Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Kişisel Gelişim
 Başkaldırmak-Yaşamsal Bir Nitelik- OSHO
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Author Previous Topic Topic Next Topic  

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 09/05/2009 :  18:59:48  Show Profile  Reply with Quote

Başkaldıran kişinin özellikleri nelerdir?


Baş kaldıran bir kişinin özellikleri çok boyutludur. Bunlardan birincisi şudur: Başkaldıran, kendi deneyimi dışında hiçbir şeye inanmaz. Onun gerçeği onun yegane hakikatidir; hiçbir peygamber, hiçbir Mesih, hiçbir kurtarıcı, hiçbir kutsal metin, hiçbir eski gelenek ona kendi gerçeğini veremez. Onlar hakikatten bahsedebilir, onlar hakikat hakkında kuru gürültü yapabilir, ama hakikat hakkında bir şeyler bilmek hakikati bilmek demek değildir. “Hakkında” kelimesi etrafında anlamına gelir;h hakikat hakkında bir şeyler bilmek onun etrafında dönüp durarark asla merkeze ulaşamazsın.

Başkaldıran kişinin herhangi bir inanç sistemi yoktur. Tanrı’ya inanan ya da ateist,Hindu ya da Hıristiyan değildir; o bir sorgulayıcı, bir arayıcıdır. Ama anlaşılması gereken çok ince bir nokta vardır: Bu da, onun bir egoist olmadığıdır. Egoist de herhangi bir kiliseye, herhangi bir ideolojiye,herhangi bir inanç sistemine ait olmak istemez, ama onun ait olmama nedeni başkaldıranınkinden tamamen farklıdır. O ait olmak istemez çünkü kendisini çok büyük görmektedir. Çok fazla egoisttir; sadece tek başına durabilir.

Başkaldıran bir egoist değildir, o tamamen masumdur. Onun inanmıyor olması kendini beğenmiş bir tutum değil, alçakgönüllü bir yaklaşımdır. O sadece “Ben kendi gerçeğimi bulana kadar, ödünç alınmış tüm gerçekler üzerime sadece yük bindirecekler, onlar benim üzerimdeki yükü almayacaklar. Ben bilgili birine dönüşebilirim ama kendi varlığım ile ilgili hiçbir şey bilmiyor olacağım. Hiçbir deneyime şahit olmayacağım,” demektedir.

Hiçbir kiliseye, hiçbir organizasyona ait değildir çünkü bir taklitçi olmak istemez. Saf ve kirlenmemiş olarak kalmak ister, böylece önyargılar olmadan araştırabilir, böylece herhangi bir peşin hükümlü fikir olmaksızın açık kalabilir. Ama onun tüm yaklaşımı alçakgönüllü bir insanın yaklaşımıdır.

Daha bugün biri bana bir soru sordu.Çok rahatsız olmuş bir durumdaydı çünkü ben sabah ve akşamları gelip giderken,ellerimi namaste pozisyonunda kavuşturup hepinizin içindeki Tanrısallığın önünde eğildiğimde… Onun rahatsızlığı, derin bir sevgi ve güven hissederek eğilip alınlarını yere koyan birkaç insandan kaynaklanıyordu.

Bana şöyle sordu, “İnsanların bir başka insan önünde eğilmeleri doğru bir şey mi?” Ve onun rahatsızlığı giderek artıyordu, çünkü giderek daha fazla insan eğiliyordu. Benim fikrimi soracak olursanız, bu herkesin özgürlüğüdür; kimse kimseden eğilmesini istemiyor. Ve onun fikrinde eski insan yaşıyor; bir tanrı önünde eğilebilirsin ama bir adamın önünde değil. İşte bu işin gerisinde yatan düşüncede budur.

İnsanlar beni dinliyor gibi gözüküyor ama onlara sadece kelimeler ulaşıyor; anlamlar arada bir yerde kaybolup gidiyor. Bir ağacın, bir dağın, bir gün batımının, bir gün doğumunun, bir dolunayın, yıldızlı bir gecenin önünde eğilebilirsin, senin eğilmen minnetin ifade edilmesinden başka bir şey değildir. Bunun herhangi bir Tanrı ile alakası yoktur. Bir adamın, bir çocuğun, hatta benim gibi tamamen sıradan bir adamın, bir peygamber ya da bir kurtarıcı, bir Mesih ya da Tanrı’nın vücut bulmuş hali olduğuna dair herhangi bir iddiası olmayan birinin önünde bile eğilebilirsin.

Ama o neden rahatsız oluyor? Kimse ona eğilmesini söylemiyor. Kimse onun hayatına karışmıyor; kimse ona herhangi bir şey yapmasını söylemiyor. Kimse o insanlara eğilmelerini söylemiyor.

Kimse bundan dolayı ödüllendirilmiyor,kimseye bunun için herhangi bir ödül vaat edilmiyor. Ve o sadece tek bir yönü görüyor ve kendi körlüğünün farkında değil: ben, kavuşturduğum ellerimle sizin içinizdeki ilahiliğe saygılarımı sunuyorum. Ama o bunu hiç görmüyor. Bununla ilgili hiçbir itirazı yok; bu onun egosunu tatmin ediyor. Ama minnetlerini gösteren, neşe ve coşkularını gösteren kişiler kendilerini kaybetmiyor. Onlar bireyselliklerini teslim etmiyorlar, onlar kendilerine duydukları saygıyı kaybetmiyorlar. Bu en onurlu ve en zarif deneyimdir. Başkaldıran insan kendi bağımsızlığına saygı duyar ve aynı zamanda diğer herkesin de bağımsızlığına saygı duyar ve tüm evrenin ilahiliğine de saygı duyar. Tüm evren onun tapınağıdır; bu yüzden insan tarafından yapılmış küçük tapınakları terk etmiştir. Tüm evren onun kutsal kitabıdır; bu yüzden insan tarafından yazılmış tüm kutsal kitapları terk etmiştir. Ama bu kendini beğenmişlik yüzünden değil, alçakgönüllü bir araştırmanın sonucunda olmuştur. Başkaldıran insan bir çocuk kadar masumdur.

Onun ikinci boyutu, artık mevcut olmayan geçmişte ve henüz gerçekleşmemiş olan gelecekte yaşamıyor olmasıdır, o yapabildiği kadar fazla farkındalık ve bilinçle şu an içinde yaşamaktadır. Diğer bir ifadeyle bu anda bilinçli bir şekilde yaşamaktadır. Normal koşullarda bizler uyurgezerler gibi yaşarız. Başkaldıran insan farkında bir hayat yaşamaya çalışır. Farkındalık onun inancıdır, farkındalık onun felsefesidir, farkındalık onun yaşam tarzıdır. Onun üçüncü boyutu ise şudur, o diğer insanlara baskın olmak konusuyla ilgilenmez. Güç sahibi olmak konusunda herhangi bir arzusu yoktur çünkü bu, dünyadaki en çirkin şeydir. Güç arzusu insanlığı mahvetmiş ve onun daha yaratıcı, daha güzel, daha sağlıklı, daha bütün olmasına izin vermemiştir. Ve nihai olarak çatışmalara, rekabete, kıskançlıklara ve en sonunda da savaşlara neden olan şey bu güç sahibi olma arzusudur.

Güç arzusu tüm savaşların temelidir.Eğer insanlık tarihine bakacak olursan…insanlık tarihinin tamamı sadece savaşlardan, insanın insanı öldürmesinden ibarettir. Nedenler değişir ama cinayet devam eder. Nedenler sadece bahanelerdir. Gerçek olan insanın öldürmekten hoşlanıyor olmasıdır.

Ezop masallarından birinde (bunlar gerçekten de çok sade, çok önemli ve dünyadaki en iyi masallardan bazılarıdır) küçük bir koyun, kristal berraklığındaki bir kaynak suyundan içmektedir. Büyük bir aslan çıkagelir ve doğal olarak koyunla ilgilenir; kahvaltı saatidir ama bir bahane bulmak zorundadır. O yüzden koyuna, “Suyu kirletiyorsun. Benim ormanların kralı olduğumu bilmiyor musun?” diye sorar.

Zavallı koyun şöyle yanıt veriri, “Biliyorum ama majesteleri, nehir size doğru gitmiyor. Ben sizin aşağınızda duruyorum ve benim suyu içmem onu kirletiyor olsa bile, su aşağı doğru gidiyor, size doğru değil. Onu siz kirletiyorsunuz ve ben de bu kirli suyu içiyorum. Bu yüzden sizin mantığınız yanlış.”

Aslan koyunun söylemekte olduğu şeyi anlamış ve çok sinirlenmiştir. Bunun üzerine, “Senin büyüklerine hiç saygın yok. Benimle tartışmaya nasıl kalkışırsın,” der.

Zavallı koyun yanıt verir, “Ben sizinle tartışmadım, sadece gerçekleri ifade ettim. Nehirin aşağı doğru gittiğini görebilirsiniz.”

Aslan bir süre sessiz kalır ve sonra şöyle der, “Şimdi hatırladım. Sen son derece kültürsüz, eğitimsiz bir aileden geliyorsun. Baban dün bana hakaret etti.”

Zavallı koyun yanıt verir, “O bir başkası olmalı, çünkü babam üç ay önce öldü ve onun sizin karnınızda olduğunu biliyor olmalısınız. Artık yaşamıyor. Siz onu öğle yemeğinde yediniz. Nasıl olur da size saygısızca davranabilir? O ölü!”

Bütün bunlar artık çok fazla olmuştur. Aslan sıçrayarak koyunu yakalar ve şöyle der, “Görgü kurallarından haberin yok, nezaket nedir bilmiyorsun, nasıl davranılması gerektiğini bilmiyorsun.”

Koyun yanıt verir, “Gerçek şu ki, şimdi kahvaltı zamanı. Sen beni yiyorsun; bunun için herhangi bir bahane bulmana gerek yok.”

Ezop, bu kadar basit öykülerden mucizeler yaratmıştır. İnsanla ilgili çok fazla şey anlatmıştır. Şimdi İndivar, neden bu durumdan rahatsız oluyor? Çünkü kendi kalbi sevgi nedir bilmiyor, güven nedir bilmiyor, onun kalbi kuru. Sevinç gözyaşlarının ne olduğunu hiçbir zaman bilmemiş. Diğer insanların neşe ve minnet duygularına boğulduğunu gördüğünde kendisini ikinci sınıf hissediyor. O zaten ikinci sınıf. İkinci sınıf olduğunu saklamak için her türlü mantığı harekete geçiriyor, bunun teslimiyetçilik olduğunu, bunun böyle olmaması gerektiğini, insanların birbirini taklit ettiklerini söylüyor. Ama sen insanların bekçisi değilsin. Kim sana bu sorumluluğu verdi? Sen sadece kendinden sorumlusun.

Başkaldıran biri hayatını tamamen özgürlük içinde yaşar; kimsenin ona karışmasına izin vermez ve o da kimsenin hayatına karışmaz. Ben kimseye herhangi bir şey yapmasını söylemedim. Eğer onlara bir şey olursa, ben onları engelleyemem çünkü bu hayatlarına karışmak olur,onlara dikte etmek olur.

Bundan birkaç gün önce J.Krishnamurti anısına yapılmış güzel bir çeşmeyi törenle açtık. J. Krishnamurti’nin takipçilerinden birkaç mektup aldım,bana onun ölmeden önce kendilerine “Benimle ilgili herhangi bir tören yapmayın,” dediğini söylüyorlardı.

Bu mektupları duyunca güldüm çünkü bunları yazanların bazılarını çok iyi tanıyorum. Onlar J. Krishnamurti’nin kırk ya da elli yıllık takipçileri ve onun kadar yaşlılar. Ama mektupları ile onu anlamamış olduklarını gösteriyorlar. J. Krishnamurti tüm hayatı boyunca “Beni takip etmeyin!” demişti. Şimdi eğer “Ben öldükten sonra törenler yapmayın,” diyorsa o zaman onu takip etmeyin;törenler yapın! Eğer onu anlarsan çıkacak basit sonuç budur.

J.Krishnamurti kimseyi kendisinin takipçisi olarak kabul etmedi ve şimdi bu insanlar onun takipçileriymiş gibi mektuplar yazıyorlar. O neredeyse yetmiş yıl boyunca, “Kimse benim takipçim değil,” diyerek sürekli olarak bunu reddetti. Bu insanlar onu dinlemiş, onu okumuş, onunla görüşmeler yapmış olmakla birlikte, halen yanlış bir tutum içindeler. Onlar kendilerinin J.Krishnamyrti’nin takipçisi olduğunu sanıyorlar. Ama bu onların sorunu; benim herhangi bir itirazım yok. Bu onlarla J.Krishnamurti arasında bir şey.

Ama şöyle bir nokta da var! Onlar J.Krishnamurti’den başka neler öğrendiler? Sadece tek bir şeyi, onun için tören yapmamaları gerektiğini mi? Yetmiş yıllık süre içerisinde ne kadar çok şeyi takip ettiler? Onları tanıyorum; onlar tek bir şeyi bile takip etmediler.

Onlar J.Krishnamurti’nin en temel yaklaşımı, “Kimse benim takipçim değil” sözünü bile takip etmiyorlar.

Ama bu (tören yapmıyor olmak) çok rahat bir durum ve özellikle de Hintliler için büyük miktarda paranın tasarruf ediliyor olması rahat ve avutucu bir şey. “Zavallı adam bunun iyi bir şey olduğunu kendisi söyledi; şimdi biz de onun vasiyetine karşı çıkamayacağımızı söyleyebiliriz.” Ama başka hangi konularda onun vasiyetini takip ettiniz?

Başkaldıran insan basitçe kendi hayatını bu an içinde,farkındalıkla, yaşarken ya da öldükten sonra baskın olmak için herhangi bir arzu duymadan yaşar. Güç sahibi olmak konusunda herhangi bir arzusu yoktur. O ruhun bilim adamıdır; bu da dördüncü boyuttur. Tıpkı bilimin şüphe, kuşkuculuk, sorgulamayı kullanması gibi, o da kendi içsel arayışı için aynı yöntemleri kullanır. Bilim onları nesnel gerçeklik için kullanır, o ise kendi öznelliği için kullanır. Ama o şüpheyi lanetlemez, kuşkuculuğu lanetlemez, itaatsizliği lanetlemez, gerçekliğe karşı inanmaz bir tutum takınmaz.O kendi varlığı içine bilimsel bir zihinle girer.

Onun inancı batıl değildir;bilimseldir.Onun inancı Tanrı’yı aramak değildir, çünkü Tanrı ile başlamak demek zaten bir inancı baştan kabul ettiğin anlamına gelir ve eğer bir inancı baştan kabul ettiysen arayışın daha en baştan bozulmuş olur.

Başkaldıran kendi içsel dünyasına açık gözlerle, ne aradığı hakkında en ufak bir fikri bile olmadan girer. Kendi aklını parlatmayı sürdürür. Sesszliklerini daha derin, meditasyonu daha güçlü yapmaya devam eder, böylece içinde gizli olan her şey ona kendisini gösterir; ama o ne aradığına ilişkin olarak önceden elde edilmiş herhangi bir fikre sahip değildir.

O temel olarak bir agnostiktir. Bu kelimenin akılda tutulması gerekir çünkü o başkaldıranın en temel özelliklerinden birini tarif eder. Tanrı’ya inanan kişiler ve Tanrı’ya inanmayan ateistler vardır ve basitçe, “Henüz bilmiyoruz. Araştıracağız,göreceğiz. Varlığımızın her köşe ve bucağına bakmadan herhangi bir şey söyleyemeyiz,” diyen agnostikler vardır. O “Bilmiyorum,” ile başlar. İşte bu yüzden onun küçük bir çocuk gibi olduğunu, masum olduğunu söylüyorum.

İki çocuk evden kaçmak konusunda konuşuyorlardı. İçlerinden biri, “Ama babalarımız bizi yakalarsa bize vurur,” dedi.

Diğeri, “Ne olmuş, biz de onlara vururuz.” İlk çocuk, “Ama bunu yapamayız, İncil bize, anne ve babalarımıza saygı duymamız gerektiğini söylüyor.” “Doğru. O zaman sen benim babama vur, ben de seninkine vururum.”

Herhangi bir zorluk içermeyen, masum ve basit bir çözüm.

Başkaldıran çocuksu bir masumiyeti yaşar ve masumiyet en gizemli olaydır. O hayatın tüm sırlarının kapılarını açar.

Sadece başkaldırıcı insanlar gerçek anlamda devrimci ve gerçek anlamda inançlı kişilerdir. O bir organizasyon yaratmaz, takip edilecek bir şey yaratmaz, kiliseler yaratmaz.

Ama başkaldıranların yol arkadaşı olma ihtimalleri mevcuttur: Onlar birlikte olmaktan, birlikte dans etmekten, birlikte gözyaşı dökmekten ve ağlamaktan, var oluşun büyüklüğünü ve hayatın sonsuzluğunu birlikte hissetmekten hoşlanabilirler. Onlar kimsenin bireyselliğinden taviz vermeden bir tür birlik oluşturabilirler; tam tersine, başkaldıranların birlikteiği herkesin bireyselliğini tazeler,herkesin bireyselliğini besler, herkesin bireyselliğini onurlandırır ve ona saygınlık verir.

Edited by - zer-zivi on 09/05/2009 19:00:59

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 25/06/2010 :  15:35:08  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
"BİR SONRAKİ NESİL İÇİN TAHMİNLER"

Lee Carrol kanalıyla

13 Aralık 2008

Bir kesit:
----
Size başka bir potansiyel vereyim: Gezegende din adını verdiğiniz şey, binlerce yıl süren ruhsal niteliklerine ve bütün engellemelere rağmen, değişmeye ve kendisini ayarlamaya, yumuşamaya başlayacak. Organize din dediğiniz şeyle ilgili gezegenin büyük oyuncularının bazılarının sıkıntı içinde olduğunu anlamak için çok uzağa bakmanız gerekmez. Bunun nedeni, onların öğrettiklerinin eski enerji şekilleriyle kötü kokular yaymasıdır. Genç insanlarda görüldüğü gibi, öğretileri gerçek yaşamda uygulanabilir değildir ve genç insanların kiliselerin üyelik rollerinden kaçınmalarının nedeni budur. Onlar bu öğretilerin herhangi birinde yaşamın realitesini görmüyorlar. Doktrinler onları kuşatmıyor, etkilemiyor. Bunu eski olarak görüyorlar. Bunu arayın, çünkü şimdi bile bu belirgindir.



Organize dinler değişmeye başlayacaklar. Bu dinlerin bazıları binlerce yıldır öğretmekte oldukları mitolojiden bile uzaklaşacaklar. Bunun yerine, çekirdek sorunlara girmeye ve genç insanları tekrar çekecek olan gerçeği bulmaya başlayacaklar. Yeni nesle bir anlam ifade edecek olan Tanrı ile ilgili fikirler öne sürülecek. Organize dinler gelişecekler, ancak şimdiye dek olduğundan çok daha fazla bütünlüğe sahip olan bir öz ile gelişecekler. Birçoğunuz bunu işitmek istemiyorsunuz, ama bu, potansiyellerin gerçeğidir. Ayrıca uygun bir potansiyeldir, çünkü sizler bunun gibi sözcükleri okurken gezegenin çoğunluğu inanmayacaktır. Ancak, gezegenin çoğunluğu Tanrı’yı kendi yoluyla arıyor ve Tanrı’nın güncel (yürürlükte) ve bilge olduğu kendi inançlarında umuda sahip olmaya gereksinimleri olacak. Kendi dinleriyle ilgili ve onların neyi uygun bulup neyi uygun bulmadıkları ile ilgili olarak gezegendeki herkesin iki nesil içindeki enstantane resmi budur. Bu değişecek.

Alıntı
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 25/06/2010 :  18:03:13  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Eğer bilgelik elde etmek için bilgiyi kullanmazsanız bilgi ne işe yarar.

Mikail.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 25/06/2010 :  18:09:32  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Tüm çevrenizde meydana gelen değişimi duyumsadığınızda, bu dramlara
kapılmayın. Şeylerin değişmekte OLDUĞUNU anlayın. Dünyanın
parçalanmadığını anlayın. Dünya kendini yenilemektedir. İnsanoğlu
tekamül etmektedir. Tekamül, Yeninin gelebilmesi için Eskinin
salınmasını talep eder. Böylece değişimler konusunda, sevgili dostlar,
SİZİN için kendi tanrısallığına daha fazla sahip çıkmak zamanıdır.


Tobiastan...
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 25/06/2010 :  18:57:52  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Aklı çoğu zaman sezgiden daha fazla önemserim veya daha doğrusu son kararı veren çoğu zaman o dur diyebilirim sanırım. Ama yine de Osho nun bu sözlerini aktarmak istedim. Birde diğer taraftan bakmak için(aklın ,sezgisel doğası veya tam tersi gibi)

Mantığın Ötesini Bilmek


Beden doğal bir tepki verdiği zaman, buna İÇGÜDÜ denir…
Ruh doğal bir tepki verdiği zaman, buna SEZGİ denir.
Bunlar birbirine benzer, ancak çok farklıdır.
İçgüdü bedene aittir ve kabadır.
Sezgi ise ruha aittir ve incedir.
İkisinin arasında ise uzman olan ZİHİN bulunur..
Ve zihin asla doğal tepki vermez. Zihin, BİLGİ demektir. Bilgi doğal olamaz…
İçgüdü akıldan daha derindedir. Sezgi ise akıldan daha üsttedir. İkisi de aklın ötesindedir. Ve ikisi de iyidir…
Sezgi VAROLUŞÇU dur, içgüdü ise DOĞAL…
AKIL, karanlıkta yol bulmaya çalışmak gibidir…
Aklın ötesine ne kadar hızlı geçersen o kadar iyi olur. Ötesinde hiçbir şey olmadığını düşünenler için akıl bir duvar oluşturabilir. Akıl ötesinde bir şey olduğunu anlayanlar için ise çok güzel bir geçiş yolu olabilir..
BİLİM akılda durmuştur.
O yüzden benlik hakkında hiçbir şey ortaya koyamamaktadır. Sezginin uyanık olmadığı bir akıl, dünyanın en tehlikeli şeylerinden biridir.

Ve sen aklın tehlikeleri altında yaşıyorsun. Çünkü, akıl bilime çok büyük bir güç vermiştir. Ancak bu güç çocukların elindedir, bilge insanların elinde değil.

Sezgi, bir insanı bilge yapar.
Buna aydınlanma de, uyanma de, ne dersen de, bunlar sadece bilgelik için verilmiş olan isimlerdir. Ancak bilgeliğin ellerinde olduğu zaman akıl,
güzel bir uşak olarak kullanılabilir…

ZEKA, görme ve kavrama kapasitesidir. Kendi hayatını, doğana uygun yaşamaktır… Zeka budur.
Peki ya APTALLIK nedir? Başkalarını takip etmek. Başkalarını taklit etmek. Başkalarına itaat etmek. Onların gözleriyle görmek. Onların bilgisini, kendi bilgin gibi görmek… Aptallık budur…

Varlık tektir.. Dünya çokludur…
Bu ikisinin arasında ise, BÖLÜNMÜŞ ZİHİN bulunur. İkilemde kalmış bir zihin…
Tıpkı büyük bir meşe ağacı gibi; gövdesi tektir, ama sonra iki ana dala ayrılır, ilk çatallanma. Buradan binlerce farklı çatallanmalara gider ve dallar ortaya çıkar…
VARLIK, tıpkı ağacın gövdesi gibidir. Tektir, bütündür.
ZİHİN, ağacın ikiye ayrıldığı ilk çatallanmadır. Orada ikileşir…
Diyalektik ortaya çıkar..
Tez ve anti-tez…
Kadın ve Erkek…
Yin ve Yang…
Gündüz ve Gece…
Allah ve Şeytan…
Yoga ve Zen…
Bütün bu dünyevi ikilikler, aslında zihinde oluşmuş ikiliklerdir. Bu ikiliğin altında ise varlığın tekliği bulunur. Eğer bu ikiliğin altına ulaşabilirsen, o tekliği bulursun…


OSHO

Edited by - pandora76 on 25/06/2010 18:58:50
Go to Top of Page

Cryptos
Gezgin

Turkey
0 Posts

Posted - 25/06/2010 :  21:00:36  Show Profile  Reply with Quote
Müthiş !!!
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 02/07/2010 :  03:03:10  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ben de sevdim Cryptos.

Mikailden:

Gecmiste ve buyuk olcude simdiki zamanda, Dunya’daki insanlarin cogunlugu, eger kendi ogretilerini izlemezsiniz surekli olarak cezalandirma ve lanetlenmeyi vurgulayan dini liderler tarafindan kontrol edilmektedir. Cogu zaman, onlarin doktrinleri size kendi yollarinin kurtulusun tek yolu oldugunu ve sadece onlar vasitasiyla bagislanabilecegini zi ve kurtarilabilecegini zi anlatir. Kendiniz icin dramatik yasam – degistirici kararlar almak zorunda kalmamaniz icin guvenli ve emniyetli hissetmeyi ararken, sizi sorgulama olmadan liderlerini istekli bir sekilde izleyeceginiz bir suru halinde tutmaya cabaladilar. Tanri adina yapilan kitlesel hayat ve mal - mulk yikimlariyla sonuclanan sayisiz carpismalar ve savaslar oldu. Size kesinlikle bunun Tanri’nin Iradesi olmadigini, kendi Tanri – bilinclerini ve dogruluk hislerini alt etmek icin guc, nefret, tamahkarlik ve cehalet icin ego – arzularina izin vermis olanlarin iradesi oldugunu soyluyoruz. Gecmiste, ruhsallik duygulari baskilandi ve ruhsalligin bilimi kitleler tarafindan inkar edildi. Sorumlu ruhsal yetiskinlige geri donmeniz icin, bu gecmis yillarda hepinizin sadik kalmaniz gereken evrensel yasalarin bilgisini size vermeye ve sizi aydinlatmaya cabaladik. Organize dinler, bununla tum inanclari kastediyoruz, yuksek evrensel yasalarin degismez gercegini butunlestirmek icin ogretilerini ve doktrinlerini modifiye etmelidirler; bu En Yuce Yaratici’nin Sevgisinin/Isiginin onlarin liderlerinin ve o liderlerin rehberligini izleyen herkesin kalplerine ve zihinlerine nufuz etmesini ve onlari aydinlatmasini saglar. Eger boyle yapmazlarsa, etkileri zayiflar ve etkisizlesirler ve takipcileri baska bir yerde rehberlik ve ilham ararlar.



Sevgililer, aydinlanmaya goturen bircok yol vardir. Gercek ruhsallik ozel ritueller veya kati inanclar talep etmez, bu candan adanmayla en yuksek gerceginizi yasama modudur. Sadik kalmaniz gereken tek bir Ilahi degismez gercek vardir: Kendiniz dahil, hic kimseye zarar vermemek. Aydinlanmaya dogru yolunuzda size rehberlik etmesi icin en yuksek entellektuel, duygusal ve spirituel gerceklerinizin harmanlanmasini aramalisiniz. Bilinmeyeni arastirirken ve varolusun yuksek alemlerinde konuklugunuzda size verilen vizyonlari tezahur ettirmeyi ararken, guvenli bir tavri surdurun. En yuksek moral secimi yaptiginiz zaman, ruhunuz Kutsal kalbinizde saklanan asla – bitmeyen Ilahi sevginin coskusuyla asilanir. Eger iradenizi Anne/Baba Tanrimizin iradesiyle hizalamayi amac edinirseniz, en sonunda tam egitimli bir partner, varolusun coklu zaman/mekan dunyalarinin birlikte yaraticisi olursunuz.
Go to Top of Page
  Previous Topic Topic Next Topic  
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.11 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits