Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Konu Dışı / Diğer Konular / Yönetimden
 Kişisel Düşünceler, Fikirler vb. Yazılar
 Alıntılar Ofisi
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Author Previous Topic Topic Next Topic  

gregorsamsa
Kehribar

Turkey
70 Posts

Posted - 16/09/2008 :  02:29:48  Show Profile  Visit gregorsamsa's Homepage  Reply with Quote
bunu yıllar önce yazmıştım ama son kasyopya celsesini okuduktan sonra buraya kopyalamak istedim.


Alıntılar Ofisi

Beyaza boyalı aralık demir kapıyı kuşku ve korkularıma rağmen iterek açtım, çünkü önümde ya da arkamda uzanan başka bir yol yoktu. Otuz,bilemediniz otuzbeş metrekarelik sıradan bir odaydı kapının önünde uzanan. Fazla detaylandırılmamış sade bir ofis diye düşündüm. Büyük, güzel bir masanın önünde neredeyse bir sıra oluşturacak şekilde dikilmiş iki,üç kişi. İçlerinden biri masaya eğilmiş,artık sadece nüfus dairelerinde rastlanabilen büyük ebatlı,kalın,ciltli bir defterin sayfalarını karıştırıyordu. Yüzünü göremedim ama aydınlık bir sırtı vardı. Gerisinde bekleşen orta yaşlardaki iki adam ve bir kadın fısıltıyla sohbet ediyorlardı. Odadaki tek kadın bir kot pantolon ve dizlerine kadar inen kirli sarı, yakaları kürklü deri bir palto giymişti. Özensiz makyajına rağmen yüzü sıradan değildi.

Aynı şekilde; kapıya yakın bir duvarın kenarında iki enikonu yaşlı adam tahta bir sıranın üzerinde oturmuş,aynı saygıdeğer ses seviyesi ile aralarında konuşmaktaydılar. İçlerinden ekoseli bir şapka giymiş olanı bir eliyle bastonuna diğer eliyle de yanındakinin dizine yaslanmış,yaşlılıktan ıslanmış gözlerini berikinin yüzüne dikmiş bir şeyler anlatıyordu. Masanın ardında ise bu ofisin yetkilileri oldukları her hallerinden belli olan iki kişi bulunmaktaydı. Gözlüklü olan bir sandalyede oturmuş,elindeki kalemi masanın üzerine yavaşça ama düzenli bir ritimde vuruyordu. Diğeri ayakta durmuş,kolları arasında masadakilerin tamamen aynısı birkaç dosyayı tutmaktaydı.Arkasındaki aralık duran kapıdan az önce çıktığı izlenimini uyandırıyordu onun bu hali.

Sizleri detaylarla sıkmak gibi bir niyetimin olmadığına yemin edebilirim, her şeyin, bu ofisin ve insanların son derece rastlanır ve sıradan göründüğünü anlatmak istedim sadece. Oraya nasıl, hangi amaçla ve ne şekilde böyle aniden gelmiş olduğumu bilmemem ya da hatırlamamam dışında.

Yine de o an için gidecek başka yerim olmadığı için odaya girdim ve beyaz kapıyı bulduğum gibi hafif aralık kalacak şekilde ardımdan çektim. Oda küçük, o an içeride bulunanların sayısı iki elin parmaklarından bile az olduğu ve üstüne üstlük hissedebildiğim kadarıyla herkes birbirini uzun zamandır tanıyor olduğu için ortama girişim hemen fark edildi. Masanın ardında duran iki yetkili birbirlerine baktılar. Ayna gibi birbirlerinin yüzüne yansıyan şaşkınlıkları aynı şeyi;yani benim oradalığımın sebebinden her ikisinin de bihaber olduğu gerçeğini teyit etmiş olmalı ki ayakta duran kollarının altındaki büyük defterleri aceleyle masaya bırakarak yanıma koştu. Bir kaç saniye süren bu süreç ve koşarken adamın yüzünde gördüğüm bulanık ifade,bir takım gizli dolapların döndüğü bir ofiste bulunduğumu ve aslında orada bulunmamam gerektiğini anlamam için yetti de arttı bile. O an, bu kırık koşudan ve içerideki insanların benim gelmemden sonraki rahatsızca hareketlenmelerinden, bu mekânda her şeyin alışageldiğimden çok daha yavaş devinmekte olduğunu anladım. Koşucu yetkili bana ulaşmadan önce bu durumu bir kez daha doğrulamak için sağ tarafımda,duvar kenarındaki sıranın üzerine oturmuş olan iki yaşlı adama çevirdim bakışlarımı. Onlar da diğerleri gibi konuşmayı kesmiş bana bakıyorlardı. Boynunda göz alıcı bir fular bağlı olan, ısırdığı piposunu dişlerinin arasından çekip öyle güzel ve yavaş üfledi ki dumanını ve duman öyle nazlı nazlı süzüldü ki bana doğru, düşündüğüm şeyin gerçek olduğunu anladım.

"Buraya nasıl ve hangi amaçla geldiniz bayım?" Koşucu yanıma ulaşmıştı bile.
Şimdi şaşkındım işte. Bilmiyordum ki;nasıl ve neden geldim. Ben henüz yanıtlayamayacağımı bile söyleyemeden bir panik halinde ikinci sorusunu sordu.
"AO kartınızı görebilir miyim?"
"AO kartı?"
Yüzüne öyle bir baktım ki şaşkınca,neden bahsettiği konusunda en ufak bir fikrim olmadığını anlayıverdi oracıkta, arkasına döndü aynı ağır devinimlerle ve masanın ardında oturan amirine dönüp, belli belirsiz bir işaret yaptı.
"Tahmin ettiğimiz gibi AO kartı olmayan ve ofise yanlışlıkla girmiş biri bu" anlamına geliyordu bu işaretler. Suratlarındaki endişeden,bir kez daha olmamam gereken bir yerde olduğumu ve turuncu hatta belki de kırmızı alarm verilecek bir duruma sebebiyet verdiğimi anladım.

Sözü uzatmayacağım,durumun çözümlenebilmesi adına ben apar topar oda dışına çıkarılırken oradaki herkesin ilgisi hâlâ bu davetsiz misafir üzerindeydi.Kadın endişeyle paltosunun düğmesiyle oynayarak bana bakıyordu şaşkın şaşkın. Kendilerinden daha şaşkın ve çaresiz hissettiğim için utandırmadı beni tüm o bakışlar.
Ofisten dışarı çıkarken içeriye girdiğim kapıyı kullanmadık,masanın arkasında bulunan kapıdan geçerek arşiv görünümünde büyükçe bir salona girdik. Işıklı,büyük bir kütüphane ya da arşive benziyordu salon. Her yer raflarla doluydu. Rafların büyük bir bölümü tavana kadar dolu olmalarına rağmen herşeyin düzenle yerleştirildiğini farkettim. Raflarda sıralanan kitap ve dosyaların sadece sırt ciltlerini görebilsem de ebatlarından hepsinin ofiste gördüğüm şu birkaç büyük defter gibi olduklarını anladım.Ya da aynı amaca hizmet ettiklerini. O amaç her ne ise...

Depo veya arşiv uzmanı sayılmam ama rafların arasındaki koridorlar boyunca yürürken tüm sistemin son derece ergonomik bir şekilde tasarlandığını düşündüm. Yüksek raflara ulaşmak için ara koridorlar boyunca yerleştirilmiş kayar basamaklar ve her bir raf gözünün son derece düzenli adreslenmiş,etiketlenmiş olması düşündürttü bunu bana.
Ana koridorun sonuna geldiğimizde bir masanın çevresine karşılıklı olarak oturduk. Yirmi metre kadar ileride, hemen sağ tarafımda açık bir kapıdan ötesi görünmekteydi. Burası - görebildiğim kadarıyla -masmavi bir gökyüzü altında uzanan yemyeşil bir bahçe idi. Çıkış kapılarından birisi olabilceğini düşündüm. Tam da o sırada,arşivin raflar engellediği için göremediğim bir tarafından,bir kedi,içi şu bildik büyük defterlerle dolu bir el arabasını itekleyerek bu kapıdan dışarıya,bahçeye çıktı ve gözden kayboldu. Acelesi var gibiydi. Şaşırmadığıma şaşırdım.

Birden neden bu masada olduğumu anımsadım ve karşımda duran adama sorgulanacak mıyım diye sordum.
Hayır bayım dedi kibarca ve konuşmasına devam etmeden önce kendisini,en azından bir süre hiç kesmeden dinlememi rica etti.
"Buraya nasıl geldiğinizi bilmiyoruz henüz,daha önce gelmediğiniz de çok açık.Çünkü hem bunu biliyor olurduk hem de bir AO kartına sahip olurdunuz.Bir yanlışlık eseri burada olduğunuz açıkça ortada. Geldiğiniz kapıdan geri dönüp gidemeyeceğinizi de biliyoruz.Bu hiç de kolay değildir çünkü. Öyleyse bu durumlarda yapılması gereken,ki çok sık karşılaşmıyoruz bu gibi durumlarla, neden burada olduğunuzu anlamaya çalışıp,sizi küçük bir armağanla geri göndermektir. Bunu yapmak için de pek işimize gelmese bile size nasıl bir yerde bulunduğunuzu ve buranın amacını anlatmak zorundayım."
"Armağan mı?" diye sordum, sanki tek anlayamadığım kısım bu imiş gibi.
"Lütfen..." dedi.
"Tamam devam edin, özür dilerim kestiğim için."
Devam etti.
"Alıntılar Ofisi diye bir yer duymadınız sanırım daha önce."
Başımı iki yana sallayarak onayladım daha önce duymamış olduğumu.
"Burası Alıntılar Ofisidir.İlk olarak ne zaman,hangi çağda kurulduğunu ben bile bilmiyorum açıkçası,oysa tahminen sizin görünen yaşınızın bin katından daha uzun bir süredir burada çalışmaktayım. Alıntılar Ofisinin tek bir amacı ve bu amaca yönelik belirli yöntemleri vardır.Kısaca ifade etmek gerekirse ofisin amacı; Dünya üzerinde yazını oluşturmak -ki bu ilk kuruluş amacıymış bu ofisin-, beslemek ve yaşatmak amacıyla yazar olarak seçilmiş kişilere, hangi milletten ya da sınıftan olurlarsa olsun yazılar vermektir.Tabii ki bu öyle rasgele yapılan bir iş değildir. On binlerce yıl boyunca hiç tükenmeyecek kaynaklar arasından her yazarın önceden belirlenmiş çizgisine,yaşadığı çağa,amaçlarına ve misyonuna uygun yazıları seçip tasnif etmek.Bunları ilk basılacağı dile çevirmek ve hangi tarihlerde,hangi toplumsal beklentilere uygun şekilde ortaya çıkarılacağına karar verip zamanı geldikçe birer birer yazara teslim etmek.Tabii bu arada yazarlara verilmiş ve yayımlanmış yazıların özenle işaretlenmesi ve takibi gerekiyor ki mükerrer bir işlem yapılmasın ve bir eser birbirinden habersiz iki yazar tarafından yazılmasın. Bunun içindir ki;Son Arşiv departmanımızda özellikle kedilerden yararlanıyoruz. Çünkü kediler dikkat konusunda en gelişmiş canlılardır. Az önce bir kedi çalışanımızı gördüğünüzde yüzünüzde oluşan merak ve şaşkınlığı gidermek adına belirttim bu detayı.Tekrar bir özetlemem gerekirse ofisimiz iki ana arşiv bölümünden oluşur :Ön Arşiv ve Son Arşiv.Ön Arşiv bölümünde henüz herhangi bir yazara teslim edilip,yayımlanmamış yazılar bulunmaktadır.Son Arşiv bölümünde ise çağlar boyunca yazarlara verilmiş ve yayımlanması sağlanmış bildiğiniz,bilebilceğiniz tüm eserlerin orijinal kopyaları.
Elimi izin istermiş gibi yarım bir şekilde havaya kaldırdım. Buyrun,sorun dedi.
"Doğru anlayıp anlamadığımı sormak istiyorum, Dünya üzerindeki tüm yazarlar,şairler yazdıklarını düşündüğümüz tüm o yazıları gelip buradan alıyorlar. Hem de neyi alacaklarına,yazacaklarına bile kendileri karar vermeden,sadece zamanı geldikçe buraya uğrayarak,yayımlanacak eserlerini koltuklarının arasına sıkıştırıp gidiyorlar. Hatta bu kişilerin yazar olarak seçilmeleri bile kişisel uygunluklarından ya da yeteneklerinden çok ofisin öngörüşlerine bağlı. Doğru mu buraya kadar?"
Kısmen doğru derken dilini şaklattı ve devam etti.
"Her şeyden önce Dünya üzerinde kimin yazar ya da şair olacağına karar vermek bu ofisin görevleri dışındadır.Bu konuda başka yetkili merciler var.Alıntılar Ofisinin görev sınırları,bir insan yazar olarak seçilip dosyası buraya gönderildikten sonra başlar. Öncelikle uzmanlarımız bu yazar adayı için bir edebi kariyer planı çıkartırlar.Daha sonrasında;yaşamına,misyonuna,içinde yer aldığı ya da ileride yer alacağı topluma,topluluğa,kendisine uygun görülen üne ve çağlara mal olmuşluk seviyesine uygun bir portföy oluşturmak için bir araştırma başlatılır. Ön Arşiv bölümünden,tüm bu kriterlere uygun yazı,roman,öykü ve şiirlerin seçilmesi işi yani.Yaklaşık bir yılı aşkın bir çalışma olur bu.Tabii bir defada seçilmez tüm bu yazılar. Önce binlerce uygun eseri toplar bir kaç uzman, birbirlerinden bağımsız çalışmalar yürüterek.Sonra bir araya gelip kendi seçtiklerini ortak bir havuzda birleştirir ve yeni bir elemeden sonra,seçilenlerin sayısını bir kaç yüze indirirler. Bir kaç son incelemeden sonra sona kalanlar Büyük Kurul' a iletilirler.Büyük Kurul son eleme ve düzeltmeleri yaptıktan sonra seçimleri sabitler. Hangi eserlerin seçildiği yazardan bile gizli tutulur,yani bir yazar yalnızca zamanı geldiğinde,kendisine verildiğinde okuyabilir yazacağı yazılarını.
Bir şey daha var eklemem gereken,yazar olarak seçilmiş kişiler yetenek ya da uygunluktan uzak değildirler. Her şeyden önce bu sorumluluğu taşıyacak ve öngörülenlerin dışına çıkmayacak kişiler olmaları gerekiyor."

Grimm Kardeşlerden, Kafka'ya kadar onlarca yazar geçti aklımdan. Soracağım o kadar çok şey vardı ki.
"Ya kendi başlarına bir şey yazmaya yeltenen yazarlar olmuyor mu? Dünya üzerinde bildiğimiz tüm eserler bu Ofisten mi çıkma yani?" diye sordum.
"Son elli,altmış yıldır rastlamadım dediğiniz gibi bir duruma ama geçmişte olmaktaydı" diye sürdürdü konuşmasını "ama bellidir akıbetleri,ya birden delirtilirler ya intihar ettirilirler ya da acınacak şekilde çaptan düşürülürler. O yazarın konumuna da bağlı olarak hangi seçenek diğer yazarlara en iyi ibreti teşkil edecekse artık..."
"Peki ya" dedim "amatör yazarlar,ya da kendilerince yazı yazanlar, bir yerden ilham geldiğini ve iyi yazılar yazdıklarını düşünenler,hatta belki yazanlar, kısacası tüm amatörler? Onların yazıları da mı buradan çıkma" Kollarımı şaşkınlıkla iki yana açmış olduğumu fark etmiştim bunları sorarken.
"Adları üzerlerinde bu yüzden amatörler zaten, bu yüzden de amatör kalırlar. Sorunuzun yanıtı kısaca, hayır. Onların yazıları kendilerine aittir gerçekten. Başka sorunuz var mı, vaktimiz daralıyor da, daha sizin neden burada olduğunuzu ortaya çıkarmamız ve mesai sona ermeden sizi geri göndermemiz lazım."
Dosyalarınızdan birini ya da bir kaçını incelemem mümkün mü diye sordum.
"Hımmm, Ön Arşivden yani henüz bir yazara verilmemiş ve yayımlanmamışlardan bir şeyler göstermem mümkün değil ama Son Arşivden,yayımlanmışlardan bir şeyler ayarlayabilirim sizin için. Hatta anlattıklarıma inanmadığınızdan değil de entelektüel bir meraktan görmek istediğinizden dolayı size ilk üç kalite arşiv dosyalarından birini getirebilirim. Şimdi bu kalite konusu da nedir diye soracaksınız biliyorum. İzah edeyim.Takdir edersiniz ki Dünya üzerinde çağlar boyunca binlerce yazar ortaya çıktı, çığır açanlar, edebi akım yaratanlar, sadece yaşadıkları toplumda ya da o toplumun küçük bir parçasında bilinenler, ya da tüm Dünya da bilinenler, sadece yaşadıkları çağda bilinenler,ya da çağlar boyunca bilinenler, tamamıyla sıradan olanlar vs vs. Bu yazarlara yüklenen misyonlar gereği ve kariyer oluşturma araştırmalarında da kolaylık sağlansın diye bu arşivde yer alan tüm eserler bir ile on iki arasında değişen bir kalitede sınıflandırılıp o şekilde dosyalanmışlardır. Zaten bir yazar adayının ilk dosyası bize ulaştığında, eğer örneğin; bir akım yaratıcısı olması öngörülmüşse buna ilişkin bir not düşülmüştür dosyasına ve biz de araştırmamızı bu amaca yönelik bir arşiv bölümüyle kısıtlarız. Eğer çağlar boyu tanınacak bir yazar olacaksa bu kişi, doğrudan birinci ve ikinci kalite sınıflı dosyalara bakarız. Tabii aralara on ikinci kaliteden bile yazılar serpiştirdiğimiz yazarlar olur. Çeşitli amaçlarla yaparız bunu. Örneğin Dünya'daki,diğer amatör yazar kılığındaki okuyucuların okuyup -buna benzer şeyleri ben de yazabiliyorum- dedikleri yazılardır bunlar, ya da hayranlarının okuyup - ne yazsa beğeniyorum çünkü tarzı bana uyuyor - dedikleri türden şeyler. Zaten on, on bir ve on ikinci kaliteleri ancak bu amaçlarla kullanırız."
Şaşkınlıktan ve dehşete düşmüşlükten daha çok uyuşmuş bir haldeydim. Sormam gereken daha o kadar çok soru vardı ki belki...Ama ilgilenmiyordum bunlarla.

Neyse ben incelemeniz için bir dosya getireyim deyip ayağa kalktı.Daha önce fark etmediğim bir kapıdan girdi,kapının üzerinde "Sekizinci Son Arşiv" yazıyordu. Kendi halimde düşünmeye başlamıştım ki kapıdan kafasını uzatıp yerimden kalkıp,bulunduğum Ön Arşivdeki dosyaları incelememem konusunda kibarca uyardı beni.
Merak etmeyin dedim, pek de halim yok zaten.
Bir kaç dakika sonra geri döndü elinde cildi biraz yıpranmış bir büyük dosyayla.
"Buyurun" dedi ve önüme koydu dosyayı,incelemem için.
Genel kurallar başlıklı ön bölümü ve içindekiler bölümünü geçtikten sonra ilk yazıya ulaştım. Lamiel isimli kısa bir romandı. Tüm sayfaların üstüne basılmış kaşelerde "Yazar Adı: Marie-Henri Beyle-Stendhal (el yazısı ile eklenmiş)" ve "Yazara Verilme Tarihi:20 Kasım 1838 (yine el yazısı ile yazılmış)" bilgileri bulunmaktaydı. Kalın ve büyük dosya içerisinde bunun dışında daha birçok, kimini daha önce okuduğum, kimini ise okumadığım on kadar eser vardı. Hemen hemen hepsi birbirinden farklı,ismini burada saymayacağım ünlü yazarlara verilmişti zamanında. Çok fazla zaman geçirmedim dosyayla,sanırım yaşadığım şoktan başım dönüyordu biraz ve sayfalar arasında kaybolmak istemedim.Eski sarı sayfalardı bunlar. Bir de Homeros'a verilenler nasıl olmalı kim bilir diye düşünmekten kendimi alamadım.
"Dosyayı alabilirsiniz" dedim "göreceğimi gördüm, yalnız bir soru daha var aklıma takılan. Belki de en önemlisi şu ana kadar sorduklarımın ya da öğrendiklerimin."
Sorun, sizi dinliyorum dedi.
"Söyleyin bana, çağlar boyunca Dünya edebiyatını oluşturan, yazarlara, şairlere verilen bunca yazıyı kim ya da kimler yazdı peki? Umarım sorumu anlayamayacağım metafizik varlıkları işaret ederek yanıtlamazsınız..."
"İşte bunu ben bile bilmiyorum" dedi "daha doğrusu kimse bilmez tüm bu raflarda duran yazıların buraya nasıl, nereden geldiğini, sadece üzerimize düşen görevi yaparız biz."
Anlıyorum diye iç geçirdim, en önemli sorum yanıtsız kaldığı halde.
"Anladığınıza ve bu kadar dar bir zamanda aydınlatılabilecek kadar aydınlandığınıza göre bizim ihtiyacımız olan sorunun yanıtını arayalım artık" dedi.
"Sizi dinliyorum."
"Alıntılar Ofisi'ni ve işlevini öğrendiğiniz. Size de yazarlara veya yazar adaylarına verilen AO kartı verilmediği ya da bize ulaşan bir dosyanız olmadığına göre tamamen tesadüf sonucu burada bulunmaktasınız demektir. Bunun da tek bir yolu vardır. Bir şekilde, bilinçli ya da bilinçsiz olarak buradan bahsetmiş olmanız gerekir bir yerlerde."
Bu kez itiraz eder bir havaya bürünerek,bir yandan da kendimi savunur gibi bir havaya girmemin gereksiz olduğunu, çünkü herhangi bir suçlama ya da sorguyla karşı karşıya bulunmadığımı düşünerek konuştum.
"Bu nasıl mümkün olabilir ki, buranın varlığını az önce öğrendiğime siz de şahit oldunuz."
"Bilemiyorum, belki bilinçsiz bir bahis konusu olmuş olabilir ya da çok kuvvetli bir düş." dedi ve elini çenesine dayadı bunları söylerken.
Birkaç dakikalık bir sessizlik oldu. Bu süreyi konu hakkında yoğun bir düşünmeyle harcamadım. Zaten her zamanki gibi dikkatim dağılmıştı biraz ve ben bir gün önce iki kadınla birlikte geçirdiğim koca bir günü düşünüyordum. Beriki diğer yandan hâlâ bir yanıt bekler durumda dikiliyordu tepemde. Tam bu anda şimşekler çaktı kafamda ve bir suçu itiraf ediyormuşçasına konuşmaya başladım ve bu ruh halime ben bile şaşırdım.
"Dün iki kadınla koca bir gün ve koca bir gece geçirdim. Bu kısmı konumuzun dışındadır elbet ama ilk saatlerimizde bir barda oturmuş içki içiyorduk ve kadınlardan biri bana dönüp, sevgilisinin benim yazdığım yazıların bana ait olmadığını,bir yerlerden alıntı yaptığımı düşündüğünü söyledi."
"İlginç, gerçekten ilginç" dedi "devam edin, bir yerlere varacağımızı hissediyorum."
"Tamam" diye sürdürdüm "ben de kadına dönüp, sevgilin doğru düşünmüş, yazdıklarım bana ait değiller, hepsi alıntı dedim. Bunun üzerine bana; peki nereden alıntı diye sordu. Ben de alıntılar yapılan bir yerden alıntı diye geveleyerek geçiştirdim sorusunu."
"Eureka. Bu işte. Şimdi anlaşıldı, dolaylı olarak böyle bir sistemi ima ya da hayal ettiniz o an belki de."
"Belki de..." dedim sessizce.
"Peki" dedi "sistemdeki gedikleri ve bundan sonra oluşabilecek aksaklıkları çözümleyebilmek ve gerekli düzeltmeleri yapabilmek için buraya nasıl geldiğinizi anlamak zorundaydık.Şimdi sizi geri gönderebiliriz.Tabii bunun için bir de armağan vermemiz gerekiyor."
"Armağan mı?"
"Evet size buradan verebileceğimiz yegâne armağan ne olabilir takdir edersiniz tabii : bir yazı. Belki almak istemeyebilirsiniz ama buradan çıkışın başka yolu da yoktur. Üstelik dokuzuncu kaliteden bir yazı seçmenize izin vereceğiz, hatta görevli arkadaşlar bu konuda çoktan çalışmaya başladılar bile."
Bunları söyledikten sonra masanın üzerinde bulunan bir kütüphane zilini çaldı. Birkaç dakika sonra siyah yelek giymiş beyaz bir kedi geldi yanımıza, arka ayaklarının üzerinde dikilmiş, bir el arabasını itekleyerek. İki büyük dosya vardı el arabasında dokuzuncu kaliteden ve Ön Arşiv bölümünden özenle seçilmiş. Bunları masaya bırakıp yanımızdan ayrıldı beyaz kedi.
"Siz bunları inceleyip almak istediğiniz öykü ya da şiiri seçin ben de az ötede bu durumla ilgili raporumu yazayım." dedi ve masanın diğer ucuna oturup raporunu yazmaya başladı.
Orta kalitede birbirinden güzel öykü ve şiirler vardı dosyanın sayfalarında, hiçbiri henüz kaşeli değildi. Seçmek zor olacaktı. Üstelik anladığım kadarıyla hepsini baştan sona kadar okuyup seçecek kadar bir zamanım yoktu. Keşke bunları getiren kedinin fikrini alsaydım diye düşünüp,gülümsedim.
Toplam kırk yedi tane henüz sahipsiz öykü ve şiir vardı iki dosyada. İlki sıkıcı bir öyküydü. İkincisi fena sayılmazdı,sokaklarda yaşayıp bir amacı olmaksızın sürekli eski kağıtları toplamakla vakit geçiren yaşlı bir adamı konu alıyordu öykü.
Raporunu yazan işini ciddiyetle yapsa da, ara sıra duruyor, göz ucuyla bana bakıyordu.
"Böyle bir seçimin içinden çıkmak çok zor" dedim. Bana baktı ama bir şey demedi, ne yapalım seçin işte bir tanesini, çok uzatmadan der gibiydi yüz ifadesi.
Tekrar dosyalarıma dönmüştüm ki koşarak bir başka kedi geldi görevlinin yanına. Elinde bir dosya taşımaktaydı ve bir şeyler söyleyip, aralardan bir sayfayı açıp adamın önüne koydu dosyayı. Benden bahsettiklerinden emindim. Çünkü adam göz ucuyla bana baktıktan sonra önüne koyulan dosyayı incelemeye koyuldu. Bir yandan da şaşkınlığını gösteren yüz ifadelerinde bulunuyordu.
"İlginç..." dediğini duydum. Bir kaç dakika okuduktan sonra kalktı yeniden yanıma geldi ve konuşmaya başladı.
"Size vereceğimiz armağan yazıyı bulduk" dedi "hem de yedinci kaliteler arasından çıktı, ama tastamam size ve bu duruma ait olduğunu düşündük. Bu yüzden size bu yazıyı vermemiz ve uğurlamamız gerekiyor artık."
"Peki, siz uygun gördükten sonra... Zaten bir seçim yapmakta zorlanıyordum. Yazıya bakabilir miyim?"
"Buna gerek yok, nasılsa seçim şansınız yok, yolda okursunuz" dedi soğuk bir şekilde "yetkili arkadaşlar gerekli kopya çıkarma, kaşeleme ve çıkış işlemlerini yapıyorlar, bir kaç dakika sonra burada olur yazınız."
Bir kaç dakika bekleyebilirdim elbet. Masanın bir köşesine iliştim yeniden.
Kısa bir süre sonra kedilerden bir başkası geldi boş bir el arabası ve elinde bir tomar sayfayla, kağıtları elime tutuşturdu ve el arabasına oturmamı işaret etti hiç konuşmadan. Oturdum ve beni bahçeye açılan kapıdan dışarıya doğru itmesine şahit oldum. Görevli memur ben arşivden çıkarken tekrar ilgilenmedi benimle, raporuna dalmıştı.
Sonrasında; yirmi dakika kadar sürecek yolculuğumuz başladığında, bir kedi tarafından itilen el arabasının konforu tüm uzuvlarımda hissederek, bana verilen yazıyı okumaya başladım keyifle:
"Beyaza boyalı aralık demir kapıyı kuşku ve korkularıma rağmen iterek açtım, çünkü önümde ya da arkamda uzanan başka bir yol yoktu. Otuz,bilemediniz otuzbeş metrekarelik sıradan bir odaydı kapının önünde uzanan. Fazla detaylandırılmamış sade bir ofis diye düşündüm.Büyük, güzel bir masanın önünde neredeyse bir sıra oluşturacak şekilde dikilmiş iki,üç kişi.İçlerinden biri masaya eğilmiş,artık sadece nüfus dairelerinde rastlanabilen büyük ebatlı,kalın,ciltli bir defterin sayfalarını karıştırıyordu...." diye başlıyordu ve "Devamını okumak için başa dön." diye sona eriyordu öykü...




Edited by - gregorsamsa on 16/09/2008 02:34:52
  Previous Topic Topic Next Topic  
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.08 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits