Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Konu Dışı / Diğer Konular / Yönetimden
 Kişisel Düşünceler, Fikirler vb. Yazılar
 ZAMAN DEDIGIMIZ KAVRAM
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Author Previous Topic Topic Next Topic  

alemtac
Zümrüt

Turkey
250 Posts

Posted - 07/03/2009 :  15:59:25  Show Profile  Visit alemtac's Homepage  Reply with Quote
Zaman, ölçülmüş veya ölçülebilen bir dönem, uzaysal boyutu olmayan bir kontinyumdur. Zaman kavramı, tarih boyunca felsefenin ilgi alanlarından biri olmasının yanısıra matematik ve bilimsel araştırmaların da önemli malzemelerinden biridir.Tarih boyunca çok tartışılmış bir konudur. Son olarak Albert Einstein'in tarifiyle son bulmuş ifade şu an için en geçerli teoremdir. İçinde olduğumuz 3 mekan ve 1 zaman boyutlu uzay-zamanın, soyut olan boyutu olarak da kabul edilir.

Einshtein'e gore zaman "Geçmiş, şimdi ve gelecek birer yanılsamadır; ancak vazgeçilmezdir."

Oysa makroskopik bakis acisiyla zamanın geçmişten geleceğe tek bir akış yönünün bulunması ile tutarlıdır. Zaman kavramı, maddi dünyada uzayın aynı noktasında ya da iki değişik noktasında cereyan eden iki olay arasındaki zaman aralığı saatlerle ölçülerek nicelleştirilir. Bu anlamda yapilan peryodik dediğimiz bu hareketin salınımlarını saymaktan ibarettir. Bizler için zaman ölçümündeki hassaslık,saati oluşturan salınımların periyodunun kısalığıyla doğru orantılıdır. Zamanda bir anı reel sayı ekseni üzerinde bir noktayla gösterebilmek bizleri doğal olarak zamanın tek boyutlu bir sürekliliği olduğu varsayımına ulaştırmaktadır. Zamanın nesnel olarak, emin olabildiğimiz tek niteliği, içinde bulunduğumuz ana göre belli bir yönde ilerlemekte olduğudur. İçinde bulunduğumuz şu ani geçmişimizi, şu anda yaptıklarımı da geleceğimizi belirler. Zamanda geri dönüp geçmişimizi değiştiremeyiz. Zaman içinde bulunduğumuz ana göre geçmişten geleceğe doğru akar. Buna gore cizecegimiz grafik Y ekseninde tek yone gidebilen bir dogrudur. Bizim biyolojimiz, isigi ve karanligi uymak uzerine programlanmistir.

Einstein'in bazı temel aksiyomları:
1- Zaman ve uzay görelidir.Yani zaman ve uzay koordinatlarının tanımları, bir eylemsiz gözlem çerçevesinin seçimine bağımlıdır.
2- Işık hızını hangi eylemsiz gözlemci ölçerse ölçsün c=300000 km/sn değerini bulacaktır.
3- Uzayda iki nokta arasında bilgi iletiminde üst sınır ışık hızıdır.Başka bir deyişle, doğada ışıktan hızlı hareket eden hiçbir cisim ya da temel parçacık yoktur.

Duyularımız, içinde yaşadığımız evrenin üç boyutlu olduğunu söylüyor bize. 20. yüzyılın başlarında, Einstein'in ortaya attığı genel görelilik kuramından sonra, matematikçiler kendilerini beş boyutlu bir evrende buldular. Zaman bunlarin icinde en kolay anlayabileyecegimiz, 4. boyuttur. Eger zaman bir grafikte demin bahsettigimiz gibi eksenlerle ifade edilebiliyorsa, neden zamanda ileri yada geri gidemeyelim? Zamanin tıpkı ışık gibi bükülebileceği varsayılmaktadır. Zaman aslında doğrusal değildir.Uzay gibi eğrilebilir-katlanabilir-genişleyebilir, daraltılabilir bir yapıdır.Zaman çok esnek ve çok boyutlu olan plastiksi bir akımdır(eğer onu doğrusal bir akış gibi görürsek). Ve zaman üstüste bindirilip katlanabilir bir yapıdır. Bir zaman noktası bir frekans yapısında olup başka zaman frekanslarıyla senkronize biçimde örtüştürülüp çakıştırılabilir. Bir bakıma zaman, toplumumuzun onu ölçtüğü gibi doğrusal biçimden çok daha farklı ve karmaşık olan bir şeydir. Zaman kimilerine göre kendi üstüne doğru bir sarmal çizerek geleceğe ve geçmişe uzanan sonsuz bir sarmal yapıdadır. Eğer elinize bir sinama filminin rulosunu alırsanız, o bakıldığında doğrusal zamanın bir kronolojisini temsil edecektir. Ancak o sizin elinizdeyken, potansiyel zamanın tümü aynı anda sizin elinizdedir; onun tümü şimdi' dedir.Filmin yirmibeşinci dakikasında ne olabileceği hakkında konuştuğunuzda, onu görmek için yirmi beş dakika beklemeniz gerekmez.

Aslında zaman ' ın fizik yapısıyla ışık enerjisinin fizik yapısı arasında doğrudan benzer bir ilişki vardır. Zaman'ı fiziksel bir uzunluk olarak görebilmeyi başardığımızda onu eğip-bükerek geçmişin ve geleceğin fiziksel noktalarıyla bitiştirebileceğimiz gerçeği ortaya çıkar. Evren, doğa, insan ve zamanı ayrı ayrı düşünmek yerine, hepsini içiçe düşünmek ve bir bütünün parçaları gibi algılamak gerekir. ''Hareket -enerji ve zaman'' aynı şeyi ifade eden üç kavramdır. Bu üç kavram tek bir kavramda birleşir bu kavram IŞIK 'tır

Kryon, Yuvadan mektupların 5. kitabında benzer bir sozu vardi: Simdi iki boyutlu bir zaman icinde Dunyadan Sirius (veya baska biri ) 'a gitseniz ve zamani tutup dondurseniz, dunyayi karsinizda goreceksiniz. S.151 de de soyle bir sozu vardir: Sizi evrende, buradan 12 milyar isik yil uzaklikta bulunan bir gezegene goturmek istiyorum....simdi orada bir olay meydana gelmektedir,,,dunyaya ulasan enerjisi dikkatinizi cekmektedir....o, sizin dusunebileceginiz gibi 12 milyar yil once meydana gelmemistir. o, simdi gerceklesmektedir..

Sevgi ve Saygilarimla

KAYNAKLAR:
BİLİM ve TEKNİK-Haziran 2000
VIKIPEDI
CETIN BAL ( ZAMAN HAKKINDAKI SERI YAZILAR )
YUVADAN MEKTUPLAR LEE CARROLL

Edited by - alemtac on 07/03/2009 16:01:09

owi
Elmas

Turkey
302 Posts

Posted - 07/03/2009 :  16:08:19  Show Profile  Visit owi's Homepage  Reply with Quote
Sağol dostum sevgili abim:)

Edited by - on
Go to Top of Page

alemtac
Zümrüt

Turkey
250 Posts

Posted - 07/03/2009 :  16:16:01  Show Profile  Visit alemtac's Homepage  Reply with Quote
:) canim kardesim..
Biseye benzemismi bari. Universitedeki asistanlik yillarimdan sonra ilk defa boyle bir yazi hazirladim :))

Edited by - on
Go to Top of Page

owi
Elmas

Turkey
302 Posts

Posted - 07/03/2009 :  17:22:04  Show Profile  Visit owi's Homepage  Reply with Quote
Estağfurullah! Bişeye benzemesi gerekmiyor ( ki çok sade ve akıcı bence ), öz ve niyet önemli kanımca ki benzeme benzememe konusunda daha değerli dostlar var, belki katkı sağlarlar.

Sevgimle Abim:)

Edited by - on
Go to Top of Page

alemtac
Zümrüt

Turkey
250 Posts

Posted - 07/03/2009 :  17:26:15  Show Profile  Visit alemtac's Homepage  Reply with Quote
zaten amacimiz ogrenmek degilmi? burada kendine hizmeti goruyorsonuz :)

Edited by - on
Go to Top of Page

owi
Elmas

Turkey
302 Posts

Posted - 07/03/2009 :  17:33:02  Show Profile  Visit owi's Homepage  Reply with Quote
Öyle evet.Netice de kanal bilgileri not düşmüş; " başkalarına hizmette aslında kendine hizmettir" diye.Benim itirazım hep bu tanımlamaların insan zihninde yaratacağı ikilemler ve egoları tetikleme ihtimaline karşı oldu.Adını pekte önemsemeden, o bildiğimiz saf ve yalın hizmeti yapmak insanlara önemlidir diye düşünmekteyim.Yoksa bu hizmet mekanik bir hizmete dönüşebilir ve çetereler tutmaya başlar beyin kendince..

Edited by - on
Go to Top of Page

alemtac
Zümrüt

Turkey
250 Posts

Posted - 13/03/2009 :  10:41:15  Show Profile  Visit alemtac's Homepage  Reply with Quote
ZAMAN NEDİR?



Zaman, en basit şekliyle, saat kullanarak yapılan bir ölçüm olarak algılanır. Herkesin bildiği gibi, teorik olarak belli bir ülkede ve belli bir zaman diliminde olan her varlık bu ölçümün kapsamı içinde olmak durumundadır. Burada şimdiden karşımıza bir problem çıkıyor; çünkü zaman dilimleri, düz mantıkla belirlenmiş olan yapay sınırlarla ayrılırlar. Öyleyse belli bir zaman dilimindeki varlıklar, zaman bazında bir çeşit göreli özdeşlik taşımalı, diyebilir miyiz? Basitçe düşünürsek, eğer bir kişi bir ayağı bir zaman diliminde, diğeri başka bir dilimde durursa, zaman açısından ikiye bölünmüş olacaktır, öyle değil mi?

‘Daha kitabın ilk paragrafındayız ve ben şimdiden zorlanmaya başladım. Bu soru ilk anda göründüğü kadar kolay değil sanırım. Cevap veremiyeceğim.’*

(*Editörün Notu: John Seth'e kanallık yaparken Dotti de konuşmaları kaydetmektedir. Kitap boyunca Dotti'nin yanıtları ve gözlemleri italik stilde yazılmıştır.)

Dünya planetini boydan boya tarasam, zaman illüzyonunu açıklamada örnek olarak seçebileceğim senden daha uygun bir varlık bulabileceğimi sanmıyorum. Tanıdığım tüm kişiler arasında senin zamanı algılayışın, belki de mevcut görüşlerin hepsinden daha farklı ve sen illüzyonun mükemmel bir örneğisin. Umarım bu sözlerim seni gücendirmemiştir.

(Seth kızım Mia'yı çağırır ve ona da aynı soruyu sorar.)

Mia, teorik bir zaman sınırında durduğumu varsayarsak, senin konuştuğun Seth hangisi olacaktır: saat 20.00'deki Seth mi, yoksa saat 21.00'deki mi?

Mia'nın yanıtlar: ‘Ben saat 20.00'deki Seth'le konuşurdum; çünkü çift sayıları daha çok severim.’

Pekala, Mia, eğer saat 21.00'e geçersem, orada da benimle konuşabilirsin. Aradaki fark ne?

Mia cevap verir, ‘Ama Seth, ikisi de aynı.’

‘Ne demek istiyorsun?’

Mia, ‘Arada bir sınır yok ki. Öyle bir şey yok.’

Seth, ‘Biliyorum,’ diye yanıtlar. ‘Sadece bir illüzyon.’

Mia, ‘Sınır güneşin odaklandığı yer olmalı.’ diye söylenir.

‘Şunu mu demek istiyorsun: Yani ben sınırdan bir o yana, bir bu yana sıçrarsam, güneşi de kendimle sürükleyebilir miyim?’

Mia yanıtlar, ‘Hayır, tabii ki onu kastetmiyorum. Galiba gidip biraz meditasyon yapsam iyi olacak.’

‘Aradaki mesafe yüzlerce mil olsaydı, mantıklı bir yanıt bulmak daha kolay olurdu.’

Öyle mi sence?

‘Evet, ama neden böyle düşündüğümü açıklayabileceğimi sanmıyorum.’

Sorun yok, zaten başka bir kimsenin de açıklayabileceğini sanmıyorum. İşte sizin için son derece değerli olan mantık olgusu ve sonuçları... Sorun şurada: Kimin mantığı, sizin mi, benim mi, yoksa efsanevi bir varlığın mı? Mantık dediğinizde bu herkes için bir anlam ifade etmeli, öyle değil ni?

Şimdi birisi şöyle diyebilir: ‘Ama Seth, burada söylediklerinin hiç bir anlamı yok. Herkes bilir ki, zamanı mantıklı olarak kullanabilmek için bir takım yapay sınırların olması gerekli. Ayrıca, güneş kesin çizgiler üzerinden batmadığı için, herkesin uyabileceği kurallar yaratmak adına insanlar bir takım hatlar çizmek durumunda.’

Öyle görünüyor ki, mevcut olan herşey, zamana endeksli yapay sınırlarla sınırlanmış. Rahat yaşayabilmek adına, yapay sınırlamalar getiren bir takım yapay kurallarımız olması gerektiğine inanmışız. Şimdi şunun üzerinde düşünelim. Eğer birisi sana saat 19.00'da gelmeni söylerse, bundan ne anlarsın?

‘Saat 19.00'da buluşacağımızı..’

Tam olarak saat kaçta orada olurdun?

‘Saat 19.00'u hedeflerim; ama genelde geç kaldığım bilinir. Bu yüzden tam zamanında orada olamayabilirim.’

(Bu anda kızım Danielle gelir ve bugünün tarihini sorar. Ona ayın 11'i olduğunu söylerim; Seth ise 10'u olduğunu iddia eder. Ortada garip bir şeyler döndüğüne eminim.

Bu sırada oğlum Johnny içeri girer. Geceleri geç saatlere kadar oturmamdan, sabahları geç kalkmamdan ve onunla yeteri kadar ilgilenmediğimden şikayet eder. Sanırım burada bir tezgah söz konusu.)

Sanki benim işitmek istediğim buymuş gibi, sen bir takım mantıksal cevaplarla beni oyalıyorsun. Benim söylemek istediğim, aslında senin randevuya ruh haline uygun olan bir zamanda gideceğin. Daha önce yapmayı istediğin şeyleri tamamladığında saatin gösterdiği, randevu yerine ulaştığın saat olacaktır. Bu durumda, senin saat tam 19.00'da orada olmanı engelleyebilecek trafik, hava koşulları veya herhangi başka bir faktör senin düşünce alanına girmez. Sen randevu yerine vardığında saat 19.00 olacaktır, saat kaçı gösterirse göstersin. Sence bu doğru mu?

‘Tamamen!’

Şimdi, gerçekte herkesin böyle düşündüğü ülkeler mevcuttur ve böyle yerlerde işler, kişilerin istediği zamanda görülür. Kişiler kurallarını kendileri yaratırlar. Bir otobüs, ancak onu sürmeye istekli bir kişi olduğu taktirde durağa gelir.

Batı toplumlarında kişiler, belirlenmiş, randevulanmış zamanlara büyük önem atfeder ve bu yaklaşımlarını verimliliğe eşdeğer görürler. Çoğu kendilerini nasıl hissettiklerine bakmadan, belli bir saat ve dakikada işe koyulurlar. Onlara göre ne olursa olsun, ‘tarifeye’ uyulmalıdır...

Kitabın yazılımına bir iki gün aradan sonra tekrar döndük.

Şimdi, gördüğünüz gibi, zamanın kurallarına uymak o kadar da kolay değil. Çünkü tam zaman hakkında konuşuyorduk, ne oldu?

‘San Fransisko'daki bir kanal bağlantısı celsesine büyük bir gecikmeyle katılabildik ve çok değer verdiğimiz iki kişiyi zor durumda bıraktık.’

Ve sonra ne oldu?

‘Zaman hakkındaki düşüncelerimi tekrar gözden geçirmeye karar verdim.’

Peki ne sonuca vardın?

‘Anladım ki zamana ilişkin fazla bir farkındalığım yok.’

Böyle düşünmenin nedeni ne? Veya başka bir şekilde sorayım, zaman senin için ne ifade ediyor?

‘Her nasılsa, beni yapmak istediğim şeylerden alıkoyan sınırlayıcı bir ölçüm.’

Burada kelimenin tam olarak yansıtamadığı bir anlamıyla da olsa, zamanın sınırlılığına ilişkin önemli bir noktaya değindin. Evet, zaman yapay programlar yaratmada kolaylık sağlayan sınırlı bir ölçümdür. Aslında gerçek bir program mevcuttur, ama zaman kavramının bu programda yeri yoktur. Başka bir ifadeyle, gerçek program zamansızdır. Bu programı belirleyen çok büyük bir güç mevcuttur ve söz konusu enerjiyi anlamak belli bir eğitim gerektirir.

Daima yeterli zaman vardır, bunu biliyor muydun?

‘Bunu sık sık işitiyorum; fakat görülüyor ki bu fikir bende pek yer etmemiş.’

Zaman ölçümü mekana tekabül eder ve evrende mekan sınırsız olduğundan, yeterli miktarda zamanın varlığından da söz edebiliriz. Eğer mekan olarak salt arazi parçalarını düşünürseniz, sınırlı olduğuna karar verirsiniz. Ama uzayı da mekan olarak kabul edersek, teorik olarak mekan sınırsızdır diyebiliriz. Tuhaf bir paradoks, değil mi? Burada yerine oturmayan bir şey var. Eğer mekan sınırsızsa, o halde zamana atfedilen yapay sınırlılık ego tarafından yaratılmış olmalı. Ne demek istediğimi anlıyor musun?

‘Hayır.’

O halde senin için de zamanı ayarlıyan ‘sahte ben’in olmalı. Eğer bir kişi zaman hakkında yaratıcı bir biçimde düşünseydi, eğer bu mümkün olsaydı, yanlışı kolayca görebilirdi. Bu nasıl olabilir? Burada anlaşılması gereken, ‘sahte ben’in, kontrolü elinden kaçırmaktan korktuğu için yapay sınırlamalar yarattığı gerçeği. ‘Sahte ben’, olacak her şey için bir ‘yarın’ limiti koyar. Örneğin, ‘sahte ben’in sana kirayı yarın ödemen gerektiğini söyleyecektir.

‘Evet, ama evren sizi yanlış bir noktaya göndermiş olmalı, çünkü kira parası burada değil.’

Şimdi, evren mükemmel bir beceriyle, zaman kavramının yardımı olmadan, herşeyin tam bir düzen içinde olageldiği bir genel programın oluşmasını sağlar. Burada zamanın ‘yardımı olmadan’ dedim, ama ‘engellemesi olmadan’ da diyebilirdim. Evren, bu mükemmel program sayesinde, en ufak bir zamanlama endişesi bile duymadan, olayların akışını düzenler.

O halde zaman, ‘sahte ben’in sınırlarının yarattığı sınırlı bir odaktır.

Zaman zıt bir açıdan da sınırlıdır. Şöyle diyebiliriz: Zaman eşittir öğrenme. Yani siz zamanı, yüksek odağınızın sizin için programladığı dersleri öğrenme süreciniz boyunca kullanırsınız. Sence bu ne anlama geliyor?

‘Kirayı zamanında ödemiyeceğimiz anlamına..’

Pekala. Aslında tam olarak değil... (Seth güler.) Söylemek istediğim şu: Zaman sizin için sınırsızdır; programladığınız dersleri öğrenmek için gereksinim duyduğunuz kadar zamana sahipsiniz.

Gerçekten mutlu olduğunuz tek zaman, kendinizi zamanın içinde hissetmediğiniz zamandır. Bunu biliyor musun?

‘Evet biliyorum, ama çoğunlukla kendimi tekrar zamanın içine kaymış buluyorum.’

Belli bir saatte bir yerde olman gerektiği ve senin geç kaldığın o örneğe dönersek, açıkça görebiliriz ki o olayda zaman, hem sana, hem de diğer bir kaç kişiye bir ders verme işlevini görmüştür.

(Seth dışarıya yürür ve köpeğe bir top fırlatır. Bugün epeyce oyalandığı kesin...)

O halde, başka insanlar da sana zamana ilişkin bazı dersler verebilirler, öyle değil mi? Çünkü onların (bilhassa sana ait olan) zamanı harcama konusunda çok çeşitli yöntemleri mevcuttur. Sonuçta, herkes birbirinden bir şeyler öğrenir.

Öyleyse, yapay zaman limitleri yaratmış olan bir dünya, ‘sahte ben’lerin iş başında kalmasına imkan vermektedir.

Daha önce de söylediğim gibi, kendinizi gerçekten mutlu hissediyorsanız, bunun nedeni, bu ana odaklanmış olmanızdır. Aslında iletişimimiz boyunca benim bu kavrama sık sık değindiğimi göreceksiniz.

Şimdi, (Seth güler) eğer ‘burada ve şimdi’ bugüne odaklanırsanız, yarın olacak olanın size hiç bir etkisi olamaz! Aklınıza ödenmesi gereken kira gelebilir. Oysa bugün bol bol zamana sahipsiniz ve evrenin sizin için yarın ne programladığını bilmenize imkan yok. Sanırım bu dostunuzun, neden zamana bağıntılı olmayan evrensel prensiplerden ve bir büyük programdan bahsettiğini anlıyabilirsiniz. (Kedimiz Muffy Seth'in kucağına sıçrar ve rahatça yerleşir.) Gördüğünüz gibi kediniz zamanın içinde değil. Aslında izin verirsek, her hayvan bizim için iyi bir öğretici olabilir. Hayvanlar için bir zaman nosyonu yoktur. Acıktıklarında, şimdi acıkmışlardır, sonrayı bilmezler.

Mutsuz olduğunuz anları ve her seferinde mutsuzluğunuzun nedeninin başka bir zamanı düşünmeniz olduğunu hatırlayın. O halde zaman sadece bir odaktır. Başka bir ifadeyle, zaman herhangi bir anda odaklandığınız penceredir. Hepinizin bildiği gibi, sizler için odak çoğunlukla bu anda olmuyor.

Arkadaşlarınızdan biri, beynin sağ ve sol yarısını örneklemede kullandığı bir alet geliştirdi. Kendisi beynin bu iki yarısını, aşağı ve yukarı odaklar olarak tanımlıyor. Beynin sol yarısı veya aşağı bölge zamana bağımlıdır. İşlevi, rutin matematik hesaplarıyla ve belirli olayların hatırlanmasıyla sınırlıdır. Bir kişinin ismi, bir fonksiyonun nümerik eşdeğeri veya benzeri sabit ve sınırlı bilgileri beynin sol yarısı değerlendirir. Ben'in bu parçası, deneyimlerle sabitleşmiş sınırlı bir hayal gücüne sahiptir ve ancak sabit ve sınırlı çözümler üretebilir.

Dostunuz bu alet vasıtasıyla, herhangi bir kişinin odak merkezini saate bağımlı aşağı ben'inden, yüksek ben'inin zamansızlığına nasıl kaydırabileceğini öğretmeyi amaçlamaktadır. Topaç hareketi sergileyen bu aletle kişinin enerjisi, daha yüksek ve daha dengeli bir seviyeye yükseltilir. Bu sayede ulaşılan yüksek odak, daha yaratıcı bir varoluş hali deneyimleyebilmesi için sınırlı ben'e yol gösterir. Kişi yüksek ben'ine odaklandığında, sonuçlara bağımlı heyecanlardan uzaklaşır ve böylece de, sınırsız zekanın mükemmel bir beceriyle sorunları halletmesine izin veren zamansız bir özgürlüğe ulaşır.

Amaçlanan, sabit olayların anısından ve dolayısıyla da sınırlı düşünceden özgür olmaktır. Kişi, ben'ini bilişe sevkettiğinde artık onun için sorunların çözümü otomatik bir hale gelir. Eğer kişi zamanı algılayışında bir değişime izin verirse, başka varlıkların da zamanı kendinden farklı algılayabileceklerini idrak etmeye başlar.

Eski bir vecizede söylendiği gibi ‘Zaman, onu nasıl algıladığına eşdeğerdir.’ Zamana ilişkin idrakleri zayıf olan kişiler, zamanın baskısını kendileri çağırırlar. Ne demek istediğimi anlıyor musun?

‘Sık sık geç kaldığınızdan dolayı kendinizi kötü hissetmeniz gibi bir şey olmalı.’

Kısmen doğru. Aslında sizi büyük bir stres altına sokan, zaman kavramına ilişkin farkındalığınızın gelişmemiş olmasıdır. Yeryüzünde pek çok kişi, ayırabildiği belli bir zaman aralığı içinde mümkün olandan daha fazlasını başarabileceğini zanneder. Bu beklenti bir alışkanlık haline gelir ve bunun sonucunda da, devamlı baskı altında bir yarışı sürdüren ve kendi yarattıkları bir canavar olan zamanı yenmeye çalışan insanlar haline gelirler.

Evet, bu yanlış zaman kavramını insanlar kendileri yarattılar. Peki nasıl olur da bazı varlıklar, stres hissetmeden, zamanla uyum içinde ve verimli bir şekilde yaşamlarını sürdürebilirler? Onlar farklı bir zamanda mı yer alırlar? Aslında böyle düşünmek pek de yanlış olmaz; çünkü daha önce de söylediğim gibi, zaman sadece bir odaktır.

Eğer an'a odaklanmışsanız, zamanın içinde değilsiniz demektir; sanırım bunu herkes anlıyabilir. ‘Şimdi’nin dışında ise pek çok odaktan biri olabilirsiniz ve bunların hepsi de ‘siz’dir. Peki, belli bir zamana odaklanmış olan hanginiz, zamanla ne kadar uyum içinde olduğunuz sorununu çözümleyecektir? Kızgın olan siz mi? Kızgınlığın yarattığı karmaşa içinde onun pek şansı yok! Yoksa mutlu olan siz mi? Bu durumda çözümlemeniz oldukça kolaylaşır.

Burada enerji kavramı işin içine giriyor. Ne kadar enerjiniz var? Eğer enerjiniz fazlaysa, belli bir zaman aralığında, enerjinizin az olduğu döneme kıyasla çok daha fazla şey başarabilirsiniz. Geçen yılların sayısı nümerik olarak arttıkça, buna bağlı olarak enerji de artacaktır.*

( *Burada kastedilen varlıkların yaşı değildir.)


Açıkcası, matematik ve fizikte olduğu gibi salt kolaylık açısından yapay bir ölçü icat edilmiştir. Tamamen bu gezegendeki varlıkların iradesi sonucunda daha büyük enerjilerin devreye girmesiyle, yapay ölçülere olan gereksinim azalmış ve daha büyük anlayışlara yol açacak olan büyük zeka hissedilmeye başlamıştır. Sence ne demek istedim?

‘Zaman hakkında endişenmeyi bırakıp, mutlu olmaya konsantre olmamız gerektiğini.’

Tam olarak değil. Varlıkların zamana ilişkin anlayışlarını genişletmelerinin neden gerekli olduğunu açıklamanın zamanı geldi sanırım. Varlığınızın zamana bağımlı olmayan daha yüksek veçhelerini anlamak için zamanı algılayışınızın değişmesi şarttır. Genellikle varlıklar yaşamlarını düzenlerken, yapay bir zaman ölçümüne kesinkes uymayı seçerler. Onlara göre kişi günde şu kadar saat çalışmalı, şu kadar uyumalı, hergün belli saatlerde yemek yemelidir.

Eğer sizi ele alırsak, bu anlattıklarım John'a ve sana nasıl uyuyor?

‘Eğer John yeterince uyumuşsa kendini iyi hisseder, ama az uyumuşsa, kendini yine iyi hisseder! Bir gün boyunca ister çok iş çıkarmış olsun, ister az, kendini iyi hisseder. Bir yemek kaçırmışsa bu onu rahatsız etmez, ama yediği yemeğin de tadını çıkarır. John kendini daima iyi hisseder ve zaman olgusu onu hiç bir şekilde endişelendirmez.’

Bu söylediklerinden bir sonuç çıkardın mı?

‘John ile aramızdaki farklılıkların bir kısmını daha farkettim.’

Benim kastettiğim bu değildi. Farkındaysan, senden ve pek çok varlıktan daha farklı bir zaman anlayışına sahip olan bir kişiyi tanımladın. Yine de bileğine taktığına göre, arada sırada da olsa John saati kullanıyor olmalı. (Seth güler.) Ama görünüyor ki, zaman John için oldukça farklı bir anlam ifade ediyor. Onun için bir çeşit evrensel zaman anlayışı veya zamansızlığın bir yansıması söz konusu, öyle değil mi? John'un çoğu kişiden farklı bir yaşamsal hıza sahip olduğunu söyleyebilir miyiz?

‘Öyle görünüyor.’

John, bu zaman farkındalığını nasıl bir arkadaşının yardımıyla kazandıysa, diğer varlıkların da bu yönde gelişimi sağlanabilir. Böylesi bir ‘zamandışı’lık, stresi azaltır ve daha büyük enerjilerin ortaya çıkmasına imkan verir, öyle değil mi? Açıklamaya çalıştığımı tam olarak anladığından emin değilim.

‘John'un farklı olduğunu biliyorum, ama nasıl böyle olduğunu bilmiyorum. Sanırım çoğu zaman an'da kalmayı başardığı için olmalı.’

John çoğu insandan daha fazla sıklıkta an'da yaşıyor. Bunu anlıyor musun?

‘Evet, anlıyorum.’

Zamanın içinde olabilirsiniz, ama onun bir parçası değil. Zamanı yandaşınız olarak görebilirsiniz, düşmanınız olarak değil. İlginçtir ki, zamana ilişkin korkunun giderilmesi farkındalığı arttırır ve pratikte kişiye büyük fayda sağlar. Genelde korku ve benzeri şiddetli duygular çok fazla zamanı kapsar. Bu nedenle aşırı duygulara yoğunlaşmadığınız taktirde, zaman açısından kazançlı çıkarsınız.

Daha önce de söylediğim gibi, ‘Zaman, onu nasıl algıladığınıza eşdeğerdir.’

Alinti: Bilkent Universitesi/gunes/zamansizlik


Edited by - on
Go to Top of Page

alemtac
Zümrüt

Turkey
250 Posts

Posted - 13/03/2009 :  10:45:25  Show Profile  Visit alemtac's Homepage  Reply with Quote
ZAMAN BİZİ NASIL ETKİLER?



Şimdi, birisi şöyle sorabilir, ‘Güneş enerjisi bizi nasıl etkiler?’ Batı ülkelerinde, zaman denilen ölçümün algılanış şekline bağlı olarak ortaya çıkan yaygın düşünce, güneşin etkisinin varlıkları kontrol altında tutmaya yönelik olduğu şeklindedir.

Zamana ilişkin endişe çok zaman alır ve adeta zamanı ‘esnetir’. Başka bir ifadeyle, belli bir durumda zamanın yeterli olmadığına dair taşınan endişebaşlıbaşınazamanın emekleme derecesinde yavaşlamasına yol açan bir faktördür. Bu endişe, varlığınız her safhasında etken olur. Sabah kalkarsınız ve ilk iş olarak saatin kaç olduğunu bilmek istersiniz. Yaşamınız çalar saate bağlı olarak kurgulanır.

Düşünce sisteminizin yapay olarak (veya size göre gerçekçi nedenlerle) zamanın denetimine bırakılan mekanizmalarını hele bir gözünüzün önüne getirin. Yemek yemeye ne kadar vakit ayırıyorsunuz? Ne kadar uyuyorsunuz? Egzersiz, iş veya eğlence için ayırdığınız süre ne kadar? Hangi günlerde sinemaya gidersiniz veya trafik yoğunluğundan kaçınmak için hangi saatlerde yola çıkmayı tercih edersiniz? Yaşamınızı yönlendiren bu zaman olgusu, sadece sizi değil, yolları sizinkiyle kesişen, aynı göreli ölçüm kapsamındaki pek çok varlığı da etkilemektedir.

Örneğin, garip tesirler altında olmadığınızı varsayarsak, bir arkadaşınıza telefon etmek için sabahın üçünü seçmeyeceğiniz açıktır. Oysa yapay zaman sınırlamalarına bağlı olmasaydınız, gerek duyduğunuz taktirde, onu aramak için zamanın uygun olup olmadığını düşünmezdiniz bile. Diyelim ki saat 00.15'de arkadaşınızın bir çeşit tehlike içinde olduğunu hissettiniz. Ama zamanın ‘uygun’ olmadığını düşünüp, istediğiniz halde onu aramadınız. Hisleriniz sizi yanıltmadıysa, sonuç hem siz, hem de arkadaşınız için oldukça üzücü olabilir.

Eğer kişi zaman olgusunun yapay tesirinden özgür olmayı başarırsa, içsel saati onun için en doğru zamanlamayı temin edecektir. Başka bir ifadeyle, belli güçler devreye girerek kişinin ‘gerçek program’ının daha belirgin bir şekilde hissedilmesine olanak verecektir. Herkesin içinde çok daha hassas bir saat gizlidir ve kendi mekanizmasında işlemesine izin verildiği taktirde bu saat, kişi için en uygun yaşamsal düzeni kurgulayacaktır.

Bir çeşit ‘deneysel tatil’ için bir iki gününüzü ayırmayı kabul ettiğinizi varsayalım. Size şöyle bir deney öneriyorum: Bu ‘tatil’ dönemi süresince kendinizi serbest bırakın ve yaşamınızın kendi doğal akışı içinde sürmesine izin verin. Yani içsel mekanizmanızın yönlendirmesine kulak verin. Bu tür bir senaryonun işlemesi için, kişinin ‘normal, zamana ayarlı, programlı hareketlerini’ denetlemesi gerekecektir. Bunu sağlamanın bir yolu, hiç bir şey planlamadan sadece oturmak ve zaman endişesi taşımadan, akla gelecek ilk şeyi uygulamaya karar vermektir. Buna bağlı olarak tercihiniz, uyumak, yürüyüşe çıkmak veya bir müzik aleti çalmak olabilir. Bu alıştırmayı bir süre tekrarlarsanız, belli aktivitelerin ön plana çıktığını, bazılarının ise aklınıza bile gelmediğini gözlemleyeceksiniz.

Hiç bir koşulda tercihlerinizi yargılamaya kalkmayın. İlk bakışta değersiz veya saçma da görünse, her çeşit düşünceye veya aktiviteye açık olun. Sonra da, bu deneyin sizi tembel veya verimsiz kıldığı fikrini zihninizden çıkarın. Ne demek istediğimi anlıyor musun?

‘Evet’

Peki bu deneyin kişiye ne kazandıracağını düşünüyorsun?

‘Olanla hareket etmeyi öğrenmek için gerçek bir başlangıç.’

Başka?

‘Sanırım bu sayede insan gerçekten yapmak istediği şeyleri keşfeder ve farkında olmasa bile, kendisi için en yararlı aktiviteleri deneyler.’

Aslında burada düşünce sisteminizi sınırlayan zaman zincirinin gevşetilmesi söz konusudur.

Bir zaman sınırlamasının baskısını hissettiğinde ne olur?

‘Kendimi aşırı bir stres altında ve gereğinden fazla bir planlama çabası içinde bulurum. Örneğin, işin niteliği bana ne kadar ilginç gelse de, bir gazeteci olmak herhalde beni öldürürdü. Eğer devamlı zamansal hedefler içeren bir yaşam sürseydim, sanırım strese dayanamazdım.

Böyle bir durumda söz konusu her an, ‘şimdi’nin dışında, ‘sahte ben’in ürünü ve daima hareketi öngören bir an olacaktır.

Şimdi, ben zamanın baskısının yarattığı durumun tamamen yanlış veya yararsız olduğunu söylemek istemiyorum. Zaman nosyonu bizim için başlıbaşına bir öğretim vasatı oluşturur. Belli bir zamanı yaşayan zaman/mekan evrenlerinin yanısıra bu olgunun dışında kalan farklı yaşam boyutları da mevcuttur.

Zaman içinde bir olay düşünelim. Diyelim ki, önümüzdeki Cumartesi günü için bir toplantı planlıyorsun ve bunun için hazırlık yapman gerekli. Toplantı saat 11.00'de başlıyacak ve pek çok kişinin katılması bekleniyor.

Şimdi, bu durum seni nasıl etkiliyor?

‘Hazırlık sürecini düşünmek beni son derece bunaltıyor.’

O halde şimdi bir gelecek an'ını yaşıyorsun.

‘Evet.’

Bu durumda, bu an'a ilişkin aktivitenin her noktasına gelecekten bir tesir yansıtmış oluyorsun. Yani, adeta şimdi ve gelecek arasında bir yerde sıkışmış gibisin. Oysa an'dan uzaklaşman, sahip olduğun ‘an’ enerjisinin bir kısmını yitirmene yol açar. Hele bir de ‘şimdi’ ile ‘sonra’ arasında başka bir olayı daha programına dahil etmen gerekirse, çok daha fazla enerjiyi daha planlama aşamasında harcayabileceğin kesin. Öyleyse, şimdi yerine gelecekte yaşamanın sonucu, yaşama stresi davet etmek oluyor, öyle değil mi?

‘Çarşamba ve Perşembe günleri çok işim var. Bu nedenle Cumartesi günü için hazırlanmaya dün akşamdan başladım.’

Kişi zihnini bu tür şeylerle doldurduğu taktirde, salt yaşamaya ilişkin normal, günlük meseleler bile sorun olmaya başlar. ‘Zaman çizelgesi’nin aşırı derecede yüklenmesi sonucunda, yapay zaman olgusunun yarattığı yapay stres, kişiyi çok geçmeden gergin ve verimsiz bir yaşama sürükler. Hiç bunu düşündün mü?

‘Çok sık düşündüm ve zamanın baskısı benim için eskisi kadar büyük bir sorun teşkil etmiyor.’

Peki zamanla bağını gevşetmeyi nasıl başarabildin?

‘Birisi bana an'da kalmaya çalışmamı önerdi...’

O halde, zamanın, an'a ilişkin konsantrasyonu bozmaya ve kişiyi yetersiz hissettirmeye yönelik tesirini farketmeye başlamış olmalısın. Daha önce de söylendiği gibi, gelecek şimdi' den daha hızlı, geçmiş ise daha yavaştır. Bulunduğunuz boyutta, siz hem geçmiş, hem de gelecek ile temas halinde olma durumundasınız. Daha yüksek bir zeka boyutunda ise, bu iki zaman dilimi çok farklı idrak edilir ve değerlendirilir.

Eğer kişi zoraki bir geleceği yaşıyorsa, nasıl olacağını bilmediği halde şimdi'den daha hızlı gitmeye çabalıyor demektir. Geleceği, şimdi'ye merkezlenip anlamak yerine, çözmeye kalkışmak veya bilgisini taşımadan geleceği yaşamaya çalışmak, kişinin sağlığına zarar verir. Kendinizi gelecekteki bir olay içinde düşünmeniz, o olayın içereceği olası sorunlar için şimdi bir çözümünüz yoksa hiç bir yarar getirmez. Geleceğe ilişkin olumlu veya olumsuz beklentiler, kişiyi daima duygusal sıkıntılara sürükleyecektir.

Bu noktada, olası zaman kavramı ile geleceği ifade etmesi bakımından, olası realiteler kavramını bağdaştırmak istiyorum.

Gerçekte birbirinin aynı iki şeyden bahsediyor olacağım. Olası realite ve olası zaman kavramları, sadece sizin bakış noktanızda, yani enerji veya bilgiyi çektiğiniz pencerede farklılık gösterir. Çok boyutlu realiteyi görebilen bir kişiyle, sabit bir odağa sıkışmış bir bakış açısına sahip olan kişinin zamanı algılayışı birbirinden farklı olacaktır. Başka bir deyişle her varlık, çok boyutlu zaman nosyonunu idrak derecesine bağlı olarak, farklı bir olası realiteye odaklanacaktır.

Aslında bu kavramın öyle kolayca anlaşılacağını sanmıyorum. Senin ve ailenin kısa bir süre önce yaşadıklarınızı gözden geçirmek belki bu konunun kavranmasına yardımcı olabilir. Geçen Cuma günü John ile ilişkinizde bir değişim yaşandı ve yollarınızı ayırmaya karar verdiniz. Bu kararınızla birlikte dışarıya yansıttığınız enerji alanında bir değişim meydana geldi ve çocuklarınız da bunu algıladı. Önce en küçükleri Danielle, bir tiyatro salonunda ve gözleri açıkken, John'u başka bir olası zamanda saçı ve sakalı bembeyaz olarak gördü. Bundan kısa bir zaman önce ise, John'un keskin hatlara sahip, daha genç ve farklı bir kişilikte, ama bilinmeyen bir realiteye ait bir kişi olarak göründüğü bir vizyon almıştı.

Bu arada Mia bir restoranda otururken, seni yüzün saramış, negatif enerji yüklü ve çevrene hakaretler yağdırırken imgeledi. Panik içinde sana telefon etmeye çalıştı, ama bir türlü seninle konuşmayı başaramadı. Sana ulaşmaya çabalarken, bir yandan da arkadaşlarıyla bu konuda tartışıyordu. Sonra seninle ilgili farklı bir vizyon gördü, neydi bu ?

‘Beni evde firuze renkli şık bir elbise içinde, gülümser bir yüzle ve gözlerim pırıldayarak en sevdiğim sandalyede otururken gördü.’

Sonra ne oldu?

‘Mia ve arkadaşları benim beyaz bir ışıkla çevrelendiğimi imgelediler. Başıma bir kaza veya başka korkunç bir şey gelmiş olmasından endişeleniyorlardı.’

O gece oğlun Johnny, nedenini kendisinin bile bilmediği şiddetli bir korkuya kapıldı, doğru mu?

‘Aynen öyle.’

Tuhaf bir rastlantı gibi görünen bu durum, aslında olası zaman kavramıyla açıklanabilir, öyle değil mi? Farkındaysan biz bunları yazarken benzer başka bir olay daha yaşandı.

(Az önce Seth başka bir olası realitenin bilgisini verdi ve bir süre sonra yazmaya devam ettik.)

Tekrar yazmaya dönmemizden önce Danielle ve Johnny, üç dakika arayla devam ettikleri farklı okullardan arayıp hasta olduklarını ve eve gelmek istediklerini söylediler. İkisinin de şikayetleri birbirinin aynıydı. Aradan fazla bir süre geçmemişti ki, Mia da eve döndü ve kendini iyi hissetmediğini söyledi. Şimdi, bu nasıl olabilir?

Bilinçlilik aynı anda çok sayıda boyutta deneyimlenebilir. Eğer iki kişinin bilinçliliği aynı zaman boyutunda yer alıyorsa, ki bu sizin zamanınızdan farklı olabilir, ikisi arasında o boyutta bir iletişim veya bağıntı gerçekleşir. Buna, aynı reaksiyonlara veya aynı düşünce moduna kurgulanmak da diyebilirsiniz. İşte bu olayda zaman, çocuklarınızı aynı şekilde etkilemiştir. Oysa zamanın sizin üzerindeki tesiri tamamen farklı olabilir.

Aslında zamanın tüm modları herkese açıktır, ama tercihi bireyin bilinci yapar. Kısacası, bu durumda çocuklarınızın saatleri aynı zamanı göstermiştir. Bu kadarı anlaşıldı mı?

‘Evet. Aslında dün akşam John ve ben, tüm sıkıntıların nedeni olan sorunu aramızda çözümlemiştik. Bugün ikimiz de çok mutluyduk. Ancak çocukların hepsi bugün rahatsızlandı; çünkü onların zamanı bizimkinden farklıydı ve iyi yönde yaşadığımız değişim henüz onların bilinçlerine ulaşmamıştı.’

Bu arada bilmek hoşuna gidecektir ki, çocuklarınız önceleri kesinlikle karşı oldukları nispeten yeni bir şifa yöntemini denemeye karar verdiler.

Senin ailen pek çok yaşamlar boyunca bağıntılı deneyimler yaşadı ve bundan sonra da sorunları çözmeyi başararak güçlenecektir. Bu durum, aranızdaki olağandışı gibi görünen güçlü telepatik bağlantıyı açıklayacaktır sanırım. Aslında bu tür şeyler varlıkların yaşamında sürekli olagelir; ancak kişi gerekli farkındalığa ulaşmadıkça, olanların bilincine varamaz. Ego, kendini ispat çabasını ‘mantık’ aracılığıyla sürdürür. Burada mantık kelimesi, ‘sınırlılık’ nosyonunu ima etmektedir. Yaşamınızda daima ‘ispatlı mantık’ kavramına sarılmak yerine, farklı zaman realiteleri olasılığına açık olmanız, bireysel gelişiminiz açısından çok gereklidir. Sizin bakış açınızdan bu realiteler, zaman içinde sabit bir odak izlenimi verirler. Aslında zamanın olmadığı farklı olası zamanları yaşıyan olası evrenler olduğu gibi, belli bir olası zaman fazında sabitleşmiş realiteler de mevcuttur. Sonuçta her olası yol bir zaman olgusunu çağrıştırır ve bu çağrışımın bilinçliliğinizdeki yansıması, sizin gerçekliğinizdeki zaman kavramını yaratır. Anlıyabiliyor musun?

‘Evet.’

Çocukların yaşadığı örnekte olduğu gibi, eğer sabit bir zamana odaklanırsanız, çevrenizdeki herşey de bu odağa göreli olarak değişir. Örneğin, tanıdığın birinin, seni ilgilendiren bazı konularda fikrini neden aniden değiştirdiğini hiç merak ettiğin mi? Belki de sen, onun hakkındaki düşüncelerini değiştirdin veya bir şekilde düşünsel bağlarını gevşeterek onun fikirlerini değiştirmesine izin verdin. Bunu anlıyor musun?

‘Evet.’

Bu arada kitabın yazımında bir iki ay kadar ara vermek durumunda kaldık.

Şimdi, farkındaysan, ara vermeden önceki son paragrafımızda anlatılanlara paralel bir şekilde, zamanda bir değişimin düşünsel bir değişime yol açtığı bir deneyim yaşadın. Neden bahsettiğimi anlıyor musun?

‘Hayır.’

Tatilinizi programlama aşamasında görüştüğünüz bayanı hatırlıyor musun?

‘Evet.’

Sence onunla konuşurken ne oldu?

‘Planladığımız bir yolculukla ilgili olarak bir seyahat acentasına uğramıştık. Sorumlu bayan, bizi son derece soğuk ve kaba bir şekilde karşıladı. Konuşmanın ortasında bir noktada ise ruh hali birdenbire değişti. Sanki o huysuz bayan gitmiş, yerine sevimli, ilgili başka biri gelmişti.’

(Seth koltuğunda hızla sallanıyor ve istediğinde koltuğun yerini ustaca değiştiriyordu. Bu konuda şakalaşmayı da ihmal etmedi: ‘Bir süredir sizin zamanınızın dışında olmam, pratiğimi yitirdiğim anlamına gelmez, öyle değil mi?’)

Peki, o bayanı değiştiren neydi?

‘Bilmiyorum.’

Onun bulunduğu noktadan görmeye çalışırsak, kendi kişisel ilişkilerinden kaynaklanan bir sıkıntının kızgınlığını yaşadığını ve bu nedenle de, adeta size bir lütufta bulunuyormuş gibi hizmetini sunduğunu söyleyebiliriz. Kısa bir süre içinde sen ve John, bu karmaşık yolculukta yardımcı olması için evrenin sizi neden böyle bir insanla karşı karşıya getirdiğini düşünmeye başlamıştınız. Ama ancak bir iki cümle sarfedilmişti ki, bayan 180 derece değişti ve son derece ilgili ve arkadaşca davranmaya başladı. Sanki çift kişiliği vardı ve siz ikinci yarısıyla konuşmaya başlamıştınız. Öylesine sevimli olmuştu ki, oldukça uzun bir süre birbirinize salt dostluğa ilişkin sözler sarfettiniz.

Öyle görünüyor ki o bayan, farklı bir ‘zaman kişiliği’nin farkındalığını yaşadı. Çok fazla detaya inmeden, bu yeni kişilik, ilk karşılaştığınızda bayanın içinde bulunduğundan daha hızlı bir zaman vibrasyonuna sahipti diyebiliriz.

(Dikte sırasında bir an ‘koptuğumu’ hissettim. Seth'ten özür dileyerek, cümlenin son bir kaç kelimesini tekrarlamasını istedim. Aslında kelimeleri duymuştum, ama yazmak istediğimde hiçbir şey hatırlamadığımı farkettim. Adeta zihnim birdenbire boşalmıştı.)

Sanırım bu yaşadığın, zaman hakkında konuştuklarımıza bir örnek teşkil edebilir, öyle değil mi?

‘Siz konuşurken farklı bir zaman boyutuna mı kaydım?’

Evet, aynen öyle. Ve seyahat acentasındaki bayanın yaşadığı da aynı şeydi.

Eğer bir kişi vibrasyonunu, örneğin, İsa boyutu seviyesine yükseltmeyi başarırsa, çevresinde aşağı yukarı 6 metre yarıçaplı küre içinde bulunan diğer insanlar da aynı frekansa yükselirler. İşte yukarıdaki iki örnekte söz konusu olan, pek çok ustanın öğretisinde de önemle vurgulanan bu tür bir vibrasyonel etkileşimdi. Bunu anlıyor musun?

‘Hayır. Oldukça şaşırtıcı bir bilgi.’

Halen öğrenmekte olduğun üzere, ‘uyum’ yüksek boyutlara veya planlara yayılır ve bu boyutların devreye girmesi ise aşağı boyutların oyununu bozar. Kadim zamanlardan beri pek çok öğreti, bu fenomeni açıklama çabası içinde olmuştur. Bazıları bunu ‘pozitif düşünce’ kanunu olarak tanımlar. Sizin bir arkadaşınız şöyle der: ‘Ben kutupluluğun pozitif kutbuyum.’ Sence bu düşüncesinin onun üzerindeki etkisi nedir?

‘Bunu hissederek söylemek, kişiyi bulunduğu noktanın tam zıddı bir kutuba sevkedecektir.’

Daha net ifade edersek, bu düşünce ile kişi, herhangi bir anda negatiflikten uzaklaşıp, varlığının daha pozitif bir veçhesine geçiş yapabilir. Sözünü ettiğimiz bayan da, sizin kararlı ve direkt konsantrasyonunuzun etkisiyle bir zaman/zihin değişimi yaşadı. Bana öyle geliyor ki, anlattıklarımı hala tam olarak kavrıyamadın.

‘Maalesef öyle.’

Eğer yüksek sezginize ters düşen bir durumla karşılaştığınızda düz yargıyla hareket etmemeyi başarırsanız, tüm terslikler zamanda bir değişimle ortadan kalkacaktır. Biliyorum, saate bağlı yaşıyan varlıkların bunu anlaması kolay değil. Söylediklerim tutucu bir zihne mantıklı gelmiyecektir. Burada kişinin yaptığı, zamanı algılayış şeklini değiştirerek zihinsel bir değişim yaratmak ve daha yüksek boyutların zamanını veya daha doğru bir deyişle zamansızlığı devreye sokmaktır. Şimdi senin başından geçen olayla anlattıklarımın bağlantısını görebiliyor musun?

‘Evet, konuyu anlamamda yardımcı oldu.’

Çoğunlukla bu tür konuların anlaşılması için kişisel olaylardan yararlanmak kaçınılmaz oluyor.

‘Kendimle ilgili bir olayı anlattığımda, her dinleyen o andaki durumuna göre farklı şeyler algılıyor.’

Şimdi, biliyor musun sana gri, portakal renginde, mavi veya altın sarısı bir hikaye anlatabilirim.

‘Efendim?’

Mavi hikaye nedir sence?

‘Huzur veren bir hikaye...’

Veya melankolik bir hikaye diyebiliriz. Sence melankolik bir hikayenin rengi açık mavi midir, yoksa koyu mavi mi?

‘Büyük bir olasılıkla dalgalı bir mavi.’

Evet, iyi bir yanıt. Tonuna bağlı olarak, mavi vibrasyon melankoli de olabilir, huzur da. Bunun gibi, renk spektrumunun iki ucunda bulunan renklerden kırmızı enerji verici, mor ise sakinleştirici bir tesire sahiptir. Bir kişinin renkli bir karaktere sahip olduğu söylendiğinde, kısmen de olsa onun bir olayı hikayeleştirmesindeki vibrasyon çeşitliliği akla gelmelidir.

Şimdi, geçmişe ait olayları şimdiye veya geleceğe taşımak sorun yaratacaktır. Farklı derecelerdeki vibrasyonları biraraya getirip, sonuçta uyum elde etme çabası, kişinin imgeleme gücünü dengesiz bir noktaya doğru zorlar. Bu durum, spagetti tarifine bakarak bir kek yapmak kadar olanaksızdır. Ne demek istediğimi anlıyor musun?

‘Evet, sanırım.’

Evet, her şimdi an'ı farklıdır ve evet, düşüncelerini sezdiğim kadarıyla anladığını söyleyebilirim.

Pekala, sence, yaşamak için şimdi bulunduğun yeri seçmenin nedeni ne?

‘Çünkü bu bölge yaşamam ve gelişmem için gerekli koşulları ve enerjiyi bu an için bana sağlıyor.’

İyi bir yanıt, ama benim öğrenmek istediğim, neden ülkenin doğusunda veya ortasında bir bölgede değil de batı yakasında yaşamayı seçtiğin.

‘Ne demek istiyorsunuz?’

Oturduğun bölgede belirgin zamansal niteliklerden söz edebiliriz. Örneğin, burada mevsimler diğer bölgelere kıyasla bazı farklılıklar gösterir. Bu mevsimsel özelliklere bağlı olarak ışığın eğim açısı ve açısal hızı, başka bölgelerden, diyelim Minnesota'dan, daha farklıdır. Sonuçta senin deneyimlerin, yaşadığın her mevsimde çok çeşitli ışık yansımalarının tesirini taşıyacaktır. Mesela bu bölgede kış ve bahar mevsimleri ülkenin diğer yerlerine oranla oldukça hafif geçer. Kaliforniya'nın kuzeyi ve güneyi arasında bile gözlemlenen mevsimsel farklılıklar, senin ruh haline o oranda farklı tonlar katacaktır. Senin kişisel sistemin, çevrendeki coğrafyanın genel vibrasyonunu belirleyen zamansal tesirlere uyum sağlamak durumundadır. Bu tesirlerin değişimi, insanların yarattığı yapay zaman dilimleriyle sınırlı değildir. Dahil olduğun coğrafyanın büyük küresel tesir kuşağı içinde zamansal tonlamalar mevcuttur. Bu tesir kuşağı, iki sayısının üsleri ile orantılı olarak, havuzda bir çakıl taşının oluşturduğu dalgalar misali genişler.

O halde bu konuştuklarımıza bağlı olarak diyebiliriz ki zaman, çemberle çapsal hatların birbirini kesmesine benzetebileceğimiz bir şekilde, bedensel bilinçlilik ile mevcut uyumun farklı kesişim seviyelerini ölçümleme çabasından başka bir şey değildir. Zaman açısal bir hıza sahiptir, zamansızlık ise daireseldir. Kısacası, burada söz konusu olan, sınırlılık ile sınırsızlığın bir karşılaştırılmasıdır. Ama şimdilik bu konuda bu kadar laf yeter.

Konuyu fazla dağıtmadan şunu söyleyebilirim ki, her araç (beden), artık bu tür kesişimlerin gerekmiyeceği ana dek zaman/mekanla sınırlı lokalitelerde, ruhun ilgili kayıt hücrelerine belli deneyimler kazandırmak amacını taşır. Bunun anlamı şudur: ‘Yeteri kadar zamanınız var.’

Şimdi, herhangi bir bölgede yaşarken, oraya özel ışık ışınlarının sizin bilinçliliğinizle etkileşmesi sonucunda belli nitelikte bir zamansal tesiri deneyimlersiniz.

Kozmogoniyi incelerseniz, sonsuza dek peşpeşe kesişimlerin veya evren içinde evrenlerin mevcut olduğunu görürsünüz. Tüm varoluşta büyük bir harmoni egemen olduğuna göre, şu anda bulunduğunuz yerin, sizin için en uygun zaman/mekan kesişimini teşkil ettiğini söyleyebiliriz. Eğer böyle olmasaydı, eminim yerinizi değiştirmek isteğini duyardınız.

Hangi mevsimde veya şöyle diyeyim, hangi ‘genişlemiş zamanda’ bulunuyorsunuz?

‘Sonbaharda.’

Sonbaharda güneş ışınlarının tesirinin yaza oranla daha zayıf olması, daha fazla su yoğunlaşmasına sebep olur. Bunun sonucunda yağış miktarı ve sizin modunuz da değişir.

Aslında herşey mükemmel bir düzen içinde işler. Dün arabada giderken bir arkadaşınızın bestelediği ‘açık yeşil’ müziği dinliyordunuz. Bu arada neyi farkettiniz?

‘Etrafımızda birdenbire bir sürü açık yeşil renkte araba belirdi.’

Bu bir rastlantı mıydı?

‘Hiç sanmıyorum.’

Sence deneyimlediğiniz bir zaman/mekan kesişimi veya bir ‘zaman eğilmesi’ miydi?

‘İkisi arasında bir fark var mı?’

Hayır.

Daha önceki bir kitabımda, yeni problemlere eski çözümleri uygulamaktan, yani geçmişin anılarını ‘şimdi’ye uyarlamaya çalışmaktan kaynaklanan zaman/mekan karmaşasından söz etmiştim. O kitapta yazılanlar, zaman/mekan kesişimlerinin nasıl ortaya çıktığını ve neden şimdi'nin problemlerine şimdi' nin çözümlerini uygulamak gerektiğini anlamanızda yardımcı olabilir sanıyorum. Tüm bunların sonucunda, gereksinim duyduğunuz çözümlere, zamanın yardımı (veya engellemesi mi demeliyim) olmadan da ulaşabileceğiniz konusunda hiç şüpheniz kalmıyacağını umuyorum.

Bilinçaltında depolanmış olan geçmişe ait bilginin şimdi'ye müdahalesini önleyebilmek için, kişinin ‘bu ana referanslı tüm geçmiş zamanı salıvermesi’ gerekecektir. Eğer kişi, geçmişin şimdi an'ına tesir etmesini engelleyebilirse, yaşamında harmoninin tezahür ettiğini görecektir; tıpkı yeşil rengi düşündüğünde kendini yeşil arabalarla çevrelenmiş bulmak, ruh halinde belli bir değişim gerektiğinde gri hikayeler yaşamak veya temiz havaya ihtiyaç duyduğunda mavi gökyüzüne kavuşmak gibi.. Başka bir ifadeyle, zamanın içinde, aslında zamana bağlı olmayan, her zaman olagelen ve varlıkların ayıracak zamanları olmadığına inandıkları, bir harmoni mevcuttur. (Buna Sethizm diyebilirsiniz..)

Bu kitabın önceden yazılmış olduğunu söylediğimde, her defasında yazılma olayının belli bir zamanda gerçekleştiğini düşündün, öyle değil mi?

‘Evet.’

Oysa benim kastettiğim o değildi. Ben kitabın bitmiş halini görüyorum; sen ise onun zaman içinde sayfa sayfa açıldığını gözlemliyor ve bilgileri deneyimliyorsun. Bu bilgiler aklını karıştırıyor mu?

‘Bazen.’

Burada aktarılan bilgileri yaşamadığın taktirde, olası bir geleceğin olmayacaktır. İşte asıl o zaman aklın karışır...

Hemen hemen her duyum, yani görme, dokunma, koklama, vs., ilerde açıklamaya çalışacağım şekilde zamanı kısaltma veya uzatma etkisine sahiptir. İster ışık, ister ısı veya başka bir dış duyum olsun, her tesir sizin tarafınızdan davet edilir ve belli derecelerde zamansal deformasyona maruz kalarak bilinçaltınızda biriktirilir. Şunu anlamanızı umuyorum ki, kişi ancak, geçmişi veya geleceği değil de, ışığı tek referans olarak kabul ettiği taktirde zamanı yenebilir.


Edited by - on
Go to Top of Page

alemtac
Zümrüt

Turkey
250 Posts

Posted - 13/03/2009 :  11:05:12  Show Profile  Visit alemtac's Homepage  Reply with Quote
ZAMANSIZLIĞIN AÇIKLANIŞI



Zamanın amacına ilişkin olarak, halen enkarne olmuş varlıkların sayısı kadar ve belki de daha fazla gerekçe sıralanabilir. Ancak mevcut varyasyonları burada tekrarlamanın bir faydası olacağını sanmıyorum.

Zaman kavramı, dönen bir spektrum üzerinde belli yoğunluklarda tezahür eden mantal geometrinin bir ifade ediliş şeklidir. Zamansızlık ise, ‘bir’liğe doğru uzanan yüksek vibrasyonlu bir spiral boyunca açılan hacimsiz veya mekansız, çok boyutlu bir realite boyutuna tekabül eder.

Kişi, sizin olağan dediğiniz şeylerin odağının dışında soyut tanımlamalara giriştiğinde, anlamaya çalışan kişinin bilinçliliğinin dışında yabancı bir objeyi anlatmaya çalışmanın zorluğunu yaşıyor. Belki de zamansızlık kavramını açıklamanın daha iyi bir yolu, önce kendi yoğunluğumu size göstermek olacak.

Şimdi sana sorabilir miyim, ben, yani Seth, nasıl görünüyorum?

‘Ama ben sizi göremiyorum ki?’

Yani, bildiğin kadarıyla, ‘şimdi’ göremiyorsun. Oysa geçmişte pek çok kereler sana ve senin kırmızı saçlı arkadaşına ‘göründüğüm’ oldu, öyle değil mi?

Önce arkadaşının ne gördüğünü söyle.

‘Sizi kısa, tostoparlak,.. Üzgünüm ama biraz daha devam edersem sizi kırmaktan çekiniyorum.’

Şimdiden işler karışıyor. Bir forma sahip olmayan bir varlığı nasıl kırabilirsin ki?

‘Ama arkadaşım sizi bir forma sahip olduğunuz zamanki halinizle gördü.’

Diyebilirim ki, arkadaşının projeksiyonuyla benim projeksiyonum bir araya gelerek, kanal bağlantılarınızdan birinde benim belli bir formda masada oturmuş olarak belirmemi sağladı. Şimdi, kısa, tostoparlak, başka?

‘Hatırladığıma göre arkadaşım, masanın yanındaki sandalyede oturan küçük, kısa, şişman, saçsız ve yuvarlak yüzlü bir adam gördüğünden bahsetmişti.’

Evet, bu doğru. Olan şu, ben herhangi bir şimdi an'ında, en rahat kabul göreceğine inandığım uygun bir formu projekte etmeyi seçerim. Şimdi, sizin benim en son enkarneme ait olduğunu düşündüğünüz o görüntüm, aslında sizin standardlarınızla ölçüldüğünde ‘perde’min en ince olduğu enkarneme aitti. Başka bir zaman/mekan'da gerçek olan böylesi bir projeksiyon, arkadaşının inancını pekiştirmek açısından uygun bir seçimdi. Unutmayın ki, bazılarının dediği gibi, ‘Görmek inanmaktır.’

Şimdi, başka ortamda ise senin gördüğün ama geçici olarak unuttuğun farklı bir formu projekte etmiştim. Bu nasıl bir formdu?

‘Ben sizi uzun boylu, yakışıklı, esmer, kendinden emin, espriyi seven ve samimi bir insan formunda görmüştüm. Çocuklarımız da sizin samimi ve dostca davranan biri olduğunuzu düşünüyorlar.’

Öyleyse samimi bir insan formunu projekte etmiş olmalıyım. Bazen de, kitabın yazımı sırasında senin yaşadığın gibi kağıt üzerinde geometrik şekiller belirdi veya duvarda ışık yansımaları gördünüz. Peki duvarınızda aydınlık ve karanlık girişim formları meydana getiren ışık, bilinmeyen bir kaynaktan gelip de sizin aracılığınızla projekte edilmiş olabilir mi? Bazı durumlarda ise duvarınızda tavandan başlayıp, yere doğru uzanan eğimli ışık ışınları belirmişti. Ayrıca yavaş yavaş ortaya çıkıp, koridor boyunca ilerleyen bir insan figürü gördüğünüz de oldu.

‘Evet, bu kitapları dikte edişinizden önce, dikte sırasında veya daha sonra tüm bu bahsettiğiniz şeyleri birer birer gördüm.’

Peki bana söylebilir misin, tüm bu projeksiyonlar nereden geliyorlar ve ben neredeyim? Yukarıda gökyüzünde mi, aşağıda toprağın derinlerinde miyim? Yoksa halen uzak bir galakside yaşamakta olan bir varlık mıyım? Neredeyim ben?

Bilirsin, bazen bir ay veya daha uzun bir süre için sizden ‘ayrıldığım’ olur; sonra da sanki aradan hiç zaman geçmemiş gibi aniden ortaya çıkarım. Bu süre içinde ne sizinle ilgili herhangi bir şeyi, ne de daha önce konuştuklarımızı unutmamış olurum. Hatta hiç bir şeyi unutmamamın arada sırada seni rahatsız ettiğini ve bildiklerimi sana karşı kullanabileceğimden endişe duyduğunu da biliyorum.

Bu arada yapmanız gereken bir şeyi hatırlatmak istiyorum.

Sanırım kırmızı ve yeşil renklerde ‘zamansızlık suyunu*’ hazırlamanın zamanı geldi.

(*Her Çarşamba akşamı küçük bir grup McAuliffe evinde bir kanal bağlantısı celsesi için biraraya gelir. Gereksinim duyulan vibrasyon seviyesine bağlı olarak, güneş ışınları altında bazı renkli maddeler ve taşların yardımıyla bir miktar su belli dozda manyetik enerjiyle şarj edilir. Bu suyu içtiklerinde celsede bulunanların vibrasyonları istenilen seviyeye yükselmiş olur.)


Önceki konumuza dönersek, eğer sizin gözünüzde veya algılarınızda ben zamansız isem, bu aynı zamanda hacimsiz veya formsuz olduğum anlamına da geliyor. Ancak ben sizinle konuşabildiğime göre, benim burada veya orada olduğum şeklinde bir düşünceye kapılmanız mümkün. Aslında ben pozitif ve negatif veçhelerimi veya başka bir ifadeyle, her iki cinsiyeti biraraya getirerek, kendimi veya kendimin belli bir fraksiyonunu sizin oktavınıza transforme etmekteyim.

Eğer bir uzay gemisine binip beni bulmak isteseydiniz bile, kendi bilinçliliğinizde ışığın hızıyla endeksli bir sınırlama taşıdığınız için yeterli hıza ulaşmanız mümkün olmayacaktı. Yani, bir anlamda, ön koşullu realite nosyonlarına bağımlılığınız yüzünden, kendi yarattığınız realite koşullarıyla kendinizi sınırladığınızı anlatmak istiyorum.

Şimdi, buraya kadar olan sohbetlerimizden, toplumunuzun çeşitli bilimsel yaklaşımlarına karşı cephe almışım gibi bir izlenim doğabilir. Ancak benim enerjimi yönelttiğim alan bu değil. Benim asıl değiştirmek istediğim, saniyede 186000 mil olarak belirlediğiniz ışık hızının, realitenizin sınırı olduğu şeklindeki koşullandırılmanız. Bu nosyona bağlı kaldığımız taktirde, ben var olamam ve bu yüzden bu kitabı yazdırmam da söz konusu değil. Yani bu durumda bu kitabı sen tek başına yazıyorsun. Bu nosyonda yanlış olan bir şeyler var, ne dersin?

Şimdi, buradaki sözlerimin hedefi bu kitabı okuyan tek tek bireyler değil, ancak zaman olgusuna yol açan ayrılıkçı düşüncenin bizzat kendisidir.

Bu noktada, belki daha uygun bir ifade bulamadığım için ‘Harmonik Amaç Kanunu’ diyebileceğim bir kavram üzerinde konuşmak istiyorum. Bu kavram, sürekli çoğalmakta olan kanal bağlantıları, meditasyon, rüyalar, projeksiyonlar gibi olayları ve bilinen fizik kuralları çerçevesinde izah edilemiyen diğer sezgisel formları açıklamayı hedeflemektedir.

Bir kanal, diyelim ki John, ‘Herşey Olan’dan saf ve tüm gerçeği aktarmak istediğinde, o zaman, yine diyelim ki, Seth olarak bilinen ‘Herşey Olan’ın harmonik yansıması veya aksi, bu bilgiyi (alıcının bilinçliliğinin sınırları dahilinde) tam ve doğru olarak iletecektir. Şunu demek istiyorum ki, sizin deyiminizle ‘Yüksek Kanun’ doğru uygulandığı taktirde, uygun bir yansıma açısı boyunca daha yüksek enerjilerin sizin küreniz dahilinde yansıtılması mümkün olabilir.

Sizin evreniniz veya zaman küreniz, bir faz farkı nedeniyle diğer zaman boyutlarından ayrı düşmüştür. Oysa evrensel zeka, sizin daha yüksek seviyelerde yansıma yapmanızı istemektedir. Ancak siz düşük vibrasyonlarda kaldığınız sürece, kendinizi şu anda sahip olduğunuz enerji seviyesiyle sınırlamış oluyorsunuz.

Dünyanızda yaygın olan materyalistik görüşü değiştirmek için yeni değişim rüzgarları gerekmektedir. Burada masum, hiç bir şeyden şüphelenmeyen insanlara zarar vermek için kurgulanmış şeytani bir plandan behsetmiyorum. Bu dönemin gereği olarak farklı bir bilinçlilik söz konusudur.

Bu dönemde enkarne olan ruhsal birimler, daha uyumlu bir oluş haline geçiş sürecine şahit olmak için geniş çapta bir deneyim geçirmeyi kendileri seçmişlerdir.

Okuyucu bu yazılanları okuduğu sırada an be an, kitabın adını teşkil eden ‘zamansızlık’ nosyonunu betimleyen imgesel bir tutarlılığı sağlamak yönünde çeşitli fikirlerin belirli bir geometrik ifadesi oluşmakta. Başka bir deyişle, okumak, mantal mekanizmanızın pozitif veya negatif nitelikte resimler çizmesine yol açmaktadır. Herhangi bir şimdi an'ında okuduklarınızdan edindiğiniz izlenimler ve bunlara karşı gelen vibrasyonları nerede aldığınızın bilgisi kaydedilir. Eğer iki ay sonra aynı kitabı tekrar okursanız, bu sefer varlığınıza veya mantal sisteminize farklı izlenimlerin kaydedildiğini görecek ve adeta bambaşka bir zamanda yazılmış, başka bir kitabı okuduğunuz hissine kapılacaksınız.

Hücre hafızası veya ego hafızası kısa sürelidir. ‘Yükselen Düşünce’ adlı kitabımda da bahsettiğim gibi, bir tesir şiddetli bir duygusal izlenim yaratmadığı taktirde Yüksek Ben'inizin dışında çabucak unutulur. Varlıkların edindikleri izlenimler, herhangi bir anda kolayca ulaşılamayacak kadar derinlerde gömülü olarak saklanırlar. Eğer böyle olmasaydı, varlıklar kısa sürede tekamül etmeyi ve ait oldukları zaman/mekanda kapsadıkları hacimden özgür olamayı başarabilirlerdi.

Peki, sen kitaplarımdan birini herhangi bir nedenle tekrar okuduğunda neler oluyor?

‘Bir kaç hafta önce eski kitaplarınızdan birini tekrar okudum. Yazdırılışı ve basılması sürecinde o kitapla o denli haşır neşir olduğum ve defalarca okuduğum halde, sanki ilk kez okuyormuşum gibi bir hisse kapıldım.’

Umarım ki okuyucular da satır aralarını okumayı ve benim söylediklerimden yararlanarak kendi fikirlerini oluşturmayı başarırlar.

D. ve C. adlarında iki arkadaşınız var. Bu arkadaşlarınızın oturduğu ev oldukça küçük; ama geometrik alanı akıllıca değerlendirmeleri sonucunda, içine girdiğinizde ev size olduğundan çok daha büyük görünüyor. Bu izleniminizin nedeni, arkadaşlarınızın evin tavanına yaptırdığı geometrik formlarda çeşitli oyukların sebep olduğu bir frekansında değişimidir.

Dört duvar, tavan ve zeminden oluşan bir oda belli bir frekansa sahiptir. Siz bu odanın tavanında, diyelim, dikdörtgen biçiminde bir boş hacim yarattığınızda, farklı bir zaman ve mekan akışına yol açarsınız. Genelde başka birinin evine girdiğinizde, renk, biçim,v.s. kanalıyla belli izlenimler edinirsiniz. Ama evin sizin zihninizle rezonansa geçen geometrik yapısının büyük bir olasılıkla farkında bile olmazsınız.

Peki, ‘modern bir ev’ tanımlaması sana ne ifade ediyor?

‘Geniş, bol pencereli, sade çizgiler taşıyan, pastel renklerin hakim olduğu,’

(Seth, lafımı keser.)

Tamam, senden bu konuda bir kitap yazmanı istemedim. Peki, ya ev 1933 yılında inşa edilmişse?

‘Böyle bir ev içimi karartırdı. Ben yeni evleri tercih ederim.’

Öyleyse sence evlerin de zaman içinde bir sınıflanması söz konusu, öyle mi?

‘Evet.’

Peki zamana göre de değil de, vibrasyonlarına göre bir sınıflamadan bahsetmek daha doğru olmaz mı? Gördüğün gibi bir şeyi otomatik olarak zaman olgusuna bağlamak son derece kolay. Eğer 1933 yılına ait bir ev eski dizaynı yansıtan modern malzemelerle inşa edilmiş olsaydı, herhalde zihnin iyiden iyiye karışırdı. Böyle bir durum belki de psişeni bir anlamda devreden çıkarıp, kategori dışı bir karmaşaya yol açardı.

Hiç kategorisel karmaşaya düştüğün oldu mu?

‘O da ne demek?’

İyi ki sordun, çünkü bu tür bir karmaşa, yanlış zamanı doğru mekana sıkıştırmaya çalıştığınızda ortaya çıkar. Yoksa doğru zamanı yanlış mekana sığdırmak istediğinizde desem daha mı doğru olur?

Eğer bu söylediklerimin üzerinden çok çabuk geçmezseniz, olguları sınırlı ve yapay bir sistem içinde kategorize etmeye yönelen zihnin yarattığı zaman/mekan karmaşasını görmeye başlayacağınızı sanıyorum.

‘Bazı insanlar eski evlerden hoşlanıyorlar. Bu onların farklı bir vibrasyonu seçtiklerini mi gösterir?’

Evet. Kişilerin hücre hafızaları kendi kategorilerine uyan belli bir geometriyi cezbetme eğilimi gösterir. Peki, şimdi insanların değişik bir olguyla karşılaştıkları zaman, ‘Kategorik olarak bunu reddediyorum’ dediklerinde ne kastetiklerini görebiliyor musun?

Bunun anlamı belli bir olgunun kişinin ön koşullu kategorilerinden hiç birine uymamasıdır, ki bu nedenle otomatik olarak reddedilir. Böylece bu konuya da açıklık getirdik, memnun olmalısın!

‘Şimdi’ an'ında mevcut olmayan bir kategoriyi, gelecekte kompartımanlara yerleştirmek üzere geçmiş zaman içinde nasıl yaratabilirsiniz? Eğer ben sizin yerinizde olup böyle bir şeyi deneseydim, büyük bir olasılıkla sadece korku, güvensizlik duygusu, nefret, kıskançlık,v.b. sorunlar yaratmış olurdum. Aynı fikirde misin?

‘Evet.’

Bu tür korkunun türevleri, zaman dediğiniz süreç içinde geçmiş ile gelecek arasındaki boşluğu doldurma çabası içindedirler. Ne demek istediğimi tam olarak anlıyor musun?

‘Hemen hemen.’

Pekala, işte sana zaman üretmene yol açacak bir durum.. Diyelim ki, kapınıza gelen bir satıcı belli bir objeyi satın alman için o denli ısrar eder ki, tek çareyi bu konuda karar vermeyi geciktirmek olarak görürsün ve satıcıya, örneğin, bir hafta sonra gelmesini söylersin. Satıcı gittiği anda ise ona doğrudan doğruya hayır diyemediğin için hatalı olduğunu farkeder ve onu bu şekilde oyaladığın için suçluluk duyarsın. Onu kırmak istemediğin için karar verme işi, daha ileri bir tarihe dek senin bilinçaltına itilmiştir. Oysa böylesi bir seçimin sonucu, olası bir gelecek zaman dilimiyle, geciktirme kararını verdiğin an arasındaki boşluğu dolduracak kadar ekstra bir zaman üretmekten başka bir şey değildir.

Başka bir ifadeyle, bu geciktirme ile satıcıyla karşılaştığın anla onun tekrar gelmesi arasındaki süre içinde zihninin bir bölümünü işgal etmek üzere suçluluk duygusu veya suçluluk duygusu/zaman yaratmış oluyorsun. Sonuç olarak bu kararın, bu boyuttaki zamanının ve küçük bir ölçüde de tüm evrenin zamanının uzamasına neden olacaktır.

İşte bu bir tek örneğe bakarak bile, belli bir anda kendilerini etkileyen herhangi bir tesirle doğrudan yüzleşmeyi başaramayan varlıkların zihinlerinde ne denli çok zaman üretildiği hakkında bir fikir sahibi olabilirsiniz sanırım.

Diyelim ki, bir kişi yaşamının erken dönemlerinde resim yapmaktan veya belli bir objeyi yapmaktan hoşlandığını farkeder. Bu yaptığına öylesi bir tutkuyla bağlanır ki, bedeni yaşlanıp bu dünyadan göçene dek ve belki de sonraki bazı yaşamları boyunca bu tür veya benzeri bir yaratıcılık aktivitesini sürdürür durur; ta ki farklı bir deneyim veya kefaret ödeme isteği duyana dek. Bunu anlıyabilir misin?

‘Bu örnek sizin kategorizasyona ilişkin önceki fikirlerinizden daha farklı gibi geldi bana. Biraz aklım karıştı.’

Seni bir an için olsun durdurmayı başardım ya artık devam edebilirim. Şimdi, tıpkı evlerde olduğu gibi sizin zihninizde de odalar veya benim deyişimle kompartımanlar mevcuttur. Zihninizin her bölümü veya kompartımanı ise frekans adını verdiğimiz depolama birimlerimlerinden oluşur. Olumsuz olarak tanımlanan zihinsel süreçler, düşük yoğunluktaki frekanslardan oluşur ve bu nedenle kişi isterse bu süreci kolayca elemanlarına ayrıştırabilir.

Aklın neden bu denli karıştı sence?

‘Ne olduğunu bilmiyorum ama siz soru sorduğunuzda söylediklerinizi yazmaya yetişemiyordum. Ne sorduğunuzu anlayamadım bile.’

Acaba ‘istemeyerek’ zihnindeki odalardan veya kompartımanlardan bazılarının açılmasına sebep olan bir geometrik usavurma sürecini mi tetikledim dersin?

‘Öyle olmalı, çünkü ne olduğu hakkında benim hiç bir fikrim yok.’

Farketmişsindir, arada sırada senin ve diğerlerinin belli bir şekilde konuşmasına, davranmasına veya hissetmesine yol açan farklı bir enerjiyi devreye soktuğum oluyor. Bu enerjinin niteliğini etkitepki veya tesirreaksiyon bazında açıklamak mümkün olabilir.

Enerjinin yapısı hakkında ne biliyorsunuz? Enerji, göreceli derecelerde tat, koku, dokunma, ışık ve ses duyumlarından oluşur. Bu duyumlar, kişinin fiziksel duyum hattıyla veya vibrasyonel yoğunluğuyla kesişen vibrasyonlardır. Enerjinin daha yüksek frekanslar içeren veçheleri, sizin fiziksel duyularınız tarafından algılanamazlar, ki bu anlamda onların zamansızlık arenasına ait olduklarını söyleyebiliriz. Şimdi, burada tartışmaya açık bir nokta var, çünkü sizin duyularınız dışında kaldıkları halde mevcut aletlerinizle ölçümlenebilen bazı frekansların mevcut olduğunu biliyoruz. Bu frekanslar da sizin kürenizle kesişerek duyularınızda bazı değişimlere yol açabilirler.

Bir aynadaki yansımanızın zamanını nasıl ölçebilirsiniz, bir fikrin var mı?

‘Hayır.’

Aynadaki yansımanın kişiye ulaşması ne kadar süre alır? Aslında bu soruya bir yanıt verebileceğini sanmıyorum. Bu konuda diyebileceğimiz tek şey, aynadaki imajın kişiye dönüş hızının kişinin vibrasyon frekansına bağlı olduğudur.

Eğer yarattığınız şeylere şiddetli duygular projekte etmezseniz, çeşitli olumsuzluklar, yörüngelerinin en düşük noktasında aynadaki yansımanız gibi size dönmek yerine sonsuzluğa fırlatılırlar. Beni anlıyor musun?

‘Evet. Eğer şiddetli duygular projekte etmezseniz, olumsuzluğu kendinize çekmezsiniz.’

Öyle varlıklar vardır ki, adeta bir vicdana sahip değillermiş ve her türlü kişisel sorumluluktan muaflarmış gibi yaşarlar. Şunu söyleyebiliriz ki, eğer yarattıklarınızı kendi eterik elastik bandınızla çepeçevre sarmamayı öğrenirseniz, onlara bağlı yansımaları da kendinize cezbetmemiş olursunuz. Böylece bir anlamda bir zamansızlık kanalı içinde yaratma aktivitesini sürdürmeniz mümkün olur.

Sizler usta olarak nitelediğiniz varlıkların şiddetli duyguları sayesinde yarattıklarını düşünürsünüz. Oysa onlar, yarattıklarına bağlanmamayı bildikleri için zamansızlık arenasının yüksek kanununa çerçevesinde gerçek anlamda yaratıcı olmayı başarırlar. Burası anlaşıldı mı?

‘Evet.’

Başka bir konuya geçersek, mantal geometriyle deneyim yapmak isteyen kişilere şöyle ilginç bir deney önerebilirim.

Kağıttan ebatları maksimum 60 cm civarında ve kenarları 2.55 cm kalınlığında çizgilerle belirlenmiş beyaz renkte bir daire, yeşil renkte bir üçgen ve kırmızı renkte bir kare şekli kesin. İlk olarak kırmızı renkli kareyi, evin en sevdiğiniz odasında göz seviyesinde olmak üzere duvara asın ve bir iki gün boyunca kareyi duvarda bırakın. Bu süre içinde ise mümkün olduğunca karenin orada olduğunu düşünmemeye çalışın. Ancak odada olduğunuz zamanlarda ruh halinizin nasıl olduğuna dikkat edin ve notlar alın.

İkinci olarak yeşil renkli üçgeni duvara asın ve üç gün orada bırakın. Benzer sekilde gözlemlerinizi not alın. Sonra beyaz renkli daireyi, bu sefer beş gün süreyle duvara asın ve yine ruh halinizi takip edin. Eğer duvarınız da beyaz renkte ise, kontrast yaratacak bir fon üzerine daireyi yerleştirmeniz gerekecek. Doğaldır ki aynı şey diğer şekillerle aynı renkte olan duvarlar için de geçerli.

Şimdi, neler hissedebileceğinizi söyleyerek deneyin tüm tadını kaçırmak istemiyorum. Ancak eski zamanlarda bu tür çalışmalar yapan atalarınızın bana söylediğine göre, bu ilginç deney, kişinin kendi ruh hallerini bir zamansızlık kanalı içinde gözlemlemesine olanak veriyor.

Enerji, sizin zodyak adını verdiğiniz sisteminiz boyunca uzatılmış bir virgüle benzeyen spiral bir hareketle akar. Aynı enerji bu sistemi ters virgül biçiminde bir hareketle, yani ilk hareketin zıttı bir hareketle terk eder. Buna ‘yinyang’ hareketi de diyebilirsiniz. Mısır gibi bazı eski uygarlıklarda mabetler bu prensibe bağlı kalınarak inşa edilmişlerdir. Daha yakın bir örnek gerekirse, kendinize bakın. Enerji sürekli olarak bedeninizden içeriye ve dışarıya doğru, düşük ve yavaş veya yüksek ve hızlı devirler halinde akmaktadır.

Eski zamanlarda insanlar belli objelerden veya abidelerden yararlanarak, bilinçliliklerini bilinmeyen yüksek bilinçlilik boyutlarına açabilmek amacıyla bu enerji devirlerini etkilemek veya kanalize etmek istemişlerdir.

Gece dışarıya çıkıp yüksek enerjili Sirius veya Canopus gibi bir yıldızı gözlediğinizde, eğer zihniniz gelen tesirleri kabul etmeye hazırsa, bilinçliliğiniz aynı anda pek çok farklı enerji spiralini absorbe edecektir.

Genelde varlıklar bir yıldıza bir an için bakarlar ve ‘Oh, bu yıldızı tanıyorum’ der ve geçerler. Astronomi ile ilgilenenler, ‘Eğer bu pozisyonda ve bu diziliş içindeyse, bu yıldız Sirius olmalı’ şeklinde bir yorum yapabilir ve bir iki dakika sonra başka bir şeye yönelirler. Yıldızları uzun süre gözlemek çoğu kişiye göre sıkıcı bir iştir. Kısa bir süre sonra, ‘Yıldızlara bakmak ne güzel. Ama şimdi vergi hesaplarıma veya gerilim romanımı okumaya dönmeliyim’ diye düşünerek gökyüzünden uzaklaşırlar. Tercih ettikleri aktivitelerin yanlış veya daha az değerli olduğunu söylemek istemiyorum; ancak yıldızları gözlemek ve anlamak oldukça sabır ve emek isteyen bir iştir.

Eski zamanlarda toplumların eğitim anlayışı çok daha farklıydı. Bu toplumlarda bir filozof, bilge kişi veya salt eğitimli biri olarak tanımlanabilmeniz için, sadece astronomi değil, aynı zamanda astroloji, kimya, tıp ve politika dallarında da yeterince bilgili olmanız gerekirdi. Eğitimli bir kişi, belli bir konuda uzman olma adına bilgisini kompartımanlar içinde izole etme çabası içinde olmazdı.

Gününüzde uzmanlaşma fikri öylesine abartılmış ki, aradıkları bilgi bir kaç kapı ötede mevcut olduğu halde, insanlar bazen ‘tekerleği yeniden icat etmek’ durumunda kalıyorlar.

Eski zamanlarda insanlar, tüm bilginin bir tek çatı altında toplanmasına özen gösterirlerdi. Bu çatının tepesinde de genellikle tüy bulunurdu, benim ‘çatım’dan farklı olarak.. Heh,heh,heh..

O dönemlerde eğitimli kişiler Sirius gibi bir yıldıza baktıklarında, bilgilerini astronomi gibi belli bir alana veya kompartımana sıkıştırarak sınırlamak yerine, gözlemlediklerini daha yüksek sezgi boyutlarını da kapsamak üzere çok geniş bir çerçevede değerlendirmeye çalışırlardı. Bir kişinin içsel disiplin yoluyla edindiği bir bilgi, o dönemin bilgi birikimiyle uyuşmuyorsa hemen reddedilmezdi. Bu yeni bilgi üzerinde düşünülür, meditasyon yapılırdı. Ayrıca vibrasyonları birbirine yakın olan kişilerin konu üzerinde tartışmaları da son derece verimli sonuçlara yol açar, çoğunlukla yeni bilgi birikimlerine kaynak olurdu.

Bugünlerde ise tamamen farklı bir durum gözlemliyorum. Artık değişik disiplinler arasında eski günlerde olduğu şekliyle bir paylaşım söz konusu değil. Bugün için insanlar, bir problemin çözümüne ulaşmak için salt kendi seçtikleri disiplini takip etmekte ve bu da mevcut disiplinler arasında bir yarışa neden olmaktadır. Örneğin bir astronomi bilgininin bir tıp problemini çözmesi toplumsal bilince uygun düşmez. Böyle bir kişi, kendi disiplinin dışında bir alana el attığı için toplum içinde şüpheyle karşılanır ve kendi bilgi alanına sadık kalması gerektiği şeklinde çok yönlü bir tepki görür. Kendi çalışma alanlarının dışında bazı konulara yöneldiklerinde, şevkleri ve çabaları toplumsal bilinç tarafından boğulmuş nice yetenekli kişiler vardır aranızda.

Tekrar Sirius'a dönersek, bu yıldızı gözlemlediğinde neler görmüştün?

‘Onun yeşil, kırmızı ve mavi renkler aldığını gördüm.’

Kimin gözleriyle?

‘Kendimin.’

Bu renklerden biri bu boyutta, diğerleri ise farklı bir realite boyutunda gözlemlenir. Şimdi, gözlerini daha uzaklara çevirdiğinde, ne göreceğin konusunda bir şartlanma taşımadığın için başka bir şey daha gözledin. Bu neydi?

‘Yıldızların bir köpek formunda dizildiğini gördüm.’

Bunu söylerken neden tereddüt ediyorsun?

‘Doğrusunu söylemek gerekirse, bir köpek şekli gördüm; ama bunun gözyüzü haritalarında gösterilenlere uyup uymadığını bilmediğim için emin olamadım ve bundan kimseye söz etmedim.’

Başka bir deyişle, insanların seni eleştirmesinden çekindin?

‘Aynen.’

Öyleyse ben seni bir ‘kaçık’ olarak ilan ediyorum.

Şimdi, içinde yaşadığınız dönemin yarattığı sorunu görebiliyor musun? Toplumsal bilincin kabul etmediği bilgi susturulmalıdır!.. Oysa, örneğin, eski Mısır'da, Maya'larda veya İnka' larda bu tür bir gözlem, yönetici sınıf tarafından ilgiyle karşılanır ve sonsuzluğa uzanan yolda bir ilham kaynağı olması olasılığı göz önüne alınarak derinliğine inceletilirdi.

O dönemlerde bu tür gözlemler, çeşitli hastalıkları iyileştirmek veya bugün için ‘Tanrıgibi’ varlıklara atfedilen bazı ‘olağanüstü’ yeteneklere yönelik içgörüyü geliştirmek amacıyla değerlendirildi. O toplumlarda da mantal yetileri gelişmiş bazı kişilerin Tanrı olarak nitelendirilmesi söz konusuydu. Bu anlamda, Tanrısal içgörüyü kazanmaya yönelik belirgin bir ilerleme kaydeden bireyler toplumun bütününde saygıyla karşılanırlardı.

Şimdi, Sirius yıldızının ufkunuzla çeşitli açılarda kesişen devirlerini izle ve yıldızın hem ufka yakınken, hem de yükseldiğinde nasıl göründüğüne dikkat et. Sirius'un yılın ve/veya gecenin çeşitli dönemlerinde sizinle rezonansa geçen devirleri, eski takvimlerin temelinde yatan prensiple uyum içindedir. Bilindiği gibi takvim olgusu doğrudan doğruya zaman nosyonuyla bağıntılıdır. Aslında takvim kullanımı, nispeten geri seviyede bir topluma ait bireylerin, ne zaman su depolamak, ekinleri toplamak veya ne zaman yüksek enerjiyi davet eden bazı ayinleri yapmak gerektiğini saptamak ve takip edebilmek istemesiyle başlamıştır. Astronomik gözlemler sayesinde eski zamanların insanı, buzul çağı gibi bir dönemi veya aşırı yağışları önceden tahmin ederek, doğayı düşman gibi görmemeyi öğrenmiş, çevre koşullarına daha iyi uyum sağlamayı ve bir anlamda sağ kalmayı başarmıştır.

Bu arada şurası bir gerçek ki, eğer yeni ‘bilgi’ye ulaşma imkanı veren yüksek sezgisel açılımlar olmasaydı, salt geometrik gözlemlere dayan takvimlerin ortaya çıkabilmesi ve geliştirilmesi için asırlar süren deneyimler gerekecekti.

Şimdi, farklı bir düşünce sistemini kucaklayan bir dünya ve bu dünyada, örneğin, eski Mısır'lı bir varlığın yaşadığını düşün.

Mevcut dinlerin ve politik sistemlerin tümü bu varlığa yabancı gelecektir. Onun realitesinde teknolojinin fazlaca bir yeri yoktur. Bu varlık, çeşitli seviyelerdeki vibrasyonları birleştirmeyi ve bu vibrasyonları yaşamın her anında yankılamayı hedefleyen bir realiteye aittir.

Şimdi, sana göre eski Mısır'lılar nasıl bir zaman nosyonuna sahiptiler ve ben neden bu konuyu açtım?

‘Hiç bir fikrim yok.’

Sence eski Mısır'lılar saat kullanırlar mıydı?

‘Eğer herkesin bir saati varsa, evet..(Şaka..) Aslında bu konuyu açmanız ilginç; çünkü bugün kızım eve geldiğinde, üzerinde çalışmayan saatler olan yeni bir çift ayakkabı giyiyordu. Ne tuhaf bir rastlantı.’

Bu da tuhaf bir dönem zaten. İnsanların duyguları zaman içinde kategorize etme hevesi, sadece ayrılığa ve karmaşaya yol açtı.

‘Mısır'lıların zaman nosyonundan bahsetmeyi unuttunuz.’

Zaman nosyonları yoktu ki. Zaman, sadece geçmiş ile olması beklenen olaylar arasındaki boşluğu doldurmak istediğinizde işe yarar. Yoksa neden gerekli olsun ki?

Bir sorunla karşılaşan kişi her şeyi oluruna bırakırsa, zamanın kıskacında zorlanan bir çözüme kıyasla çok daha güçlü olarak en uygun çözüm kişiye ulaşacaktır. Yapay zaman/mekan baskısı altında olduğu için kişi bir çözümü zorladığında, çoğunlukla kısmi bir çözüm elde eder. Oysa bazen iyi bir sonuç için oldukça uzun bir süre beklemeye değer.
Bu noktada biraz geometriden bahsedelim. En küçük açısı 36 derece olan ve bir kenarı 72 parçadan oluşan eski Mısır'lıların ‘123 üçgeni’ gibi bir üçgeni düşünelim. Bu geometrik objenin içerdiği özel orantı, yüksek realite boyutlarıyla bağlantıyı sağlayan kuvvet hatlarını oluşturur veya bu hatların birleştirilmesini sağlar.

Bu obje aracılığıyla, ışığın görünen spektrumunu ayrıştıran bir enerji akışını sağlanabilir. Böylece bu obje, en basitinden meditasyon sürecinde vibrasyon seviyesini yükseltmede veya rüya aktivitesini hızlandırmada etkili olabilir. Yalnız burada bu tür objelerin yaygın olarak kullanılması gerektiğini önerdiğimi düşünmeyin. Sadece belli bir fikri tartışmak amacıyla bu örneği verdim.

Siz de rastgele bir araya getirdiğiniz cam üçgenlerle, insanın gözleriyle görmeden anlayamayacağı güzellikte bin bir çeşit ışımaya ve farklı açılarda ışık kırılmasına şahit olmuştunuz. Evrenin temel yapı taşı olan böyle bir yapılanma belli bir osilasyon* başlatır. Bu osilasyon ise, küçük çapta bazı gözlemlenebilen fenomenlerin yanısıra, sizin enerji seviyenizinde önemli ölçüde bir artışa yol açar.

(*Osilasyon: Bir tür salınım hareketi. )


Şimdi, zamansızlıktan bahsederken neden bu konuyu açtım sence?

‘Benim zihinsel yaklaşımımda bir değişim sağlayabilmek için olabilir.’

Ne demek istiyorsun?

‘Sahip olduğum değerler sistemimde bir değişim yaratmak için.’

Kimin sistemi bu?

‘Küçüklüğümden beri bana öğretilmiş olan sistem.’

Şimdi, bir kişi önceleri yeni arabalara ilgi duyarken, sonradan tüm ilgisini, diyelim, antik harabelere yöneltebilir. Bu satırları okumakta olanlardan bazıları şöyle diyebilir: ‘Benim için böyle bir şey söz konusu bile olamaz. Nasıl bir kişi harabelere ilgi duyar ki? Herhalde gökyüzünde UFO'lar gördüğünü söyleyen kaçıkla aynı kişi olmalı. Eminim kendisi de bir harabeye benziyordur.’

‘Seth, ne yapmaya çalışıyorsunuz? Bizi harab etmek mi?’

Bir Mısır'lı gibi davranmak istemediğini mi söylüyorsun?

‘Hayır. Sadece bir Mısır'lı gibi davrandığımızda, başkalarının bunu bilmesini istemiyorum.’

Şimdi ‘mutluluk’ adı verilen zamandan arınmış bir alana adım atmaya başlıyoruz.

Hotep'ler olarak bilinen hayali bir aile düşünelim. Smith ve Jones'lara da karşı değilim, ama biraz farklı olsun diye böyle bir isim seçtim. Hotep'ler, medeniyetin kendilerine sunduğu imkanları alabildiğince değerlendirmeyi bilmiş bir çift olsun. İkisinin de iyi birer işleri, biri yabancı marka olmak üzere iki adet gıcır gıcır arabaları ve (en azından) iki de çocukları vardır. A.B.D.'nin herhangi bir eyaletinde büyük bir şehirde seçkin bir muhitte muhteşem bir evde yaşarlar.

Kırk yaşlarında olan karıkoca Hotep için her şey mükemmel görünmektedir; onlara göre mutlak mutluluğu yakalamışlardır. Ta ki, can sıkıntısı denen şey yaşamlarına süzülene dek. Yaşamlarında eksik olan bir şeyler vardır ve acilen bir köpek alınır. Yine can sıkıntısı.. Bir yat alırlar, hala can sıkıntısı.. Bir tiyatro grubuna katılırlar. Nafile..

Ailede tartışmalar, kavgalar başlamıştır. Artık canları sıkılmaz, ama bu sefer de sağlıkları bozulmaya yüz tutar. Görünüşte yaşamlarında her şey mükemmel olduğu halde, yanlış giden bir şeyler vardır.

Yaşlanma belirtileri çoğalmaya başlar. Bir an önce bir şeyler yapmadıkları taktirde zamanlarının tükenip gideceğini hissederler. Biri ‘Hala bir bedenimiz varken bir seyahate çıkalım’ der. Diğeri sorar, ‘Ama nereye?’ Kısa bir tartışmadan sonra Mısır'a gitmeye karar verirler. Onlara göre ne olursa olsun her şey kavga etmekten daha iyidir..

Mısır'dayken birdenbire yaşamlarının büyük aşkını keşfederler: Harabeler.. Bu noktada bazıları, onların kendilerinin birer harabe olduğunu söyleyebilir. Ancak Hotep'ler orada kelimenin tam anlamıyla kemiklerine enerji zerkedildiğini hissederler. Mısır'da geçirdikleri bu değişik deneyim sonucunda, yaşam tarzlarında da bir değişim yaratmak isteğini duyarlar. Bir anlamda, üzerlerindeki zaman/mekan baskısına rağmen, onlara ‘eski’, ‘yeni’den daha çekici gelmiştir.

Yaşamlarındaki herşeye yansıyan yepyeni bir enerjiyle, çok geçmeden işlerini değiştirir ve farklı ilgi alanlarına yönelirler. En önemlisi ise hayata bakış açıları ve yaklaşımları değişmiştir.

Harabelere yaptıkları çok sayıdaki ziyaretlerden sonra bir kitap yazmaya karar verirler, ki bu onların daha önceki uğraşlarının tümünden daha farklı bir disiplin gerektirmektedir. Bu arada ziyaret ettikleri eski tapınakların enerjisi, hem farklı frekansıyla, hem de özel geometrisiyle beyinlerinin farklı bir bölümünü canlandırmış ve böylece onları hızlı bir çöküşe götüren yaşlanma süreci dizginlenmiştir.

Peki bu olayda zaman/mekan değişimi nasıl gerçekleşti? Oh, söylemeyi unuttum. Hotep'ler şimdi Kahire'de yaşıyorlar. Çocukları mükemmel Arapça konuşabiliyorlar ve hiç bu kadar mutlu olmamışlardı.

Hotep'lerin olayında zaman/mekan değişimi, üst ve alt boyutların kesişimi sayesinde oluştu. Bedende bu tür bir kesişimin gerçekleştiği yer ise zihindir. Daha önce de söylediğim gibi, zihninizi değiştirirseniz, zamanı da değiştirirsiniz.

Bu hikayemizde olduğu gibi, deneyim adını verdiğiniz belli bir zaman/mekan'a kişinin gereksinimi kalmadığında, kişi için çeşitli ‘boşluk’lar yaratılır. Ancak nedense pek çok varlık, artık yeni bir şey kazandırmadığı halde belli bir aktiviteyi sürdürür durur ve farklı bir şey denemekten, evrenin yeni alternatifler sunan enerjisini akıttığı değişik bir alana adım atmaktan korkarak yaşamayı seçer. Peki, yaşama farklı enerjiler nasıl çağrılır? Gerçekte siz enerjiyi, bir boşluk yaratarak cezbedersiniz. Geçmişiniz hızla geleceğiniz olurken siz hala korkuyla ve can sıkıntısıyla yaşıyorsanız, sizin için adeta yoktan enerji varedecek olan yeni bir aktivite ile boşluğu doldurmayı hedeflemelisiniz. Pekala, şimdi zamansızlığı açıklayabilir misin?

‘Evet.’


Edited by - on
Go to Top of Page

alemtac
Zümrüt

Turkey
250 Posts

Posted - 13/03/2009 :  11:10:09  Show Profile  Visit alemtac's Homepage  Reply with Quote
GELECEK



Eskilerin dediği gibi, hiç birşey sabit kalmaz. Her şey bir vibrasyona sahiptir ve hiç bir zaman sürekli olarak aynı polaritede bulunmaz.

Daha önce de söylediğim gibi, geçmiş, şimdi an'ından daha yavaş, gelecek ise daha hızlıdır. Umarım sizler bu kitabı okuduktan ve burada sözü edilen bazı fikirleri deneyimledikten sonra, yeterince bilgilenerek vibrasyonlarınızı yükseltmeyi ve şimdi an'ının ötesini görmeyi başarırsınız. Başka bir kitabımda da bahsettiğim gibi, eğer isterseniz, şimdi an'ını kullanarak geçmişinizi değiştirmeyi ve geçmişle olan tüm bağlarınızı çözmeyi gerçekleştirebilirsiniz. Geçmiş şu an için sizinle aynı fazda değildir ve geçmişi bu an'a getirmeye çalışmanız, sizi duygular aracılığıyla zamana bağlar. Unutmayın ki olası geleceğiniz henüz burada değil ve siz onu yaşarken an be an yaratmaktasınız.

Zaman zaman senin geleceği görebildiğin bazı durumlardan bahsettik. Bunlardan bazılarını hatırlıyor musun?

‘Evet.’

Senin için en olası olan geleceği görebilmen için, bir anlamda geleceğin hızına yetişebilmen, yani görüş vibrasyonunu yükseltmen gerekli. Daha sonra da olası geleceğine ‘Neredesin?’ diye sorabilirsin. Peki sence nerede olabilir?

‘Fiziksel olarak tam burada. Ancak vibrasyon açısından daha yüksek bir boyutta.’

Çok doğru. Gelecek, kişinin yüksek mantal vibrasyon küresinin içinde yer alır. Farklı bir görüş gerektirmesinden dolayı ise kişiden çok uzak olduğu düşünülür.

Bu söylediklerimize bir örnek olarak John'un yaşadığı bir olayı gösterebiliriz. Dün John burada otururken hafif bir zil sesi duyduğunu düşündü. Beklediği kişi kapıya geldiği anda, daha zili çalmadan, zil sesi John'un bilinç boyutunda ortaya çıkmıştı ve John arkadaşına kapıyı açtı. Diyebiliriz ki, John geleceğe ait olası bir zil sesini, daha yüksek bir vibrasyon boyutunda algılamıştı.

Gerçekte kişinin vibrasyonu ne kadar yüksekse, o ölçüde yüksek kanunu kullanmayı, alt boyutunu kontrol altına almayı ve bir anlamda boyutunu yukarıdan gözlemeyi başarabilir. Şunu iyi kavrayın ki, salınımının en üst noktasına yaklaşırken bir sarkacın vibrasyonu hızla artar; ta ki en üst noktada an içinde tamamen hareketsiz kalana dek. İşte tam bu noktada geçmiş ve gelecek birbirine karışır ve herşey bir tür ‘bir’lik içinde erir. En önemlisi ise bu nokta ve bu hal, size şimdi an'ında hemen ulaşabileceğiniz kadar yakındır. Daha önce de bahsettiğim gibi ‘Denkleyici Denge Kanunu’, deyim yerindeyse, alt boyutta terkettiğiniz her ‘parça’nın yerine, üst boyuttan bir ‘parça’ koymanıza imkan verir.

‘Denkleyici Denge Kanunu’ndan söz açılmışken, biraz da kısaca ‘Ritim Kanunu’ndan bahsedelim. Aklınıza gelen herşey, böcekler, insanlar, dünyalar, yıldızlar, evrenler,vs., hepsi bir medcezir içinde mevcuttur.

Herşey yaratılır ve bir form kazanır. En yüksek yoğunluğa ulaştıktan sonra form yavaş yavaş silikleşir ve varlık başlangıç noktasına döner. Sonra herşey yeniden başlar. Yani süregelen bir ölüm ve yenilenme süreci söz konusudur. Aslında bu konuda pek çok şey yazılmış ve söylenmiştir.

‘Ritim Kanunu’ insansal duygular kategorisinde de iş başındadır. Örneğin, varlıklar bazen belli bir konuda, örneğin parasızlık konusunda, kendilerini diğer zamanlara oranla daha yoğun bir endişe içinde bulurlar. Veya başka bir örnek olarak, bazı günlerde hoşlanmadığınız bir insandan daha fazla çekindiğinizi farkeder ve bunun nedenini anlamakta zorluk çekersiniz. Görünüşte değişen bir şey yoktur; tabii sizin hissettikleriniz dışında. Hiç buna benzer deneyimlerin oldu mu?

‘Evet, benzer sorunlarım oluyor.’

Kızgınlık konusunda mı?

‘Oh, hayır. Benim sorunum hep kendi dediğinin olmasını isteyen, küstah ve sürekli ilgiye aç insanlarla. Bu tür kişilerden nefret ediyorum.’

Ve belli günlerde diğer zamanlarda oranla çok daha fazla bu tür kişilerle karşılaşıyor olmalısın, öyle değil mi?

‘Evet.’

İşte bu tür durumlarda ‘Ritim (veya Devirler) Kanunu’nun işleyişine tanık oluyorsun demektir. Yapman gereken şu: Böyle bir durumla karşılaştığında pozitif kutuba odaklan ve ve ‘Ritim Kanunu’ bu rahatsızlığı senin alt bilincine geçirene dek sabırla odağını korumaya çalış.

Ne demek istediğimi anlıyor musun?

‘Sanırım.’

Ne olursa olsun pozitif kutupta kal; çünkü pozitif kutup negatiften daha yüksek bir polariteye sahiptir.

Gelecek konusunda konuşmaya başlamadan önce ‘Denkleyici Denge Kanunu’ ve ‘Ritim (veya Devirler) Kanunu’ üzerinde biraz daha durmamız gerekecek. Gelecek, geçmişin bir tür denge halidir. İçinde bulunduğunuz çağda bilhassa endüstrileşmiş toplumlar materyalizm yönünde odaklanmış durumda. Biliyorsunuz ki, ister yiyecek, ister duygular, uyku veya başka bir alışkanlık olsun, herhangi bir yönde aşırı derecede odaklanma, kişiyi kaçınılmaz olarak kompartımanlı bir düşünce sistemi içine iter ve dengelerin bozulmasına yol açar.

Şimdi, diyelim ki, mevcut altın miktarı aynı kaldığı halde altına olan talep arttı. Bunun topluma yansıması nasıl olur sence?

‘Altın fiyatları yükselir. Altın daha nadir ve daha çok istenen bir meta haline gelir.’

Peki talep artmaya devam ederse ne olur?

‘Çok yüksek fiyatlarda bile altın bulunamaz hale gelir.’

Yani altın ‘kıtlığı’ yaşanmaya başlanır. Bir anlamda geçen yüzyılda ABD'de yaşanan ‘altın çılgınlığı’ gibi bir şey. Şimdi, peki ya eğer varlıklar parayı ve teknolojiyi herşeyden önde tutarlarsa ne olur?

‘Mevcut dengeler bozulur.’

Öyleyse, eğer benim denkleyici dengeler hakkında söylediklerim doğruysa, belli bir noktada ters yönde bir salınım olması gerekecektir. Aslında sizden önce de gezegeninizde pek çok teknolojik toplumlar yaşamıştır. Ancak salt içinde bulunduğunuz siklusun bile zaman açısından uzunluğu göz önüne alındığında, bir zamanlar bu toplumların varolduğunu kanıtlayan verilerin elinize ulaşmasının ne kadar zor olduğu anlayabilirsiniz.

Ters yönde salınımdan önce ortaya çıkması beklenen şeylerden biri, varlıkların zihinlerinde görünüşte diğer tüm elemanlardan kopuk olarak oluşan düşünce ve fikir kompartımanlarıdır. Bu dönemde mevcut yapının satürasyon* noktasına ulaşmaya başladığını ve bir değişimin olası olduğunu gösteren başlangıçta küçük ölçüde stres belirtileri gözlemlenecektir.

( *Satürasyon:Doyma (G.D.))

Gününüzde jeologlar, depremleri önceden tespit etmeye imkan verecek derecede deprem fenomenini anlamaya yönelik çalışmalarını sürdürmekteler. Benzer şekilde, hava tahminleri konusundaki çalışmalarda da belli ölçüde başarı kaydedilmiş bulunmaktadır. Eski medeniyetler de bu tür konulara ilgi göstermişlerdi. Onlar da belli bir yıl içinde bir tarladan alınacak ürün miktarını veya Güney Amerika'daki ‘El Nino’ gibi büyük zararlara yol açan hava olaylarını önceden tahmin edebilmek için geleceği bilmek istiyorlardı.

Bugünün toplumlarının şaşırtıcı bir özelliği, görünüşte olası geleceğe ilişkin pek bir kaygı taşımamalarıdır.

Oysa Maya ve benzeri eski medeniyetler, herhangi bir yıla ilişkin beklentileri yıllar öncesinden tespit eden bir takvim sistemi geliştirmişlerdi. Bu tür toplumlarda insanlar, hava hareketlerinde, ekonomik koşullarda veya astronomik olaylarda söz konusu olası değişimler hakkında önceden bir fikir edinme imkanına sahiptiler. Bu sayede bu tür olaylara karşı kendilerini hazırlamaları mümkün oluyordu. Yanlış anlaşılmasın, niyetim mevcut herhangi bir kurumu veya sistemi eleştirmek değil. Gerçekte benim niyetim, olası gelecek beklentilerinin zararlı tesirlerinden korunabilmeniz için mantal dünyanızda gerekli değişimi yaratmanızda yadımcı olmak.

Bazıları ‘gelecek geçmişin bir tekrarıdır’ der; ancak bu sınırlı ve sınırlayıcı bir düşünüş şeklidir. Eğer siz yüksek mantal boyutlara ulaşmayı hedefler ve eskilerin düşünüş şeklini anlamaya odaklanırsanız, geleceğe ilişkin beklentilerinizi terketmeyi ve böylece geleceğin gebe olduğu her türlü olasılığa karşı hazırlıklı olmayı öğrenebilirsiniz. Bunu başardığınız taktirde tuhaf bir şekilde olası geleceğinize ilişkin sezgileriniz güçlenecek ve sezgileriniz birer birer gerçek olmaya başlayacaktır. Olası geleceğinizi bilmediğinizi kabul etmeniz, olacak olan geleceğinizi gözünüzün önüne serecektir. Ne demek istediğimi anlıyor musun?

‘Hayır.’

Pek çok kere seni memnun eden bir durumla karşılaştığın ve ‘bunu hiç beklemiyordum’ dediğin olmadı mı?

‘Evet, defalarca.’

Yüzündeki şaşkın ifadeye bakınca, seni son köşelerden birinde kaybettiğim sonucunu çıkarıyorum. Ne dersin?

‘Kişinin olası geleceğini bilmediğini kabul etmesi de ne demek oluyor? Aklım iyice karıştı.’

Aslında bu sözün üzerinden bu kadar çabuk geçemeyeceğimi tahmin etmeliydim. Şunu unutmayın ki, bilmediğinizi düşünürseniz, bilirsiniz. Sen pek çok kereler şöyle demişsindir: ‘Yarın o yere gittiğimizde neler olacağını bilmiyorum. Ama iyi vakit geçireceğimizden eminim; çünkü her gittiğimiz yerde daima ilginç bir şeyler oluyor.’ İşte bu tür bir yaklaşım herhangi bir olası gelecek beklentisini ortadan kaldıracaktır; çünkü sadece sizi hoşnut edecek şeylerin olacağını veya ne olursa olsun sizi hoşnut edeceğini önceden kabul etmiş oluyorsun. Buradaki, bir anlamda, parçası olduğunuz evrenin size sunduklarını deneyimlemeye kendinizi koşulsuz olarak açma durumudur. Şimdi anlaşıldı mı?

‘Evet, gayet iyi anladım.’

Yakın evreninizden kaynaklanıp gezegeninizle kesişen enerji spirali, sürekli yükselen vibrasyonlarıyla, olası gelecekte sizlerin daha yüksek bir boyuta geçmenize yardımcı olacaktır. Eğer bu enerjiyle uyumlanmayı başarırsanız, kendinizi gitgide daha aydınlık bir spiral içinde bulacaksınız. Tıpkı medeniyetlerin olduğu gibi, gezegeninizin, dahil olduğunuz güneş sisteminin ve evreninizin de devirleri söz konusudur. İşte siz sürekli artan bir vibrasyonla titreşen sistem ile birlik içinde olmayı seçtiğiniz sürece, bilinçliliğiniz de yükselmeye devam edecektir. Vibrasyonlarınız yükseldikçe, daha büyük ölçüde burada açıklamaya çalıştığım zamansızlık boyutuna ilişkin fikirlerin farkındalığına varacaksınız.

Zaman kavramı yavaş yavaş bilinçliliğinizden silinecek ve siz tekrar kaderinizin kontrolünü kendi ellerinize alacaksınız.


Edited by - on
Go to Top of Page
  Previous Topic Topic Next Topic  
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.27 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits