; bu işe yarayacaktır.

S: Dünya araştırma yapmak için fazla büyük. Bütün bildiğim, ben varım, dünya var, dünya bana üzüntü ve sıkıntı veriyor ve ben dünyaya sıkıntı veriyorum.

M: Benim deneyimim her şeyin mutluluk olduğudur. Fakat mutluluk arzusu ıstırap yaratır. Böylece mutluluk, ıstırabın tohumu olur. Tüm ıstırap dünyası arzudan doğmadır. Haz, zevk için duyduğunuz arzudan vazgeçin, acı nedir asla bilmeyeceksiniz.

S: Zevk neden acının, ıstırabın tohumu olsun?

M: Çünkü zevk uğruna birçok günah işlersiniz. Ve günahın meyveleri de ıstırap ve ölümdür.

S: Diyorsunuz ki dünyanın bize hiçbir yararı yok - sadece üzüntü, dert ve sıkıntı. Ben öyle hissediyorum ki bu böyle olamaz. Tanrı öylesine budala olamaz. Dünya bana, büyük bir girişim olarak görünüyor; potansiyel olanı gerçeğe, maddeyi hayata, bilinçsizliği tam Farkındalığa dönüştürme girişimi olarak... En Yüce'yi idrak edebilmek için onun karşıtlarını deneyimlemeye (yaşamaya) ihtiyacımız var. Nasıl bir tapınak inşa etmek için taşa ve harca, tahtaya ve demire, cama ve tuğlaya ihtiyacımız varsa, insanı da tanrısal bir bilge, hayatın ve ölümün efendisi haline getirecek her türlü deneyim malzemesine ihtiyaç var. Bir kadın nasıl çarşıya gider, her çeşit besin maddesi satın alır, eve gelip pişirir, kotarır ve efendisini beslerse, biz de kendimizi hayatın ateşinde iyice pişirir ve Tanrımız'ı besleriz.

M: Pekâlâ, eğer öyle düşünüyorsanız, düşündüğünüz gibi yapın. Tanrınız'ı besleyin tabii.

Ben: ..:) ..teklif var ısrar yok…

S: Çocuk okula gider ve ona daha sonra hiçbir yararı olmayacak birçok şey öğrenir. Fakat öğrenim süresi içinde o büyür. Biz de öyle sayısız deneyimlerden geçer ve hepsini unuturuz, ama bu arada büyümeye devam ederiz. Ve aslında bir gnani gerçek konusunda bir deha olan insandan başka nedir! Benim dünyam bir rastlantı sonucu olmuş olamaz. Onun bir anlamı var, onun ardında bir plân bulunmalı. Benim Tanrım'ın bir plânı vardır.

M: Eğer dünya sahte (asılsız) ise, o zaman plân da ve onun yaratıcısı da sahtedir.

S: Siz yine dünyayı inkâr ediyorsunuz. Aramızda bir köprü yok.

M: Bir köprüye gerek yok. Sizin yanılgınız sizin doğmuş olduğunuz hakkındaki inancınızda yatıyor. Siz asla doğmadınız ve ölecek de değilsiniz. Ama siz belli bir tarihte ve yerde doğmuş olduğunuza ve o özel bedenin size ait olduğuna inanıyorsunuz.

Ben: hiç doğmamış ve ölmeyecek olanın yaşam tarzı ve algılayışı ile, “ben bir bedenim” fikrinde olanın yaşam tarzı ve fikirleri hiç bir olur mu? …en azından aralarında bir benzerlik bulunabilir mi?

S: Dünya var ve ben varım. Bunlar gerçeklerdir.

M: Kendinize bakmadan neden dünya için kaygılanıyorsunuz? Siz dünyayı kurtarmak istiyorsunuz, öyle değil mi? Kendinizi kurtarmadan dünyayı kurtarabilir misiniz? Ve kurtarılmak ne demektir? Hangi şeyden kurtarmak? İllüzyondan. Kurtarma, kurtuluş, her şeyi olduğu gibi görmektir. Ben aslında kendimi herhangi bir kimse ve şeyle ilgili, bağlantılı olarak görmüyorum. Hatta bir benlikle -bu benlik her ne olursa olsun- bağlantılı değilim. Ben her zaman tarif-edilemez olarak kalırım. Ben içteyim ve öteyim - mahrem bir yakınlıktayım ve erişilmezim.

Ben: Hepimiz aynen böyleyiz ama bizler,maharajdan farklı olarak,bu basit gerçeği kabul etmemek için ya da içimize sindiremediğimiz için binbirtürlü takla atıp,ryaya dalıp duruyoruz...Endişeler bu noktada asli yardımcılarımız..:)...maharaj,gurusuna güven duyarak bıraktı endişelerini...biz kime güven duyacağız?

S: Buna nasıl geldiniz?

M: Gurum'a güvenerek. O bana "Yalnızca sen'sin" dedi ve ben ondan kuşku duymadım. Sadece bunun üzerinde düşünüp duruyordum, sonunda onun mutlak şekilde doğru olduğunu idrak ettim.

S: Tekrarlama yoluyla mı ikna oldunuz?

M: Kendimi idrakle, kendimi bilmeyle. Mutlak şekilde bilinçli ve mutlu olduğumu, varlık-bilinç-mutluluk halini bedene ya da bedenler dünyasına borçlu olduğumu düşünmekle yanıldığımı keşfettim.

S: Siz öğrenim görmüş bir insan değilsiniz. Fazla okumadınız ve okuduklarınız ve işittikleriniz kendi içinde çelişki taşımıyor. Ben oldukça iyi öğrenim gördüm ve bir hayli okudum ve gördüm ki kitaplar ve öğretmenler birbirlerine umutsuz bir biçimde aykırı düşüyorlar, çelişiyorlar. Bundan dolayı ben her ne okur ya da işitirsem, onu bir kuşku hali içinde karşılıyorum. İlk tepkim "bu böyle olabilir de olmayabilir de" şeklinde oluyor. Ve aklen hangisinin doğru olduğuna, hangisinin doğru olmadığına karar veremediğim için kuşkularımla baş başa elim böğrümde kalıyorum. Yoga'da kuşku içinde olan bir zihin muazzam dezavantajdadır.

M: Bunu işittiğime sevindim; fakat benim Gurum da bana her şeyden ve mutlaka kuşku duymayı öğretti. Dedi ki: "Kendinizden gayrı her şeyin varlığını yadsıyın." Acıları ve zevkleri ile bu dünyayı siz arzularınızla yarattınız.

Ben:Dünyadan,tümüyle kuşku duy tabii,bilgiden,korkudan,ondan gelen güven hislerinden..epsinden...ama kendinden kuşku duyma...burda, "dünya" ve "ben" net bir şekilde birbirinden ayrılmalı gibi...beden dünyaya aittir ama "ben" ait miyim dünyaya...ikisi farklı...

S: Acı vermesi de gerekli mi?

M: Başka nasıl olabilir? Doğası gereği zevk sınırlı ve geçicidir. Istıraptan arzu doğar, arzu ıstırap içinde doyum arar ve o düş kırıklığı ve çaresizlik içinde son bulur. Istırap, zevk için bir zemin oluşturur. Bütün zevk arayışları ıstırap içinde doğar, ıstırap içinde son bulur.

S: Bütün bu söyledikleriniz benim için açık ve anlaşılır. Fakat fiziksel ya da zihinsel bir sorunla karşılaştığımda zihnim durgunlaşıp grileşiyor, yahut kurtulmak için çılgınca bir arayış içine giriyor.

M: Ne fark eder ki? Durgun ya da huzursuz olan zihindir, siz değilsiniz. Bu odanın içinde olan her türlü şeye bakın. Onlara ben mi neden oluyorum? Onlar vaki oluyorlar, o kadar. Sizin için de böyle - kaderin yumağı açılır, kaçınılmaz olanı eyleme koyar. Siz olayların seyrini değiştiremezsiniz, fakat kendi tutumunuzu değiştirebilirsiniz ki önemli olan da tutumdur, bir başına olay değil. Dünya arzuların ve korkuların barınağıdır. Siz orada rahat ve huzur bulamazsınız. Huzur için dünyadan öteye gitmelisiniz. Dünyanın kök nedeni benlik (ego) sevgisidir. Ondan dolayı biz zevki arar, acıdan kaçarız. Benlik sevgisinin yerine Öz'ün sevgisini koyun, o zaman manzara değişir. Yaratıcı Brahma tüm arzuların toplamıdır. Dünya arzuların doyuma uğratılmaları için bir vasıtadır. Ruhlar (varlıklar) arzuladıkları her ne zevk ise onu alırlar, bedelini de gözyaşları de öderler. Zaman bütün hesapları görür. Denge Yasası her zaman yürürlüktedir.

S: İnsan üstün insan olabilmek için önce insan olmalıdır. İnsanlık sayısız deneyimlerin meyvesidir. Arzu deneyime sürükler. Bundan dolayı, doğru zamanda ve düzeydeki arzu uygundur, iyidir.

M: Tüm bunlar bir yere kadar doğru. Ama öyle bir gün gelir ki artık yeterince malzemeye (deneyim birikimine) sahip olduğunuzu ve artık inşa etmeye başlamanız gerektiğini hissedersiniz. O zaman fazlalıkları ayıklayıp atmak (viveka-vairagya) mutlak bir biçimde gerekli olur. O zaman her şey iyice incelenmeli ve yararsız, gereksiz olanlar hiç acımadan yok edilmelidirler. İnanın bana, bu çok büyük bir yıkım olamaz. Çünkü, aslında hiçbir şey gerçek bir değere sahip değildir. Tutkuyla tarafsız olun, hislerinize kapılmayın - o kadar.

Edited by - secretdream on 02/05/2011 16:07:34
  Previous Topic Topic Next Topic  
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.08 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits