Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Kişisel Gelişim
 Yalan söylemek nedir?
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Author Previous Topic Topic Next Topic  

safran
Elmas

612 Posts

Posted - 11/11/2008 :  03:23:29  Show Profile  Visit safran's Homepage  Reply with Quote
Yalan söylemek nedir?

Günlük dilde anlaşıldığı biçimiyle, yalan söyleme, gerçeği
saptırma ve bazı durumlarda gerçeği saklama veya kişilerin gerçek olarak inandıklarını saklama anlamına gelir. Bu tür yalan söyleyiş,
günlük yaşamda çok önemli rol oynar fakat yalan söylemenin çok daha kötü bir biçimi vardır. Bu durumda insan yalan söylediğini bilmez,
farkında değildir. Bir önceki derste, şimdiki durumumuzda hakikati
bilemeyeceğimizi ve hakikati ancak objektif şuurluluk halinde
bilebileceğimizi söylemiştim.

O halde nasıl yalan söyleyebiliriz?

Burada bir çelişki varmış gibi görünüyor, fakat aslında çelişki
yoktur. Hakikati bilemeyiz, fakat biliyormuş gibi yaparız. Ve bu
yalan söylemedir.
Bu yalan tüm hayatımızı doldurur. İnsanlar, her şeyi biliyormuş
gibi yaparlar. Tanrı, gelecek, yaşam, evren, insanın kökeni, evrim ve her şey hakkında yalan söylerler; fakat aslında kendileri hakkında bile bir şey bilmezler. Her zaman herhangi bir şey hakkında
konuştuklarında, bilmedikleri bu şey hakkında biliyormuş gibi
konuşur, yorumlar yapar, hükümler verirler. Sonuç olarak yalanın
incelenmesi, psikoloji için büyük önem kazanır.
Bu bizi psikolojinin üçüncü tanımı olan yalanın incelenmesine
götürür. Psikoloji, özellikle bir insanın söylediği ve kendisi
hakkında tasavvur ettiği yalanlarla ilgilidir. Bu yalanlar
insanın incelenmesini çok güçleştirir. İnsan olduğu haliyle gerçek bir şey değildir. İnsan bir şeyin taklididir, hem de kötü bir taklidi. Bu aynı zamanda insanın her türlü taklidi öğrenmeye olan
yatkınlığını da açıklar.

Uzak bir gezegende, dünyadan yapay çiçek numuneleri alan fakat
gerçek çiçekler hakkında hiçbir şey bilmeyen bir bilim adamı tasavvur edin.
Onun için bunları tarif etmek, biçimini, rengini ve tel, yün,
pamuk, renkli kâğıt olan maddesini açıklamak ve herhangi bir biçimde
bunları tasnif etmek ne kadar gerçekçi olacaktır.
Psikoloji de insanla olan ilişkisinde, çok benzer bir
durumdadır, gerçek insanı bilmeden, taklit insanı incelemek
zorundadır.Açıkçası, neyin gerçek, neyin hayali olduğunu
kendiside bilmeyen insan gibi bir varlığı incelemek kolay olamaz. Bu yüzden psikoloji insanda neyin gerçek, neyin hayali olduğunu ayrımıyla işe başlamalıdır.

Kendini gözlemleme- (Makinenin çalışmasının incelenmesi)

Kendini tanıma: Bu, eski psikolojik okulların ilk ilkesi ve
isteğiydi. Bu kelimeleri hala hatırlıyoruz, fakat bunlar artık
anlamını kaybettiler. Kendimizi tanımanın, özelliklerimizi,
arzularımızı, zevklerimizi, beğenilerimizi, yeteneklerimizi ve
niyetlerimizi tanıma olduğunu sanırız; hâlbuki gerçekte bu
kendimizi makine olarak tanıma anlamına gelir. Makine- İnsanın yapısını,bölümlerini, değişik bölümlerinin fonksiyonlarını, çalışmalarını yöneten koşulları tanımak demektir bu.
Genel olarak, herhangi bir makineyi incelemeden onu
tanıyamayız. Kendimizle ilişkili olarak bunu hatırlamalı ve bir
makine olarak kendi makinemizi incelemeliyiz. Bu incelemenin
aracı kendi kendini gözlemlemedir. Başka yol yoktur ve hiç kimse bizim için bu çalışmayı yapamaz. Fakat bundan önce nasıl gözlem yapılacağını öğrenmeliyiz.

Bundan gözlemin teknik tarafını anlamamız gerektiğini
kastediyorum. Farklı fonksiyonları gözlemenin ve onlar arasında
ayrım yapmanın gerekli olduğunu bilmeliyiz. Aynı zamanda değişik şuur hallerini, uykumuzu ve bizdeki birçok değişik
Benleri hatırlamalıyız. Böyle gözlemler, kısa zamanda sonuç verir. İlk önce insan kendinde bulduğu şeyi tarafsızca gözlemleyemediğini fark edecektir. Bazı şeyler onu memnun edecek, diğer bazı şeyler ise
onu sıkacak, kızdıracak ve hatta korkutacaktır. Başka türlü de olmaz.
İnsan kendisini uzak bir yıldızı veya ilginç bir fosili
incelediği gibi inceleyemez.
Oldukça doğal bir biçimde kendi gelişimine yardımcı olan şeyleri sevmeli, gelişimini daha güçleştiren ve hatta imkânsızlaştıran şeyleri sevmemelidir. Bu, kendisini gözlemlemeye başladığı çok kısa bir süre sonra, kendindeki faydalı ve zararlı özellikleri ayırt etmeye başlayacağı anlamına gelir. Bu yararlılık ve zararlılık, kendini tanıma, uyanma ve kendinin şuurunda olma görüş açısına göredir.Bir süre sonra da, Kendisinin şuurlu olabilecek taraflarını,
olamayacak taraflarını ve ortadan kaldırılması gereken yönlerini
görmeye başlayacaktır.

Çalışma açısından zararlı özellikler
Şimdi, insanın kendisinde bulduğu bu zararlı özellikleri neler
olduğuna bakalım.
Genel olarak konuşulduğunda, bunların tümü mekanik olaylardır.

a)- Yalanlar; Yalan söyleme, mekanik yaşamda kaçınılmazdır.
Budan kimse kaçamaz. Yalan söylemeden uzak olduğunu kişi ne kadar
düşünürse, o kadar fazla yalanın içindedir. Yaşam, şimdi olduğu
biçimiyle, yalan söyleme olmadan var olamaz. Fakat psikolojik
yönden, yalanın farklı bir anlamı vardır. Yalan; biliyormuş gibi veya bilebilecekmiş gibi, kişinin bilmediği ve hatta şimdiki haliyle
bilemeyeceği şeyler hakkında konuşması, yorumlar yapması,
hükümler vermesi, vs anlamına gelir.

Burada Yalanın herhangi bir ahlaksal görüş açısından incelenmediğini anlamalısınız. Henüz, kendi başına nelerin iyi,nelerin kötü olduğu sorunlarına gelmedik, sadece kendini incelemeye ve kendini geliştirmeye neyin yararlı, neyin zararlı olduğu pratik görüş açısından tanımlamalar yapıyoruz.
Bu yolla ilerlersek, kısa zamanda insani kendisindeki zararlı
tezahürlerin (görünür olan hal) belirtilerini keşfetmeyi öğrenir.
Bir tezahürü ne kadar kontrol edebilirse o kadar az zararlı
olabileceğini keşfeder. Tersine bu tezahür, ne kadar az kontrol edilebilirse, yani ne kadar çok mekanikse, o kadar fazla zararlı olur.
İnsan bunu anladığı zaman, ahlaksal temeller üzerinde değil,
fakat yalanını kontrol edemediği, yalanın onu ve diğer işlevlerini
kontrol ettiği temeline dayanarak, yalan söylemekten korkar ve
zapt etmeye çabalar.

b)- İmajinasyonlar; ( İngilizce Imagination- Tahayyül,tasavvur etmek, tasarlamak, hayalinde canlandırmak, gözünde canlandırmak, farz etmek, sanmak, varsaymak, zannetmek
anlamlarına gelir) Kişinin kendinde bulabileceği ikinci zararlı ve tehlikeli özellik İmajinasyondur. Kişi kendini gözlemlemeye başlamasından kısa bir süre sonra, gözleme olan başlıca engelin imajinasyon olduğu sonucuna varır. Kendinde bir şeyi gözlemlemeyi arzu eder, fakat bunun yerine, aynı konu üzerine kendinde imajinasyon başlar ve gözlemi unutur. Bir süre sonra, insanların imajinasyon sözcüğüne yaratıcı ve seçici yetenek anlamında oldukça yapay ve hak etmediği bir anlam yüklediklerini fark eder. İmajinasyonun yok edici bir yetenek olduğu,onu kontrol edemeyeceğini ve kendisini daha şuurlu kararlarından ayırarak daima gitmeye hiç niyeti olmadığı başka bir yöne doğru sürüklediğini fark eder.
İmajinasyon neredeyse yalan söyleme kadar kötü ve zararlıdır;
gerçekten kendine yalan söylemedir. İnsan kendisini memnun etmek
için bir şeyi tahayyül etmeye başlar ve bir süre sonra hayalide
canlandırdığı şeye ya tamamen, ya da en azından onun bir kısmına
inanmaya başlar, bu tahayyül onun için gerçek olur.

c)- Negatif duyguların ifadesi; Negatif duygular, bütün şiddet ya da üzüntü duyguları anlamına gelir. Örneğin kendine acıma, kızgınlık, öfke, şüphe, korku, sıkıntı, güvensizlik, kıskançlık
gibi...
Çoğunlukla kişi negatif duyguların bu ifade edilişini oldukça doğal hatta gerekli bulur. İnsanlar çoğu kez bunu samimiyet olarak
adlandırırlar. Elbette bunun samimiyetle hiçbir ilgisi yoktur.
Bunlar yalnızca zayıflık, kötü huy, tesirlere karşı kolayca
mekanik tepki verme ve duygulanımlarını kendinde tutamama ve kontrol
edememe belirtisidir. İnsan bunun farkına bunlara karşı koymaya çalıştığı zaman varır. Ve bununla beraber bir ders daha öğrenir. Kişi,mekanik tezahürlerle ilişkili olarak bunları gözlemlemenin yeterli olmadığını, bunlara karşı koymanın gerekli olduğunun farkına
varır.
Çünkü insan karşı koymadan bunları gözlemleyemez. Öyle çabuk,
öyle alışılmış ve fark edilmez bir şekilde meydana gelirler ki,
bunlara engel yaratmak için kişi yeterli çabada bulunamazsa, bunları fark edemez.

d)- Gevezelik: Kendi başına ele alındığında konuşmada bir zarar yoktur. Fakat özellikle bunu en az fark eden bazı insanlarda
gerçekten kötü bir huy olur. Çalışıyorken, seyahat ederken, hatta
uyurken bile oldukları yerde sürekli konuşurlar. Konuşacak biri
varsa, bu kişiyle konuşmaktan hiçbir zaman vazgeçmezler, eğer
kimse yoksa kendi kendine konuşurlar. Bunlar konuşmanın dışsal yönü,
gevezelik tabir ettiğimiz tarafı ile ilgili idi ve sürekli kişiyi

(a) şıkkında anlatılan yalan söylemeye götürür. Birde imajinasyonlar
içinde yapılan içsel konuşmalar vardır. İnsan sürekli olarak, hayalinde canlandırdığı türlü ortamlarda bazen tanıdığı, bazen
tanımadığı kimselere zannınca mükemmel söylevler çeker, bazen de
kendi kendisiyle içsel konuşmalara, gevezeliğe dalar. Sonuçta
gereksiz konuşma (gevezelik) da gözlemlemekle kalmamalı, buna
mümkün olduğunca karşı koyulmalıdır.

Kişinin yalan söyleme, imajinasyon, negatif duyguların ifadesi ve
gereksiz konuşma şeklindeki bu dört tezahürü gözlemlemede sahip
olduğu güçlükler, insana tamamen mekanikliğini ve hatta yeni bir
bilgi ve yardım olmadan bu mekanikliğe karşı mücadele etmenin
imkânsızlığını gösterecektir. Bir insan belirli bir bilgi almış
olsa bile, bunu kullanmayı ve kendini gözlemlemeyi unutur, diğer bir
deyişle uykuya dalar. Gelişebilmesi için kendisi de sürekli gözetim altında olmalı ve her uykuya daldığında uyandırılmalıdır.
Bu uykuya dalmanın alelade psikolojide bilinmeyen ya da en azından kayıt edilmemiş bazı belirli kesin özellikleri vardır.

Eşkoşma
Bu özelliklerden birincisi eşkoşma veya özdeşleşme olarak adlandırılır.Bu insanın hayatının yarısından fazlasını geçirdiği
tuhaf bir durumdur. İnsan kendisini her şeyle; söyledikleriyle,
duyduklarıyla, inandıklarıyla, inanmadıklarıyla, arzu ettikleriyle, arzu etmedikleriyle, kendisini çeken ve iten şeylerle eş koşar.
Her şey onu yutar ve kendisini yutmuş olan fikir, duygu veya nesneden kendisini ayıramaz. Bu insanın eşkoşma halinde, eşkoştuğu şeye tarafsız olarak bakamayacağı anlamına gelir.İnsanıneş koşmadığı en küçük bir şeyi bile bulmak zordur.Aynı zamanda, eşkoşma durumunda
insanın mekanik tepkileri üzerinde ya hiç kontrolü yoktur ya da
diğer bir zamana göre daha az kontrolü vardır .Yalan söyleme, imajinasyon, negatif duyguların ifadesi ve gereksiz konuşma eşkoşmayı gerektirir. Eşkoşma olmadan var olamazlar.
İnsan eşkoşmadan kurtulabilseydi, birçok yararsız ve gelişimini
engelleyen tezahürlerden kurtulabilirdi. İnsan eşkoştuğu sürece eşkoştuğu şeyin tutsağıdır. Özgürlük her şeyden önce eşkoşmadan kurtulmaktır.
Eşkoşmayla mücadelenin güçlüğü, insanların onu kendilerinde
müşahede ettiklerinde, ona çok iyi bir özellik olarak kabul ederek, heves, şevk, ihtiras, iyi bir karakter özelliği, aidiyet duygusu vs gibi isimler vermeleri yüzündendir.Aslında insanın kendini tanımlarken,adının önüne veya arkasına eklediği tüm (olumlu- olumsuz) sıfatlar, nitelemeler de tipik bir eşkoşmadır.

Kaale alma
İnsanı uykuya daldıran ikinci özellik Kaale almadır.Gerçekte
kaale alma eşkoşmanın diğer kişilere yönelik özel bir halidir.İnsan
sürekli bir biçimde, diğer insanların kendisi hakkındaki
fikirlerini, iyi taraflarını görüp görmediklerini, kendisini yeterince takdir edip etmediklerini vs düşünür, merak eder ve şüphe duyar, bazen de üzüntü duyar.Kaale alma herkesin yaşamında önemli bir rol oynar, bazı insanlarda saplantı haline varır. Bütün yaşamları üzüntü, şüphe, güvensizlik olan kaale almalarla doludur. Kişi kaale alma halinde sürekli diğer insanların kendisi hakkında ne düşündükleri konusunda tahminler yürütürken çok miktarda enerji yitirir.Bazen de ayrı ayrı kişiler değil bütün bir toplum kaale alınır. Burada toplum bir mahalle, bir şehir, ülke olabileceği
gibi tüm insanlık da olabilir.

Aşağılık kompleksi ve diğer kompleksler,
belirsiz bir biçimde gerçekleştirilen fakat anlaşılamayan eşkoşma ve kaale alma olayları tarafından yaratılırlar. Hem eşkoşma, hem de kaale alma ciddi bir biçimde gözlenmelidir. Sadece onlar hakkındaki tam bilgimiz ve objektif gözlemimiz onları azaltır. Kişi bunları başlangıçta başkalarında daha kolaylıkla görebilir. Fakat hiçbir şekilde diğerlerinden ayrı olmadığını hatırlamalı ve kendinde müşahede etmeye başlamadan ilerleyemeyeceğini anlamalıdır. Bu çalışmada psikolojik temelde herkes eşittir...

P.D.Ouspensky //İnsanın Bilinmeyen psikolojisi

Edited by - on
  Previous Topic Topic Next Topic  
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.08 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits