Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Kişisel Gelişim
 Ne Kadar Özgürsünüz ?
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Author Previous Topic Topic Next Topic  

safran
Elmas

612 Posts

Posted - 11/11/2008 :  02:52:08  Show Profile  Visit safran's Homepage  Reply with Quote
Ne Kadar Özgürsünüz?

Uyuyan Bir İnsan Örneği

Kendimizi bilmek için çaba harcıyorsak özgürlük için de çaba
harcamalıyız. Kendini bilme ve daha ileri doğru kendini geliştirme
görevi o kadar önemli ve ciddidir ve o kadar yoğun bir çaba ister ki
bunu eski tarzda ve diğer işlerimizin arasında yapmak olanaksızdır. Bu
vazifeyi üstlenen biri bunu yaşamında ilk sıraya koymak zorundadır
çünkü yaşam önemsiz şeylere harcanamayacak kadar kısadır.

İnsanın bu araştırmasında zamanını yararlı bir şekilde harcamasını her
türlü bağlılıktan özgürleşmek dışında ne sağlayabilir?

Özgürlük ve ciddiyet. Tabi burada çatık kaşlar, büzülmüş dudaklar,
dikkatle yapılan hareketler ve dikkatle seçilen sözcükler yoluyla
göstekilen bir ciddiyetten değil, bu araştırmada kararlılık ve
devamlılık, yoğunluk ve tutarlılık getiren bir ciddiyetten söz
ediyoruz, yani kişi dinlenirken bile asıl vazifesine devam etmektedir.

Sorun kendisine; özgür müsünüz? Maddi anlamda güvencedeyse, yarını
için endişelenmesine gerek yoksa, geçimi için bir başkasına ihtiyacı
yoksa veya yaşam koşullarını kendisi belirleyebilecek durumdaysa pek
çok kişi bu soruya "evet" diye yanıt verme eğilimindedir. Fakat bu
özgürlük müdür? Özgürlük sadece hayat standartları (dışsal koşullar)
meselesi midir?

Diyelim ki çok paranız var. Lüks içinde yaşıyor, saygı ve itibar
görüyorsunuz. İyi organize ettiğiniz işinizi yürüten insanlar son
derece dürüstler ve size bağlılar. Tek kelimeyle çok iyi bir hayatınız
var. Belki kendinizi tamamen özgür biri olarak görüyorsunuz, ne de
olsa zamanınız tamamen size ait. Sanattan çok iyi anlıyor, bir fincan
kahve içimi süresinde dünya sorunlarını hallediyor, hatta gizli ruhsal
güçlerin geliştirilmesiyle bile ilgileniyorsunuz. Ruhun sorunları size
yabancı değil ve felsefi fikirler konusunda son derece bilgilisiniz.
Eğitimli ve çok okuyan birisiniz. Bazı konularda derin bilgiye sahip
olduğunuzdan, zeki biri olarak tanınan bir insansınız çünkü her türlü
uğraş içinde yolunuzu kolayca buluyorsunuz; siz kültürlü insanın bir
örneğisiniz. Kısacası gıpta edilecek birisiniz.

Sabahleyin kötü bir rüyanın etkisi altında uyanıyorsunuz. Bu hafifçe
sıkıntılı ruh hali biraz sonra kayboluyor fakat bir halsizlik ve
hareketlerinizde belirsizlik tarzında üzerinizde izini bırakıyor.
Saçınızı taramak için aynaya gidiyor ve kazayla tarağınızı yere
düşürüyorsunuz. Onu yerden alıyor ve tozunu alırken tekrar
düşürüyorsunuz. Bu kez sabırsız bir şekilde tekrar yerden alıyorsunuz
ve bu yüzden de üçüncü kez düşürüyorsunuz. Havada yakalamaya
çalışıyorsunuz fakat bu kez de aynaya çarpıyor. Tutmak için hamle
yapıyorsunuz. Şangır!... O çok gurur duyduğunuz antika aynanızda
yıldız biçimli çatlaklar oluşuveriyor. Lanet olsun!... Hoşnutsuzluk
kayıtları çalışmaya başlıyor. Sinirinizi başka birinden
çıkartmalısınız. Hizmetçinizin gazeteyi sabah kahvenizin yanına
koymayı unuttuğunu fark ediyorsunuz, sabrınız taşıyor ve evdeki bu
lanet adama artık daha fazla dayanamayacağınıza karar veriyorsunuz.

Sonra dışarı çıkma vaktiniz geliyor. Havanın güzel olması, gideceğiniz
yolun da uzak olmamasından yararlanarak arabanız sizi arkadan takip
ederken yürümeye karar veriyorsunuz. Parlak güneş sizi biraz
yumuşatıyor. Kaldırımda bilinçsiz bir şekilde yatan bir adamın
çevresinde toplanmış olan kalabalık dikkatinizi çekiyor. Seyredenlerin
de yardımıyla adam bir taksiye konulup hastaneye götürülüyor.
Sürücünün yüzünün o andaki halinin size ne kadar aşina geldiğini,
sizde bazı çağrışımlar uyandırdığını ve size geçen yıl yaptığınız
kazayı hatırlattığını fark ediyorsunuz. Neşeli bir doğum günü
partisinden eve dönüyordunuz. Pasta ne kadar da lezzetliydi!... Şu
sizin sabah gazetenizi unutan hizmetçi de kahvaltınızı mahvetti
doğrusu!... Niçin bunu şimdi telafi etmeyesiniz? Ne de olsa kahve ve
kek son derece önemlidir. İşte bazen arkadaşlarınızla gittiğiniz ünlü
kafe. Peki ama niye şu kaza aklınıza geliverdi? Sabahki tatsızlığı
neredeyse tamamen unutmuştunuz. Şimdi kekiniz ve kahveniz gerçekten
size lezzetli geliyor mu?

Yan masadaki iki bayanı görüyorsunuz. Ne kadar çekici bir sarışın!
Size bir göz atıp arkadaşına fısıldıyor, "İşte hoşlandığım türde bir
erkek..."

Tabi ki bu dertlerinizin hiçbiri de zaman harcamaya ve kendinizi
üzmeye değmez. Sarışın bayanla karşılaştığınızda ruh halinizin nasıl
değiştiğini ve orada olduğunuz sürece nasıl aynı şekilde kaldığını
fark ettiniz mi? Neşeli bir melodi mırıldanarak eve dönüyorsunuz ve
kırık ayna sizde sadece bir gülümseme uyandırıyor. Ama sabahleyin
yapmak üzere çıktığınız iş ne oldu? Bunu daha yeni hatırlıyorsunuz. Ne
aptallık! Yine de hiç sorun değil. Telefon edebilirsiniz. Ahizeyi
kaldırıyorsunuz ve operatör size yanlış numara veriyor. Tekrar
arıyorsunuz, yine aynı numara. Adamın biri sert bir şekilde sizi
uyarıyor, bunun sizin hatanız olmadığını söylüyorsunuz, kısa bir
tartışma oluyor ve siz bir aptal ve ahmak olduğunuzu öğrenerek
şaşırıyorsunuz ve eğer bir daha arayacak olursanız!... Ayağınızın
altındaki buruşmuş halı sizi rahatsız ediyor ve size gelen bir mektubu
getiren hizmetçinizi azarlayan sesizini duyuyorsunuz. Mektup saygı
duyduğunuz ve fikirlerine değer verdiğiniz bir adamdan. Mektubun
içeriği o kadar övücü ki siniriniz yavaş yavaş geçiyor ve yerini bu
övgülerin yol açtığı hoş bir mahçubiyet duygusu alıyor. Okumayı
bitiriğniğizde artık son derece sevecen bir ruh hali içinde
bulunuyorsunuz.

Özgür adamın bir gününü tasvir eden bu tabloya devam edebilirim
isterseniz. Belki de abarttığımı düşünüyorsunuz. Hayır, bu, hayattan
alınmış gerçek bir senaryo.

Bu, hem evindeki hem de dışarıdaki yaşamında iyi biri olarak bilinen
bir adamın yaşamından bir gündü, aynı akşam kendisi tarafından da
çağrışımsal düşünme ve hissetmenin canlı bir örneği olarak tanımlanmış
olan bir gündü. Eğer diğer insanlar ve şeyler, bir adamı kendi ruh
halini, işini ve kendisini unutacak denli ele geçiriyorsa özgürlük
bunun neresinde bana söyler misiniz? Bu kadar değişkenliğe (değişken
ruh hali arasında savrulan) maruz kalan bir insanda, kendisiyle ilgili
araştırması yönünden (kendini bilmek yönünden) herhangi ciddi bir
tavır kalabilir mi?

Artık şunu daha iyi anlıyorsunuz ki insan mutlaka göründüğü gibi
değildir; mesele hayat standartlarıyla (dışsal koşullarla) ilgili
olmayıp kişinin içsel yapısıyla ve bu olgulara karşı takındığı tavırla
ilgilidir. Fakat belki de bu sadece onun çağrışımları için geçerlidir;
yani konu onun "bildiği" şeylere gelince de durum farklıdır.

Ama size sorarım, herhangi bir nedenle bilginizi birkaç yıl boyunca
pratik kullanıma koyamıyorsanız, geriye ne kadarı kalır ki? Bu,
zamanla kuruyup bularlaşan birtakım malzemeler biriktirmeye benzemez
miydi? Boş bir sayfa benzetmesini hatırlayın ("İnsan boş bir sayfa
olarak doğar, çevresel koşullar ve eğitimle bu sayfa doldurulur,"
demektedir Gurdjieff. Aristo'nun görüşü de böyledir. Fakat Platon ve
Sokrates tersi görüştedir. Sokrates ve Platon'a göre insan her şeyi
bilir ve yaşamı boyunca da bunları hatırlar. Bu nedenle Sokrates
kendini ebe olarak görür. Kendisi ile sohbet eden kişilere sorular
sorarak unuttukları şeyleri hatırlatmaya çalışır). Aslında yaşam
akışımız içinde her zaman bir şeyler öğreniyoruz ve bu öğrenmenin
sonuçlarını "bilgi" olarak adlandırıyoruz. Ve bu bilgiye rağmen sizce
sık sık cahil olduğumuzu, gerçek yaşamdan uzak olduğumuzu ve bu yüzden
de ona kötü adapte olduğumuzu kanıtlamıyor muyuz? Bizler yarı
eğitimliyiz veya daha çok, pek çok şey hakkında biraz bilgisi olan
"eğitimli" kişileriz, fakat bu bilgilerin tümü de belirsiz ve
yetersiz. Aslında bunlar sadece enformasyon. Bunlara bilgi diyemeyiz
çünkü bilgi bir insanın elinden alınamayacak bir haktır; azı çoğu
olamaz. Bir insan ancak o bilginin "kendisi" olduğunda "bilir".
İnançlarınıza gelince; onların değiştiğini hiç gördünüz mü? Onlar da
içimizdeki diğer her şey gibi dalgalanmaya maruz değiller mi? Bunları
inanç yerine fikir olarak adlandırmak daha kesin olmaz mıydı, yani en
az enformasyonlarımız kadar ruh halimize de dayanan şeyler olarak?
Belki de sadece belirli bir andaki özümseme durumumuza bağlıdırlar.

Her biriniz daha çok, hiç de ilginç olmayan birer canlı otomat
örneğisiniz. Yaptıklarınızı yapabilmek ve yaşadığınız gibi
yaşayabilmek için bir "can"a, hatta bir "ruh"a ihtiyaç olduğunu
düşünüyorsunuz. Fakat belki de mekanizmanızın zembereğini kurmak için
sadece bir anahtara sahip olmak yeterlidir (ruha ve cana ihtiyaç
olmayabilir). Günlük olarak aldığınız besin miktarı sizi kurmaya
yardım eder ve çağrışımların amaçsız tuhaflıklarını tekrar ve tekrar
yeniler. Bu zeminde ayrı ayrı düşünceler seçilir ve siz de bunları bir
bütün halinde bağlantılandırmaya çalışarak sanki değerliymişler ve
kendinize aitlermiş gibi davranırsınız. Ayrıca duygular, duyumsamalar,
haller ve deneyimler de toplarız ve bütün bunlardan bir içsel hayat
serabı yaratır, kendimizi şuurlu ve akıl yürüten varlıklar olarak
adlandırır; Tanrı, sonsuzluk, ebedi hayat ve diğer yüksek konularda
konuşuruz; tahayyül edilebilen her şey hakkında konuşur, yargılar,
tartışır, tanımlar ve değerlendirir fakat kendimiz, kendi gerçek
objektif değerimiz hakkında konuşmayı ihmal ederiz çünkü eğer içimizde
herhangi bir şey eksikse bunu elde edebileceğimiz noktasında
hiçbirimizin kuşkusu yoktur.

Söylemiş olduklarımda, insan dediğimiz varlık konusundaki kaosu
netleştirmek yönünde küçük bir ölçüde bile başarılı olabildiysem, bu
varlıkta nelerin eksik olduğu, bu haliyle nelere ulaşabileceği, temsil
etmekte olduğu değere başka hangi değerleri katabileceği sorusuna
kendiniz de yanıt verebileceksiniz.

Hakikate ulaşmanın açlık ve susuzluğunu çeken insanlar olduğunu
söylemiştim. Bu insanlar eğer yaşamın sorunlarını inceliyorlarsa ve
kendilerine karşı samimiyseler, kısa süre sonra, bugüne kadar
yaşadıkları gibi yaşamalarının ve şu ana kadar oldukları gibi
olmalarının artık mümkün olmadığını anlarlar; bu durumdan bir çıkış
yolu bulmak esastır ve bir insan gizli kapasitelerini ve güçlerini
ancak makinesini, yaşamı süresince biriken kirden temizleyerek
geliştirebilir. Fakat bu temizleme işini rasyonel bir şekilde
yürütebilmek için neyin, nerede ve nasıl temizlenmesi gerektiğini
görmesi gerekir ama bunu tek başına görebilmesi neredeyse
olanaksızdır. Görebilmesi için kişi dışarıdan bakmalıdır; ve bunun
için de karşılıklı yardımlaşma gerekir (ekol çalışması).

Özdeşleşmeyle ilgili verdiğim örneği hatırlarsanız bir insanın, kendi
ruh halleri, duyguları ve düşünceleriyle özdeşletiği zaman ne kadar
kör olduğunu anlayacaksınız. Fakat bizim şeylere olan bağımlılığımız
sadece ilk bakışta gözlenlenebilenlerle sınırlı mıdır acaba? Bu şeyler
o kadar belirgindir ki göze çarpmaktan kurtulamazlar. İnsanların
karakterleri konusunda konuştuklarımızı hatırlıyor musunuz? Kabaca iyi
ve kötü diye ayırmıştık. Bir insan kendisini bilmeye başladığında
mekanikliğiyle -gelin buna otomatizma diyelim- ilgili olarak sürekli
yeni alanlar keşfeder, yani iradesinin hiçbir güce sahip olmadığı
alanlar. Buraları o kadar karmaşık ve zor göze çarpan alarlardır ki
insanın, bilen birinin (üstadın) rehberliği olmaksızın buralarda
yolunu bulması olanaksızdır.

Kısacası kendini bilme alanında işler böyledir; yapabilmek için
bilmeniz gerekir, fakat bilmek için de nasıl bileceğinizi
öğrenmelisiniz. İşte bunu kendi başımıza öğrenemeyiz.

Kendini bilmenin yanı sıra araştırmanın başka bir yönü daha vardır:
kendini geliştirme. Şimdi bu konuya bir bakalım. Kendi başına
bırakılan bir insanın kendini nasıl geliştirebileceği ve kendi içinde
tam olarak ne geliştireceği konusunda küçük parmağını bile
kıpırtatmayacağı çok açıktır. Araştırma yapan insanlarla tanıştıkça
onlarla konuştuktça ve konuya dair kitapları okudukça yavaş yavaş kişi
kendini geliştirmeyle ilgili soruların bulunduğu alana çekilir........



NOT: Parantez içindeki açıklamalar (b.karma ' ya)
aittir.


Gerçek Dünyadan Manzaralar

G.I. Gurdjieff

Ruh ve Madde Yayınları


Edited by - safran on 11/11/2008 02:53:33
  Previous Topic Topic Next Topic  
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.06 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits